YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Sayin AYBERG MUSAADENIZLE.............

July 26 2001 at 11:01 AM
Alibaba_  (no login)
from IP address 203.27.69.94

...verdiginiz cevaplari buraya kopyaliyorum,herhalde hazmetmemiz icin birkac defa okumamiz gerekecek.

Kaybersedek yazik olur.

Ayrica Benim sordugum sorunun cevabinin devamini da dort gozle bekliyorum.

Pick Nick in cevabi bittikten sonra unutmazsiniz Insaallah.

selamlar.

HATA YAPTIM "İKİLEM YOK" July 24 2001, 2:47 PM

Sevgideğer Dilemma sizi tanımıyorum, ancak bende bıraktığınız izlenim bu sitenin yönetmeni olduğunuz gibi. Dün siftah ilk kez forumunuza "Happy birthday" demek için nezaketen girdim. Bu bir görgüdür, görgüsüzlüğümü bağışlayınız, geldiğim gibi sessizce çekilir giderim.

Eşime "BAZI" bölümleri neden tavsiye edemiyorum? Tam tersine tavsiye ettim. Şahsımla ilgili yazıları da titiz bir inceleme ile okudu. Kendisi 26 yaşında bir öğretim görevlisidir. Çocuk yaşta olup olmadığına siz karar veriniz. Zaten ikimiz de ne demek istediğinizi pek anlamadık. Üzerinde de durmadık, siz evsahibi biz bir kez "Tanrı misafiri" olunca elbette dilediğinizi söyleyebilirsiniz."Diyorsunuz ki:

"Esinize neden tavsiye edemiyorsunuz sayin Aiberg? Esinizin terbiyesiyle mükellef degilsiniz..."

Gerçekten bana akıl verdiğiniz için teşekkür ederim. Elbette eşim yetişkin, ergin, aklı başında son derece demokrat ve bilgi ile aşırı ilgili... Dilerse forumun cinsellik tarafını da okuyabilir ve hatta orada yazabilir. Bizim evliliğimiz ANAERKİL dizayn edilmiştir. Klasik "Kızlarını diri diri gömen" anlayışı ikimizin kültüründe yok, demokrat bir çiftiz. Ben 57 yaşındayım. Elbette akıl yaşta değil baştadır. Ançak aşağıdaki sorunuzun yanıtını siz bulmalısınız:

"En az sizin kadar bir tecrübei birikime sahiptir kendileri sanirim. Tabi cocuk yasta biriyle evli olmadiginizi tahmin ediyorum."

Genel ve evrensel kural odur ki, insanların 75 yıl yaşadığını varsayarsak, ilk 25 yıl, bilimsel ve kültürel öğrenme çağıdır. AMAÇ, " BİLGİ EDİNMEDİR. Deneyimler ise deneylenmeden, daha sık hatalara yer vermektedir.

İkinci 25 yıl (25-50 yaş) deneyimlerin en az hataya yönelme çağıdır. Artık dönüp alfabeyi bir daha okumayız, Asıl amaç İLERİ BİLGİ BİRİKİMİ'dir.

Üçüncü 25 yıl ise (50-75 yaş)deneyimlerin "Bir bilen olarak" aktarıldığı (Hani muhtarlığın ihtiyarlar heyeti gibi) çağdır. Zaten hata yapmak için enerjiniz olması gerekir. Beden yaşlı, yorgun ve emeklidir ama RUH kategorisinden AKIL tam tersine gençleşmekte olduğundan, amacı, artık öğrenme, biriktirme değil, "ÜRETME" olmaktadır.

Eserler-yapıtlar için üretme çağı altınçağdır. Eğer saplantılarınız, takıntılarınız varsa, akıl denen en büyük nimetin dinamik yenilenme gücü randımanlı değilse üretkenlik sözkonusu olamaz.

İlk inen sure "OKU" (olup beş ayettir. Sonrakilerden çoğu Medine'de inmiştir) İlk 25 yılımızı anlatır. Bunun içinde geçen "İnsana bilmediğini öğretti, kalemle yazmayı öğretti" pasajı ise ikinci 25 yıla aittir. Bu surenin hemen arkasından KALEM=YAZ suresi inmiştir:"Nun. Kalem ve yazdıklarına andolsun" son 25 yılı tavsiye etmektedir. İşte bu çok önemlidir, "ÖNCE OKU, SONRA YAZ" nedenselliği ilk iki surede bizlere rehberlik vermektedir.

Bu durumda benim ve eşimin yaş dönemleri farklı kategorilerde bulunuyor. Benim meramım şuydu: Eşim sahibi olduğunuz siteyi Üniversiteli kız öğrencilerine gösterirken (Aklımda kalmadı ama galiba iki HACI nick'li) kişinin küfürleşerek savaşmasındaki, kıpkırmızı olmasıydı, bunu bana anlattı, ben de size aktardım. Amacım sahibi bulunduğunuz siteyi eleştirmek değildi. Diyorum ya ben nezaketen kutladım ve çıktım. Bu yazıyı artık asmasanız da olur. Görevim "Nice yıllara" demekti.

Üçüncü sorunuz da "Neden Hans von Aiberg? Aslinda neden von Aiberg Alman asilzadelerine verilir de bu taki?"

Sevgideğer Dilemma, von soylulara verilmiş bir isimden önce "Giller" demektir. Türkçedeki Zümre adları gibi, Bu kelimenin aslı Almanca değildir, Germence VAN'dan gelmektedir ve soyadı yerine "Filancagiller" anlamında kullanılır. Eğer bir "Hollanda, Belçika, Güney Afrika Flandersleri" telefon rehberi bulabilirseniz milyonlarlaca VAN bulacaksınız. Hollanda spor takımlarının sporcularının % 90'ının ismini anımsarsanız, dediklerime hak vereceksiniz. Bir arama motoruna van ve von yazarsanız, sayfalara boğulup kalırsınız.

Almanlar tuhaf bir millet: Yüzlerce yıl HANSA=Kent devleti olarak yaşamışlar, 1850 gibi geç bir tarihte ise nihayet bir birlik kurmaya yönelmişler. Her yeni gibi deneyimsizlikleri yüzünden peşpeşe iki dünya savaşı çıkarmışlar. Dünyayı faşizmin kanında boğmak istemişler.

Askeri bir devlet olan Prusya elektörleri (Kanzler, şansölye prensler) seçilen herkese "VON" ara ismi verilmiştir. Aslı VAN=Giller demektir. Ancak Hollandalı milyonlarca VAN ile karışmamak için kendilerine VON demişlerdir. Bu yanlıştır, çünkü von rastgele bir grammer sözcüğüdür. İngilizcesi From= den, dan gibi.

Yerleşmiş gelenekler ve folklor gereği von adımda kalıvermiş. Aslı VAN'dır. Bilgilerinize..


Hoşkalın


ZQR BURADA DA YAZIŞALIM July 25 2001, 10:18 AM

Sevgili dostum, anladığım kadarıyla alternatif forum tam demokrat. Emre ve Berek'e de beni gülücüklerle karşıladıkları için teşekkür ederim.

En zor sorularınızı özellikle beklerim

Üçünüzü de görmeden, tanışmadan seviyorum

AMENTÜ BİLLAH-1/ a. Süfyanizm July 25 2001, 2:31 PM

Sevgideğer Alibaba, nereden nereye? Bir "Kutlama" yapıp kaçacaktım. Sonra bir soru sordun "VON" ile ilgili onu buralarda biryere yanıtladım.

Maalesef başkaları benim adımı "Düşmanlık" olsun diye kullanıyorlar ve bu korsanlığın önüne geçilemez. O yüzden buradaki her yazıyı "Kaynak, Referans" diye almamalıyız. Şu anda ben benim!

Hani kitaplarımda "Sevgideğer okurlarım" diyen adam!

"Bir zamanlar kitaplarinizi buyuk bir zevkle okuyordum,sonra bazi nedenlerden dolayi okumaktan vazgectim." Bu sözünüz Kur'an hariç her kitap için geçerlidir. Normaldir. Benim yapıtlarım, bir zincirin halkalarından biridir, bu böyle devam edecektir. Dinalik-değişken çağımızda bir esere çapa atmak doğru değil, WEB referanslarının tamamını da delil tutmak doğru değil. Henüz .NET emekleme çağında, oradaki yalanlar da kendi kendini gidererek ayıklanmalı.

Bunun gibi sözlükler de aldatıcıdır. Sözlükler "Yansız" olmalıdır ve etimolojistler eliyle düzenlenmelidir. Bu sıkıntı yüzünden bildiğimiz Kaamus Arapçası ile Kur'an'daki kök-nosyon kavramları birbirine taban taban zıttır. Yani KUL'un yüklediği anlam ile "Allah'ımızın aklından geçen MERAM" farklıdır.
Bunun başlıca sorumlusu dinimize ilk dört demokrattan sonra DARBE yapıp, SALTANATI eline geçiren ardniyetli sultanlardır. İlk 4 Cumhuriyetçilerin ardından Cumhur Halifeliği babadan oğula geçen Saltanata çeviren ve ta son Osmanlı Sultanına kadar ileten batasıca zihniyettir.
Bu zihniyetin başlangıcı daha en başta Resulullah'ın baş düşmanı olan Mekke Emiri=Sultanı Ebu Süfyan'dır.
Ebu Süfyan Kureyş'in en zegini ve sultanıydı. Resulullah onu evine davet etti ve dil dökmeye, dinden ve Allah'ımızdan tavizler vermeye başladı. O sırada görme-özürlü İbni Maktum içeri girdi. Abese suresini bilirsiniz.

Ebu Süfyan, Resulullah'ın gece Medine'ye gizli hicretinde, evine daha sonra da (Örümceğin ağ ördüğü, Kumrunun yumurtladığı mağaraya dek) kiralık katillerine öldürtmek istediği kişidir.

Ebu Süfyan, yapılan barış gereği Mekke'ye gelen hacılar içinde Resulullah'ı oğlu Muaviye'ye öldürtmek isteyen kişidir. Ancak başta Allah ve sonra sahabenin yakın korumasıyla bu çocuğun girişimi engellendi.

Ebu Süfyan,daha sonra Resulullah'ın Mekke'yi dönüp almasında sultanı bulunduğu kentin kapılarını kendi eliyle açıp, ellerini yukarı kaldırarak (Hands up!) ESLEMNA= Teslim oldum, ben de sana inanıyorum, Müslüman oldum, canıma, malıma kıymayın diye yalvaran kişidir. Hucurat 14. ayet "Araplar 'inandık'dediler, de ki inanmadınız (Yalan söylüyorsunuz, sadece ellerinizi havaya kaldırıp) ESLEMAN demektesiniz. İman kalplerinize asla inmeyecek. Eğer Allah ve Resulüne inanırsanız..." Ebu Süfyan ve köle ordusu için indirilmiştir.

Ebu Süfyan malını mülkünü korudu ama, Mekke'nin mutlak Liderliğini sırayla Resulullah'a ve dört halifesine (Cumhurbaşkanlarına) kaptırmanın üzüntüsüyle öldü. Oğlu Muaviye baba mirasını devraldı ve politik güç olarak harcamaya başladı. Hz.Ebubekir'e bir darbe yapazdı, Hz. Ömer ise çok sertti ve çekiniyordu. Hz. Ömen'in sertliğinden gına getirenler, bir tepki oyu olarak inanılmaz derecede yumuşak, utangaç olan Hz.Osman'ı Şura'da (Millet Meclisinde) Halife olarak seçtiler.

Hz.Osman'ın (Abdest alırken dirseğini avret yeri sayıp gizleyecek kadar utangaçtı) bu yumuşaklığını HACCACI ZALİM gibi katil biri (Onbinlerce Türk öldürttü) vezir olarak üstlenmişti. Muaviye ona mali kaynaklarını aktardı. Bunun karşılığında Şam (Şimdiki Suriye, Batı Irak, Ürdün'ün tamamı ve Kuzey Suudi Arabistan çöllerini kapsayan eyalet)Valisi oldu.

Muaviye artık "Saltanata ısınmaya, babası Ebu Süfyan'ın eski görkemli krallığını geriye alma hayallerini gerçekleştirmeye yüz tutmuştu. Serveti ise yüze katlanmıştı ve üstelik emrinde dev bir ordu vardı. Tüm bu avantajlarla bizans entrikaları İslam'a sokulmaya başladı. Sözde "Harici taşeronculara" Hz.Ömer öldürtüldü. Toplanan Şura, altı aday arasından Hz. Ali'yi Cumhurbaşkanı seçti.

Perde arkasında Hz.Aişe (Anamız) vardı. Hürrem Sultan'ın, Kösem Valide Sultan'ın tutkuları onda da vardı. (Anamız olmak başka, günahlı anamız olmak başka) Hz.Aişa ilk kez kaleme alınan ve dört nüsha olan Nebatiyae (Nıbti) alfabesiyle yazılmış olan gerçek Kur'an'ın iki nüshasını haremindeki en gizli yerde saklıyordu. Öte yandan iki kez Allah tarafından Kur'an'da azarlanmanın ezikliğiyle bunların müsebbibi olan Hz. Ali'ye kanlı derecede düşmandı. Hz. Ali Resulullah'ın amcaoğlu olarak kendisini gölgede bırakıyordu ve düşmanı ayak altından çekilmeliydi.

Şam valisi Muaviye'yi davet etti. Orada şer ittifakı başladı. Yapılan plana göre Beşinci Cumhurbaşkanı Muaviye olacaktı. Hz. Ali ekarte edilecekti. Aişa anamız, Kur'an'ı kerimlerden birini Muaviye'ye "Silah" olarak verdi.

Muaviye Şam ordusunu ve yandaşlarını Hz.Ali'nin üzerine yolladı. Kur'an sayfa sayfa yırtılıp, Muaviye ordusunun uzun mızraklarına takıldı. Hz. Ali'nin yandaşları "Kur'an'a silah çekillmez diyerek" silahlarını yeri attılar ve orada hemen öldürüldüler.

Hz.Ali yandaşlarının ordusu çekildi ve toplanıp ikinci atağa geçerlerken, yine bizans entrikaları dönmeye başladı. "Hakemlik kurumuna başvuralım, İslam bölünmesin." zarfı ortaya atıldı.

Hz. Ali bu tezgahın içine düştü. Elçiler görüştü ve sonunda "Hem Muaviye hem Hz. Ali, Halifelikten vaz geçeceklerdir. Şura=Meclis'in yeni belirleyeceği bir Cumhurbaşkanına Halife'liği devredeceklerine ilişkin prensip ve centilmenlik anlaşmasına varıldı. Hakem olarak da kendisine en güvenilen kişilerden biri olan Amr İbn-ül Âs seçildi, hem de Meclis tarafından...

Her insanın bir bedeli var mıdır? Bunu bilemem ama, Hakem Amr ibn-ül Âs'ın vardı: Muaviye onunla görüşerek, "İbni Hakem sensin. Eğer ben Halife olursam Şam Valiliği boş kalacak, oraya seni atamayı taahhüt ediyorum" dedi. Hz. Aişa da güvence verdi.

Beklenen gün geldi. Protokole göre C.Başkanlık mühürü olan YÜZÜĞÜ Hz.Ali çıkaracak ve Hakem'e devrederek, halifeliğinden feragat edecekti. Aynı anda bunu Muaviye de "Feragat ettim" diye deklare edecekti. CBaşkanlık yüzüğü üçüncü kişiye takılırken, onlar da birbiriyle sarılıp öpüşecek ve "İslam kardeşliktir" diyerek, yeni Halife'ye biat edeceklerdi.

Hz. Ali kendisinden bekleneni yaptı yüzüğü eline alan Hakem Amr İbn-ül As, "Önce Allah'ın sonra Şura'nın bana verdiği yetkiyle bu yüzüğü devralıyor ve...."

Üçüncü kişinin uzattığı parmağı iterek, "Gerçek sahibine Muaviye İbni Süfyan'a takıyorum. Celse bitmiştir."

Sonrası malum! Alın size iki mezheb (İslam orthodoksluğu olan Şii'lik ve İslam Katolikliği olan Sünnilik!

Hz. Ali oğlu Hasan ve Hasan'ın oğulları ve kızları öldürüldüler. Hz. Hüseyin ve çocukları ise kaçtılar. Çünkü Muaviye, Senatoya karşı Sezar ve Milli Meclise karşı Napoleon gibi Şura'ya karşı DİKTATÖRLÜĞÜNÜ ilan etmişti. Artık Şura, CBaşkanlığı yoktu. Can korkusuna dayanan Mutlak Oligarşi vardı.

Muaviye fetihlere girişerek ve zaferlerle halkını memnun etti. Zaferler halkı oyaladı.

Babadan oğula geçen saltanatın üçüncü kuşağı ise Muaviye'nin oğlu Yezid idi. En büyük korkusu da Resulullah'ın torunu olan Hz.Hüseyin ve ehli beytten kalanlardı. Onların tümünü de Ehli beyt taraftarlarının başkenti Kerbela'da kıstırdı.

Hz. Hüseyin, Eşi, çocukları Cafer, Abidin vb. ile kızları SUSUZLUKTAN tarifsiz acılar içinde kıvranarak can verdiler.

Çünkü susuz bırakılan insan 10-12 günde can verir, aç bırakılan ise 54-60 günde can verecektir.

Yezid: "Gökten Musa ümmetine Kudret helvası, Bıldırcın ve tertemiz su indiren Rabbim, dilerse onlara da indirir. Rabbim EL HAKEM'dir EL HAKİM'dir" diyerek ilk din ticaret ve demagojisine imzasını atmıştır.

Devamı var. Şimdilik Allah'a ısmarladık sevgideğerler...

Pekala Piknik, önce sen: İLK SORUNUN YANITI-1 July 25 2001, 7:23 PM

Sevgideğer Pikrnik, umarım dalga geçmiyorsunuzdur. Sorular dereden tepeden ve aralarında hiç bir bağlantı yok. Amacınızın ne olduğunu bilmiyorum ama, beni gerçekten ciddiye alırsanız, (Hâlâ kuşkuluyum) ben de ciddi yanıtlar vereyim.
Bu soruların yanıtı bana çok kolaysa da, size zor gelebilir. Bir şansımızı deneyelim, bakalım.
O kadar çok "Lütfen" demişsiniz ki, Allah'ımızın EL-LATİF ismi şerifi ve türevleri aklıma geldi.

a)Cinsi Latif (no comment)
b)Lütfen (Selamdan sonra bir numaralı görgü kuralı)
c)Latife: (Şaka, espri. Hele son PS'lerinize katıldım, İlahi!)

Dolayısıyla lütfenlerinizi, latifelerinizi dikkate alarak, Rabbimin lütfettiği kadar açıklamaya çalışayım. Aslında bu bir din değil bilim platformuna yazılmalıydı. İlk soru şu:

1. Magnetik gucun medyumu nedir? Neden yapilmistir?

YANIT__________________________________________________

Buradaki soruda Medyum kelimesi (özür dileyerek) yanlış kullanılmış. Herhalde Meson=Aracı ya da değiş tokuş edilen anlamında kullanmak istiyorsunuz. Latince=Mezo ara(Mezo+potamya gibi)Mezzo=Arasında bulunmak (Mezzo Soprano gibi) Meson=Aracı, değiştokuş, takas parçacığı demek (Atomaltı fizikte)

Yine Latince Midi=Orta boy, Medi=İletici, Medium=Aracı(Tekil) ve bunun çoğulu olan Media (Aracılar) seçenekleri içinden Medium yanlış tercihti.

Şimdiye dek sayılan doğanın dört kuvveti içinden biri olan Elektro Magnetik kuvvet'in değiş tokuş parçacığı fotonlardır. Sorunuzun yanıtı bu mu? Değilse ilerletelim:

Elektromagnetik Doğa Kuvveti ikişer ikişer tasnif edilir.

aa)Elektrik alan: Ölçülebilir alan, elle tutulur gözle görünür, insanı çarpar vb.Somuttur. Bunun aracısı (Medium?u) ISI VE IŞIK saçan fotonlar yani FERMİON ailesidir. Bunlar sıcaklık ve ışık olarak algılanabilir, görünmeyenlerini röntgen cihazı gösterir vb.)Sorunun yanıtı Fermiyonlar mı? Değilse,

bb Magnetik alan, ölçülemez, (Elektrik alanla eşdeğerliği nedeniyle ölçüldüğü varsayılır. Örneğin elektrik alan 4x6 ise, buna karşı gelen magnetik alan 3x8 olup toplamları 24=24'tür, ama bileşenleri farklıdır. Yani eşdeğerliği denklemseldir. Magnetik alan dolayısıyla ölçülemez, soyuttur, insanı çarpmaz. Elle tutulup gözle görülmez.Bunlar Fermion tipi (Isı, ışık, spektral gam ürünü vb.) görünür FOTON değil, mıknatısın bir çiviyi çekmesi gibi görünmeden iki nesneyi birbirine taşıyan değiş tokuş parçacığı yani GÖRÜNMEYEN ZIMNİ FOTONLAR'dır. Bunlara Bozon denir. Isı ve ışık vermezler. Elektrik alan ampülde olduğu gibi ışıyan, ısıtan fotonlar (Fermiyonlar) iken, Magnetik alan ışımayan ısıtmayan hayalet görüntüsündeki fotonlar olan bozonlardır.

Bu kadar lafın özeti şu: Başlangıçta, evrenin ilk yaratılmasında saydığım iki tip aracı foton bitişiklerdi. sonra
aaa)GÖK=GECE=HUNNES=BOZON fotonları olarak karanlıkta kalıp, maddeyi değil maddenin alan etkileşimlerini üstlendiler. Sema=Uzay, Gece=ışamayan foton şifresi ve misalidir.
bbb)ARZ=GÜNDÜZ=Künnes=Fermion tipi fotonlar ise, aydınlığı, ısıyı seçtiler, daha önemlisi maddenin kendisini oluşturdular. Örneğin bir proton on üzeri 70bin foton=quant'tan oluşmaktadır. Arz=Madde(m) ve Gündüz=Işıyan, ısı yayan anlamında yer almaktadır Kur'an'ı Kerimde...
Böylece aracıların ikisini de vermiş oldum. Cevap bu değilse ilerletelim.

Elektromagnetizma teorisi şudur,
===Elektrik alanda, birbirine zıt iki yüklünün eşit miktarda yaratılıp, birbirlerini aynı ise itmesi, zıt ise çekmesidir. Bu + ve - elektirk yükleridir. Eğer yüksüz ise "Sıfır=Nötr" denir.
Kur'an'da Nur-35'de Alimlere Allah'ın verdiği misale göre Artı kutup=Zaid=Zeytun=Zeytin=Anod'dur. Eksi kutup ise Tin=İncir(?)=Eksi=Katod'dur. Yüksüz alan ise TURu sina=TUWA vadisidir.Piramitlerin yapıldığı Gizze kentinden itibaren (Kutuplar doğal gezgin olup, yürüdüğü için)Musa döneminde NÖTR bölge de aynı orantıyla yürümekteydi. (Bir kalem alın uçları kuzey-güney kutbu, tam ortasına bir toplu iğne batırın ve kalemi hareket ettirdiğinizde iğnenin de birlikte gezeceğini göreceksiniz.)

===Magnetik alanda, yine N ve S adlı zıt iki kutubun birbirini itip çekmesidir. Bir mıknatısın (Bir armatür halkasının ya da kondansatörün) ortası yüksüzdür. Ne iter ne çeker. Yine Nur-35. ayette, "Ne DOĞU'da ne BATI'da yetişmeyen mübarek bir zeytin ağacının yağından yakılır" misali Doğu ve Batı olmayan iki yönü yani Kuzey(N) ve Güney(S) kutuplarını haber vermektedir. Zeytin'in burada görevi "Anot, Katot ve ANTİ ANOT üçlüsünü vermesidir. TV tüpü de böyle çalışır. Mühendisler ne dediğimi bileceklerdir.
"O Nur üzerine nurdur=Termik, yakıcı değil de spesifik soğuk ışıma (Fluoresant lamba gibi, el yakmaz)YAĞ olarak bildirilmiştir. "İki doğunun Rabbi ve İki batının Rabbi" de şu anlama gelmektedir: Elektromagnetizmada KUADROPOLE=Dört kutup fenomeni de vardır. (Bilen bilir, bilmeyen araştırır misali)
Nur (foton) ise enerjisi planck tarafından E=2hV olarak saptanmıştır. Gecce sıkak lambası gibi ışığı dört bir yana zayıflayarak gider.
Nur üzerine Nur dendiğinde ise E=2hV yani üstüste bindirilmiş kohorent dalga=Laser ışını olmaktadır. Sokak lambası gibi dağılıp gitmez, Dürbünlü tüfeklerdeki kırmızı nokta ya da çocukların elinde gezen pointerler gibi iki kilometre öteyi, hatta Ay yüzeyini işaretler.
Laser bilindiği gibi HOLOGRAM (arapça Hayal ve ikram gibi düşünün) denen üç boyutluların (Allah Ruhundan üfürdü bu anlamdadır, çünkü evren bir HAYALDİR) temel yapısıdır. Bu arada Nur değil NURÜN ALA NUR Allah'ımızın güzel ismidir.

Şimdi gelelemi bunların aracı parçacığına (Medyumu?na)
E=hV (Planck sabiti ile dalgaboyunun çarpımı=Enerjisidir)Aynı zamanda E=mc2 olduğundan iki eşdeğerlikten BİR DENKLEM YAPMAYI bugüne dek kimsenin aklına gelmedi. İLK KEZ ve bu forumda ben yazıyorum. İpucu şu: mc2=hV ise siz bunları türetin bakalım neler neler çıkacak?
Öncelikle böyle bir denklem hiç kurulmadığı için aracısının da ismi konmamıştır. Ben bu aracının adını Kur'an'dan koyuyorum:ŞIHAB

Durun bitmedi!E=2hV yokmuydu? Bunun karşılığı da şöyle E=2m.c4 (Yani ışık hızının karesi değil kübü değil dördüncü kuvveti bölü zamanın dördüncü kuvveti. km4 Süper Uzay (Kur'an'da MİSAL ALEMİ) ve sn4=Kur'anda DEHR denen özel zaman...

Şimdi yine eşitlikleri denkleştirdiğimizde 2mc4=2hV olduğunda dört ayrı sonuç çıkar:Bu dört aracının da adlarını koyalım.
xxxxxxDEHR
xxxxxxGEON
xxxxxxKARİA (Çarpan, kapı çalan denen sure adı)
xxxxxxNEFHİ SUR (HORN HOLE, Sarfatti-Aiberg hyper uzayı)
Bunlar sizin aradığınız "Medium"lar olabilir mi? Aman olmasın, biraz daha yaşamak istemez miyiz? Haydi Piknik yeryüzüne dönelim. Nerde kalmıştık?

===Elektromagnetik birleşik dinamik alan(Bir mıknatısa elektrik verirseniz daha da çeker, dev vinçlerde olduğu gibi...)şiddetlendirilebilir.

===Elektrik ve magnetik alanlar polarizlenebilir. DİPOLE=Çift kutup olabilir. (Doğu ve Batı'nın Rabbi) O zaman bir elektrik alanı kendisine dik bir magnetik alan kuşatır. Elektrik alan akımı kesilse bile magnetik alan kalıcı olur. Quadropole=Dört kutupluluk=İki doğu ve iki batının Rabbi görüngüsü ortaya çıkar. Alan o kadar şiddetlidir ki, parçacık hızlandırıcıları konusunu bilenlere sorabilirsiniz.

cc.İkisi birbirinden ayrıldığında statik alan oluştururlar. Ancak ikisi bir araya geldiklerinde Dinamik alanlar oluştururlar. Bunlar öyle dinamiklerdir ki, özellikle elektrik yüklü karadelik aşırı hallerinde, Yer magnetizmasının deşarjları sonucu oluşan Şeytan üçgenleri ve bunun laboratuar olarak yapay gemi vb. ışınlama deneylerinde olduğu gibi magnetik aşırı yüklenme hallerinde oluşan Elektromagnetik fırtınalarda çıkan cehennemi deşarjlar yüzünden, bir geminin tayfaları, hatta kendisi garipp bir yolculuğa çıkarlar, nesneler (Karadelik astronomları, Şeytan üçgenlerinde kaybolanlar, Philadelphia ve Montanauk deneyleri vb.) kendi uzay kafeslerine sığamadıklarından kendi uzay kafeslerinden dışarı kaçarlar ışık uzayda ve zamanda yürütülürler. Beraberinde götürdükleri nesneler de bir saniye sonra mesela 5000 km ötede görünür olur.
Ta ki enerjisi (Bir topun zıplayıp, daha az zıplayarak ve sonunda durması gibi) uzay-zamanda zıplayıp dururlar. Pekiyi bunun aracı parçacığı ne olabilir? Foton mu, hayır çok küçük ve güdük kaldı. Öyle ki, neh parçacık hem dalgacık olan fotonda, parçacık özelliği, hantal olduğundan bizde kalırken, götürdüğü nesneler de parçacık yerine geçer. Yani aracı (Medium?) SEN OLURSUN. Parçacık ile siz yer değiştirirsiniz. Siz artık madde dalgası fenomenine dönersiniz.( Louis De Broglie, madde dalgaları kuramını araştırınız.)Eğer yanıt bu da değilse devam edelim:

dd) Bunun tersine yine aşırı bir görüngü olarak, uzay-zamanda iki elektromagnetik alan karşı karşıya çarpıştıklarında DURAN bir elektromagnetik alan haline gelirler. olmakla birlikte ve durgun ve dinamik alanlar oluşturulabilir.(Eylemsizlik çatkısı denir)Bu durumda çok karışık bir uzay-zaman magnetik akı kafesi oluşur. Bizim magnetosfer ve Kur'an'da Melei Ala denen yer. Buradaki tüm enerjiler dalgacık halinde olduğundan onlara ŞIHAB diye bir parçacık eşlik eder. (Cin suresine bakınız.)Şıhab sorunuzun yanıtı mı? Değilse devam edelim:
ee) Elektrik alan dört boyutlu uzaya aittir. Bunun anlamı şu, evren 11 boyutlu olarak yaratıldığı ilk zaman planck sabitinin sınırına kadar dayandığında 11 boyuttan yedisi (Sebti Mesani)açılamayıp, kıvrılı kaldı=Quantum tünel süreci olarak genişleyemedi. Ama dört boyut (en, boy, yükseklik ve Zaman) planck sabitinden dışarı çıkıp sonsuza doğru genişlediler. Tam planck sabitinin sınırının altında beşinci boyut olan MAGNETİK ALAN kaldı, bunun uzantısı ELEKTRİK ALAN ise dışarı çıktı.
Yani magnetik alan dediğimiz şey, 7 boyutun kıvrılarak yaptığı Tünel=Süper sicimin (Super string)bize bakan giriş ucudur. Süper sicim=Hablil Verid olarak (Allah size ŞAHDAMARINIZDAN DA YAKINDIR)olarak Kur'an Misalinde yer almıştır.
Magnetizma olan beşinci boyutu 1918 yılında Kaluza buldu. Klein ise 7 boyutlu evren modelini kurdu. 8-9-10 derken 11 boyutlu ve SON evren modelini Scherk isbatladı. Kuantlar Planck zamanında boyutsuz nokta (nun=nukta=Nokta=Kuantlar)idi. Daha sonra bunların nokta değil çizgi (World Line=Kalem suresi kalem örneği)olduğu anlaşıldı. Bunu izleyerek bu tek boyutluluların evren yüzeyi yani membran=zar (Kur'an'da Levhi Mahfuz) gibi iki boyutlu olduğu anlaşıldı. Bununla on boyut oluyordu. Doğa sistemleri çift sayıları yasaklar bu yüzden 11 ve son boyut olduğu kanıtlandı. Buna göre evren yüzeyi olan membran ya da World Sheet, katlanıp bir tünel oluyorlardı.
Böylece ortaya bir derinlik duygusu çıkıyordu (Kur'an'daki misali üç boyutlu Kürsi)
Şimdi sana o isimleri saysam anlamı yok gibi gelecek. Bunlar Rishon'lar, Conandrumlar, Geonlar, olarak Magnetik alan kapısından arkada kalmışlardır. Bunları arama motoruna yazarak da bulabilir misin bilmiyorum. Ama sorduğun mediumlar bunlar işte... Magnetik alanın hemen arkasında hiç bir şey quantlaşmadığı için, bütünsel, tümel olduğundan orada non_parçacık nötrinolar var.
Ha bu arada bazı kuvvetler Elektromagnetizma gibi ikiye bölündüler. Örneğin çekimin dalgacık özelliği bizde, parçacık özelliği (Parçacıklaşamazlar zaten) arkada kaldı. Bu yüzden doğanın dört kuvveti içinde spin özelliği bir tuhaf olan Çekim, diğer kuvvetlerle birleştirilip bir "Birleşik alan teoremi yapılamiyor. Belki bunları okusalardı yaparlardı)Aradığın medium bu mu? Değil mi? Peki devam edelim.

Magnetizmanın bir aracı parçacığı da elektomagnetik kuvvet ile Zayıf çekirdek kuvvetinin birleştiği üst sistem (Foton ve W partikülleri, Z bozonunda birleşirler. Medium bunu mu kastettin? Değilse devam edelim:
Güçlü Nükleer kuvvet ile elektrozayıf kuvvet de (Gluonlar ile Z bozonları) LEPTOQUARK adıyla birleşmektedirler. Burada fotino ve gravitino gibi iki Medium daha var. Değilse devam edelim:

Doğa kuvvetleri aslında iki yönlü ve tek yönlü olarak iki gruba ayrılırlar. Çift yönlü üç kuvvet Elektromagnetizma, Güçlü Nükleer kuvvet ve Zayıf Nükleer Kuvvet'tir.
Tek yanlı kuvvetler ise yine üçtür:
a)Çekim: Maddeyi (Örneeğin +70 kg.olan beni hep yere çeker, hiç itmez. Oysa insanda imajiner olarak -70j diye eksi beden=BİLİNÇ daha var. Bu da madde değil, ışıktan hızlı (Hyper Luxon ya da Super luminal) takyon
hızıdır. Ruhumuz, melekler vb. bundan yapılmıştır. Sıfırdan küçük ağırlıkta oldukları içindir ki, yerçekimi gibi bizi yere düşürmez, göğe düşürür=Melekler ğöğe düşer ve/veya uçarlar. Bunu yaparken de sürekli kendilerini saf-haf ve tavaf halinde kopyalarlar ya da ZİKR'ederek havasız kalmalarını önlerler. ZİKR bir aracı Medium'dur. Bilimdeki adı da ters çekim=Antigaravitation=Levitation yani Levitondur. Melekler Nur'dan (Takyon enerjisinden) lyaratıldığıkları için ürettikleri razonansların adı Leviton'dur. Bu medium'dur.

2. Zaman tek yanlı bir kuvvettir. Hep ileri akar. C0 ışık hızı, c2=Zaman boyut enerjisi ve haydi saklamayayım, C3 ise Zaman küresidir. Yani bizim evrenimizin x,yxz boyutlarının sanalıdır, (Xj,Yj ve Zj)... Bir üç boyutu (Apsis eksen ordinat) aynaya tutun, karşıda da bu sanal üç boyut belirecektir. Oldu mu 6 boyut ve birbirinin uzantısı. Olmadı, ya arada vektör yani bileşke olan AYNA düzlemi? Etti mi 7. (Bir daha Sebti Mesani'yi düşünmelisin) Bu 7 boyutu dev bir asma köprü gibi düşünün. Bir tek korna sesiyle köprünün öz titreşimini yakalayan bir otomobil, onun salınım yapıp fırlamasına çökmesine neden olur. Bir kristal bardağın öztitreşimini yakalayan bir soprano sesiyle bardağı tuz-buz eder. Koca evren de böyledir. Minicik bir SUR BORUSU İsrail'in ağzında o kıyameti bize yaşatacaktır. Antimaddenin zamanı ise tersine akar. Yani bugün Çarşamba ise yarın (Perşembe değil) SALI olacaktır. Önce cam kırılacak, sonra taş atılacaktır.

c. Evrenin genişlemesi tek boyutludur, buna eşlik eden termodinamik denge de tek yönlüdür. Yani sıcak uçtan soğuk uca akış olur. Bir gün evrenin genişlemesi durunca ve geri yolculuk başlayınca (Karadeliğe Çökme süreci) sıcaklığın yönü, karadelik buharlaşma yönü, hatta zamanın akma yönü tersyüz olacaktır.

Kur'an'da bu Medium'un adı ise VAKIA'dır. Yani evren 76. ayetteki yerine çökecektir. Vakıa da bir Medium'dur, çünkü KARİA ile işbirliği halindedir. Aradığın Medium bu mu . Bu değilse,
Doğru Medyum Memiş'e gider "Magnetik alan medyumu sen misin?" diye sorarsın,

Evet diğer soruların bunun arkasından hemencecik geliyor Piknik. Seninle bir piknikte tanışmak isterdim. Hoşkal, bilimle ve Kur'an ile kal.



 
 Respond to this message   
AuthorReply

(no login)
212.156.25.163

NASIL BİR TUZAK?

July 26 2001, 1:18 PM 

Sevgideğer Alibaba,

Şimdi yerini hatırlamıyorum ama, bir tuzaktan söz ediliyormuş. Bunun açıklamasını rica ederken, söz veriyorum, soruları yanıtlayacağım.
İzleyen bölüm Yezidilik üzerine ve onların Kur'an'daki amentü billahi ile nasıl oynadıklarını sunacağım. (İnşaallah)

Sevgideğer Piknik,
bana tuzak kurmuyorsun değil mi? Dört sitede birden beni yerden yere vuran kişi/kişilerden biri misin? Yapımda bilimsel sceptism vardır ama, kişilerden kuşkulanmam. O zaman nasıl sevgi, barış, hoşgörü diye kitaplar dolusu yazabilirdim ki? Herkes sabiidir, çocuk doğar ve fıtratı Safiyullah Adem genlerindendir.

İnsanların ilk KALLEŞİ Kaabil KARDEŞİ Habil'i öldürecek kadar kindardı. Ben öldürmektense, öldürülen Habil olmayı yeğlerim.

HERKESE güvenirim, (Merhaba herkes) Güvendiklerimin iyi çıkması halinde zaten doğasını (Natura) yaptığını bilirim. İleride Kabil gibi kalleş çıkması, kötülüğü halinde, benim yenmiş hakkımı haram etmeye bile niyetim yok. Kul hakkı derken bu Allah'ımızın verdiği bir HAKTIR. Bunu ben kullanmasam da olur, yani bir dayatma yok, kazanılmış kısas hakkımızı kullanmaktan çok, kullanmayıp bağışlamamızı isteyen yine MÜNTEKİM Allah değil midir?

Çoğu kişinin müktesep "Haram etme, Allah ve meleklerine lanet ettirtme gibi siparişleri, bedduaları" bir fiyasko ile bitecektir. Bu tümceleri kullananlardan sakının, bir de YEMİN edenlerden. Yemin edilmemeli, "ALLAH VEKİL ve Şahid" denmelidir.

Haklarını haram eden kişilerin amacı, öte alemde bilmedikleri ölçülerin geçer akçe umudu olmasından başka bir şey değildir. Rabbimiz, sadece MAZLUM ve MAĞDUR'un hakkını haram etmesini kabul eder.

Öte alemde asla ve asla ucuz ve riyakar yoldan "Sana hakkımı haram ettim" demeleri Hesap gününün kâr-zarar rantiyeciliğinden başka bir şey değildir.

Naçizane ben "Ahıret rantiyeciliği" yerine "dünya şantiyeciliğini" seviyorum. Bu öyle bir şantiyedir ki, Kur'an ile kurgulamalıyız,
o tarz Bilimle "OKU!"malıyız
Sevgi, saygı, selam-barış ve
Kardeşlik ile dokumalıyız.

Biliyorum bu forumda çıkan yazılarda ve şiirlerde abese, hümeze ve lümese ve zann altında cesedimin yenmesinden iğrenilmediğinin, iftira yediğimin elbette farkındayım. Forumdaki Format böyleyse böyledir, dileyen dilediğini yazar. Ancak, ben savunma hakkım dahil hiç bir hakkımı kullanmak istemem.

Benim için "Press Any Key" yani her gürültü, küfür, demagoji ve çıngar'a gir ilkesi yoktur. Örneğin, benden istenen yardımsa F1'e yani doğru tuşa basarım. Yardım ederim, Bu konularda SABİİYE kaldığım için forumun iyi niyetli arkadaşlarının beni uyarması yerinde olacaktır.

Sevgideğer Piknik, madem böyle bir yazı asıldı, öncelikle sana yanıtları yetiştireceğim.

Magnetik ve Medium'u yanyana getirip bir soru sordun ve başına belayı aldın. Tarihçesi ve bazı kavramlar dışında hiç bir kitapta ve WEB referanslı hadislerde bunları bulamayacağını da biliyorum, çünkü ben ÜNİK, özgün biriyim, ne başkalarının ağzından ya da okuduğum kitapların ağzından konuşurum ne de kısır döngüler içinde Klişe cümlelerle papağanvari kendimi tekrarlamam. Bizim elbette bir kitabımız var. KUR'AN'I KERİM (KK)

Allah dilediğine zenginlik verir. ama,
BİLİMİ siz gider ALLAH'TAN alırsınız.

Dileyen alır, özenle biriktiren ve üreten alır. Sabırla "Rabbi Zıdni Îlmi" diyen alır. (TaHa-114)

Hiç bilimsiz Kur'an olur mu? diyen Resulullah idi.
Klasik din öğretileri atadan takliden ve naklidir. Atalarınız size öğretir.
Haniflik kategorisi ise tahkiken ve AKLİDİR. Siz atalarınıza öğretirsiniz.

Ben bugüne kadar,iki yana sallanarak, idgam ve ğunnelerle, nunlatıp, ayn çatlatıp teğanni (Ses pazarlama sanatı) yapmadım. Asla ve asla Kur'an'ı en yüksek duvara asıp İDAM etmedim. Ayakta, oturarak, yanüstü, yüzüstü, sırtüstü okudum.

Böylece sevgideğer okurlarımın huzuruna geldim.
Tuzak açıklamasını bekleyerek, herkese dosta kalın diyorum.

NOT: Alibaba ve Piknik yazılarınız bugün gönderiliyor.

 
 Respond to this message   
Alibaba_
(no login)
203.27.69.93

Tuzagin sizinle dogrudan bir ilgisi yok

July 26 2001, 2:05 PM 

Pick-Nick e verdigim yanit ve tuzak ile ilgili yazi asagidadir:

http://network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=70688&messageid=996087035

Pick-Nick arkadasimiz bana bazi sorular yoneltmis,ne maksatla sordugunu bilmedigim icin ilkonce cevap vermemistim.Sonra da yanitlarken bu kelimeyi kullandim.

Umarim Pick-Nick arkadasimiz da buna bir aciklik getirir.

Ortada buyultulecek bir olay yok.


Eger yanlis bir anlasilma oldu ise ozur dilerim.

selamlar.

 
 Respond to this message   
emre
(no login)
62.248.33.150

SAYIN AİBERG

July 26 2001, 3:43 PM 

Ben de forumlarda kitaplarınızdan alıntı yapabilir miyiz diye soracaktım.Bir de şunu öğrenmek istiyorum alıntının sınırı nedir?Yani bir kitaptan kaç sayfaya veya ne kadara kadar yazarsak bu alıntıdır ?Bu alıntının uzunluğu ne kadar uzun olursa o alıntı olmaktan çıkar ve telif-yazar hakkına karşı gelip suç işlemek olur?Bu konu benim için gerçekten önemli ,cevaplarsanız sevinirim.Teşekkürler.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.25.219

Sevgideğer Emre'ye

July 26 2001, 6:16 PM 

slm&slm
Emre'm

Elbette kitaplarımdan alıntı yapabilirsin.
Alıntının sınırı:
Eğer o eser beste ise iki satıra denk melodi alabilirsiniz.
Eğer o eser güfte ise İki dize alabilirsiniz.

Bir şiirden de dörtlük alabilirsiniz.

Ama kitap yazdınızsa...

İsterse yüzmilyonlarca güfteye, şiire bedel bir kitap değil, kırk ciltlik yapıt olsa, tamamını sormadan alabilirsiniz. Çünkü telif hakları yasası, yazarlar için değil, Müzikevleri, kasetçiler, şairler, bestekarlar için çıkarılmıştır.

Onları satır satır noterde onaylatabilirsiniz. Ama koskoca(!) Arz-Arş dizisini nasıl satır satır noterleyeceksiniz.

Ahmed hulusi (Akten) ile ben aynı Kitapevinde (Kitsan)
birlikteydik, yanıma almıştım. O zamanlar sadece "Ruh-İnsan-Cin" diye bir kitabı vardı ve güzeldi de...

Ancak daha sonra Şeyhliğini ilan edince koptuk.

Şunu söyleyeyim, Ahmet Hulusi Akten, "Hans'ın bir paragrafından bir kitap üretiyorum." demiştir. Evet bilim verilerimi olduğu gibi alıyor, din verilerimi çıkarıyor (Çünkü ben Hanif bir dine mensubum, işine gelmiyor) yerine kendi tarikatının fikirlerini koyuyor. Sonra da benim "Bilinmeyen dergisi gibi" yazdığım sayılardaki her fikrimi, üzerine aktüel bir limon gibi sıkıyor. Al sana bir kitap!

Piyasada "Zaman gezmenleri diye bir kitap var. Al oku bakalım, OLDUĞU GİBİ benim. Ama yazarı KEREM YÜCEL!

Değerli bilim adamı Taşkın Tuna'ya da kırgınım. Evrenin sırları adlı kendi kitabında, son sayfalarda bin kişiyi Referans göstermiş, ama bir tek BENİM adım yok... Çok iyi bir insan ama neden adım yok?

Hiçbir şey suç olmaz, Yurdumda hiç bir hak olmadığı gibi " Yazar için Telif yasası hakları" da yoktur.

Yasalar (Sahte para basma işi)kalpazanlık neyse, tüm kitapların copy edilerek korsan basılmasına da izin veriyor.

Kitaplarım resmi olarak 1 Milyon 300 bin sattı. Bunun % 2.5'i benim, diğerleri de basımcının. Basımcının derdine bak şimdi:

Korsan bir dağıtım şirketi, en iyi satan kitapları, fotokopileyerek, örneğin 10.bin tane basıyor. Bunları, sizin DAĞITIM kamyonunuzdan önce örneğin İZMİR'e bir yıllık senetlerle ve ucuza bırakıyor.

O kitapçıya sizin kamyonunuz 15 gün sonra ulaştığında kitapçı almadığı gibi , İzmir nüfusu da kitaba doymuş oluyor.

Buyurun mahkemeye verelim:
Yargı. Git tek tek irsaliyeleri (Türkiye'de 900 kitapçı noktası var) getir diyor. Yani siz örneğin, şimdiye kadar hayatınız boyunca gittiğiniz sinema ve tiyatro biletlerini gidip toplayacaksınız, hem de tüm illerde, ilçelerde ve yurt dışında...

Sonunda bu olmayacak duaya siz pes ediyorsunuz. Davayı geri alıyorsunuz, bu kez "Mahkemeyi, aldatmak ve işgal etmekten" bir de ceza yiyorsunuz.

İşte Emre'm beni dertlendirdin yine...

Dolayısıyla kitaplarımdan dilediğin kadar alıntı yapabilirsin. Yabancı dille basılanlar hariç, çünkü orada öyle bir telif hakları yasası var ki, ben yazarı olduğum halde bile izin almadan bir cümle koyamıyorum.

Dilediğince al
Olsun helal
Bilimin de zekatı vardır.
İşte ben onu veriyorum.

NOT: Sevgideğer Emre, beni muarızların tartışmaları arasına çekmeyin sakın. Anında bırakır giderim.
Hakkımdaki spekülasyonlara değil "BİLİM ve DİN BİLGİME" Bak.

Ben yanlışlıkla Şeyh, evliya ilan edilmeyeyim diye, saklı yaşıyorum. Bunu yanlış anlıyorlar, gizlenmem gerekli.

Ama içinizden biriyim, bir adam işte!
Bir .NET kadar yakınım size, elinizin altındayım.

Seven, sevilen ve sevinen
Bir POLYANNA'yım ben, mutluluk oyunu oynuyorum.
Mutsuzluk oyunu oynamamak için..
Sevgiyle, dostlukla, bilimle kucaklarım



 
 Respond to this message   
Alibaba_
(no login)
203.26.23.7

Evet Cevaplar bekleniyor:

July 27 2001, 3:49 AM 

selamlar.

 
 Respond to this message   
.
(no login)
212.156.126.178

Bu sayfalarda PAKSU'nun KitabGibi Muazzam bir eseri var! "Ümmet'in Faziletlisi"

July 27 2001, 4:26 AM 

<<Hz. Ali kendisinden bekleneni yaptı yüzüğü eline alan Hakem Amr İbn-ül As, "Önce Allah'ın sonra Şura'nın bana verdiği yetkiyle bu yüzüğü devralıyor ve...."

Üçüncü kişinin uzattığı parmağı iterek, "Gerçek sahibine Muaviye İbni Süfyan'a takıyorum. Celse bitmiştir."

Bakın bakalım bu olayın ve sözlerin aslı neymiş?

Musa el Eşari ancak aldatılmıştır; hıyanet etmemiştir!


 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.25.207

MUSA EL EŞ'ARİ KİM

July 27 2001, 2:06 PM 

Sayın "Nokta", öncelikle sevgilerimi sunarım
Ama merak ettim Musa El Eşari kim?

Hoşçe ve dostça kalın

 
 Respond to this message   

Bilg
(Login paksu)
213.153.175.62

Anlamadım

July 27 2001, 3:10 PM 

Din mi tartışılıyor tarih mi?

Tarih se tartışılan sorun yok. Herkes bildiğini bulabildiği kanıtlarla döksün ortaya.

Dinse tartışılan bir dolu saçma tartışmaya bir yenisi daha eklenmiş demektir.

Olmayan şeyin tartışması.

Osuruktan teyyare.....

 
 Respond to this message   
emre
(no login)
62.248.33.150

Untitled

July 27 2001, 5:09 PM 

Öncelikle cevap verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum sevgili Aiberg.Zaman gezmenleri adlı kitabı okumuştum.Yazar olarak zig zag grubu yazıyordu galiba ama her haliyle sizin bir kitabınızı okuyormuşum gibi bir his vermişti bana.Zaten yazar olarak zig zag grubu diye yazdığından bunu garipsememiştim.Neyse tekrar teşekkürler...

 
 Respond to this message   
Current Topic - Sayin AYBERG MUSAADENIZLE.............
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss