YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

ICKI

July 14 2001 at 9:36 PM
tip  (no login)
from IP address 141.84.69.18

592 - Omer Ibnu'l-Hattab (radiyallahu anh) anlatiyor: Omer: "Allah'im, sarap hakkinda bize tatminkar bir aciklamada bulun" diye dua etmisti ki Bakara suresinde bulunan su ayet indi: "Sana icki ve kumari sorarlar de ki: "Ikisinde hem buyuk gunah ve hem insanlara bazi faydalar vardir. Gunahlari faydasindan daha buyuktur." (Bakara 219).
Bunun uzerine Omer (radiyallahu anh) cagirildi ve ayet kendisine okundu. Omer yine: "Allah'im sarap hakkinda bize tatminkar bir aciklamada bulun" dedi. Bir muddet sonra Nisa suresindeki: "Ey iman edenler! Sarhosken ne dediginizi bilene kadar, cunubken, -yolcu olan mustesna- gusledene kadar namaza yaklasmayin..." (Nisa, 43) ayeti nazil oldu. Omer (radiyallahu anh) cagirildi ve ayet kendine okundu. Omer yine: "Allah'im sarap hakkinda bize tatminkar bir aciklamada bulun" dedi.
Bir muddet sonra, Maide suresindeki ayet indi: "Ey iman edenler! Icki, kumar, putlar ve fal oklari suphesiz seytan isi pisliklerdir. Bunlardan kacinin ki saadete eresiniz. Seytan suphesiz icki ve kumar yuzunden araniza dusmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah'i anmaktan alikoymak ister. Artik bunlardan vazgecersiniz degil mi?" (Maide 90-91). Omer yine cagirilip ayet kendisine okundu. Bu sefer "Evet Rabbimiz vazgectik, vazgectik" dedi.
Tirmizi, Tefsir, Maide (3053); Ebu Davud, Esribe 1, (3670); Nesai, Esribe 1, (8, 286, 287). Tirmizi hadisin sahih oldugunu soyledi.


 
 Respond to this message   
AuthorReply
MGK
(no login)
213.153.175.62

Ben de vazgeçtim içmekten

July 14 2001, 10:42 PM 


Geçenlerde bir arkadaş toplantısına çagırıldım...
Yakın dostlardan meydana gelmiş neseli ve keyifli bir atmosferdi.Deniz kıyısında manzaralı bir yerde kurulan sofrada göze ve buruna hitap eden yiyecekler vardı.İçecek olarak hemen hemen bilinen her tür de mevcuttu.
Sohbet koyulaştıkça keyif artıyor keyif arttıkça da paylaşılan konular çeşitleniyor renkleniyordu. İddialaşmalar,tecrubeler,yaşananlar keyifle dile getirilip dinleniyor, kahkahalar kopuyordu.
Taklitler,fıkralar,benzetmeler ile süslenen muhabbette içki tüketiminin debisi de bu keyif ile orantılı bir şekilde artıyordu.En azından bende öyle oluyordu.

Karşı çaprazımda oturan ve muhabbete arada katılan, ancak katıldıgı zaman keyifle kendini dinleten, düzgün hatlı ve davete yalnız gelen hanımefendiye bakışlarımı yogunlaştırmaktan kendimi alamamaya başladım.
İlk geldiginde ilgimi çekmişti tabii ki, ancak ona dogru artan yogunlugum cesaretim ile yogrularak onu grubun içinden soyutlamaya başlamıştı gözümde.
Müzik sisteminde çalan muzigin türü ve şiddeti degişmişti.Daha ritmik ve daha yüksek bir ses ile çalmaya başlamıştı...

Hep beraber dansedenler,yerinde dansedenler oluşmaya başlamıştı...
Yogunlaşan ilgim meyvasını verdi ve dansa davet ettim...
Kabul etti.
Bıyıklarımın terlemeye başladıgı zamanlardan bu güne kadar ögrendigim ne kadar dans figuru varsa hepsini yapıyordum.
Etkilemeyi becermiştim onu.Yalnız onu mu? Herkesi etkileyebilmiştim.
Hoparlorlerden çıkan melodiler sanki gögüs kafesimin içinde yer alan bir orkestra tarafından çalıyor gibiydi.
Sırılsıklam terlemiştim.
Eliyle alnımdaki terimi başımı ve saçımı parmaklarıyla taraklayarak sildi "terlemişsin" diyerek.
Sıcak bir yaz gecesinin,hareketin ve alkolun vucudumda yarattıgı ısıya ragmen,elinin sıcaklıgını alnımda hissettim.
O güzel manzara ve ortamın içinden iyice soyutlanmıştı.
Karşısında şakalaşıyor, gülüyor, dansediyor, yemek yiyor,içiyordum...

Dolu dolu geçen saatlerden sonra dagıldık.
Eve geldim.
Yataga uzandım.

Tavandan sallanan taiwan malı renkli lambayı durduramıyordum...Gittikçe daha geniş daireler ile dönmeye başlamıştı.Arkasından tavan da ona katıldı.
Gözlerimi kapattım,bu kez yatak dönuyordu altımda.
Yatakta bir döndüm.Gözlerimi açtım...Pencere iki duvar arasında elipsler çiziyor gibiydi.Ayaga kalktım.Odayı döndermeye başladı pencereyle lamba...
Ben de içinde...

Durmuyor.
Durduramıyorum.

Banyoya dogru yöneldim ve o güzelim yiyecekler ve içkilere ihanet edercesine paragımı gırtlagıma gömdüm...

Alafranga klozete sarılmışım.Zira o da hatırı sayılı bir çapla önümde dönmeye başlamıştı.
Dönerek karşımda gidip gelen klozeti tutturamayacagımı düşünüp yerler batmasın diye klozete sısıkı sarılmış tutuyordum.

Agzımdan şu sözler dökülüyordu...

-Tövbeee.... bir daha içmeyecegim.Vazgeçtimmmm...Bir daha içersem Allah belamı versiiiin...

1437. tövbemi etmiştim.

Ömer'in çagrılarak ona okunan kadar etkileyici mi bilmem ama, bende işe yaramıyor.Umarım sizin işinize yarar.

 
 Respond to this message   
Ergenekon 1
(no login)
194.29.61.4

Ickiyi serbest eden mezhep imamlar1,Ama icipde küfelik olun demiyorlar.

July 26 2001, 7:34 PM 

Özal1n han1m1 Semra han1m,hem icerim,hem namaz1m1 k1lar hemde orucumu tutar1m dediydi.

Neye dayanarak? Tabiki mezhep imamlar1na.

Saf müslümanlarda ,ickiyi icirenlere deyilde icenlere k1z1yorlar.

Yahu bu kitaplar1n hic biri birbirini tutmuyor.

Imamlar toplan1p karar vermisler.Sarab1n damlas1 haram.

Diyer ickiler(Rus votgas1,Amerikan wiskisi,Yunan uzisi,Türk rak1s1,cin,peri bilmem ne adl1 nekadar icki var ise,sarhosluk derecesine yak1n serbes.Var sarhos edicek o zaman o icki yasak olucak.


Fe suphanallah,gelde simdi bu esseyi sudan gecir,gecerse.

Cok seyin AZI KARAR, COGU ZARARDIR.

Bal1 bile cok yersen komaya girersin.

Isyan c1karan imam1 zaptiyeler yakalar,hakimler yarg1lar ve idam karar1 verirler.Bir gün önce sorarlar,sondileyin nedir?Imam derki k1rk yumurtay1 k1r1n pisirin bana getirin.

Imam1n dedigi getirilir.Imam afiyetce yer,Az sonrada idamdan kurtulur, cünkü ölmüstür.

Bol kepbe merhsba

Er gene kon 1

 
 Respond to this message   
garip
(no login)
208.236.45.63

Untitled

October 3 2001, 10:16 PM 

ickiyi icip icmemek kisinin kendisine kalmis bir istir. Islam dini ickiyi yasaklar, bizim esnek muslumanlar hem icerim hem de namaz kilar oruc tuttarim diye kendilerince temize cikmaya ugrasirlar. Bu hem icen hem namaz kilan tatli su muslumanina domuz etinin zerresini yediremezsin. Hatta icinde domuz yagi vardir diye ithal recel bile yemeyenleri mevcuttur (senesini hatirlamiyorum ama sanirim 2. dunya savasi yillarina yakin bir zamanda Mus'un Varto ilcesinde deprem olmus, tas ustunde tas kalmamisti. Uluslararasi yardim kuruluslari cadir, battaniye, yiyecek vs. gondermisler, italyanlar ise cesit cesit receller ve konservelerle yardim kampanyasina katilmislardi. Bazi uyaniklar piyasaya cikip halkin cehaletinden istifade ederek 'bu receller domuz receli, zinhar yemeyin!' diye milleti kandirmis, guhana girmekten korkan cahil halk recellere el surmemis ve bu uyaniklar recelleri toplayarak Istanbul'un zengin semtlerinde satip yollarini bulmuslardi)

Bunlar cehaletten kaynaklanan seylerdir. Allah sarhosluk verici herseyi yasak ediyor, Kuranda sarap geciyor ancak o sarhosluk verici ickilere bir misaldir. Butun toplumlarin bildigi en yaygin ickidir o yuzden orada ornek olarak kullanilmistir. Domuz eti de haramdir, ancak sarabi ve diger alkollu ickileri icip de domuzdan veba gormus gibi kacmanin bir mantigi yoktur. Allah'in yask ettigi seylerin isine gelenini yiyip-icip isine gelmeyenine haram diye dokunmamak akla mantiga aykiridir.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.98.30.142

MGK bir pire için yorganı yaykmış.

October 4 2001, 7:09 AM 

İçki MGK'yı, başını fıldır fıldır döndürecek kadar, sarhoş ettiği için MGK içkiyi bırakmış. Bana sorarsanız, bir pire için koskoca yorganı yakmış. Oysa yararlı da olmuş içki ona. Onu yüreklendirmiş; karşısında oturan o güzel hanıma itmiş onu. Hani gerdeğe girmek üzere olan adamı, arkadaşları, yumruk atıp yüreklendirir ya. İşte öyle bir şey.

İçkinin yararları var. İşte onlardan biri bu. İnsanı yüreklendirir. İlaç olarak kullanılınca da yararlıdır elbet.

Zararlarına gelince... İnsanı ne dediğini, ne yaptığını bilmez hale getirir.

Örneğin, televizyonda bir iş adamı gösterdiler. İçmiş. Ne yaptığını bilmez halde. Tabancayı şakağına dayamış, "Kendimi öldüreceğim!" diyor. Ne derdi varsa! Çocuk gibi olmuş. Çocuk aldatır gibi aldattılar, tabancayı elinden aldılar.

MGK böyle olmamış. Aferin ona.

İçkinin 4:43'te değinilen zararı da işte bu.
'Ey inananlar! İçkiliyken namaza yaklaşmayın. Ne dediğinizi bilene kadar bekleyin.'

Dikkat edilirse burada Yüce Allah, 'içmeyin!' demiyor. Çünkü konu, içki değil. Konu, hangi halde namazın geçersiz olacağı: insan ne dediğini bilmez haldeyse boşuna namaz kılmasın; o namaz geçersizdir.

Bu halin nedenlerinden yalnızca biri anılmış 4:43'te: içip sarhoş olmak.

Ama insan başka nedenlerle de ne dediğini bilmez hale düşebilir. Örneğin, karşı konulmaz bir uykunun bastırması... Öyle bir uykunun baskısı altındaki bir insan da ne dediğini bilmez haldedir. Bırakın bilinçli bir şekilde dualar etmeyi, bilmeden Allah'a sövebilir. O namazın hiç bir yararı olmaz; zararı olur. O yüzden Yüce Allah "Ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın,' diyor.

Arapça bilmediği halde namazını Arapça kılan bir insan da ne dediğini bilmez haldedir. Yani, bir insan, namazını ha içkiliyken kılmış, ha bilmediği bir dilde kılmış. Ne dediğini bilmez haldedir. O haldeyken kıldığı namaz geçersizdir.

Bunun çarpıcı bir kanıtı, insanların, ne diyor olduğunu bilmeden, BİSMİLLARAHMANIRRAHİM demesi.

Pek çok Müslüman, besmele niyetine, BİSMİLLARAHMANIRRAHİM der ve Allah'a söver. Örneğin, Mehmet Ali Erbil'e dikkat edin. BİSMİLLARAHMANIRRAHİM, der. Süleyman Demirel, kurdele keserken BİSMİLLARAHMANIRRAHİM der. Her halde milyonlarca Müslüman BİSMİLLARAHMANIRRAHİm der ve Allah'a söver.

BİSMİLLARAHMAN, "Rahman olmayan Allah"ın adıyla demek. Yani Korumayan Allah! Bir sövgüdür bu. Doğrusu, BİSMİLLAHİRRAHMAN. "Koruyan Allah"ın adıyla...

İnsanların bilmedikleri Arapçayı gûya kullanıp, ne dediğini bilmez halde, Allah'a sövmesi nasıl bir iştir sizce? 4:43'te Yüce Allah işte, onu yapmayın, diyor.

Sevgili MGK, bir keresinde "Kapiş?" demişti bana. Şimdi de ben ona sorayım: KAPİŞ?

Barış ile.
Hasan Akçay

 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.44

AKC BILGIN NE!...

October 4 2001, 9:27 AM 

akc?....

Yahu efendi seni ikazdan biktim!…Sapiklik edip kafana gore bize fetva verme diye sana kac kez ikan ettim?…Bilgin kadar konus OGLUM!…

Meâl-i Şerifi:
43- Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
43-Bu âyetin indirilmesinin sebebi Abdurrahman b. Avf hazretlerinin ziyafeti olayı olduğu rivâyet edilmiştir. Geniş bilgi Bakara sûresinin, "Ey Muhammed, sana içki ve kumar hakkında soruyorlar..." (Bakara, 2/219) âyetinde geçmiştir. (Oraya bakınız.)
219-Ey Muhammed! Sana şarap içmeyi ve kumar oynamayı, şarabı ve kumarı soruyorlar. Bunu soranlar Hz. Ömer ve Muaz ile birlikte sahabeden birtakım kişilerdi. "Ya Resulallah şarap hakkında bize bir fetva ver, çünkü aklı gideriyor." dediler ve bu âyet indi.
HAMR: Âyet metninde yer alan "hamr" kelimesi, örtmek anlamına masdar olduğu halde, çiğ üzüm şırasından keskinleşmiş ve köpüğünü atmış olan şaraba isim olmuştur. Çünkü şarab aklı bürüyüp örter ve bir deyim ile, kafayı dumanlar ki buna "humar" denilir. "Hamr" kelimesinin bu üzüm şarabına isim olarak verilmesi özel bir isimlendirmedir. Bu nedenle "hamr" kelimesi bir de genel olarak akla humar veren, yani "kafayı dumanlandıran şey" anlamına kullanılır ki bu mânâya göre sarhoşluk veren şeylerin hepsi "hamr"dır. İbnü Ömer hazretlerinden rivayet edilmiştir ki şarabı haram kılan âyet indiği gün, şarap beş şeyden: üzümden, hurmadan buğdaydan, arpadan, darıdan idi. Ve hamr, aklı bürüyüp örten demektir. Ebu Davud'da Numan b. Beşir'den rivayet olunduğu üzere, Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Üzümden bir şarap, hurmadan bir şarap, baldan bir şarap, buğdaydan bir şarap, arpadan bir şarap vardır." demektir. Buna dayanarak İmam Mâlik ve Şâfiî ve bunlardan önce veya sonra gelmiş bir çok âlimler ve fıkıhçılar, Kur'ân'daki hamr (şarab)ın genel anlamı ile mutlak olarak sarhoşluk verici demek olduğuna ve dolayısıyla her çeşit sarhoşluk verici nesnelerin Kur'ân âyeti ile aynen haram bulunduğuna ve her birinin yalnız sarhoşluk verme derecesi değil, damlalarının bile içilmesinin ve kullanılmasının, alınıp satılmasının asla caiz olamıyacağına hükmetmişlerdir. Çünkü bundan sonra Maide Sûresinde: "İçki, kumar, putlar ve fal okları hep şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. O halde ondan kaçının." (Maide, 5/90) buyurularak aynen "rics", yani pis olduğu beyanı ile kaçınma emri buna dayandırılmıştır. Fakat İmam-ı A'zam Ebu Hanife hazretleri ile beraber sahabe ve tabiinden birçok alimler ve fıkıhçılar "hamr" kelimesinin açık ve kesin olan anlamı, özellikle üzüm şarabı olduğundan; inkarı, insanı küfre sokacak biçimde Kur'ân âyeti ile "li aynihi" (bizzat) haram olan şarabın bu olduğuna ve diğer sarhoşluk verici nesnelerin aynen ve bizzat değil, sarhoşluk verici olmalarından dolayı Kur'an'ın bu âyetine kıyası uygun düşerek, "Her sarhoşluk verici şey haramdır." gibi hadis-i şeriflerle haram olduklarına ve dolayısıyla hamrın aynen necis olması yüzünden bir damlasının bile içilip kullanılması kesinlikle haram ve müslüman için alınıp satılması caiz olmadığına; ancak üzüm şarabı bulunmayan ve ondan yapılmış olmayan diğer sarhoşluk verici nesnelerin haramlığı, ancak sarhoşluk verme niteliği ile sabit olduğundan, içilmekten başka bir şekilde kullanılmaları için, alınıp satılmasının da caiz olabileceğini söylemişlerdir. Demek olur ki Kur'ân âyeti, üzüm şarabının aynen, haramlığında kesin hüküm ifade eder. Bu âyetin diğer sarhoşluk verici nesneleri kapsamına alması sözcük olarak değil haramlığın hikmeti olan "sarhoşluk verme" sebebi dolayısıyla ve hadisi şeriflerin açıklamaları iledir. Kur'ân'daki sözcüklerin genel anlam ifade etmesi muhtemel ise de, özel anlamda olduğu gibi kesinlik ifade etmez. Buna göre, İslâm dininde genel olarak sarhoşluk veren şeylerin, sarhoşluk verici olarak kullanılmaları haram; fakat üzüm şarabı aynen ve mutlak olarak haramdır. Ve bunu inkar eden kâfirdir. Üzüm şarabının ve bundan yapılmış olan sarhoşluk verici şeylerin, bizzat kendisi necistir. Öbürlerinin ise necis olması şüphelidir. Mesela üzerine şarab, şampanya, rakı, konyak dökülmüş olanlar, her halde yıkamadıkça namaz kılamazlar. Fakat üzüm şarabından yapılmış olmayan ispirto, bira ve diğer sar -hoşluk verici şeyler içilemezse de elbiseye veya bedene sürülmesi de namaza engel olur diye iddia edilemez. Ebu Hanife hazretleri bu şekilde şaraptan başka sarhoşluk veren şeylerin bizzat kendisinin ve damlasının necis ve haram olmadığına ve dolayısıyla sarhoş etme derecesine varmaksızın, fasıklara ve kâfirlere benzeme kastı da bulunmaksızın, kuvvet için az bir miktarda içilmesinin caiz olabileceğini söylemiş ise de, "Fethu'l-Kadîr" de "Kitabu'l-Eşribe"de açıklandığı üzere, üç mezheb ile Hanefi mezhebinde dahi tercih edilen, "Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." hadis-i şerifi gereğince, çoğu sarhoş edenin azının da haram olmasıdır. Şer'an içme açısından bütün sarhoş edici şeyler, âyetin genel anlamı ile hamr (içki)dır. Günümüzün fen bilimcilerinin, Kimya ilmine göre düşünceleri de "ihtimar" (kendiliğinden köpürüp kabarma, ekşiyip mayalanma) denilen kimyasal bir olay olma itibarıyla, her çeşit sarhoşluk vericinin hamr özelliğinde ortak olmasıdır ki buna Arapça "el-kuhl" kelimesinin frenkleştirilmişi olan "alkol", "el-küûl" veya sadece "küûl" derler. Bu, hamrın genel anlamına uygun ise de, aynı zamanda özel anlamının esas olduğuna da işaret etmektedir. Doktorluk ve tedavi açısından konuya bakınca, bu açıdan konu, "Kim mecbur kalırsa, diğerinin hakkına tecavüz etmemek ve zaruret miktarını geçmemek şartı ile..." (Bakara, 2/173) ruhsatına uyarak, zaruret ve zaruret hükmünde bulunan ihtiyaç meselelerinden birisi olur.
İslâm dininde şarabın ve sarhoşluk verici nesnelerin yasak edilmesi tedricen (aşama ile) olmuştur. İslâm'ın geldiği ilk zamanlar, henüz şarap mübahtı. Bu konuda derece derece dört âyet inmiştir. Önce Mekke'de, "Hurma bahçelerinin ve üzüm bağlarının meyvelerinden de, hem bir sarhoşluk verici şey çıkarırsınız, hem de bir güzel rızık." (Nahl, 16/67) âyeti inmişti. O zaman müslümanlar da içerler, Hz. Peygamber ses çıkarmazdı. İkinci olarak yukarıda geçtiği üzere Hz. Ömer, Muaz ve diğer bazı sahabelerin, "Ey Allah'ın Resulü, şarap hakkında bize bir fetva ver, çünkü o aklı gideriyor." diye hükmünü sormaları üzerine bu âyet indi ve ilk haram kılma bununla başladı. Bu âyette yasaklık açık olmakla birlikte caiz olma ihtimali de yok değildi. Bunun üzerine hemen terk edenler bulunduğu gibi, henüz terk etmeyenler de vardı. Sonra bir namaz olayı üzerine, "Ey iman edenler! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın." (Nisa, 4/43) âyeti indi. Bunun üzerine içenler pek azaldı ise de yine vardı. Bir gün İtban b. Mâlik, Sa'd b. Ebi Vakkas ile beraber birkaç kişiyi davet etmiş, içki içmişler, sarhoş oldukları zaman, övünmeye ve şiir söylemeye başlamışlar. Bu sırada Sa'd, Ensardan birinin hicvini (şiir yolu ile yerme) konu alan bir şiir okumuş, o da bir çene kemiği ile ona vurup başını yarmıştı. Bundan dolayı Sa'd, Hz. Peygambere giderek şikâyet etmiş, bunun üzerine Resulullah'ın: "Allahım! Şarap hakkında bize yeterli beyanda bulun!" diye, dua etmesi üzerine Mâide Sûresindeki: "Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları hep şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. O halde ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. İçki ile kumarda şeytan sırf aranıza düşmanlık ve kin düşürmeyi ve sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymayı ister. Artık vaz geçiyorsunuz değil mi?" (Maide, 5/90,91) âyetleri inmiş ve bununla şarabın haramlığı son derece şiddetli bir şekilde yasaklanmıştır. Hz. Ömer bunu dinleyince, "İnteheynâ ya Rabbî" yani tamamen vazgeçtik ya Rabbî demiştir. Hz. Ali'nin: "Bir kuyuya bir damla şarap düşse, sonra oraya bir minare yapılsa, o minarede ezan okumazdım ve bir damla şarap bir denize düşse sonra o deniz kuruyup da yerinde otlar bitse orada hayvan gütmezdim." dediği, Abdullah b. Ömer hazretlerinin de: "Bir parmağımı şaraba sokmuş olsam, o parmak bende kalmazdı, yani keser atardım." dediği nakledilmiştir ki ilâhî emir üzerine Resulullah'ın ashabının, ne büyük iman ve takvaları bulunduğunu anlamalıdır. Allah cümlesinden razı olsun.
MEYSİR: Meysire gelince yüsür veya yesardan mimli masdar olarak kumar oynamak anlamınadır. Kumarda ya kolaylıkla zahmetsiz mal çarpmak veya çarptırmak vardır. Kumar demek de zar gibi ne olacağı belli olmayan tehlikeli bir şeye bağlanarak mal vermek veya almak demektir. Cahiliye devrinde Araplar gerek kendilerine ve gerekse Acemlerden ve diğerlerinden belledikleri "nerd" yani tavla, "satranç" ve diğerleri gibi oyunlarla kumar oynarlardı. Kısacası frenklerin piyango dedikleri tarzda bölüşme yolu ile bir kumarları vardı ki bunu "hayır" bile sayarlar ve övünerek yaparlardı. Şöyle ki: Zar yerinde "ezlâm ve aklâ" denilen on adet okları vardı. Bunlara: Fezz, tev'em, rakib, hils, nafis, müsbil, muallâ, menih, sefih, vağd derlerdi. Menih, sefih, vağddan başka diğerlerinin bir hissesi bir payı olurdu. Meselâ, piyango çekilmek üzere, bir deve kesilir, yirmi sekiz hisseye ayrılır; fezze bir, tev'eme iki, rakibe üç, hilse dört, nefise beş, müsbile altı, muallaya yedi, hisse ayrılır. Menih, sefih vağd okları boş ve mahrumdur. Bu on kalemin hepsi "rebâbe" denilen bir torbaya atılıp adaletli kişinin önüne konulur, o da torbayı çalkalayıp elini sokar, katılan herkes adına bir ok çeker, hissesi bulunan ok çıkanlar belirlenmiş olan hisseyi alırlar, boş ok çıkanlar da mahrum kalırlar ve fakat devenin bedelini öderler. Hisse çıkanlar da da paylarına çıkan hisseyi fakirlere verirlerdi. Böylece meysir öncelikle diğer kumarlara göre ehven-i şer (şerrin en hafifi) görünen ve hayır zannedilen böyle dağıtım ve bölüşme; yani piyango tarzına denilmiş ve bundan, bütün kumarlara da "meysir" denilmiştir. Hatta bir hadis-i şerifte, çocukların aşık ve ceviz oynamalarının bile meysirden olduğu beyan edilmiştir. İki kişiden biri diğerine şu kadar yumurtayı yiyebilsen şu senin olsun demişti. Bunlar Hz. Ali'ye hüküm vermesi için başvurdular. Hz. Ali bu kumardır diye izin vermedi. Zaten hayır namına piyango haram olunca diğer kumarların haydi haydi haram olacağı anlaşılır. Şarap ile kumarın bir soruda bir araya getirilmesi de sarhoşluk veren şeylerle kumarın beraber bulunduklarına işarettir.
Cevaben de ki: bunlarda büyük bir zarar ve günah vardır. Genel olarak ikisi de malları telef ve insanları perişan eder. Çoğu zaman bunlar birbirini sürükler. Önce şarap aklı giderir ; akıl ise hem dinin, hem dünyanın dayanağıdır. Artık sarhoşlukla öyle cinayetler yapılır ve kumarbazlıkla öyle fenalıklara düşülür ki bunlar saymakla bitmez, ancak "büyük günah" adı ile anlaşılır. Bununla birlikte, bunlarda insanlara bazı yararlar da vardır. Bu cümleden olarak biraz neşe ve lezzet duyulur, birçok ticareti yapılır. Korkaklara cesaret ve mizaca kuvvet gelir. Kumarda , bazıları bedavadan mal ele geçirir. Günahları da faydalarından, zararları yararlarından çok büyüktür.
Şu halde yararları gerçek ve sağlam bir yarar değildir. Verdikleri neşe humar (aklı örtmek)a dönüşür. O gelip geçici cesaret, felaket nedeni olur. O gelip geçici mizaç kuvveti, sağlığı bozar; kazanılan malın hayrı olmaz, bir kâr yüz zarar getirir. Buna tutulanlar yakalarını zor kurtarır. Kısacası neşe ve lezzetleri kişisel ve gelip geçici olduğu halde; zararları, ortaya çıkardıkları kötü sonuçlar, hem kişisel ve sosyaldir, hem bedensel ve hem de ahlâkidir. Bulaşıcı hastalıklar gibi herkese geçicidir. Cezasını başında çekmeyenler sonunda çekerler. Hayali olan bir parça kâr için, kesin ve genel bir zarara düşmek de akıl işi değildir. Zararı gidermek, yarar sağlamaktan önce gelir. Şu halde bunların aklen haram olması gerekir. Bu âyet de böyle delâlet-i iltizamiye (dolaylı bir delaletle) şer'an bunların haramlığını ifade etmiş olur. Kur'ân'da şarap hakkında başka bir âyet olmasaydı, sadece bununla şarabın haramlığı sabit olurdu. Ancak bu haram kılma, bizzat ifadenin kendi kelimesinden açıkça anlaşılan bir haram kılma olmazdı; aklına güvenerek zararlarını sınırlayıp ve yararlarından istifade edeceğini zannedenler bulunabilirdi. Bunun için, ashabı kiram arasında bu akla dayanan haramlıktan, şer'i haramlık anlamayan kişiler olmuş, daha sonra, "Murdardır, ... ondan kaçının" (Maide, 5/90) emri ile açık ve mutlak bir şekilde şer'i haramlık meydana gelmiştir.
Kısacası, şarap içmeyiniz veya sarhoşluk veren şeyleri kullanmayınız, kumar oynamayınız, piyango ile hayır yapılır zannetmeyiniz; bunların, kötülüğü hayrından, günahı yararından çok büyüktür. Buna karşı, hayır olmak üzere sana ne harcayacaklarını yine soruyorlar, iki anlama gelir. Birisi nereye harcama yapılacağını sormak, diğeri de ne verilerek harcama yapılacağını sormaktır ki birincisinde, yani nafaka verilecek, mal harcanacak kimseler ve yerler, ikincisinde de verilecek mal, yani bizzat nafakanın kendisi sorulmuş olur. Yukarda birincisinin cevabı verilmişti. Şimdi kumarın yasak edilmesinden sonra, ikincisine cevap olarak, de ki fazlasını harcayınız. Yani malınızın gerekli ihtiyaçlarınızdan fazlasını infak ediniz. Piyango, kumar gibi gayri meşru araçlarla değil, meşru nedenlere sarılarak mal kazanınız. Ve bu maldan kendinizin aile ve çocuklarınızın gerekli ihtiyaçlarına yeterli olanından fazlasını yukarda açıklanan yerlere ve hayır yerlerine harcayınız. Diğer ayetlerde de görüleceği üzere küçük çocuklar, eş, muhtaç olan ana-baba ve bunlarla aynı hükümde olan usul (dedeler, nineler), kişinin ailesinden ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerdendir ve bunların nafakası, kişinin kendi nafakasından sayılır. Dolayısıyla hayır yapacağız diye kendinizi ve bakmakla yükümlü olduğunuz ailenizi (ehl ü ıyal) nafakasız bırakmak caiz olmaz. Hayır yerlerine harcama bunların fazlasından yapılır. İşte böyle Allah sizin için şer'i hükümlerine delalet eden, onları gösteren âyetler, nasslar, deliller açıklayacaktır ki, siz bunları düşünesiniz, düşünüp te bunların amaçlarını öğrenesiniz ve gereğince amel edesiniz.


Sarhoşluğun cünüplük ile ve ondan sakınmanın da abdest ve gusül ile beraber söz konusu edilmesi ve bu durumda müminin namaza yaklaşmaktan men edilmesi, sarhoş edici maddelerin haram olduğunu ve pisliğini anlatmak için ne kadar beliğ ve edebîdir. Bu mânâ, Maide sûresinde "Pisliktir, ondan sakınınız." (Maide, 5/90) diye açıkça anlatılacaktır.
"Sarhoş iken namaza yaklaşmayın." Burada bazı müfessirler, salattan maksat cami ve namazgahtır. Bununla sarhoşlar camilere girmekten men edilmişlerdir, demişler ise de bu mânâyı anlamak için salatı, esas mânâsından çıkarmaya gerek yoktur. Bu yasak, söylediğini bilmeyen sarhoşun namazının sahih olmadığına ve bundan dolayı sarhoşluğun haram olduğuna delalet ettiği gibi, sarhoşun ve cünübün camiye girmesinin ve ona yaklaşmasının yasak olduğuna da işaret yoluyla delalet edebilir. Bundan dolayı sarhoşun ve cünubun camiye girmeleri ve hatta yakınında bulunmaları caiz değildir. Yolculuk durumu müstesna cünüb iken de yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın ve dolayısıyla camiye de girmeyin.
CÜNÜB: Cenabet olan, yani menisi gelen kimsedir ki, masdar gibi hem bir kişiye hem çoğula denilir.
İĞTİSAL: Gusletmek, yani tepeden tırnağa yıkanmaktır.
ÂBİRÎ SEBİL: Yolculuk edenler, sefer halinde bulunanlar demektir. Bunların önceki hükümden ayrılmasının, teyemmüm meselesinden dolayı olduğu şimdi anlaşılacaktır. Bununla beraber âyetin mânâsı, genel olarak yoldan geçme durumuna da gelebilir. Bu itibarla da cünübün namaz kılınan camiden değil, fakat yanındaki yoldan geçmesinin caiz olduğuna bir işaret olur. Bu istisna kaydının, cünüb ile yıkanma arasında bulunduğu için sarhoşlarla ilgili yönü yoktur. Demek ki söylediğini bilmeyen sarhoşların cami yakınından geçmelerine de izin yoktur. Çünkü aslında sarhoşluğa izin yoktur.
GAİT: Engin, çukur yer demek olup helaya işarettir. Heladan gelmek de kinaye yoluyla hades ve abdest bozmak demektir. Kisâî ve Halef-i Âşir kırâetlerinde elifsiz olarak okunur. Bu den, önceki dendir. İkisi de kadınlara dokunmak demektir. Bunun da özel şekilde bir dokunmak demek olan iki tenasül uzvunun birbirine değmesi mânâsını ifade ettiğinde ittifak vardır. Ve boy abdesti gerekir. Fakat bunda, el veya diğer şeylerle yalnız vücudun vücuda dokunması mânâsına da gelmesi kasdedilmiş mi kasdedilmemiş midir? Burada âlimler ihtilafa düşmüşler. Biz Hanefilere göre bu mânâ kasdedilmemiştir. Bundan dolayı kadının bir tarafına yalnız dokunmakla abdest bozulmaz. Fakat Zâhirî ve Şâfiî mezhebine göre bozulur, boy abdesti değil, yalnız abdest almak gerekir. Ancak Zâhiriler, kelimesinin dış görünüşüne bakarak dokunanın abdesti bozulur, dokunulanınki bozulmaz demişlerdir. İmam eş-Şafiî ise, ikisinin de abdestinin bozulacağını söylemiştir. Hanefiler hafifletmeye, Şafiîler de işi sağlama bağlamaya ve ihtiyata riâyet etmişlerdir. Kısaca cünüb iken hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya ister yolculukta, isterse evde abdest bozar veya kadınlara dokunur, boy abdesti veya abdest gerekir de bir su bulamazsanız _ ki hastalıktan dolayı su bulamamak gerçekten veya hükmen su bulamamaktan daha genel olmuş oluyor _ böyle su bulamadığınız taktirde temiz toprakla teyemmüm ediniz de yüzlerinize ve ellerinize meshediniz.
TEYEMMÜM: Lugatte, kasdetmek demektir. Bundan dolayı niyetsiz teyemmüm olmaz, niyet teyemmümün aslına dahildir. "Saîd" de yer yüzü demektir ki, taşı toprağı kapsar. Bundan dolayı eline hiç toprak bulaşmasa bile bir taş ile teyemmüm etmek caiz olur. Fakat İmam eş-Şâfiî birazcık olsun toprak bulaşmalı demiştir. "Tayyib" de tertemiz demektir. Bundan dolayı pis veya şüpheli olmamalıdır. Demek olur ki, İslâm'da maddi ve manevi temizlenme meselesinin o kadar önemi vardır ki, su bulamadığı zaman hiç olmazsa boy abdesti veya abdest yerine temizlenmeye niyet ve kalbini temizliğe bağlayıp maddi yönden de tertemiz bir toprağı abdest uzuvlarının yarısı demek olan yüzüne ve dirseklerine kadar ellerine dokundurmalıdır. Yani ellerini bir defa toprağa vurup mesh etmeli, bir defa da vurup dirseklerine kadar ellerini mesh etmelidir. İmanı olmayanlar bundan ne çıkar, diyebilirler. Fakat aklın bundan en az alacağı ders şudur ki, insan hem dış ve hem de iç temizliğini bırakmamalıdır. Kalb temizliği esasdır. Kalbi pis olan ne yapsa temizlenmez ve fakat yalnız kalb temizliği de yetmez. Maddi olarak dışını da temizlemelidir. Su bulamayınca zaruret durumunda teyemmüm etmek, aslında kalble ilgili bir temizlik işi olmakla beraber maddi şartın ve zahiri şeklin de "tamamı elde edilemeyen şeyin hepsi terkedilmez" düsturunun ifadesi üzere en güzel şekilde korunmasıdır. "Şüphesiz ki Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır." Bunun için teyemmüme ruhsat verir. Fakat sarhoşluğa ve cünüp durmaya müsaade etmez.

Selam Sevgi ve Dua Ile...

 
 Respond to this message   
rope
(no login)
213.153.175.62

Şimdi bu

October 4 2001, 11:08 AM 

Senin bilgin mi?

Ne kadar bilgilisin !....

Aferin sana....

 
 Respond to this message   
Anonymous
(no login)
195.175.216.146

Untitled

October 8 2001, 7:58 AM 

Şarap iç adın silinip gitmeden dünyadan;
Şarap kasveti, karanlığı giderir candan;
Güzellerin saçını çözüp dağıtmaya bak
Neylesin, netsin bu can, kıble mi değiştirsin?

 
 Respond to this message   
Anonymous
(no login)
195.175.216.146

Untitled

October 8 2001, 8:04 AM 

Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.


 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.44

KINNAPPP!....

October 8 2001, 8:41 AM 

ROPE MUSUN?..BOKMUSUN?

LEN SIPA BANA KASINMA SENIN DIDIK EDIP KINNAP DIYE SATARIM PIS KEFERE CIKARTIII....SEN BENIM MUHATIBIM OLMA DIYE KAC KEZ SULEDIM SANA SIPA....

HADI BAKIMMMM KATIR...ANCA GIDERSIN ESEKTEN DOGMA KATIR

 
 Respond to this message   
rope
(no login)
213.153.175.62

Bak simdi !!!

October 8 2001, 1:09 PM 

Ne dedik yahu?!!

 
 Respond to this message   
Anonymous
(no login)
195.175.216.184

Untitled

October 8 2001, 1:23 PM 

Dünyaları değişmem kızıl şaraba;
Ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.
Şarap satanların aklına şaşarım:
Ondan iyi ne var alınacak dünyada?


İki batman şarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?


İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.

 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.44

ICKI!...

October 8 2001, 8:12 PM 



ADIN OLMUS Anonymous HER ISEN
BILENIM DERDINI DERMANI SANAMI DESEM
AYYASIN TEKI OLMALISIN SARAP ICINDE YUZEN
NAFILE! SEVGILINLE AHUZAR EDER AH EDERSIN

SARAP SANA VERMEZ NE ISTEDIGINI
TANRI ILE ALLAH'IN NE DEDIGINI
TANRIDIR TASTAN YAPILIP TAPINAN
ALLAH SEKELI SEMALI SIGMAZ YAPIDAN

SENI YOKTAN VAR EDIP YARATAN
HIKMET ILE SAYISIZ NIMETLER ATAN
ANLATIR SANA DUNYA VE AHIRET MEALAN
ANLAMZSAN OT GELIR COP GIDERSIN BU DUNYADAN

 
 Respond to this message   
Current Topic - ICKI
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss