Evet arkadaşlar ben daha önceden 19 kod sisteminin tek başına koruyucu olamıyacağını söylemiştim.Şimdi sorum şu,ya Kuran'dan ayetler çıkarılsaydı bunu nasıl telafi edecektiniz?Hadi 2 ayetin fazlalık yani ekleme olduğunu söylüyor ve onları atmaya çalışıyorsunuz,ya 19 sistemine göre eksik ayetler tesbit etseydiniz o zaman ne yapacaktınız?hiç bir şey,çünkü eksik yerlere yeni ayetler yazıp Kuran'ı tamamlayamazsınız.Görüldüğü gibi 19 kod sistemi tek başına koruyucudur demek akıl karı değil.Allah Kuran'ı çeşitli yollarla korumuştur ve koruyacaktır.Kuran'da ne eksik bir ayet vardır ne de fazlalık.Kuran'ın tek bir ayeti bile inkar edilemez...Selam ve sevgiler...
"Evet arkadaşlar ben daha önceden 19 kod sisteminin tek başına koruyucu olamıyacağını söylemiştim."
Emre'ciğim, bunu herseferinde söylüyorsun zaten. Kimse de sana '19 kod sistemi Kuran'ı tek başına korumaktadır' demiyor. Ancak 19 kod sistemi, Kuran'ı koruyan en büyük araçlardan/delillerden bir tanesidir.
Kainat kitabını matematiksel bir dille yaratan ve en büyük ilim sahibi olan Allah'ın, kendi indirdiği kitabında matematiksel bir sistemin varlığını neden ısrarla kabul edemiyorsun? Neden illa ki başka çareler arıyorsun?
"Şimdi sorum şu,ya Kuran'dan ayetler çıkarılsaydı bunu nasıl telafi edecektiniz?Hadi 2 ayetin fazlalık yani ekleme olduğunu söylüyor ve onları atmaya çalışıyorsunuz,ya 19 sistemine göre eksik ayetler tesbit etseydiniz o zaman ne yapacaktınız?
hiç bir şey,çünkü eksik yerlere yeni ayetler yazıp Kuran'ı tamamlayamazsınız."
Bu, ZANdan başka bir şey değil...
19 sistemine göre eksik bir ayettin varlığından bahsedemezsin. Eğer eksik ayet veya ayetler olsaydı, 19 sistemi diye birşeyden bahsedilemezdi.
19 sistemi, (Kuran üzerinde) Tevbe 128 ve 129 haricinde binlerce matematiksel işlemle kendisini doğrulamaktadır. Kuran'da herhangi bir eksilme yoktur.
Hatta bazı hatalı yazılmış harfler bu sistem tarafından düzeltilmekte, en eski Kuran nüshaları ile karşılaştırıldığında, bu yapılan düzeltmelerin doğru olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar hakkında sana bilgi verebilirim.
Oysa ki; yüzlerce matematiksel gerçeğin yanında
(bunları matematiğe karşı allerjisi olanlar anlayamaz) tarihsel bazı olaylar dahi, bahsettiğin 2 ayeti dışlamakta, şüpheyle karşılamaktadır. Eğer istersen bunlar hakkında da bilgi verebilirim. Gönül isterdi ki bunları sen oturup araştır.
"Görüldüğü gibi 19 kod sistemi tek başına koruyucudur demek akıl karı değil.Allah Kuran'ı çeşitli yollarla korumuştur ve koruyacaktır.Kuran'da ne eksik bir ayet vardır ne de fazlalık.Kuran'ın tek bir ayeti bile inkar edilemez...Selam ve sevgiler..."
Yine duygularına kapılarak, hiçbir delil getiremeden 'ZAN'nediyorsun. Bir bilim olan matematiğe dayanarak yapılan ispatları, hiçbir bilime dayanmadan akılkarı olmamakla cahilce eleştiriyorsun.
Senin delilin nedir? Allah, hangi yollarla Kuran'ı korumuştur ve korumaktadır? Bugün Dünya'da, Tevbe 128 ve 129 ayetlerini içermeyen Kuran nüshaları basılmaktadır.
Yine bugün Tevbe Suresi'nin başına, -aslında olmamasına rağmen- Besmele eklenmiş Kuran nüshaları vardır.
Sana göre Allah Kuran'ı korumuş mudur, koruyamamış mıdır? Bu sorulara cevap veremezsin... Çünkü sen de diğerleri gibi öyle gördün ve hiç araştırmadan öyle gidiyorsun, gitmek istiyorsun.
19 sistemi bütün hataları ortaya çıkarmaktadır ve bunlar ilk Kuran nüshaları tarafından doğrulanmaktadır.
Allah istemeseydi bu iki ayetin 9.sureye eklenmelerine izin vermezdi. Allah özellikle izin verdi ki insanlar;
1-Allah'ın son kitabı Kuran'ın hiçbir şekilde tahrif edilemeyeceğini (15:9, 17:88, 41:41-42)
2-Allah'ın kitaplarının nankör insanlar tarafından nasıl tahrif edildiğini
3-Şeytan'ın insanları Allah yolundan nasıl saptırdığını
4-Allah'ın varlığını ve Tek Tanrı olduğunu, görsünler ve şahit olsunlar...
İnsanlar Kuran'dan çıkarma yapamazlar, böyle birşey de asla olmamıştır. Ancak insanlar Hz.Muhammed'i överek Putlaştırmak gayesiyle, Kuran'a ekleme yapmışlardır ve Tevbe Suresi'ndeki Besmele örneği gibi, eksik sandıkları yerlere de ekleme yapmaya devam etmektedirler.
19 sistemi bu hataları ortaya çıkaran en büyük delillerden biridir.
Sevgili görengözler,Ben Kuran'ın Allah tarafından korunduğuna inanıyorum dedim.Kuran'da matematiksel bir düzen olamaz demedim.Tam tersini dedim.Bunu sen de biliyorsun.O halde dediklerimi çarpıtarak bana ne diye iftira atıyorsun?Ben ne zaman matemmatiksel bir mucize olamaz dedim?Niye bir konuyu dürüstçe tartışacağına dediklerimi çarpıtıyorsun?
Ben yine diyiyorum ki bu matematiksel düzen koruyucu değildir.Aslında bunu sen de kabul etmişsin.Kuran'dan hiçbir zaman bir ayet çıkarılamıyacağını söyleyerek sen de farkında olmadan aynı şeyi söylüyorsun...Peki ben de sana soruyorum o zaman,madem çıkarılamaz,eklenmiş olabileceğini nasıl söylüyorsun?
Bunun dışında siz o 2 ayeti eleştirirken Hz Muhammed'i övmesini delil olarak gösteriyorsun.Ne yani şimdi Kuran'da Süleyman Peygamberi öven pek çok ayette var.Sizin bu mantığınıza göre bu ayetlerde şirk olmalı o zaman öyle değil mi?Yapma sevgili görengöz olayları işine geldiği açıdan görerek yorumlama.Ha bir de benim zanna uyduğumu yazmışsın,bu asıl sizin için uygun tabir olmasın?sevgiler...
Sevgili simurg,o konuda tarafsız olduğunu söylemiştin,ben de bunu ispatlanıncaya kadar o 2 ayete iman ettiğin şeklinde algıladım.Yani normali de buydu,Kuran'da 2 ayetin fazlalık,ekleme olduğu söyleniyor sana,sen buna tam ikna olmamışsın,bunun sonucunda bugüne kadar inandığın ayetlere inanmaya devam ettğini düşünmüştüm,biliyorsun ki Barış hala iman etmeyi sürdürüyor o 2 ayete.Neyse kesin bir dille muallakta olduğunu ne iman ne de inkar ettiğini açıklayarak düşüncelerini net bir şekilde açıklamış oldun.İleri de kesin bir karara varırsan bunu nedenleriyle bizimle paylaş olur mu? sevgiler...
"Kuran'dan hiçbir zaman bir ayet çıkarılamıyacağını söyleyerek sen de farkında olmadan aynı şeyi söylüyorsun..."
Böyle derken matematiksel sistem dolayısıyla demek istiyorum.
"Peki ben de sana soruyorum o zaman,madem çıkarılamaz,eklenmiş olabileceğini nasıl söylüyorsun?"
Aynı şekilde; matematiksel sistem dolayısıyla + tarihsel olaylar incelendiğinde böyle kesin bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Buna rağmen ben, henüz o 2 ayeti inkar etmedim. Hatta o 2 ayetin Kuran'a yerleştirilebilmeleri amacıyla yeni teoriler, formüller üretmeye uğraşıyorum. Yine de bu uğraşlar zorlamadan başka birşey gibi gelmiyor bana.
"Bunun dışında siz o 2 ayeti eleştirirken Hz Muhammed'i övmesini delil olarak gösteriyorsun. Ne yani şimdi Kuran'da Süleyman Peygamberi öven pek çok ayette var.Sizin bu mantığınıza göre bu ayetlerde şirk olmalı o zaman öyle değil mi?"
Kuran'da bütün peygamberler çeşitli şekillerde övülmektedir. Ancak Hz.Muhammed de dahil olmak üzere hiçbir peygambere Allah'ın 'RAHIM' ve 'RAUF' sıfatları verilmemiştir. Bu konu da, matematiksel 70 küsür delilin yanında oldukça dikkat çekicidir.
"Yapma sevgili görengöz olayları işine geldiği açıdan görerek yorumlama.Ha bir de benim zanna uyduğumu yazmışsın,bu asıl sizin için uygun tabir olmasın?sevgiler..."
Yahu ya bu ayetler vardır ya da yoktur...Bunun arası var mı ? Eklendiler mi yoksa zaten varmıydılar..Bir insan 19 lu bir sisteme inanıyorsa ve bu iki ayet sistemi bozuyorsa nasıl buna henuz karar veremedim,bilemiyorum gibi cevaplar verilebilir.Resad abinin peygamberliği de aynı kefede mi ? Yani aslında olabilir ama henuz araştırılıyor falan mı ?
Uff bu tavır gerçekten sıkıyor..
Adam çıkıyor 19 19 19 diyor.Ondan sonra da bu kısmı tamam ama şu kısma ben inandığımı söylemedim ki gibi garip şeyler diyor.
Herkesin 19 u kendine de diyorlar mı acaba ?
ÜZERİNDE 19 VAR'ı okurken notlar aldım.
Sonra bunları değerlendirip Edip Bey'in yaklaşımını 19.org'da eleştirdim. 'Sen hem öznel kanıtları geçersiz sayıyorsun hem de kendi inanç dünyanı öznel kanıtlar üstüne kuruyorsun," dedim.
'Tamam,' dedi Edip Bey. "benimki de öznel bir kanıt. Ama...'
Konu, Edip Bey'in vahiy alması.
'23 Ekim 1986 günü, öğleyin 1:30 suları, İnkılab Yayınevi'nin Cağaloğlu'ndaki ikinci bürosunda tek başımayım... Yine Rabbime aynı istekte bulunuyor, "Rabbim bana bir işaret ver." diye yalvarıyorum. Birdenbire kalbim hızla çarpmaya başladı. Çok net olarak "Üç kırk bir, Üç kırkbir, Üç kırkbir..." diye tekrarlayan bir ses işittim. Sesi kulağımla işitmiyordum. Tarifi imkansız! Kalbimden gelen harf ve kelimeler halinde yüksek ve net olarak "Üç kırkbir, Üç kırkbir..." diye tekrarlıyordu. Heyecandan donmuş, şoke olmuştum! İlk yaptığım iş Kuran'a uzanmak oldu. Hemen Üçüncü surenin kırkbirinci ayetini açıp okudum.
'"Rabbim o halde bana bir işaret ver" dedi. (Allah da) dedi ki: "Senin işaretin, insanlarla üç gün, mimik hariç, konuşmamandır. Rabbini çok an, akşam sabah yücelt."
'Secdeye vardım. Rabbime hamdettim. Dokuzuncu surenin sonundaki o iki cümlenin Kuran'dan olmadığına dair kalbimde zerre kadar kuşku kalmadı. O andan itibaren üç gün boyunca hiç kimseyle konuşmayacağıma söz verdim. İki hafta boyunca tekrarlamış bulunduğum duamı olağanüstü bir şekilde, kalbime vahyederek reçetesiyle birlikte Kuran'dan karşıma çıkaran Rabbime şükürler olsun. Rahman, bu ayetle tereddüdümün ve problemimin kaynağını öğretip çıkış yolunu gösterdi.'
Şu notları düşmüşüm:
(1)Sen ermişsin, arkadaş.
'1 temmuz'da verdiğim hayatımın en büyük kararının yankıları 3:41 ayetinin vahyiyle durmadı. Allah için verdiğim o zor kararımın yıldönümlerinde O'nun olağanüstü yardım ve işaretlerine muhatap olduk. İnşallah onları da 1 temmuz 1990 doğumlu oğlum Yahya Reşad anlatır.'
(2)Bir işaret daha mı? Vahiy ne zaman bitecek?
ÜZERİNDE 19 VAR'da Edip Bey, Jean Paul Sartre'dan bir alıntı yapıyor:
"Bana bir ses hitap etse, o sesin melek sesi mi olduğuna karar verecek olan kişi sürekli olarak ben olacağım; söz konusu tavrı doğru ve güzel bulursam onun kötü değil de iyi olduğuna karar veren de benden başkası değil.'
Ve kendi değerlendirmesini yapıyor:
'Vahiy alanların bu kuşkudan kurtarıldığına inandığım için Sartre'a katılmıyorum. Bunu burada tartışmayacağım. Özel bir vahiy almadıkları halde, her hangi bir sesin, yazının veya mesajın Tanrısal olduğuna karar verenler, Sartre'ın bu sorgulamasına muhataptır.'
(3)Ama sen kendini muhatap saymıyorsun. Demek ki sen "özel bir vahiy" aldın. Bu ayrıcalık niye? Evrenasoğlu'ndan farkın ne?
Edip Bey'lere sorulmuş:
'"Allah" kelimesinin sayımına neden onun bir başka formu olan "ilah" ve "Allahümme" kelimesini de katmadınız? Rahman ve Rahim kelimelerinin sayımlarında niçin aynı kökten türeme diğer formları da katmadınız?'
Edip Bey'in ÜZERİNDE 19 VAR'daki yanıtı:
'"İlah" kelimesinin, "Allah" kelimesinin bir başka formu olduğu konusundaki tesbite katılmıyorum. "Allahümme" kelimesi ise kuşkusuz "Allah" kelimesinden farklı bir anlama ve forma sahip. Ayrıca Tanrı'nın Rahman ve Rahim isimlerinin sayımına "diğer türevler" başlığı altında başka kelimelerin katılması ihtimal ve teklifini de zorlama olarak değerlendiriyorum.'
(4)Sayımlarda keyfîlik: Başka kimseler de senin "tesbit"ine katılmaz; senin teklifini "zorlama olarak" değerlendirir...
-----------------------------
Yazıyı kısa kesmek için Edip bey ve dilemma konusundaki
gözlemimi burada aktaramıyacağım. yalnız şu kadarını belirteyim:
Al birini, vur ötekine.
İkisi de aklını devre dışı bırakarak kurmuş inanç dünyasını. İkisi de inancı, siyaset katarının katırı yapmış.
"Yahu ya bu ayetler vardır ya da yoktur...Bunun arası var mı ? Eklendiler mi yoksa zaten varmıydılar.."
Bu sorulara siz kesin bir cevap verebiliyor musunuz?
"Bir insan 19 lu bir sisteme inanıyorsa ve bu iki ayet sistemi bozuyorsa nasıl buna henuz karar veremedim, bilemiyorum gibi cevaplar verilebilir."
Gözden kaçırılan birşey olamaz mı? Dün bilinmeyen tespitler bugün bilinir hale gelmektedir. Belki yarın yeni birşey keşfedilecek ve herşey değişebilecektir. Ben aceleci bir insan değilim. Başkalarının kabulleri veya redleri ne beni ne de bir başkasını bağlamamalıdır.
Bir insan kendine göre bir adet delil görür ya da gördüğünü sanır ve o iki ayeti reddeder. Başka bir insan ise bin adet te delil görse reddetmez veya temkinli davranabilir.
Bu iki ayeti kabul etmek ya da etmemek herkesin kendisi ile ilgili bir sorundur. İsteyen kabul eder, isteyen de etmez. Kimse de kimseyi zorlayamaz. Burada soru soruluyor, bizde dürüstçe düşündüğümüz şekilde açıklamaya çalışıyoruz.
"Resad abinin peygamberliği de aynı kefede mi? Yani aslında olabilir ama henuz araştırılıyor falan mı ?
Uff bu tavır gerçekten sıkıyor.."
Yine bu konuda düşündüğüm şeyi dürüstçe söylüyorum:
19 sistemini ilk keşfeden kişi olması ve adı-soyadının Kuran'daki matematiksel sistemle birçok yönden ilişkili olması dolayısıyla;
Ya gerçekten elçidir,
Ya da sadece, 19 sistemini keşfeden ve Kuran'da da kendisine işaret edilen bir insandır.
Şahsen Reşad Halife'yi tanımadığım için ikinci şıkkı tercih ediyorum.
Şimdi kim, nerden bilebilir Reşad Halife'nin elçi olup olmadığını? Edip Yüksel öyle kabul ediyorsa, ben de öyle kabul etmek zorunda mıyım? Ya da Hristiyanlar, Hz.Muhammed'i peygamber olarak kabul etmiyorsa biz de mi öyle olmak zorundayız? Aynı mantık...
Bu bir inanç meselesidir. Tıpkı Hz.Muhammed'in peygamber olup olmadığını kabul etmek gibi birşey bu...
Siz kesinlikle Reşad'ın elçi olup olmadığını biliyor musunuz? Ya da düşündüğünüz şeyin kesinlikle doğru olduğunu nerden biliyorsunuz? Yoksa bu konu sadece sizin inancınız mıdır?
"Adam çıkıyor 19 19 19 diyor.Ondan sonra da bu kısmı tamam ama şu kısma ben inandığımı söylemedim ki gibi garip şeyler diyor."
Yukarıdaki aynı cevap...
"Herkesin 19 u kendine de diyorlar mı acaba?"
Neden olmasın? Her insan, aynı mucizeye, aynı şekilde tanık olamaz... Kimisine mucize de gösterilse fayda etmez...
Yukarıdaki düşüncemi kopyalıyorum:
Bir insan kendine göre bir adet delil görür ya da gördüğünü sanır ve o iki ayeti reddeder. Başka bir insan ise bin adet te delil görse reddetmez, görmezlikten gelebilir veya temkinli davranabilir.
Bu konuda, bu kadar kesin bilgili ve yargılı olmanızdan dolayı sizi kutluyorum...
"Yahu ya bu ayetler vardır ya da yoktur...Bunun arası var mı ? Eklendiler mi yoksa zaten varmıydılar.."
Bu sorulara siz kesin bir cevap verebiliyor musunuz?
İnançlarınıza saygılıyım.. Maalesef soruların bir çoğuna yanıt veremiyorum...Zaten o yüzden buralardayım...Bir inanç pazarlama çabasında da değilim...
"Gözden kaçırılan birşey olamaz mı? Dün bilinmeyen tespitler bugün bilinir hale gelmektedir. Belki yarın yeni birşey keşfedilecek ve herşey değişebilecektir. Ben aceleci bir insan değilim. Başkalarının kabulleri veya redleri ne beni ne de bir başkasını bağlamamalıdır."
Sizinle aynı fikirdeyim...Bu yüzden de sizin inancınızın değeri mesela benim gözümde Zecharia Sitchin in onikinci gezegen teorisinden öte değil...
Böyle düşünen bir insanın bu tür teorilere bile bir tür saygı ile yaklaşmasını beklerim...
"Bir insan kendine göre bir adet delil görür ya da gördüğünü sanır ve o iki ayeti reddeder. Başka bir insan ise bin adet te delil görse reddetmez veya temkinli davranabilir."
Delil den kastınız 19 ise bu tür bir sürü inanılabilecek bir yere kadar mantıklı bir sürü delil var...
"Bu iki ayeti kabul etmek ya da etmemek herkesin kendisi ile ilgili bir sorundur. İsteyen kabul eder, isteyen de etmez. Kimse de kimseyi zorlayamaz. Burada soru soruluyor, bizde dürüstçe düşündüğümüz şekilde açıklamaya çalışıyoruz."
Dürüstlüğünüz hoş...Ben de diyorum ki 19 delil ise ve buna inanılıyorsa ve de bu iki ayet bu işi bozuyorlarsa onları artık atmak gerek..."Emin değilim"..."Düşünüyorum"..."Dur bir bakalım mı Dürüstlük" ?
"Yine bu konuda düşündüğüm şeyi dürüstçe söylüyorum:
19 sistemini ilk keşfeden kişi olması ve adı-soyadının Kuran'daki matematiksel sistemle birçok yönden ilişkili olması dolayısıyla;
Ya gerçekten elçidir,
Ya da sadece, 19 sistemini keşfeden ve Kuran'da da kendisine işaret edilen bir insandır.
Şahsen Reşad Halife'yi tanımadığım için ikinci şıkkı tercih ediyorum. "
Cevabınız için teşekkür ederim.Benim de istediğim bu tür bir şeydi zaten açık açık söyleyin de mesela bundan sonra bir iki Resad halife başlığı görelim de neymiş değilmiş öğrenelim.Benim bildiğim kadarı ile mesela Barış,Simurg,ZQR falan da bu konuyu araştırıyorlar ( henüz bir şeyden emin değiller ama).Neden bizimle paylaşmıyorlar ??
"Şimdi kim, nerden bilebilir Reşad Halife'nin elçi olup olmadığını? Edip Yüksel öyle kabul ediyorsa, ben de öyle kabul etmek zorunda mıyım? Ya da Hristiyanlar, Hz.Muhammed'i peygamber olarak kabul etmiyorsa biz de mi öyle olmak zorundayız? Aynı mantık..."
Hem Kuran deyip hem de yeni bir peygamberden bahsetmek bence mantıksız olan ...
"Bu bir inanç meselesidir. Tıpkı Hz.Muhammed'in peygamber olup olmadığını kabul etmek gibi birşey bu..."
o zaman size yeni bir de kitap gerek .Di mi ?
"Siz kesinlikle Reşad'ın elçi olup olmadığını biliyor musunuz? Ya da düşündüğünüz şeyin kesinlikle doğru olduğunu nerden biliyorsunuz? Yoksa bu konu sadece sizin inancınız mıdır?"
Hayır sadece bildiklerimdir..
"Her insan, aynı mucizeye, aynı şekilde tanık olamaz... Kimisine mucize de gösterilse fayda etmez..."
Umarım ben de görürüm ..İnan ihtiyacım var ...
"Bu konuda, bu kadar kesin bilgili ve yargılı olmanızdan dolayı sizi kutluyorum..."
Üzeriniz de bu tür bir etki yaratmak istememiştim ,zamanınızı çaldıysam üzgünüm...
Edip Yüksel ve dilemma için 'İkisi de siyaset katarının önüne din katırını koymuşlar,' demişim. Söylem yanlışı aypmışım. 'İkisi de din katarının önüne siyaset katırını koymuşlar,' olacaktı.
Allah'ın dinini trene benzetirim bazan. Emeviler devrinde başlayan siyasî müdahalelerle o güzelim trenin rayından çıkarıldığını anlatmak için.
Ya da bir kervan.
Bu kervanın önüne Kur'an meşalesi konacağına siyasî katır kondu hep. Ve Allah'ın dini o katırın siyasî manevralarıyla zigzaglar çizdi; yoldan çıktı; yozlaştı.
Edip Bey bu yozlaşmanın ayırdında. Onun için ilahî dine yapılan "hadisçi-sünnetçi" tasalludu reddeder.
Ama anti-Türk ve pro-Kürt takıntısı var. Bu ırkçı takıntısı yüzünden dinî gerçekleri savunmaya yanaşmıyor. Örneğin, laik sistemden yana olduğu halde, laik Türkiye'nin işine yarar diye, bazı dinî gerçekleri savunmkatan çekiniyor; kendi sözlerinin bile arkasında durmuyor.
O yüzden Edip Bey, "Yalnızca Kur'an" derken inandırıcı olamıyor. Gerçekte "Kur'an + siyaset + bilmemne" dediği apaçık ortada.
Dilemma'daki "hadisçi-sünnetçi" koşullanma ise dilemma'nın önünde aşılamıyacak bir dağ gibi dikilmekte.
Bazı konuları biraz daha açıklamaya gerek duydum...
"Bu iki ayeti kabul etmek ya da etmemek herkesin kendisi ile ilgili bir sorundur. İsteyen kabul eder, isteyen de etmez. Kimse de kimseyi zorlayamaz. Burada soru soruluyor, bizde dürüstçe düşündüğümüz şekilde açıklamaya çalışıyoruz."
Dürüstlüğünüz hoş...Ben de diyorum ki 19 delil ise ve buna inanılıyorsa ve de bu iki ayet bu işi bozuyorlarsa onları artık atmak gerek..."Emin değilim"..."Düşünüyorum"..."Dur bir bakalım mı Dürüstlük?
Ben de şahsen diyorum ki: bu kadar kolay olmamalı.
Bekliyorum:
Bütün matematiksel deliller, Tevbe Suresi'nin 127 ayet olmasını gerektiriyor.
Ancak başka seçenekler de gerçekleşebilir.
Mesela Tevbe 128-129'un ayet numaraları atılır ve bu iki ayet Tevbe 127'ye ilave edilir. Sonuçta Tevbe Suresi'nde 127 ayet olmuş olur ve matematiksel delillerin büyük bir kısmı açısından sistem oturmuş olur.
Asıl sorun; sadece 6 adet olmasına rağmen sistemi bozan Rahim, Resul, De(kul), Allah, İlah, Arş kelimelerindedir;
Bu kelimeler için ise şöyle düşünüyorum:
Örneğin nasıl ki, 12:50'de geçen 'Resul' kelimesi Firavun'un elçisi olduğundan hesaplamada sayılmıyorsa, buradaki 'Resul' kelimesi de Peygamber için kullanıldığından sayılmayabilir.
Aynı şekilde 'Rahim' kelimesi de burada peygamber için kullanıldığından sayım dışı bırakılabilir.
Yine sayım dışı bırakılmış olan Yusuf'un 'Arş'ı ve 'Kraliçe Sebe'nin 'Arş'ı mevcut. Belki buradaki 'Arş' kelimesi sayılarak başka bir 'Arş' kelimesi sayım dışı bırakılabilecektir.
Diğer kelimeler için de aynı şekilde düşünüyorum ve bunu araştırıyorum. Bu iki ayeti reddetmek ya da reddetmemek, benim için şu anda erkendir.
"Şimdi kim, nerden bilebilir Reşad Halife'nin elçi olup olmadığını? Edip Yüksel öyle kabul ediyorsa, ben de öyle kabul etmek zorunda mıyım? Ya da Hristiyanlar, Hz.Muhammed'i peygamber olarak kabul etmiyorsa biz de mi öyle olmak zorundayız? Aynı mantık..."
Hem Kuran deyip hem de yeni bir peygamberden bahsetmek bence mantıksız olan ...
Bu konuda bir mantıksızlık göremiyorum...
Benim, Reşad'ın elçi olmadığını kabul etmem beni bağlamaktadır. Belki de Reşad gerçekten bir elçidir.
Çünkü bütün peygamberlerden sonra kitapları tasdikleyen bir elçi gelmiştir. (3:81)
Son Peygamber Muhammed'den de elçi için misak alınmıştır. (33:7)
Misak'ın Elçi'si Kuran'da geçtiği gibi (3:81)(33:7)(33:40), Tevrat'ta da (Malaki 3:1-3), İncil'de de (Luka 17:22-37, Matta 24:27) geçmektedir.
Bütün püf noktası (33:40) ayetindedir:
"....O Allah'ın elçisi(Resulü) ve son peygamber(nebi) oldu...." (33:40)
Bu ayete göre Hz.Muhammed, son Nebidir yani kendisine kitap verilmiş son peygamberdir. Ancak son Resul değildir. Bütün peygamberler aynı zamanda Allah'ın Elçisidir(Resul). Ancak bazı peygamberler ise Elçi(Resul) olmalarının yanında aynı zamanda Nebidir(kitap verilmiş).
Yani Hz.Muhammed'den sonra asla bir Nebi(kitap verilecek bir peygamber) gelmeyecektir. Ancak Hz.Muhammed'in getirdiği kitabı tasdikleyecek bir elçi gelebilir. Çünkü Allah, Hz.Muhammed'den de Misak(anlaşma) almıştır(33:7).
"Bu bir inanç meselesidir. Tıpkı Hz.Muhammed'in peygamber olup olmadığını kabul etmek gibi birşey bu..."
o zaman size yeni bir de kitap gerek .Di mi ?
Yukarıdaki sebepten dolayı kitap gerekmemektedir...
Sorun 'Reşad Halife'nin gerçekten Elçi olup olmadığında yatmaktadır.
KURAN in bir ayetini bile inkar eden Din den cikar.
"Bu iki ayeti kabul etmek ya da etmemek herkesin kendisi ile ilgili bir sorundur. İsteyen kabul eder, isteyen de etmez. Kimse de kimseyi zorlayamaz. Burada soru soruluyor, bizde dürüstçe düşündüğümüz şekilde açıklamaya çalışıyoruz."
Tamam sen bu ayetleri inkar edebilirsin ama hem inkar edip hem Muslumanim diyemezsin.
Bari Haci ve GAK gibi durust olun da ondan sonra ne yapacaksaniz yapin.
"YAW PERDELIGOZLER SEN NELER SOYLUYORSUN? July 26 2001, 10:54 AM"
Bu forumda nedense ilk saldırılan şey, düşüncelerim değil de kullandığım rumuz oluyor.
Her nedense birçok tartışmada insanlar birbirlerini çeşitli şekillerde karalamaya, küçük düşürmeye çalışıyor.
Şimdi ben de sana ilk önce 'kırkharami' diye mi hitap etmem gerekiyor?
Bu tür hareketler biz insanlara yakışmaz kardeşim...
"KURAN in bir ayetini bile inkar eden Din den cikar."
Öncelikle ben henüz o iki ayeti reddetmedim. O iki ayet konusunda şu anda kararsızım. Bu kadar basit.
O iki ayeti reddedenlere de, o iki ayetin Kuran'dan olduğunu kabul ettirmek ve kendim de buna şahit olabilmek için uğraşıyorum.
Belki de sonuçta reddedeceğimdir. Bunu Allah bilir.
Ancak eğer birgün reddedersem, o iki ayetin aslında 'ayet' olmadıklarına şahit olmamın sonucunda gerçekleşecektir bu.
Bu iki ayeti reddedenlerin de düşüncesi, bunların ayet olmadıklarının kabulüdür.
Yani o iki ayet aslında 'ayet' değil de 'hadis' ise o zaman Kuran ayetlerini inkar etmiş olmazsın.
"Bu iki ayeti kabul etmek ya da etmemek herkesin kendisi ile ilgili bir sorundur. İsteyen kabul eder, isteyen de etmez. Kimse de kimseyi zorlayamaz. Burada soru soruluyor, bizde dürüstçe düşündüğümüz şekilde açıklamaya çalışıyoruz."
"Tamam sen bu ayetleri inkar edebilirsin ama hem inkar edip hem Muslumanim diyemezsin.
Bari Haci ve GAK gibi durust olun da ondan sonra ne yapacaksaniz yapin."
Henüz reddetmedim ama zorla reddettireceksin yahu
Dediğim gibi eğer o iki ayet Kuran'a ait olmayan iki hadis ise, Kuran ayetlerini reddetmiş olmazsın.
Reddettiğim takdirde de, o iki ayetin gerçekte hadis olduğunu kabul etmemden dolayı olacaktır bu.
İnsanların ne kadar müslüman olduklarının ölçülmesi de kimsenin haddine düşmez.
Sonuçta; benim ne kadar müslüman olup olmadığımın da kararını Allah'tan başka hiç kimse veremez.
Tıpkı senin de ne kadar 'müslüman' olduğunun kararını Allah'tan başka hiç kimsenin veremeyeceği gibi...