Evet sevgili hristiyan arkadaşlar siz Hz Muhammed ve Hz Süleyman'ın peygamber olduklarını kabul etmiyorsunuz.Gerçi eden bir çok hristiyana ve hatta rahip ve papaza bile rastladım ama sayıları tüm hristiyanlara oranla çok az.
Benim burda sormak istediğim Hz Davut'u peygamber olarak kabul ediyormusunuz yoksa etmiyor musunuz?Yanlış hatırlamıyorsam Davudun peygamber olduğu İncil'de belirtiliyor.Zaten çoğu hristiyanda bunu belirtiyor.Ama yine de onun sadece bir kral olduğunu bir peygamber olmadığını belirten pek çok hristiyana da rastlıyorum.Hatta Hz Davut'un anlatıldığı hristiyan yapımı tarihi filmlere bakınca da Davut bir peygamberden çok sadece bir kralmış gibi gösteriliyor.Yanın da da peygambercikler var ve kral Davut'a vahiy getiriyorlar gibi gösteriliyor.Yani peygamber olan Davut değil de yanındaki yarı çıplak, elinde değnekleri olan kişiler gösteriliyor.Hz Davut'ta onlardan vahyi öğreniyormuş şeklinde tasvir ediliyor....
Şimdi soruyorum İncil'de de tıpkı Kuran'da olduğu gibi peygamber olduğu belirtilen Hz. Davut niye peygamber değilmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor.Onun zenginliği ve krallığı sizin fakirci ve ruhani felsefenizle çeliştiği için mi böyle bir çarpıtmaya başvuruyorsunuz?Yoksa onun hz. Muhammed gibi çok eşli olması mı size ters geliyor ve peygamberliğini pek kabul etmez bir tavır sergiliyorsunuz?evet sevgili arkadaşlar cevaplarınızı bekliyorum...Selam ve sevgiler...
CIM NERDEN CIKTI LEN KEFERE!... SENDE NONSLUK MU VAR!... AMA BENDEN UZAK DUR!... Hz ISA (A.S) NASIL KIRAL OLDU LEN KEFERE YOKSA SENMI ONU YAPTIN...
BENIM BILDIGIM SADECE PEYGAMBER IDI!...O DEVIRDE KIRALLIK BABADAN OGULA GECMEZMIYDI ZUBUK!...YAFUDILERIN
ONDAN ONCEKI KIRALLARI KIMDI?...Hz MUS MI?... ULEN AMMAAA ATIYONUZZZ HAAAA!... KUCUK KES TE CIVCIVILERDE YESIN OGLUMMM.... YUZ YILAR ONCESI KIM SULEMIS O SOZU?...PILOT MU?...IZAH ETTE KULTURUMUZ ARTSIN!...
DOGAN ADININ KULLANAN HERGELE!... SENDE NE DEN BAHIS EDERSIN ACIK SULE!... KERIZLIK ETME!... KAFAMIN TASINI ATTIRMA!...NE YENICERISI OGLUM?....
Yani bu soruma cevap verebilecek bir hristiyan arkadaş yok mu?Niye bu soruma sessiz kalınıyor?Neyse zaten hristiyan dostlarımız tarfından bir cevap verilememesine pek şaşırmadım...Beklediğim sonuçtu zaten....selam ve sevgiler.
hepsi birer peygamber......hepsi de o zamanlarin insanlarina mutlu bi hayat saglamak icin ugrastilar, hepsi de sagladi, ama o zamanin insanlarina sagladi.....hepsi süper akilli insanlar bence.....fakat insanlari mutluluga götürmek icin uyguladigi yöntem bugün icin cok inandirici degil ....tabi ki insanlarda dine inanc bi anda bitmez ama yavas yavas azaliyo.......
"Neyse zaten hristiyan dostlarımız tarfından bir cevap verilememesine pek şaşırmadım...Beklediğim sonuçtu zaten"
Bu kadar komik bi cümle hayatimda görmedim.....ben hristiyan olmamama ragmen senin bu kadar irkci bi cevap vermen komigime gitti....bence sen hic bir zaman mutlu olamayacak bir insansin....hic bi zaman unutma....."Neye inandigin degil, ne kadar inandigin önemli"
sevgili soru işareti dostum,kurduğum cümlenin ırkçılıkla ne ilgisi var onu anlayamadım?orda demek istediğim onların bu konuda hatalı olduğu ve bu yüzden doğru dürüst bir cevap veremiyecekleri.Yani sorun felsefi, ırki değil.Ama bu kadar basit bir şeyi bile anlayamıyacak kafadaysan yapılabilecek bir şey yok.Asıl önyargılı olan sensin soru kardeş....selamlar.
Evet hala bir hristiyan dostumdan sabırla bir cevap bekliyorum....Bu arada soru işareti nikiyle yazan arkadaştan da bana ettiği hakaret ve iftiradan dolayı bir özür bekliyorum...selamlar.
32- Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız.
33- İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.
34- İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.
35- Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: "Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum"
36- "Kıyametin kopacağını da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum".
37- Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
38- "Fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak koşmam."
39- "Kendi bağına girdiğin zaman: "Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da."
40- Belki Rabbim, bana, senin bağından daha hayırlısını verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağın yalçın bir toprak haline gelir."
41- "Yahut, bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çıkarıp bağını sulayamazsın."
42- Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini oğuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, "Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım" diyordu.
43- Onun Allah'tan başka yardım edecek adamları yoktur ve Allah'a karşı kendi nefsini de kurtaramadı.
44- İşte burada yardım, yalnız hak olan Allah'a aittir. O'nun verdiği mükâfat da daha hayırlıdır, netice de daha hayırlıdır.
45- Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir.
46- Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır
sevgili Alibaba,bu ve benzeri ayetlerde dünya hayatına tutsak olarak Rabbini ve ahireti unutan insanların durumu ve sonları anlatılıyor.Dünya hayatını ahirete tercih eden ve kibirli kimseler tasvir ediliyor.Bunları aslında sen de çok iyi biliyorsun.Ama Kuran'ın tamamını okuyunca en hayırlısının hem dünyada hem ahirette refahı istemek ve ulaşmak olduğunu açıkça görürsün.yani ne yalnızca bu dünyayı istemek ne de yalnızca ahireti isteyerek bu dünyayı ihmal etmek..Önemli olan ikisinin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu anlamak ve her ikisinde de en iyiye ulaşmaya çalışmaktır.Bu konudaki ayetler çok açık ve çeşitlidir.Zaten peygamberlerin hayatını Kuran'dan okuyunca bu daha iyi gözükür.Kesinlikle zenginlikten veya dünya nimetlerinden uzaklaşma ruhbanlık vesaire yoktur,tersine onlardan bolca yararlanma varıdr.Sadece peygamberlerin zenginlikleri değil,bilimde ve teknoloji de çağının ilerisinde hayat yaşamaları da ,hayatlarını kolaylaştırmaları da bunu gösterir.Bir de bunundışında kuran'ın emir ve yasaklarına bak.Hepsi de sağlığı,zenginliği(madden ve manen),ilerlemeyi ve huzuru hedefliyor.Hem bu dünyada hem de ahirette insan için cenneti istiyor...Ama bu refah ve ileri medeniyete ulaşmak için haram yollara kesinlikle başvurulmamalı ve ahireti asla aklımızdan çıkarmamalıyız.Önemli olan ikisi arasındaki dengeyi kurmak ve birbirini destekleyici olduğunu görmektir.zaten nasıl tersini düşünebilirsin,her kim kendisine ve çevresine güzellikleri ve iyiyi sunarsa o ahirette de kazançlı olmayacak mı?Kim dünya da cenneti oluşturmak için çabalarsa ve insanlığa hayırlar sunarsa ahirette bu ona mükafat olarak dönmeyecek mi?son olarak sevgili Ali Kuran'ın da dediği gibi amacımız ne yalnızca dünyayı isteyerek kendimize yazık etmek olmalıdır ne de dünyayı ihmal etmek....dünya ve ahiret birbirinin tamamlayıcısıdır ve kim Allah'ın emirlerine uyarsa hem dünyada hem de ahirette güzelliklere ve bolluğa ulaşacaktır...selam ve sevgiler...
arkadas ......ben sana hakaret veya iftira etmedim.....ben sana beynimin içinden geçen fikirlerimi ve görüs acimi sundum......beynim bu sekilde düsünüyo diye bana kizmana gerek yok....benim sana söylemeye calistigim sey ......neye inandigin degil ne kadar inandigin önemli .....insanlar ic huzurlarini ve özellikle hayatta yasama güclerini inandigi seylerden alir.....insanlar tarihte sürekli bir seylere inanma gereksinimini duymuslardir....ve yasama güclerini o inandigi yüzlerce degisik seylerden almislardir.......tarih ilerledikce insan beyni gelistikce insanlar beyninin daha cok inanabilecegi seyler ariyor......en basta inanmak sart....ama neye olduguna insanin kendisinin karar vermesi gerek.....
Sevgili dostum,senin görüşlerine bir şey dediğim yok ki?Görüşlerini bizle paylaştığın için memnun oluruz.Ama sen bana hiç ilgisi yokken "ırkçı" diye yazmışsın.Ben orda hristiyan dostlarıma bir soru sordum ve onların bu konuda hatalı olduklarından güzel bir cevap vermede zorlanacaklarını belirttim.Sen de ifademi anlamayıp bana hakaret etmişsin"ırkçı" diyerek.İşte bu yüzden bu ifadeni düzeltmeni ve özür dilemeni bekliyorum senden.Yoksa görüşlerini bizimle paylaşman bizi mutlu eder...Selam ve sevgiler...
sevgili emre ....beni anlayamadin ve ben de seni anlayamadim galiba.....tekrar söylüyorum bana göre kullandigin o cümle biraz irkcilik oluyo(bana göre)...kötü bi söz olarak düsünme....ama görüsüm bu ....hepimizin beyninde ayri ayri dünyalar var.....önemli olan bunlari birbirimizle paylasip hepimizin daha mutlu olacagi yolu bulmak.....
Tek üzüldügüm konu bir cok insanin kendi düsüncelerini kisitlamasi.....beyinlerimiz gün geçtikçe gelisiyor....gün geçtikce beynimizi daha fazla kullaniyoruz......ama insanlar gelisen beyinlerini ichuzurlari yerine daha cok dis dünyayi kendilerine kolaylastirmak icin kullaniyorlar.....halbuki yasadigimiz dünya kadar degerli olan bi de ic dünyamiz var....ama insanlar orda kendilerini gelistirmiyorlar....daha doğrusu bir cogu gelistirmekten korkuyorlar.....bu bahsettigim insanlar inanip inanmamayi gerçekten secememis insanlar....gerçekten inanan ama gerçekten inananlar icin söylemiyorum .....çünkü onlar ic dünyasinda mutlu.....ama ortada kalan cogunluk ise mutsuz......o zaman bi eksiklik var......
Sevgili dostum o cümlede hiç bir şekilde bir ırkçılık veya benzeri bir şey yok.Şimdi farzedelim ben sana bir konuda soru soruyorum ve sen de bir cevap veremiyorsun,ben de sana "tabii bana bu konuda verebilecek bir cevabın yok " diyiyorum.Şimdi bunun ırkçılıkla ayrımcılıkla ne ilgisi var?Biraz mantıklı konuş lütfen...evet özrü hala bekliyorummm....
Eski Antlasma'da Kahinlik soyu Leviler soyundan gelmekteydi. Davud ise Efraim oymağından geliyordu. (1. Samuel 17:12)
Kahinler aynı zamanda Tanrı ile İsrail halkı arasında aracılık yapan kişilerdi. Örneğin savaşa gidip gitmeyeceklerini Kahinler aracılığı ile Tanrı'ya sorarlardı. Kahinler bu anlamda Peygamberlikler yapan kişilerdi. Dolayısıyla Peygamberlik yapan kişiler Levi soyundan da gelmekteydi.
Tanrı Eski Antlaşma'da her ne kadar Kahinleri kendine seçmiş aracılar olarak kullansa da Peygamberlik Tanrı'nın Ruhunun insanların üzerine gelmesiyle de gerçekleşti. Örneğin Saul Davud'u yakalatmak üzere 3 kez askerler (ulaklar) gönderdi ancak hepsi de peygamber olmamalarına rağmen Peygamberlik ettiler. Hatta Saul'un kendisi bile Kral olmasına rağmen Peygamberlik etti
1. SAMUEL 19. bölüm
20 Bunun üzerine Saul Davut'u yakalamaları için ulaklarını oraya gönderdi. Ulaklar Samuel'in önderliğinde bir peygamber topluluğunun oynayıp coştuğunu gördüler. İşte o zaman Tanrı'nın Ruhu Saul'un ulaklarının üzerine indi. Onlar da oynayıp coşmaya başladılar.
21 Saul olup bitenleri duyunca, başka ulaklar gönderdi. Onlar da oynayıp coştular. Saul'un üçüncü kez gönderdiği ulaklar da öncekiler gibi yaptı.
22 Sonunda Saul kendisi Rama'ya doğru yola çıktı. Seku'daki büyük sarnıca varınca, "Samuel'le Davut neredeler?" diye sordu. Biri, "Rama'nın Nayot Mahallesi'nde" dedi.
23 Saul Rama'daki Nayot'a doğru ilerlerken, Tanrı'nın Ruhu onun üzerine de indi. Nayot'a varıncaya dek yol boyunca oynayıp coştu.
24 Giysilerini de çıkarıp Samuel'in önünde oynayıp coştu. Bütün gün ve gece çıplak yattı. Halkın, "Saul da mı peygamberler arasında?" demesi bundandır.
Yukaridaki OYNAYIP COSTU aslinda Ingilizce cevirisinde peygamberliktir.(Bkz. New Geneva Study Bible, sayfa 407, NKJ versiyonu) Ceviri Turkceye farkli oldugundan ne yazik ki tam anlamini veremememisler. Neyse Saul'un Davud hakkinda peygamberlik yapmasina herkes oylesine sasirdi ki, "YOKSA SAUL'da mi Peygamberlerden?" sorusunu insanlar sordular kendilerine!
Bu ayni zamanda benim yukarida bahsettigim gibi Tanri'nin belirledigi PEYGAMBERLER oymagi olmasina RAGMEN Tanri'nin insanlar araciligi ile Peygamberlik verebilmesidir.
Kutsal Kitap'ta Peygamber ile Peygamberlik arasinda fark vardir. Peygamber olan kisi Tanri'nin o armagani alan kisidir ve DAIMA Peygamberlikler verir. Oysa Peygamberlik alan kisi birkac kez Tanri'ndan peygamberlik alabilir ancak ASIL Ruhsal Armagani Peygamberlik vermek degildir. Ayni sey Saul'a ve onun gonderdigi askerlere (ulaklara) oldu.
Davud bir kraldir ancak kendisi de yukarida bahsettigim gibi Peygamberlikler vermistir. Ancak peygamber olarak atanmamistir.
Umarim soruna yanit olmustur. Sunu da belirmeliyim. Bizler Davud'a Zebur indirildigine inanmiyoruz. Ancak Kuran'a veya Islamiyete gore Musa'ya oldugu gibi Zebur verildigi soylenir. Tabii Tanri'nin esini ve yonlendirisi ile Davud Mezmurlari (Zebur) yazmistir. Ancak bu tum Kutsal Kitap (Tevrat, Zebur ve Incil) icin gecerlidir zaten (2. Timoteyus 3:16).
Alintiyi henuz basilmamis olan Yeni Cagdas Ceviri Eski Antlasma'dan yaptim. Ne yazik ki simdilik Internette yayinlama hakkini alamadim. Alir almaz http://www.isamesih.org altinda Eski Antlasma'yi yayinlayacagim.
Evet sevgili arkadaşım soruma yanıt olmuş.Ama tam düşündüğüm gibi dininizde mistisizmin etkisi inanılmaz derecede büyük.O kahinlerden bilgi alma işi şamanizm ve benzeri uzak doğu öğretilerinden gelme bir gelenektir.Zaten İncil'de fakirliğin övülmesi ve zenginliğe karşı bir tavır alınması da tasavvuf etkisini göstermektedir.Siz zaten bu yüzden Hz. Davut ve Süleyman'ın peygamber olduklarını kabul edemiyorsunuz.Bir de Zebur'un yazılması hakkında söylediklerin ilginç.Bence Hz Davud'un gerçek bir peygamber olmadığını zorlama yoluyla kabul ediyorsunuz.Yani aslında onun bir peygamber olduğu çok açık....Selam ve sevgiler....