Diyanet İşleri Başkanı: ‘Alevilerin ibadet yeri cami olmalı’
August 18 2001 at 10:03 AM
hiç (no login) from IP address 212.156.126.101
Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz, Alevileri ateistlerin kışkırttığına inanıyor
Alevileri Sünnileştirme çabaları olmadığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, "Cemevine cami işlevi kazandırmak milletimizin birliğine darbe vurur" diyor
Diyanet’in Aleviliğe bakışı nedir?
Biz Aleviliği, Türkiye’de yaşadığımız İslami ortak kültürümüzün içerisinde, bir kısım vatandaşlarımızın Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e bağlılığını ifade eden ve tasavvuf ekollerinden etkilenmiş, yaşayan bir kült olarak görüyoruz. Ülkemizde yaşayan Aleviler, Bektaşi ve Alevi düşüncesi, halkımızın bir zenginliğidir. Bugün Alevilik adına bizim endişemiz, bazı ateistlerin Aleviliği istismara çalışmalarıdır. Aleviliğin ayrı bir din anlayışı gibi ortaya konulma çabalarıdır. Kışkırtma faaliyetleridir.
‘Diyanet’te temsil edilemez’
Alevilerin Diyanet’te temsil edilmesi önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Alevi çevrelerin Diyanet’te temsil edilme konusunda da farklı öneriler ileri sürdükleri görülmektedir. Bu öneriler bütün Alevilerin ortak talebi de değildir. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu olsa bile, pratikte Alevileri kimin temsil edeceği problemi söz konusudur. Kaldı ki, mevcut yasal düzenlemeler içerisinde bu mümkün görülmemektedir. Herhangi bir mezhep veya meşrebin, ya da tarikat veya cemaatin Diyanet çatısı altında temsil edilebilmesi için Diyanet’in ‘Mezhepler ve Tarikatlar Genel Müdürlüğü’ haline getirilmesi gerekir ki böyle bir şey Cumhuriyeti kuran iradenin hedeflediği ulus - devlet ve toplum projesine de tamamen ters düşmektedir. Bugün İslam’ın iki kaynağı olan Kuran ve Peygamberimizin sahih sünnetine bağlı kalarak İslam’ı meshepler üstü bir bakış açısıyla yeniden anlamaya ve yorumlamaya çalışmak zorundayız.
‘Camiler herkese açıktır’
Cemevlerine nasıl bakıyorsunuz?
Cemevlerinin camiye alternatif bir ibadethane olduğu iddiası, tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır. Yeryüzünde İslam kadar ibadethane birliğini sağlayabilmiş başka bir din yoktur. Geçmişte Müslümanlar içinde tezahür etmiş en uç fıkralar dahi ibadethaneyi bölmemişken, şimdi ülkemizde cemevlerine cami mukabili bir işlev ve görünüm vererek Müslümanlığın ibadethanesini bölmeye çalışmak üzücüdür. Bu yanlışı savunmak, milletimize darbe vurur; Müslümanlar arasında tefrikanın körüklenmesine ve ayrılığın kemikleşmesine sebep olur. Cami, görüşü, düşüncesi ne olursa olsun kendini Müslüman olarak tanımlayan herkese açıktır. Dolayısıyla Alevilerin de ibadet yeri camidir.
Alevileri Sünnileştirmeye çalıştığınız doğru mu?
Biz hem Alevilerin, hem Sünnilerin kendi anlayışlarını sorgulamak, değişime ve diyaloğa açık hale gelmek mecburiyetinde olduğunu düşünüyoruz. Bu Aleviliğin Sünnileştirilmesi veya Sünniliğin Alevileştirilmesi olarak algılanmamalı.
CEMEVLERİ HİÇ BOŞ KALMIYOR
Diyanet’in ‘Alevilerin ibadet yeri camidir’
görüşüne rağmen, onlar cemevlerinde
inançlarının gereğini yerine getiriyor.
İstanbul’da Karacaahmet Sultan
Dergâhı’ndaki cem ayinine gelen Aleviler ile yoksullar, önce "lokma" adı
verilen yemeklerini yiyor. Dergâhtaki Karacaahmet Sultan türbesini de her
yaştan Alevi ziyaret ediyor.
"Alevilik Bektaşiliğe dayanan bir tarikattır" diyen Dr. Sezgin, "Tarikatlar
bugün cumhuriyeti tehdit ediyor. Ama bu tehditlerini tarikat kimliğiyle değil;
sivil toplum örgütü, vakıf, dernek diye yapıyorlar. Hepsi siyasetle iç içe.
Tarikat ile siyaset ayrımını yapmamız lazım. Bunları, devletin denetimi
altında serbest bırakmalıyız" diyor.
Tüm sorunların çözümü Diyanet İşleri’nin elinde
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın il müftülerine yolladığı bir rapor Yeni
Düşünce Dergisi’nde yayımlanınca olay oldu. Buradaki "Türkiye Alevileri
aslen Hanefi mezhebine mensup Tasavvufi bir hareketin mensuplarıdır"
sözleri Alevilerce kimliklerini inkâr olarak görüldü. Ama esas olarak,
"Cemevi binalarının, bir dinin mabedi imiş gibi, törenlerin yapıldığı bir mabet
işlevi kazandığı ve devletin asker ve polisi ile çatışarak ölen birtakım
kimselerin cenazelerinin de bu merkezlerde yapılan merasimlerle kaldırıldığı
gözleniyor.
Farklı düşünceler üzüyor
Özellikle cemevi yapan ve yaptıranların bu konuda gereken dikkat,
hassasiyet ve itinayı göstermedikleri, bu sebeple Alevilik - Bektaşilik
konusunda halkımızda farklı düşüncelerin doğmasına sebep oldukları üzüntü
ile izlenmektedir" tespitine tepki gösterildi. Zaten Alevilerin taleplerinin
çoğu, bir şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’na odaklanıyor. Ne var ki,
Diyanet hakkında kendi aralarında anlaşabildikleri söylenemez.
Üç ana çıkış noktası var
Alevilerin sorunlarının çözümü için üç ayrı önerme ortaya çıkıyor:
1. Diyanet’in lağvedilip din işlerinin tamamen cemaatlere bırakılması,
2. Diyanet’in yeniden yapılandırılıp burada Aleviliğin de temsil edilmesi,
3. Diyanet’in mevcut yapısını koruyarak Aleviliğin temsilinin sağlanması.
Alevi dedeleri isyan ediyor
Bize de imamlar gibi maaş verilsin
Gazi Cemevi dedesi Veli Gülsoy, Alevi dedelerinin yaşadığı sıkıntıyı
şöyle anlatıyor: "Diyanet’in 400 trilyon gibi bir bütçesi varken, Alevi dedesi
cemevine gitmek için dolmuş parası bulamıyor. Diyanet gerçekten kul
hakkına rıza gösteriyorsa, Kuran ilkelerine inanıyorsa, eğer adalet varsa
bizim de hakkımızı versinler. Gerçekten bu memlekette hukuka, adalete
inanılıyorsa Anayasa’nın eşitlik ilkesi, tarafsızca uygulasın. Cami hocaları
gibi bizim de maaş almamız lazım. Herkesin inancına saygım vardır.
Kimsenin ibadetini ipotek altına almaya hakkım yok. Ama kimse de benim
ibadetimi rencide etmesin. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin yücelmesini
istiyorlarsa, haklarımızı versinler."
Turkiye Läik olsa ,dedelerin paras1n1 verirde, Läik deyil.SANKI BIR YAYIK, CALKALANIP DURUYOR.
Ama Türkce ibadet edenler. bu calkant1y1 önliyecektir.Az daha sabredin.
Aslında ilginç bir durum var ben alevi bir ailenin evladıyım ve şunu biliyorum ki alevilikte Şu günki islam anlayışı gibi ne yazık ki gelenk ve göreneklerin pençesine düşmüş ve kokmaya yüz tutmuş durumda..
Aslında Aleviliğe Türkmenlerin Kerbala olayı ve Arap Emevi ırkçlığına karşı felsefesiyle,ilmiyle ,bilmiyle,tasavufuyla mücadelide diyebiliriz.Zaten Alevi inanışlarının bektaşiliği dayandığını kabul edersek , bektaşiliğin kaynaklarıda somut değildir ,yazılı kaynakların bir çoğu Hacı Bektaş Veli'nin vefatinden nerdeyse 100 yıl sonra kaleme alınmıştır..Bu sebeblerden dolayı Anadolu Aleviliğe bir Dava olarak bakmak lazım ,Başlangıçta Bir Türkmen başkaldırısı ardındanda zaman içinde Anadolu halklarının ortak özelemi olarak düşünmek gerekir..
Şimdi bu davayıda tutup statikleştirmek,gelenek görenek örfümüz adetimiz demek, davaya yapılacak en büyük hakarettir. Cem ile Cami arasında soğan zarı kadar ince bir mana farkı vardır.
Burda mantıklı olan Alevi topluluğunun tüm aydınları ve 25 milyona varan nufusuyla camilere yürüyüp Diğer Anadolu haklarınada kendi inanışlarını göstermeleridir tabi öncelikle o inanışın felsefenin yine aydınlar tarafından yeniden oluşturulması gerekir.
Kaçınılması gereken tavır ise Alevi ırkçılığı ve hıncıyla zulfikarların putlaştırılmasdır bence.
Diyanet İşleri Başkanı aslında çok hassasiyetli bir insan
August 21 2001, 10:57 PM
Diyanet'ten 'Alevi' soruşturması
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Mersin Vaizi Abdulkadir Sezgin'in bir Cuma hutbesinde “Alevistan kurulmak isteniyor” diye vaaz vermesi üzerine hemen devreye girerek soruşturma başlattı.
Birlik ve beraberlikten yanayız
Yılmaz, Diyanet’in, Cumhuriyet’in temel ilkeleri doğrultusunda vatandaşlar arasında birlik ve beraberliği sağlamaya azami derecede titizlik gösterdiğini ve bundan sonra da göstermeye devam edeceğini belirtti.
Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz, endişelerinin, ülkede bazı aşırı, bölücü örgütlerin Alevi-Sünni çatışmasını ortaya çıkarmaya yönelik kışkırtıcı faaliyette bulunmaları olduğuna dikkat çekti. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugüne kadar yaptığı çeşitli açıklamalarda Alevi-Sünni ayrımına yol açacak değerlendirmelerden uzak kalarak, tamamen bütünleştirici ve birleştirici olmayı hedeflediğini işaret eden Yılmaz, cem evlerini de “birer kültür evi” olarak değerlendirdi.
Yılmaz, Alevi toplumunda cem ayini olmadığı, bunun yapıldığı yerlerin de bulunmadığı şeklinde ifadeler kullanmadığını da ifade etti. Yılmaz, “İsteyen ibadet eder, isteyen camiye gelir, dileyen de cem evine gider” diye konuştu.
Mehmet Nuri Yılmaz, Mersin Vaizi Sezgin’in açıklamalarının da başkanlığın görüşünü yansıtmadığını vurguladı. Yılmaz, Abdulkadir Sezgin hakkında “Alevistan kurulmak isteniyor” sözleri üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Bu arada, Abdulkadir Sezgin hakkında, Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulu’nda Başmüfettişlik görevini yürütürken, “görüşlerini başkanlığın görüşüymüş gibi izinsiz olarak basına aktardığı” gerekçesiyle soruşturma açılmış, soruşturma sonucunda da Sezgin, Mersin Müftülüğü’ne atanmıştı.
"Cemevlerine cami işlevi kazandırmayın" anlayışına karşı çıkan Aleviler, artık sünni olmadıklarının kabul edilmesini ve cemevinin kendi inançları için önemli olduğunu vurguluyor
insanlar kendilerini mutlaka ifade edebilmelidirler
bu noktada alevilerin bir dayatmayla camiye gitmeye zorlanıp
cem evlerinin yasaklanması veya legalitesinin onaylanmaması dogru degildir
insanlar isterlerse camiye isterlersede cem evlerine gitmeye hakları vardır
çözüm ise alevilerin diyanette temsil edilmesi degildir
çözüm diyanetin ortadan kaldırılmasıdır
diyanetten sünniler çok çekti aleviler niye oraya girmekte bu kadar istekli anlayamıyorum
keşke biz sünnilerde diyanetten yakamızı kurtarsakta
onların cem evleri gibi özgür camilere sahip olsak
özgürlügünüzün degerini bilin ve diyanete yaklaşmayın
bir dost tavsiyesi
bedirhan
selam sevgi ve dua ile..................-
‘Yolunu Arayan Alevilik’ yazı dizimizde,
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri
Yılmaz’ın, "Alevilerin ibadet yeri camidir"
sözleri, Alevilerin tepkisini çekti. Yaptıkları
açıklamalarda Aleviler, cemevlerinin ibadet
yeri olduğunu belirttiler. "Alevilerin ibadet yeri
neresidir?" tartışmasında, Aleviler ve
ilahiyatçıların görüşleri şöyle:
Murteza Demir (Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı Başkanı)
İbadet yeri cemevidir
Gelişmiş ülkelerde kimse, kimsenin nerede ibadet ettiğini tartışmıyor.
Alevilerin ibadet yerinin neresi olduğu, Alevilerin köyden kente gelmesine
kadar pek ilgi çekmiyordu. Anadolu’nun hiçbir Alevi köyünde, zorla
yaptırılmadıysa cami yoktur. Anadolu Alevisi cemevinde ibadet ediyor, bu
tartışılmayacak kadar açıktır. Cem yapılan yere cemevi denir. Hangi evde
cem yapılıyorsa, orası cemevi olur. Diyanet, sünni bir kurum. Kaynağını,
gücünü devletten almaktadır. Aleviler, inançlarının özgürce gelenekleri
doğrultusunda yerine getirmek için meşruiyet istemektedir, olan budur.
Devlet,inanca karışmasın.
Veli Akkol (Alevi dedesi)
Camide ibadet etmeyiz
Hz. Muhammed ile Sahabelerin birleştiği bir mekan var, oraya mescit
deniliyor. Sonra mescitler camiye dönüştü. Kur’an da cami diye bir isim
yoktur, mescit geçer. Emeviler döneminde, İslamın hedeflerinden
saptırılmasının karşısına, Alevi - Bektaşi ruhunu taşıyanlar da tekke ve
zaviyelerini kurdular. Tekke, dergah, handa gibi isimler almışlar. Bunlara
Cumhuriyet döneminde de cemevi denmiştir. Aleviler, camide ibadet
yapmamışlardır. Aleviler, Ehl - i Beyt, peygamberin ailesine zulmettikleri
için Abbasiler döneminde camilerden ayaklarını kestiler. Bu Selçuklu ve
Osmanlı döneminde de devam etti. Dede, baba evleri, tekkeler ve
dergahlarda ibadet yaptılar.
Prof. Dr. Süleyman Ateş (Diyanet İşleri eski Başkanı)
Hz. Ali’nin cemevi yoktu
Hz. Ali, ömrünü İslamın yayılması ve yerleşmesi için uğraşlarla geçirdi.
Hz. Ali, camide namaz kılıyordu. Ali’nin cemevi falan yoktu. Hz. Ali’nin
çizgisinde devam edenlerde bazı görüş ayrılıkları var, buna içtihat deniyor.
Bu içtihatın babası da Cafer - ül Sadık’tır. Cafer - ül Sadık’ın namaz,
abdest, zekat hakkında görüşleri var. Bu görüşlerin diğer mezhep
görüşlerinden bir farkı yok. İbadet ettikleri yer camidir. Cafer - ül Sadık,
cemevi diye birşey bilmez. Hacı Bektaş Veli de son derece mazbut, 5 vakit
namaz kılan, günlerini namazda geçiren bir insandı. Camide namazını
kılardı. Türbesinin yanında cami vardır.
Prof. Dr. Saim Yeprem (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak.
öğretim üyesi)
Caminin alternatifi yok
Cemevi de, cami de aynı kökten geliyor. İslam dinine mensup kişilerin
ibadet ettikleri yere cami deniyor. İslam dininde, ibadet için özel bir yer de
yoktur. Her yerde ibadet edilir. Sonraki dönemlerde, çeşitli isimler altında,
çeşitli gruplara göre yerler teşekkül etti. Cemevi de bunlardan biri. Cami ve
cemevi birbirinin alternatifi değildir. "Caminin alternatifi cemevidir" denilirse,
"İslam dini mensuplarının ibadet yeri camidir, İslam dini dışındakilerin yeri
filan yerdir" gibi bir anlayış oluşur ki, bu son derece tehlikeli bir ayrım olur.
Diyanet İşleri Başkanı’nın sözünü doğru buluyorum. www.milliyet.com.tr/2001/08/23/guncel/gun08.html
İSTANBUL
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın “Alevilerin ibadet yeri cami olmalı” şeklindeki beyanatı üzerine Alevilik maskesi altında ateizm propagandası yapan malûm koro yine harekete geçti. “Ali’siz Alevilik” ve “Anadolu Aleviliği” adı altında Müslümanların kafasını karıştıran Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Bektaşı Kuruluşları Birliği gibi ideolojik örgütler, Diyanet’e karşı çıkma bahanesiyle İslâmî değerlere saldırmaya başladılar.
Müslüman olduğunu ifade eden insanlar için ibadet yerlerinin camiler olduğuna dikkat çeken Yılmaz’a tepki adı altında Müslümanların ibadet yerlerine dil uzatmaya çalışan, Kur’an ve İslam düşmanlığı yapmasıyla tanınan Ali Balkız başta olmak üzere ideolojik çıkışlar yapan kişilerin art niyetli olduğu ifade edildi. “Müslümanların ibadet yerleri camilerdir, Aleviler de bu mekanlara gelmelidirler” diyen Diyanet İşleri Başkanlığına tepki gösterirken sanki Müslümanlar için başka ibadet yerleri de varmış izlenimi vermeye çalışan bu ideolojik grupların temsilcilerin Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun sert tepki gösterdi.
Altun, Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in sünneti seniyesi Hazreti Ali’nin yaşam ve ibadet şekli, 12 İmam’ın camilerde ibadet etmesine karşı çıkan insanların Müslüman olamayacaklarını söyledi. Hazreti Ali’nin hayatı boyunca ibadetini camilerde ifa ettiğini hatta camide şehid edildiğini belirten Altun, İslâmsız Alevilik iddiasında bulunan güç odakların Aleviliği saptırdığını söyledi.
HAZRETİ ALİ’NİN HAYATINI BİLMİYORLAR
Gerçek Aleviliğin İslâm dışı olduğunun iddia edilemeyeceğinin altını çizen Altun, gerçeklerin halka anlatılmadığını, din konusunda ise en cahil toplumun ne yazık ki, Alevi toplumu olduğunu belirtti. Bugün Alevi olduğunu ileri süren birçok kişinin Hazreti Ali ve 12 İmam’ın hayatından bihaber olduğunu söyleyen Altun, Müslümanların ibadethanelerinin camileri olduğunu, buna karşı çıkan kişilerin ise Müslüman olmadıklarını bu vesile ile göstermiş olduklarını hatırlattı. Müslümanlara yönelik baskıların ve gerçek Aleviliğin ısrarla öğretilmek istenmemesi nedeniyle yanlışlıkları meydana geldiğini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ise sistemin yanlışlığını sürdürdüğünü belirten Altun, “Bugün eğer okullardaki ders kitaplarından Müslümanların fikir ve görüşlerini kabul ettikleri İmam Şafii, İmam Hanefi, İmam Caferi ve daha nice İslâm düşünürünün görüşleri gerçek manada insanlara öğretilseydi bu tür tartışmalar yaşanmazdı” dedi.
DİN KONUSUNDA EN CAHİL TOPLUM ALEVİLER
Türkiye’de din konusundaki en cahil toplumun Alevi toplumu olduğunu kaydeden Fermani Altun, “Aleviler, 12 İmam, Hazreti Ali, İmam Cafer Sadık, diyor. Ama bunlar hakkındaki bilgilere sahip değiller. Bu zatların hepsi ibadetlerini camilerde yapmışlardır. Eğer bugün camilerin Alevilerin ibadet mekanları olmadığını ileri süren ve bir bakıma aleviliğin Müslümanlıkla bir ilgisinin bulunmadığını iddia eden kişiler veya gruplar isimlerini saydığım zatların hayatlarını incelemiş olsalardı bunların ibadetlerini camilerde ifa ettiklerini göreceklerdi. Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali, 12 İmam nasıl yaşamış ve ibadetlerini nasıl yapmışlar? Bunların insanlara anlatılması gerekiyor. Kur’an’ı Kerim ve Sünnet bizlere neler yapmamızı emrediyor? İşte bunları bilimsel olarak ortaya koymak gerekiyor” şeklinde konuştu.
KUR’AN HERKESE AYNI
İslâmiyet’in temel değerlerinin ortada olduğunu Kur’an-ı Kerim’in genel geçerliliğinin tüm Müslümanlar için aynı olduğunu vurgulayan Altun, “Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz’in sünneti seniyesi, Hazreti Ali’nin misyonu hayatı ve mücadeleci hayatı ve bize gösterdiği yol, 12 İmam’ın ictihatları, bunların hepsi kişinin Müslüman olup olmadığını ortaya koyan göstergelerdir” dedi.
GERÇEK ALEVİ HZ. ALİ GİBİ İBADET EDER
Altun sözlerini şöyle sürdürdü: Eğer gerçekler ortaya konulsaydı ve Hazreti Ali’nin nasıl ibadet ettiği anlatılsaydı belki de bugün bu tür tartışmalar yaşanmayacaktı. Sistem öyle yanlış yapmış ki, insanlar bugün içinden çıkmakta zorluk çekiyorlar. İslâmiyete şablon koymuşlar. İnançlara müdahele edilmez ve dayatmalarda bulunulmaz. İnançlar arasından ayrım da yapılmaz. Karşı tarafın yani camilerin Aleviler için ibadet yeri olmadığını savunan art niyetli insanların yaptığı yalnış kadar Diyanet’in de ayrım yapması hatadır.”
“Alevilerin ibadet yeri cami olmalıdır” dediği için ateizmi Alevilik olarak lanse etmeye çalışanların sadırılarına maruz kalan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, kendilerinin de bu grupların saldırılarıyla karşılaştıklarını belirten Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Altun, “Bu güçler ve dernekler bizi de karalıyorlar. İdeolojiye bulaşmış bu grupların İslâmiyetle ve Müslümanlıkla hiç alakası olmayan tutum ve davranışları var. Hatta bu derneklerin bünyesinde görev yapan bir çoklarının Alevilik inancı dahi yoktur. Alevilikten daha ziyade ateizm zihniyetinin hakim olduğu bu ideolojik grupların gerçek Alevilikle ilgileri yoktur. Çünkü Ali’siz Alevilik düşünülemez” dedi.
Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, bütün Müslümanların kutsal değerlerinin aynı olduğunu söyledi.
Peygamber sadece camiyi bıraktı
Cemevlerinin birer kültür evi olması gerektiğini, Müslüman olduğunu kabul eden herkes için ise ibadet yerinin cami olduğunu ifade ettiği için Alevilik maskesi altında atezim propagandası yapan bazı örgütlerin saldırısına uğrayan Diyanet İşleri Başkanlığı da konu ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.
ANCAK KÜLTÜR EVİ
Tartışmaların farklı yönlere çekilmesinden rahatsızlık duyan Diyanet İşleri Başkanlığı açıklamasında camilerin Müslümanların ibadet yeri olduğu bir kez daha tekrarlandı. Cemevlerinin birer kültür evi olması ve ibadetlerin yapıldığı bir mekan olmaması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed (sav)’in Müslümanlara toplu ibadet yeri olarak camiden başa bir şey bırakmadığı vurgulandı.
Müslüman olduğunu öne sürenler için camilerin tek toplu ibadet yeri olabileceğinin belirtildiği Diyanet İşleri Başkanlığı açıklamasında, “Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz, Müslümanlara toplu ibadet yeri olarak camiden başka bir şey bırakmamıştır. Asırlar boyu bu böyle devam etmiştir, Bugün de Malezya’dan Fas’a, Doğu Türkistan’dan Yemen’e kadar İslâm Dünyası’nın her tarafında durum böyledir” denildi.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ve Müfettiş Abdulkadir Sezgin hakkında suç duyurusunda bulunan bazı Alevi derneklerinin girişim ve sert açıklamalarına cevap vermeyerek polemiği sürdürmeme niyetinde olduğu açık olarak görülen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
CAMİYE GİTMEK SERBESTTİR
“Diyanet İşleri Başkanlığımız, toplumu İslâm dini hakkında aydınlatırken, İslâm dininin temel kaynakları olan Kur’an ve Peygamberimizin sahih sünnetine göre bilgiler vermekte; buna uyup uymamayı ise kişinin vicdanına bırakmaktadır. Dolayısıyla kimseyi ibadet yapmaya veya ibadet için camiye gelmeye zorlama gibi bir husus söz konusu değildir. İsteyen ibadet eder, isteyen camiye gelir dileyen de cemevine gider. Başkanlığımız yine toplumu İslâm dini konusunda aydınlatırken deruhte ettiği görevinin bilincindedir. Bu itibarla akıl ve bilim ışığında toplumun dini ihtiyaçlarını karşılamaya ve problemlerine çözüm üretmeye çalışırken, kimseye mezheb, tarikat veya kültürlere dayalı inanç ve uygulamayı empoze etmemekte, dini inanç ve yaşantılarını kişileri tercihlerine ve vicdanlarına bırakmaktadır.”
Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz: Cemevleri ibadet yerleri olmamalı.
Cami'de Mevlüt okutulabiliyor fakat Aleviler Cem yapamaz ki
August 24 2001, 8:17 PM
YÜZYILLARIN İÇİNDEN ALEVİLERİN CEM İBADETİ (1):
DÜNDEN BUGÜNE TEMEL BİLGİLER
Ali YAMAN
Bugün artık Alevilikle ilgili her konuda olduğu gibi Aleviliğin temel ibadeti olan Cemlerin ve her türlü ayrıntısının da bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve değerlendirilmesi zorunludur. Bunun için de bireysel çalışmalar şeklinde süren ve aslında çok daha fazla şekilde acilen Anadolu’nun değişik yörelerinde Aleviler arasında yapılacak alan çalışmalara ve veri toplama işine gereksinim vardır.
Sözlü gelenek yoğun ve canlı olarak hala kitlelerin zihinlerinde yaşamaktadır ancak zaman içerisinde yazılı hale gelemeyen bu bilgiler adeta bir erozyonla karşı karşıyadır. Biz bu konulardaki erozyona karşı ne yapabiliriz diye yaklaşık 6 yıldır sürekli bu konularda veri toplama ve biriktirmekle meşgul oluyoruz. Bunların değerlendirilmesi işine de açıkçası daha az zaman ayırıyoruz. Çünkü geleneksel Aleviliğe ilişkin bilgi alabileceğimiz yaşlı kuşak insanları her geçen gün yitirmekteyiz. Topladığımız verileri değerlendirmekten çok, toplama işine verdiğimiz öncelik de bu yaşlı kuşağa bir an önce ulaşma hassasiyetimizden kaynaklanmaktadır.
Bu amaçla Alevi Ocakları ve işleyişine yönelik verileri zaman zaman yayınlayarak bunların tartışılması ve bu şekilde yeni veriler elde edilmesini de sağlamayı amaçlıyorum. Bu amaçla mesela Alevi Ocaklarına ilişkin bir listeyi hem “Kızıldeli”, hem “Yol”, dergisinde yayınlatmıştım. Bu Ocak listesinde yer alan adlar şu anda 209’a ulaşmış bulunmaktadır. Yinelemeler ve isim benzerliklerine de müdahele etmeksizin, Ocak merkezleri, dedelerinin bulundukları yerler ve taliplerinin bulundukları yerler saptandığı zaman bu Ocak adları çok daha net bir liste halini alacaktır. Dedeler ve taliplerle görüşmelerde bu yöndeki verilerde kaydedilmekte ve tasnif edilmektedir. Geçtiğimiz ay Çepnilerin Ocaklarına ilişkin Balıkesir’in köylerinde ve orta ve doğu Anadolu’daki ocaklara ilişkin de göçederek Bursa’da yerleşmiş bulunanlar arasında bilgi toplamak için bir alan çalışması yapılmış. Mayıs ayında da aynı şekilde iki haftalık bir çalışma Tokat’ın köylerinde gerçekleştirilecektir.
Şimdi gelelim bu makalemizin konusuna. Sizlere öncelikle Cem ibadeti hakkında bilgi vermek istiyorum. Bir sonraki makalemde ise Cem’de oturma düzenine ilişkin iki tablo sunmak ve bunların tartışılmasını sağlamak istiyorum.
Cem ibadeti Aleviliğin temel kurumlarındandır. Bu sadece dinsel değil sosyal içeriğe de sahiptir.Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Dedelerin en önemli işlevlerinden biri de, cem törenlerini yönetmesinde kendini gösterir.Ocakzade dedeler, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin bu ziyaretleri, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dede bir yere geldiğinde peyik (davetçi) adı verilen bir kişi ev ev dolaşarak dedenin geldiğini ve cem töreni yapılacağını canlara haber verir. Köydeki evlerden biri cem töreni için hazırlanır. Bunun için cemaatin sığabileceği büyük bir salon seçilir. Bazı köylerde bu hep belli yerlerdir. Bu cem töreni (görgü cemi) cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır. Eğer görgü cemi olacaksa tarîk ve kurban hizmeti de mutlaka vardir. Bazı ocaklarda ise tarîk yerine pençe ile cem görülür. Bunlar daha çok çelebilere bağlı dede, baba veya vekillerdir. Cem ibadetinde Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Oniki sayısı Hz. Muhammed’in soyunu, yani kızı Hz. Fatıma ile amcasının oğlu Hz. Ali’nin soyundan gelen oniki imamı simgelemektedir. Cem ibadeti Kırklar Cemi’ne dayanmaktadır. Alevilerce Cem, “HAK-MUHAMMED-ALİ DİVANI”dır. Cem ibadetinin bir diğer adı da “halka namazı”dır. Cem’deki halkada esas olan namaz deyişiyle kastedilen Buyruk’taki ifadeyle niyazdır, (M. Yaman 2000: 23) Allah’a yalvarmaktır, dua etmektir. Cem’e ayrıca; Ayn-ül Cem, Ayin-i Cem, Cem âyini, Abdal Musa Kurbanı, Birlik Cemi, Dardan İndirme Erkanı, Koldan Kopan Erkanı, Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri Kurbanı, İkrar Cemi, de denir. Kış aylarında, özellikle Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşam başlaması esastır. Muharrem ayı dışında Cem İbadeti yapılabileceğine dayanarak “Kırksekiz Cuma haktır.” derler. Cem Kurumu’nun içeriği sadece dinsel değildir daha kapsamlıdır.
Cem olayının kökeni nereye dayanmaktadır. Geleneksel görüş Alevilikle ilgili temel toplumsal kurumların tümünü olduğu gibi Cem kurumunu Hz. Muhammed’in Mirac’ı sonrası yapılan “Kırklar Cemi”ne dayandırmaktadır. Buna göre Cem ibadetinin temelleri Kırklar Cemi’nde atılmıştır. Büyük Alevi Ozanlarının Cem’in Kırklar Cemine dayandığına ilişkin birçok deyişleri bulunmaktadır. Mesela Kul Himmet bir deyişinde (Aslanoğlu 1997a: 77) bunu
“Kırklar ile bile âyin-i cemde
Bu aşkın sırrına özendi Ali”
diyerek ifade etmektedir. Kırklar Cemi ile ilgili ayrıntılar hem Buyruk kitaplarında, (Aytekin 1958; M. Yaman 2000) hem de Alevilerin zihinlerinde önemli yer tutar. Özellikle yaşlı kuşak bu konuda oldukça bilgilidir. Gençler ise bu geleneksel bilgiler bakımından hem yaşamak anlamında hem de bilgilenmek anlamında oldukça yetersizdirler ve hatta bir bölümü anlatılanlara şüphe ile yaklaşabilmekteyse de son zamanlarda yaşanan bilgilenme süreciyle bu eksiklikler giderilmektedir.
Alevilerin sosyal yapısının ve kurumlarının kapalı yapısının doğal bir sonucu olarak Cem ibadetine yönelik küçümseyici ve ahlakdışılık yüklü birçok kulaktan dolma söylentinin ki -bu Sünni halk arasında mum söndü sözü ile ifadelendirilir- yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı görülmektedir. Alevi olmayan gruplarca Alevilerin farklı bir islam yorumları olduğunun reddedilmesi, bu törenin Alevi olmayanlarca izlenememesi sonucunda Cemlerdeki işleyişin bir türlü anlaşılamaması ve Alevi-Sünni grupların karşılıklı önyargılarının bu söylentilerde rol sahibi olduğu söylenebilir. Ancak son zamanlarda bu konuda araştırmacıların verdikleri bilgiler, konunun yazılı ve görsel basında yeralması ve bu cemlerin kapalılıktan kurtulup kentlerde düzenli olarak yapılması sonucunda bu söylentilerin de dayanaksız olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.
Cem kurumunun Alevi topluluklarında yüzyıllarca gördüğü işlevleri genel olarak ise şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Dinsel işlevler, 2. Sosyal-Eğitsel işlevler, 3. Hukuksal işlevler
Cem kurumunun dinsel işlevi ön plandadır. Aleviliğin temel ibadeti bu yolla icra edilir. Cem kutsal bir ritüeldir. Cem’deki işleyişin de temeli Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de katıldığı Kırklar Cemi ile atılmıştır. Cem, Alevinin inancını oluşturan düzenli bir ibadeti olmaktadır. Cemlerdeki dualar büyük ölçüde Türkçedir. Anadili kırmanci veya zazaca olan Alevi topluluklarda bile – istisnalar olmakla birlikte - Türkçe dualar ve Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet vb. Alevi ozanlarının Türkçe deyişleri okunmaktadır.
Cem kurumunun bir diğer yönü de sosyal ve eğitsel işlevidir. Sosyal dayanışmayı sağlamasının yanısıra, orada gerçekleştirilen ritüel ve anlatılanlar inanca, tarihe gündelik yaşama ilişkin bilgiler de içermektedir. Geleneksel kır yaşamında bulundukları toplum içinde nisbeten daha eğitimli ve okumuş olan Dedeler Cemlerdeki sundukları bilgilerle uzun süre bu eğitsel işlevi yerine getirmişlerdir.
Aleviler’de hayat çok sıkı ve birbirini tamamlayıcı kurum ve kurallarla donatılmıştır. Bu sosyal yaşam en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiştir. Dede talip herkes bunlara uymak zorundadır. Örneğin Dede her evde Cem bile yapamaz. Cem yapılacak evde ve evin sahibi ailede bazı özellikler aranır. “Muhammed-Ali Meydanı” ve “ölmeden önce ölünen yer” olarak da nitelenen Cem Meydanı her yönüyle kutsal kılınmıştır. Cem’ler bazı yörelerde sadece Dede evlerinde yapılmaktadır. Bu evlerde büyük bir odada Cem’ler tutulurdu. Hele bazı Dede ailelerinin evleri vardı ki uzun yıllar buralarda Cem yapılması bir gelenek halini almış buralarla ilgili menkıbeler de dilden dile yayılmıştır. Cem’in bu evlerde yapılmasında bir diğer neden de Cem’de Dede’nin görgü zamanı kullandığı “tarîk, erkân, zülfikar, serdeste” vb. adlarla anılan asanın bu evlerde bulunmasındandır. Kutsal olan tarîk asılı olduğu yerden indirilmek için dualar edilir, kurban kesilirdi.
Dede genellikle bu Cem yapılacak evde konuk olurdu. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapacağı bu evin Cem yapılabilmesine uygun bir odaya sahip olmasının yanısıra ev sahibi aile de yukarıda ifade ettiğimiz üzere titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması kapı komşularıyla sorunlu olmaması, lokmasının yenebilmesi, o köyde sevilen bir aile olmaları gerekirdi. Yoksa Dede o evde kalamaz Cem yapamazdı. Çünkü Cem’in amacı “eline, diline, beline ve aşına, işine, eşine sahip olmak” şeklinde özetlenebilecek doğruluk ilkelerinin toplulukta yaşatılması, benimsetilmesidir. Dede’nin köye gelişinden Cem’in yapılması ve sonrasına kadar her aşamada bu ilkelerin gözetilmesine önem verilir. Bu konuda titizlik gösterilmemesi topluluğun bu ilkelere inancınin ve güveninin sarsılmasıyla sonuçlanabilir. Zaman zaman bu konudaki hassasiyetlere uymayanlarda olmuştur ancak bu yolun kurallarını bağlamamaktadır.
Cem’de Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her hizmet sahibi Cem’deki işleyiş sırasında görevini yerine getirir. Her Alevi’nin görgüden geçmesi, hal ve gidişatının muhasebesini yapması, ikrarını tazelemesi ve gerektiğinde topluma hesap vermesi genel kuraldır. Ocakzade dedeler, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin bu ziyaretleri genellikle, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dede bir yere geldiğinde peyik (davetçi) adı verilen bir kişi ve ev dolaşarak dedenin geldiğini ve cem yapılacağını köylülere haber verir. Köydeki evlerden biri cem töreni için hazırlanır. Bu cem töreni cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır. Cem’deki oniki hizmet sahipleri ve görevleri şu şekildedir: Dede, cem törenini yönetir. Rehber, cemde görgüsü yapılanlara yardımcı olur. Gözcü, cemde düzeni sağlar. Çerağcı, çerağı (mumu) yakar, meydanın aydınlanmasını sağlar. Zakir, saz çalarak deyişler söyler. Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge çalma görevini yerine getirir. Sakka, su dağıtır, lokmalar yendikten sonra temizlik için ibrik, leğen, havlu getirir. Sofracı, kurban ve yemek işlerine bakar. Pervane, cemevine gelenler ve gidenlerle ilgilenir. Peyik, cemin yapılacağını herkese haber verir. İznikçi, cemevinin temizliğine bakar. Kapıcı, cem yapılan yerin kapısında bekler. Hizmet sahipleri ve görevleri özetle bu şekildedir. (M. Yaman 1998)
Cem’deki işleyiş ise şu şekildedir: Cem töreni, dede tarafından görevlendirilmiş yukarıda adları verilen hizmet sahiplerince, dedenin yönetiminde, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede, cem yapılacak yerin en üst tarafında ve ocak yanında önceden hazırlanmış, ceme katılanların hepsi tarafından rahatça görülebilecek ve duyulabilecek bir yerde bazan serilen postun üzerinde oturarak yönetir. (Aynı yönde bk. Şapolyo 1964: 283; Fırat 1970: 233) Dedenin oturduğu yer dede postu, pir postu olarak adlandırılır. Yanında diğer Dedeler veya zakir/aşık oturur. Bazı bölgelerde zakirlik görevini de Dedeler yerine getirdiğinden ayrıca bir zakir bulunmaz. Toplulukla dedenin oturduğu yer arasındaki meydan hizmetlerin bir bölümü için boş bırakılmıştır. Semah hizmetleri bu alanda görülür. Hizmet sahipleri dedenin karşısında dara durarak, dualarını burada alırlar.
Cem törenine düşkünler alınmazlar. Cem’de ibadet “cemal cemale”dir. İnsanı kabe olarak gören bir anlayış doğaldır ki cemal cemale ibadet edecektir. Oturuş ise halka şeklinde belli bir düzen içerisinde diz üstüdür. Dede zaman zaman destur verdiğinde rahat oturulabilir. Görgü cemi bütün taliplerin müsahipleri ile birlikte görülmesi şeklinde sürer. İfade ettiğimiz gibi oniki hizmet sırasıyla yerine getirilir. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razılık alır. “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Cem’de kurban hizmeti de görülür. Semah ve dualar (gülbâng) okunur. Musahiplerin görülmediği cemlerde de musahiplik hizmeti dışında diğer Oniki hizmetler yürütülür. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür. Her hizmet sahibi görevini bilir ve eskiden genellikle belli aileler belli hizmetleri yürütmekteydi. Mürşid (Dede) her yıl, geçmişteki Cem törenlerinde verilmiş derslerin ve öğütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve yeni derslerde bulunmak için cemaati toplar, Cem ibadetini yürütür. Bütün talipler Mürşid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar, musahipleri ile görüşür. Herkes evinde hazırlanıp en temiz elbiselerini giydikten sonra ev halkı ve musahibinin ev halkı ile birlikte, Dede’nin belirttiği zamanda Cem’e katılırlar.
Özetle bir Cem ibadetindeki hizmetlerde aşağıdaki sıra izlenir. Bu sırada yöresel bazı farklılıklar da olabilmektedir. Burada verilen uygulama Karaca Ahmet Sultan’ın oğlu olan Düşkün Ocağı Hıdır Abdal Ocağı’ndaki işleyiştir:
1. Dede, orada bulunanlara eğitici bir konuşma yapar. 2. Zâkirler, sazla deyiş çalıp söyler. 3. Süpürge(car) çalınır. 4. Post serilir. 5. Dargınlar barıştırılır, sorunlar çözümlenir, canlardan rızalık alınır. 6. Oniki Hizmet sahiplerinin duaları verilir. 7. Çerağ (delil) uyandırılır. 8. Tezekâr (ibriktar) tarîkat abdesti aldırır. 9. Kurban ve lokmaların duaları verilir. 10. Dede, yol-erkân konusunda canlara bilgi verir. 11. Gerekirse kısa bir mola verilir. 12. Cem mühürlenir (secde yapılır). 13. Üç Düvazimam okunur (secde yapılır). 14. Üç Tevhîd çekilir (secde yapılır). 15. Miraclama okunur, Kırklar Semahı yapılır. 16. İstek semahları yapılır. 17. Sakka suyu dağıtılır. 18. Mersiyeler okunur. 19. Lokma ve Kurban (Sofra) hizmeti sunulur. 20. Lokmalar yenilip sofra duası edildikten sonra Dede “Duran oturan…” duası verir. Bundan sonra da şu hizmetler yerine getirilir: Süpürge çalınır, post kaldırılır, Oniki hizmet sahiplerinin duası verilir, çerağ dinlendirilir ve cem ibadeti sona erer. (M. Yaman 1998: 11-12)
Görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptıkları hataları bir daha tekrarlamamak üzere Hak-Muhammed-Ali meydanında yemin ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler. Ayrıca Cem ibadetinin, hukuksal boyutu yani düşkünlük, kente göç öncesi kırda yaşayan Aleviliğin sosyal yapısını koruyan ve sürdürebilmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur.
Aleviler’de suç işleyen düşkün, bu durum da düşkünlük olarak adlandırılır. Düşkün olanlara suçlarına göre değişik cezalar verilirdi. Düşkünlere tarik çalınır, para vd. cezalar uygulanırdı ki, “Buyruk” kitaplarında bu cezalar her suç için ayrı ayrı belirtilmekteydi. Düşkün olanlar cem törenlerine katılamazlar, kurban yiyemez ve yediremezler, toplumdan dışlanırlardı. Ailesi bile o kişiyi bu yanlış davranışından dolayı koruyamazdı. Çünkü yanlış yapan kişiye sahip çıkan da düşkün ilan edilirdi. Ayrıca üç sünnet, yedi farz olarak bilinen esaslara uymayanlara uygulanacak cezalar da “Buyruk” kitaplarında bulunmaktadır. (Aytekin 1958: 114)
Eğer talibin suçu, büyük günahlardan (günah-ı kebair) ise dede’nin bu konuda yapabileceği bir şey yoktur. Buyruk’taki deyimle “Ancak onun davasını mahşerde Hak Taalâ icra eder.” (Aytekin 1958: 178) Oysa küçük günahların (günah-ı sagayir) cezalandırılma ve affedilmesine ilişkin koşulların belirlenmesi ve uygulatılmasında dede tam yetkilidir.
Özellikle kırdan kente göç olgusunun sonucunda 1980’lerin sonlarına kadar diğer Alevilik kurumlarında olduğu gibi Cem kurumunun da uygulanmamaya başladığı bilinmektedir. (Erdentuğ 1971: 43, 51; Shankland 1997: 30) Araştırmacılarca görüşülen Alevilerin çoğu kez “Nerede eski cemler” şeklinde eskiyi özlemle andıklarını ve bu eski cemlerde yaşananların zihinlerinde çok büyük izler bıraktığını gözlemlemek mümkündür. Bugün artık cem ibadetinin eski işlevlerinden daha farklı bir yapı kazandığını görüyoruz. Cem törenleri bugün, eskiden sahip olduğu işlevlere oranla daha dar işlevselliğe sahiptir. Yeni sosyo-ekonomik yapı içerisinde cemler özellikle inanç işlevini sürdürmektedir. Özellikle hukuksal boyutu tamamıyla devre dışı kalmıştır.
1990’larla birlikte Alevilik konusunda yaşanan canlanma geleneksel ibadetlere yönelik olumlu bir bakışı Alevi kitleler arasında yaygınlaştırmıştır. Alevilikle ilgili yayınlar, makaleler ve ilgilenenler artmıştır. Bu şüphesiz hem uluslararası hem de ulusal konjonktürle yakından ilişkilidir. Cemevlerinin ve Cem ibadetlerinin yaygınlaşması da bu gelişmelerin ardından yaşanıyor. Daha önce pek de dile getirilmeyen Dedelere olan gereksinim dile getirilmeye başlanıyor. Giderek Cemevlerinde, Karaca Ahmet Sultan, Şahkulu Sultan, Garip Dede, Erikli Baba, Okmeydanı Cemevi, Yenibosna Cemevi, Gazi Cemevi ve diğer cemevlerinde Dedeler görevlendiriliyor. Hatta Dede yetiştiren okulların kurulması konusu bile tartışmaya açılıyor.
Günümüzde Cemler kentlerde, ya müsait bir evde, ya bir salonda ya da Cemevlerinde yapılmaktadır. Özellikle son on yılda başlayan ve artık büyük ölçüde kentlerde yaşayan Alevilerin yeni gereksinimleri doğrultusunda cemevleri inşa edilmekte, buralarda Alevilerin özellikle inançsal ve kültürel talepleri giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak yaptığımız araştırmalar çerçevesinde gördüğümüz cemevlerinin birçoğunun mimari yapılanmaları bu veya başka projelerin değerlendirmesi veya planlı olmaktan çok rastgele ve plansızdır. Özellikle İstanbul ve Ankara’da yoğunlaşan yoğun bir Cemevi yaptırma faaliyeti dikkat çekmektedir. Artık büyük oranda kentlerde yaşamakta olan Alevi nüfus Cemlere büyük ilgi göstermektedir. Tanınmış Alevi inanç merkezlerinde düzenli olarak hafta içi Perşembe akşamları veya hafta sonu Cem ibadetleri yapılmaktadır.
Yine yurtdışında da cem ibadetleri yoğun olarak yapılmaktadır. Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’den yurtdışına davet edilen Dedelerimiz cem ibadetlerini yapmaktadırlar. Hatta Almanya’da Almanca Cem yapıldığı konusunda Alevilerin Sesi’nde makaleler bile yayınlanmıştır.
Aleviler bakımından Cem ibadeti ile ilgili temel sorun bu konuda nitelikli Dede ve oniki hizmet sahiplerinin yetiştirilmesi sorunudur. Bazı yöneticilerin bu hizmet sahiplerinin eksikliklerini eleştirmesi doğaldır ancak bu eksiklikleri gidermek üzere bir çalışma yapılmaması doğal değildir. Bu konuda eğitim kurumları oluşturulması zorunludur. Kısa vadeli yarar sağlayan çalışmaları bırakıp, gelecek 10 yılları ve sonrasını planlamak öngörmek ve buna ilişkin çalışmaları yapmak zorunludur. AABF’ye bağlı bazı derneklerin mesela Mannheim AKM, Stutgart AKM, vb. Bu konuda kurs açmaları, nitelikli canlar yetiştirmeleri bu çalışmaların ön adımı olarak kabul edilebilir.
(Gelecek Sayıda: Cem’de Yerleşme Düzeni)
DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA:
Aytekin, Sefer (Der.) (1958): BUYRUK, Ankara, Emek Basım-Yayımevi.
Clarke, Gloria Lucille (1998): “Bir Dedenin Kimliğinde Müziğin Yeri Ne Kadardır?” Seçkinlerin Müzik Eğitimi: Türkiye Alevilerinin Manevi Liderlerinin yetişmesinde Müziğin Rolü, İstanbul, Mimar Sinan Üniversitesi Müzikoloji Anabilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi.
Erdentuğ, Nermin (1971): SÜN KÖYÜ’NÜN ETNOLOJİK TETKİKİ, 2.b., Ankara, A.Ü. Eğitim Fakültesi Yayınları.
Fırat, M. Şerif (1970): DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ, 3. b., Ankara, Kardeş Matbaası.
Kehl-Bodrogi, Krisztina (1997): “Introduction”, SYNCRETISTIC RELIGIOUS COMMUNITIES IN THE NEAR EAST, Collected Papers of the International Symposium “Alevism in Turkey and Comparable Syncretistic Religious Communities in the Near East in the Past and Present”, Berlin, 14-17 April 1995 , Ed. By : Krisztina Kehl –Bodrogi, Barbara Kellner-Heinkele, Anke Otter-Beaujean, Brill, 1997, s. XI-XVII.
Ocak, A.Yaşar (1996): BABAİLER İSYANI ALEVÎLİĞİN TARİHSEL ALTYAPISI YAHUT ANADOLU’DA İSLÂM-TÜRK HETERODOKSİSİNİN TEŞEKKÜLÜ, Gen. 2. b., İstanbul, Dergâh Yayınları.
Shankland, David (1997): “Anadolu Kırsalında Alevilik ve Sünnilik”, G. Ü. HACI BEKTAŞ VELİ DERGİSİ, Çev. S. Olgun-Z. Yedigün, sayı: 4, (Ağustos 1997), s. 23-32.
Şapolyo, Enver Behnan (1964): MEZHEPLER VE TARİKATLAR TARİHİ, İstanbul, Türkiye Yayınevi.
TAM VE HAKİKİ İMAM CAFER-İ SADIK BUYRUĞU (1989), Ehl-i Beyt Aşığı Bir Heyet Tarafından Hazırlanmıştır, İstanbul, Mizah Yayıncılık.
Yaman, Ali (1996) : ALEVİLİKTE DEDELİK KURUMU VE İŞLEVLERİ, İstanbul, İ.Ü. SBE., Siyasi Tarih Bölümü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Yaman, Ali (1998a): ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK BİBLİYOGRAFYASI, Mannheim, Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü.
Yaman, Ali (1999): “Geçmişten Günümüze Kızılbaş Alevi Dedeleri”, I. TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ (22-24 Ekim 1998), Ankara, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Merkezi, s. 405-423.
Yaman, Mehmet (1998): ALEVİLİKTE CEM, İstanbul, Ufuk Matbaacılık.
Yaman, Mehmet (Çev.) (2000): BUYRUK ALEVİ İNANÇ-İBADET VE AHLAK İLKELERİ, Mannheim, Mannheim Alevi Kültür Merkezi Yayınları.
Yazıcı, Mehmet (1996) : OSMANLI TÜRK TOPLUMUNUN SOSYAL YAPISINDAKİ ALT DİNAMİKLER : ANADOLU ALEVİLİĞİ, MSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Sosyoloji ve Metodoloji Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Muhammed ile bile MİRAC’a ağan benim
ASHAB-I SUFFE’yile yalıncak olan benim
Sabr ile kanaatı viribidim bunlara
KIRK KİŞİ bir gömlekten başın çıkaran benim
O Kırkından birine neşteri çaldımıdı
KIRK’ından kan akıtıp ibret gösteren benim
Adem Peygamber ile Havvâ yaradılmadan
Uçmak’tan sürülüben o müflis olan benim
Adımı YUNUS taktım sırrım âleme çaktım
Bundan ileri dahı dilde söylenen benim
YUNUS EMRE
ÖNSÖZ
Alevilik’te HAK-MUHAMMED-ALİ divanı olarak kabul edilen Cem İbadetinde “Ölmeden önce ölünüz, hesaba çekilmeden önce hesabınızı görünüz, ahirete kul hakkı ile gitmeyiniz. Hiç kimseyle alıp vereceğiniz kalmasın. Alnınız açık, yüzünüz ak olsun. Dürüst, mert, iyi huylu olun. Gerçek erenler safına katılmış insan-ı kâmillerden olun. Halk sizden razı olsun ki, Hak da razı ola.” ve “ Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün…” kuralları geçerlidir ve günümüzde tüm insanların bu kurallara ihtiyacı vardır.
Alevi her nereye baksa Hakkı orada görür. Tanrı’nın da buyurduğu gibi “kul hakkı” en kutsal değerdir. Alevi’nin piri, rehberi, mürşid ve müsahibi vardır. CEM, “Kırklar Meclisi”nden bize kadar gelen ibadetimizin adıdır. Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin, Oniki İmamlar’ın ve erenlerin uyup uyguladığı CEM İBADETİ’ni dedelerimiz gibi biz de yerine getirmekteyiz. CEM, Aleviliğin okuludur. Cem olmazsa, Alevilik de olmaz. Bazı kendini bilmezler Alevi ibadetlerini küçümseyerek böyle ibadet olur mu diyerek, bazı dayatmalarda bulunuyorlar. Bakın Yunus Emre yüzyıllar öncesinden bu zavallılara nasıl sesleniyor (sayfa 4)
Yurt içinde ve dışında son beş-on yıldır Alevilik güncellik kazandı ve Alevi toplumu yüzyıllardır gizlice yapmak zorunda bırakıldıkları Cem’lerini serbestce uygulamaya başladılar. Günümüzde artık cem ve semahlarımız, Alevi olan ve olmayanlarca da hayranlıkla görülebiliyor. Artık Cemlerde “mumsöndü” yapılıyor diyenler bu iftiralarından büyük utanç duyuyorlar. En azılı Alevilik aleyhtarları bile bu konuyu unutmuş görünüyor.
Ne var ki elli altmış yıldır kentleşme nedeniyle, kırsal kesimde olduğu gibi sürekli olarak yapılamayan Cem’in kuralları, ilkeleri neredeyse unutulmaya yüz tutmuşken, bu kez Cem kurallarını iyi bilen yaşlı Dedelerimize büyük görev düşmüştür. Fakat yüzlerce dergah ve cemevinde görev alacak yeterli sayıda Dede olmadığı gibi, Dede yetiştiren okullar ya da “Alevilik Kursları” gibi çalışmalar henüz başlamadığı için, şimdilik eğitim niteliğinde de olsa derli toplu bir “CEM İBADETİ” kitapçığının yayınlanması hizmetinin kaçınılmaz bir görev olduğunun bilinciyle, yurt içi ve yurt dışındaki tüm Alevi örgütlerinde(cemevi, dergah, vakıf ve köylerimizde)yararlanılmak üzere bu yapıtımızı saygıdeğer canlarımıza sunuyoruz.
Bu Cem programını birçok ocakzade Dede ile görüşerek yıllarca çekilen bir emek sonucunda hemen her bölgede geçerli olacak biçimde özlü olarak hazırladık. Dedelerimiz, rehberlerimiz, zakirlerimiz, oniki hizmet sahipleri ve “Alevilik Eğitimi” vermek isteyen öğretmenlerimiz bu kitabı iyice okuyup, ezberleyip kendileri Cem yürütebilir, örgütlerimiz ta uzaklardan masrafa girip Dede, Zakir getirtmek külfetinden kurtulur. Çünkü kimi zaman Dede, Zakir bulunmuyor, canlarımız cemden mahrum kalıyor, inanç ve ibadetimiz zamanla külleniyor, genç yavrularımız nasibini alamıyor.
Oniki İmamlar, Gerçek erenlerin yüzüsuyu hürmetine toplumumuzun birlik ve bütünlüğünü bozmasın. Kurumlarımızı güçlendirsin, sağlık, başarı ve mutluluk versin. Allah…Allah…
Mehmet Yaman
İstanbul - 1998
CEM İBADETİ
Cem, Alevilikte en önemli dinsel törenin (ibadetin) adıdır. Cem’e ayrıca; Ayin-i Cem(Cem âyini), Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri Kurbanı da denir. Kış aylarında, özellikle Cuma akşamı başlaması kuraldır.
Cem’de ONİKİ HİZMET ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her Alevi yılda bir kez görgüden geçer, hal ve gidişatının muhasebesini yapar, ikrarını tazeler ve topluma hesap verir. Kendilerinden şikayetçi olanları cem’de bulunan canlar haklı görürlerse, şikayet edilenler onları razı etmek zorundadırlar. Kimseyle küsülü, dargın ve kavgalı kalamazlar. Birine hakları geçtiyse, yada başkasının hakkı kendisinde kaldıysa hesaplaşır ve helallık alır. Barışmadıkça görgüleri yapılmaz. Borçları varsa görgüden önce ödeyeceklerdir.
Yıllık görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptığı hatayı bir daha tekrarlamamak üzere tevbe ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler.
Düşkünler(haksız yere keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hakim olmayan, hırsızlık yapan, adam öldüren, vergi ve askerlik borcu gibi vatan borcunu ödemeyen, annesine babasına evlatlık görevini yapmayan, insanlara zarar veren, komşusunu inciten, işçi ve yetim hakkı yiyenler) Cem’e alınmazlar. Böylece Cem halkı (Alevi toplumu) zararlı insanlardan, yaramazlardan arınmış olur.
Adam öldürmüş, karısını haksız yere boşamış, hırsızlık yapmış bir insan serbestçe gidip cami’de namaz kılabilirken, HAK-MUHAMMED-ALİ meydanı(Hak meydanı) olan Cemevi’ne böyle yolsuzluklar yapmış biri kesinlikle giremez, girmeye cesaret edemez, girmek isterse kabul edilmez. Aleviliğin bu kuralı, dünya yüzündeki hiçbir milletin dininde ve mezhebinde bulunmayan bir yüceliktir. Nitekim, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “Ben ancak güzel huyları tamamlamak için gönderildim” buyurması, İslam’da ahlakın ne büyük ve ne önemli bir yeri olduğunu isbata yeterlidir.
Görülüyor ki, Hz. Muhammed, peygamberliğinin amacının, ahlak güzelliklerini son merhaleye çıkarmaktan ibaret olduğunu açıklamıştır. Tarih boyunca bir millet ki ahlaka önem vermiştir, o millet ilerleyip Allah’ın nimetlerine erişmiştir. Hangi millet ki ahlak çöküşüne uğramıştır, o millet kısa bir zaman içinde perişan ve mahvolup gitmiştir. İslam Dini’nin amacı beşerin ahlakını tasfiye etmekten ibarettir. Bundan dolayıdır ki, Peygamberimiz, “İçinizden en çok sevdiklerim ve Kıyamet günü bana en yakın olanlarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır.” buyurmuştur.
Bu sözüyle Peygamber, “Ben çok ibadet edeni severim, çok sofu olanı severim, gündüz oruçlu, gece namazlı olanı severim…” demiyor, mutlak olarak güzel ahlak üzerinde duruyor. Öyle ya, kötü huylu haklara riayet etmeyen bir kimsenin ibadetinden hiçbir fayda gelmez. İslam’ın özü ahlak güzelliği ve doğruluktur.
Bir gün Peygamberin huzurunda Medineli bir kadından bahsolunurken, bu kadının son derece ibadetle meşgul olduğunu, her gün oruç tutup, sabahlara kadar namaz kıldığını ve yalnız kötü huylu olduğundan, dili ile komşularını incittiğini söylediler. Resulullah bunları dinledikten sonra: “O kadında hayır yoktur, o kadın cehennemliktir” buyurdular.
Mürşid(Dede), geçmiş yıllardaki Cem törenlerinde verilmiş derslerin ve öğütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için ve yeni derslerde bulunmak için cemaati toplar, Cem ibadetini yürütür.
Cem, köylerde büyükçe bir evde, varsa Cemevinde; günümüzde kentlerde yine ya müsait bir yerde, ya bir salonda yada Cem-evinde yapılır. Cem’in Dede tarafından açıldığını herkese(köylerde bütün köylülere) bildirmek için oniki hizmetten biri olan peykler gönderilir. Bütün talipler Mürşid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar, Mûsahibi ile buluşur. Herkes evinde tertemiz yıkanıp en temiz elbiselerini giydikten sonra ev halkı ve Mûsahibinin ev halkı ile birlikte, Dede’nin belirttiği gün ve saatte Cem’e katılırlar.
Gözcü tarafından taliplerin yoklaması yapılır, hasta ve mazereti olanlar meydana çıkarılır. Oniki Hizmet sahiplerinin de görevleri başında olup olmadıkları kontrol edilir.
Meydan postundan önce “Mürşid postu” serilir. Mürşid, postun duasını yapıp, postuna oturur. Dua şudur:
“Azamtü ileyke Yâ Ali
Ekremtü ileyke Yâ Ali
Eslemtü ileyke Yâ Ali
En’amtü ileyke Yâ Ali.”
Akşam saat sekiz sıralarında herkes eşleri ve Mûsahipleri ile “Hak Meydanı” olarak kabul edilen Cemevi’ne gelmeye başlarlar ve gelirken lokma (kuruyemiş, meyva, çörek, kömbe, baklava, helva gibi yiyecekler) getirirler. Müsahipler ve eşleri Cemevi’ne gelince, Meydan’da Dâr’a durup, lokma(niyaz)larının duasını alırlar. Dede, şu duayı yapar:
“Allah…Allah…Lokmalarınız kabul, muradlarınız hasıl ola. Hak-Muhammed-Ali kabul eyleye. İmam Hasan, Şah Hüseyin, Hünkâr Hacı Bektaş Veli defterine kayıt eyleye, Gerçek erenler demine hü mümine Ya Ali… “
Duadan sonra talipler lokmalarını görevliye teslim edip diz üzeri gelerek meydana niyaz(secde) ederler. Genellikle talip Dede’ye veya post’a niyaz eder. Bunun anlamı: Hem “Adem’e secde” hem de cemaatta bulunan bütün canlarla görüşmek, onlara saygı ve sevgi göstermektir.
Cemevi’ne gelen canlar, Gözcü’nün göstereceği yere yaş sırasına kurulmuş saflara otururlar. Mûsahiplerin eşleri ise Cemevi’nde kendileri için ayrılmış bölüme otururlar. Erkekler, yönü Dede’den tarafa gelmek üzere orta yerde büyükçe bir boşluk bırakarak daire(halka) oluşturacak biçimde otururlar. Burada herkes birbirine dönüktür.
Böylece “Tarikat Namazı(Tevhîd Halkası) duvara bakarak hocanın arkasında değil; cemal’e, didar’a(Cenab-ı Hakkın iyilik ve güzellik sıfatının belirdiği Adem’in yüzüne) bakarak kılınır.” sözünde olduğu gibi, herkes yüz yüze, yani cemal cemale oturur. Tevhid, halkın ve Hakk’ın birliği, bir olması, tek vücud haline gelmesi, muhabbet denizinde bütünleşip coşmasıdır.
Alevi inancında Cem, Hz. Muhammed’in “Mûtû Kable en Temûtû” buyruğuna dayanır. Bu hadisin anlamı şudur:
“Ölmeden önce ölün, mahşer günü gelmeden hesabınızı verin. Ahirete kul hakkı ile gitmeyin. Hiç kimseylealıp vereceğiniz kalmasın. Alnınız açık, yüzünüz ak olsun. Dürüst, mert, iyi huylu, Gerçek Erenlersafına katılmış insan-ı kâmillerden olun. İnsanlar (halk) sizden razı ve hoşnut olsun ki ,Hak da sizden razı ve hoşnut ola.”
CEMDE SIRALAMA
Öz olarak CEM ibadetlerimiz aşağıda verdiğimiz sıraya göre yapılmaktadır:
1. Oniki Hizmet sahipleri Cem’de gerekli araç ve gereçleri tamamlarlar.
2. Cemaat, Cemevi’nde toplanır.
3. Dede, usulünce Cemevi’ne girip postuna oturur.
4. Dede, canlara eğitici bir konuşma yapar.
5. Zâkirler, sazla deyiş çalıp söyler.
6. Süpürge(car) çalınır.
7. Post(seccade) serilir.
8. Dargınlar barıştırılır, sorunlar çözümlenir, canlardan rızalık alınır.
9. Oniki Hizmet sahiplerinin duaları verilir.
10. Çerağ(delil) uyandırılır.
11. Tezekâr(ibriktar) tarîkat abdesti aldırır.
12. Kurban ve lokmaların duaları verilir.
13. Dede, yol-erkân konusunda canlara bilgi verir.
14. Gerekirse kısa bir dinlenme arası verilir.(Mola)
15. Cem mühürlenir(SECDE yapılır).
16. Üç Düvazimam okunur(SECDE yapılır).
17. Üç Tevhîd çekilir(SECDE yapılır).
18. Miraclama okunur, Kırklar Semahı yapılır.
19. İstek semahları yapılır.
20. Sakka suyu dağıtılır.
21. Mersiyeler okunur.
22. Lokma ve Kurban(Sofra) hizmeti sunulur.
23. Lokmalar yenilip sofra duası edildikten sonra Dede “Duran oturan…” duası verir. Bundan sonra da şu hizmetler yerine getirilir: Süpürge çalınır, post kaldırılır, Oniki hizmet sahiplerinin duası verilir, çerağ dinlendirilir ve cem ibadeti sona erer.
CEM’İN BAŞLAMASI
Önce cemaat, Rehber ve Oniki Hizmet sahipleri Cemevinde yerlerini alırlar. Pir postunun makamında Rehber sağ tarafa, zâkir sol tarafa, Dede sonra gelip ortaya oturur. Oniki Hizmet sahipleri Cem’de gerekli araç gereçleri (Asâ, ibrik/leğen, sürahi, bardak, post/seccade, çerağ/mum, havlu, ses düzeni) önceden hazırlar.
Gözcü ve kapıcı Cemevi’ne girenlere oturma usullerini, duaya duruş şekillerini anlatır. Örneğin: Evlad-ı Resul (Dede) olanlara, konuklara, yaşlı olan canlara, bacılara saygı gösterilerek ön saflara oturmaları önerilir.
Cem’i yönetecek Dede’nin (Post Dedesinin) kapıya geldiği görülünce; rehber, gözcüyü Dede’yi getirmeye gönderir. Dede içeri girerken, gözcü:
“Gerçeğe hü, mümin, müslim; bacı, kardeş; Dedemiz geliyor.” der. Bütün canlar Hz. Muhammed’i, Hz. Ali’yi ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi temsil eden o post makamına saygı göstererek ayağa kalkıp dara dururlar. Dede kapıdan içeri girerken “ Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek eşiğe niyaz eder, gözcü sağında yürür halde içeri girer ve “ Hü, mümin, müslim; bacı, kardeş” diyerek selam verir, cemaat da “Hü” diyerek selamını alırlar. Dede, gözcü sağ yanında olarak meydanın ortasına kadar gelir, “Allah, Muhammed, Yâ Ali” diyerek secdeye varır(ki bu, cümleye niyaz anlamındadır), sonra dara durup, Rehber’e
“Hü erenler! Cemlerimiz Kırklar cemi, görevimiz Hazret-i Hüseyin’in yeri, yardımcımız Hak, Muhammed, Ali; gözcümüz, bekçimiz Hızır Nebi ola. Hayır himmet erenler…” der. Rehber önce cemaate, pir postunda oturacak bu Dede’den razı ve hoşnut olup olmadıklarını sorar. Eğer cemaat “Biz razıyız, Hak da razı olsun!” diye rızalık verirse, rehber de cemaate “Hak sizden de razı olsun” der, ve post Dedesine şu gülbangı verir:
“Allah, Allah…Hizmetin kutlu olsun, yardımcın Hak-Muhammed-Ali olsun. Hak-Muhammed-Ali seni doğruluktan ayırmasın. Adaletin Hz. Ali’nin adaleti olsun. Haksızı görüp gözetmeyesin. Doğrudan yana olasın. Hak erenler şaşırıp düşürmesin. Üçlerin, Beşlerin, Oniki İmamların, Kırkların katarından didarından ayırmasın. Üzerine aldığın hizmetten şefaat bulasın. Dil bizden, nefes Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den ola. Gerçeğe hüü…”
Bunun üzerine Dede, “Cümlenizin niyazı. Allah, Muhammed, Ya Ali “ diyerek meydana secde eder, sonra ayağa kalkıp Pir postuna gelir, tekrar: “Allah, Muhammed Ya Ali…” diyerek üç defa posta niyaz eder ve postun üstüne geçerek ayakta, dara durup, yüksek sesle (cem erenleriyle birlikte) salevat getirir, sonra ayakta şu duayı okur:
“Allah Allah…
Akşamlar hayrola. Hayırlar fethola, şerler defola. Münkirler mât ola. Hânedan-ı fukara mamur ola. Er-Hak-Muhammed-Ali yardımcımız ola. Cemimiz Kırklar cemi ola. İbadetlerimiz Muhammed-Ali Dergahı’nda kabul-ü makbul ola. Hak erenler bizleri Ehl-i Beyt’in yolundan ayırmaya. Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Oniki İmamların, Ondört Masum-i Pâk’lerin, Onyedi Kemerbestlerin, Kırkların hayır himmeti üzerinizde hazır ve nazır ola. Şeytanın şerrinden, münkirin mekrinden saklaya, bekleye. Dertlerimize derman, gönüllerimize iman, hastalarımıza şifa ihsan eyleye. Şu anda Allah Allah diyen canların Hak-Muhammed-Ali dilde dileklerini, gönülde muratlarını vere.Bütün insanların barış içinde, kardeşçe yaşamalarını nasip eyleye. Namerde değil, merde bile muhtaç eylemeye. Görünür görünmez kazalardan, belalardan esirgeye. Emeklerimizi boşa çıkarmaya. Günahlarımız var ise bağışlaya.
Dem Ali, sırr-ı Nebi, Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli kerem-i evliya gerçekler demine hü mümine Ya Ali…”
Duanın sonunda Dede: “Dâr çeken bacılar didar göre, Fatıma Ana muradını vere. Erenler sefaya ere…” deyince, kendisi ve cemaat yere secde edip, yerlerine otururlar. Dede, kendini tanıtır. Gözcü’yü çağırır, cemaatte bir eksiklik olup olmadığını öğrenir. Gereğinde taliplerin hal ve hatırlarını sorar. Dede, ceme başlamadan önce güncel konularla ilgili(ekonomik, sosyal, hukuksal, dinsel) bir kısa sohbet(irşad, aydınlatma) konuşması yapar. Cem’de hasta, rahatsız, dizleri ağrıyan varsa, sandalyede oturabileceklerini anlatır.
Dede Cemaati Aydınlatıcı Şöyle Bir Konuşma Yapar
“Saygıdeğer Cem Erenleri, sevgili canlar !
Cem ibadetimizi yapmak için toplanmış bulunuyoruz. Hepinizi en içten sevgilerimle selamlıyor, hoşgeldiniz diyorum.
Cem erenleri, mümin müslim bacılar, kardeşler! Cem törenine başlarken biliyorsunuz, biz önce kendi aramızda birliğimizi-dirliğimizi sorgularız, hizmetlerimizi yaparız, çerağımızı uyarırız, lokmalarımızı paylaşırız.
Cemlerimiz önceki dönemlere göre herkese açıktır. Burada, sizlerin yerine getirmek zorunda olduğunuz görevler vardır. Nedir bu görevler? Biraz sonra burada ibadete başlayacağız, belli kurallara uyacağız: Konuşmak, muhabbet etmek, oturup-kalkmak, ibadet…Bunların hepsi yerine göre yapılacak, rasgele konuşulmayacak.
Hak-Muhammed-Ali huzurunda yüzünüz ak ola. Pir divanında utanmayasınız, Şah-ı Merdan’ın sancağı altında toplanmamızı nasip eyleye.
Şimdi ey canlar, bilmiş olasınız ki, Hak ceminde ayrılık-gayrılık, senlik-benlik yoktur. Siz hep ana, baba, kardeşsiniz. İmam Hüseyin’in yolu kıldan ince, kılıçtan keskindir. Kul kusursuz, hata tevbesiz olmaz. Kul kusur işler, Sultan bağışlar. Kusurlarımızı, günahlarımızı Hak bağışlaya, esirgeye.
Fakat bu yola girecekler haram yemeyecek, yalan söylemeyecek, kötülük yapmayacak. Bir kimsenin içinde kin, kibir, düşmanlık, cimrilik, tamah, öfke, dedikodu ve maskaralık ve daha nice kötü huylar olursa, su ile yıkanıp temizlenebilir mi? Öyle bilesiniz ki temizlenmez. Bu dediğimiz kötü huyların biri bir kişide olsa onun bütün ibadeti ve ameli, hepsi boşuna olur.
Şunu iyi bilelim ki yolumuzu kuran gerçek erenlerin aslı su’dandır. Su temizdir ve temizleyicidir. Buna göre, ben Alevi’yim diyen her can, su gibi temiz ve temizleyici olmalıdır, özünde murdar nesne taşımamalıdır.
Erkeğe pirinden, kadına erinden şefaat edilecektir. Bu dünyada er-kişi eşine kırıcı, kaba davrandığında, şunu bilsinler ki: Fatıma Anamızı incitmiş olurlar. Erkeklerin şefaatçısı Hazret-i Hüseyin’dir, kadınlarımızın şefaatçısı Fatıma Anamızdır. Komşu hakkı Tanrı hakkıdır. Ata hakkı Tanrı hakkıdır. Komşusunu bilmeyen Tanrısını bilmez; atasını bilmeyen de Tanrısını bilmez. Yolumuzun buyruğunu tutup, yasaklarından kaçmak gerek. Üstadımız Şah-ı Merdan Ali bunu böyle buyurmuştur.
Sizler, ey canlar, birbirlerinizden hoşnut ve razı mısınız? Birlik misiniz erenler?” Cemaat “Razıyız” ya da “Eyvallah” derler. Dede “Niyazlaşın” der, canlar birbirlerinin omuzlarına niyaz ederler. Dede konuşmasını sürdürür:
“Değerli canlar!
Bizim yolumuzda gönül kırılmaz, çünkü Tanrı’nın evidir. Emanete hıyanet edilmez. Hazret-i Pir buyurmuş ki: Elinize, dilinize , belinize sahip olun. Şimdi, elinizle kötülük işlemeyin, elinizle koymadığınız bir şeyi almayın, dilinizle verdiğiniz sözü geri almayın, yalan, dedikodu, iftira etmeyin, belinizi saklayın, başkasının namusuna dil uzatmayın. Böyleleri yüzbin kez yıkansa temiz olmaz. Ehl-i Beyt düşmanlarıyla yatıp kalkmayın. Herkes bir müsahip kardeşi tutmalıdır.
Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip olan canlar!
Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız varsa kaldırın. Doğru gezin, dost gönlünü incitmeyin. Mürşidinizin buyruğuna uyun. İbadetlerinizi gösteriş için yapmayın. Erenler yolunda verdiğiniz ikrardan dönmeyin. Tevella ve teberrayı bilin. Dört Kapı, Kırk Makam’ı, üç sünnet yedi farzı öğrenin ve uygulayın. 12 gün Muharrem(matem) orucunu, 3 gün Hızır orucunu tutun. Gerçekmiş gibi görünüp, dünya menfaatiyle gözünüzü kamaştıracak münafıkların sözlerine aldanıp Erenler yolundan uzaklaşırsanız, mahşer günü Ulu Divanda şefaati kimden umacaksınız? Oniki İmam bizleri şefaatinden mahrum eylemeye. İbadetlerimizi kabul eyleye…” Eğer zaman, ortam ve cemaat elverişli ise zakirler yolu-erkânı çok özlü anlatan ve halkı eğitici öğütlerle dolu özlü deyişlerden en çok üç tane çalar, söylerler. Buraya örnek olarak beş deyiş yazıyoruz. Zakir isterse kendi bildiği deyişleri, isterse şu deyişleri çalıp söyler:
DEYİŞ I
Ne ararsın baba derviş
Dervişlerde dem bulunur
Bekle pirin eşiğini
Derdine derman bulunur
Eğer olur isen hasta
Gel derdine derman iste
İhlasla varırsan dosta
Ölür isen can bulunur
Alçağa indir özünü
Türaba çevir yüzünü
Pişir de söyle sözünü
Arasında ham bulunur
CAN HATAYİ’m özün takın
Özünü Mervan’dan sakın
Kudretten değer okun
Yarasına em bulunur
DEYİŞ II
Sevdiğim Allah bir Muhammed Ali
Üç güzel severim eli neylerim
Gülbangı çekilen Bektaş-ı Veli
Daha senden gayri kulu neylerim
Bir güzel severim servinin dalı
Dostun muhabbeti oğulun balı
Başına bağlamış yeşili alı
Arının yaptığı balı neylerim
KUL HİMMET üstadım artıyor derdim
Kalbimde ihlasım dilimde virdim
Server Muhammed’in yüzünü gördüm
Dünya dedikleri çölü neylerim
DEYİŞ III
Yüzüm süre süre insem dergaha
Bir dem divanına dursam Ya Ali
İnsem eşiğine niyaz eylesem
Yüzüm tabanına sürsem Ya Ali
Yüzüm tabanına sürdüğüm zaman
Gönlüme getirmem zerrece güman
Ali’m Düldül’üne bindiği zaman
Önünce Kanber’in olsam Ya Ali
Kanber gibi her hizmete yeldirsen
Bir dem ağlatırsan bir dem güldürsen
Çeksen Zülfikarı beni öldürsen
Elim eteğinden çekmem Ya Ali
Çeker miyim eteğinden elimi
Ben canıma reva gördüm ölümü
Doğru sürün erenlerin yolunu
Mümin kullarını görsem Ya Ali
Mümin olan ya nesinden bellidir
Hakkı söyler Hak nefesi bellidir
Erenlerin cemi gonca güllüdür
Gülün deste deste dersem Ya Ali
Mümin olan müslimini getirsin
Getirse de Hak cemine yetirsin
Dizi dize verip üryan otursun
Doyunca yüzüne baksam Ya Ali
PİR SULTAN’ım niyaz eyle pirine
İnan gel Muhammed Ali yoluna
Umarım dergahta girem gönlüne
Yarın fırsat elden gider Ya Ali
DEYİŞ IV
Fırsat elde iken bir amel kazan
Gül cemalin birgün solsa gerektir
Zevkine aldanma tapma dünyaya
Dünya malı burda kalsa gerektir
Cahil bildiğinden hiç geri kalmaz
Bin nasihat etsen bir pula almaz
Kişinin ettiği yanına kalmaz
Herkes ettiğini bulsa gerektir
Yarın Hakk’ın divanına varılır
Rûz-i Mahşer günü sual sorulur
Günahın tartarlar, mizan kurulur
Orda haklı hakkın alsa gerektir
Bana böyle geldi Mevla’dan hitap
Dil tutulur ol dem verilmez cevap
Kimine lûtfolur, kimine azap
Cennet, tamu hak’dır, dolsa gerektir
GENC ABDAL’ım Hakka yanık olana
İtikadı bütün sadık olana
Hakikatten Hakk’a aşık olana
Divanda şefaat olsa gerektir
DEYİŞ V
Dinlerseniz bir nasihat eyleyim
Ahiretin tedarikin görmeli
Dağlar yollarına karanu
Buradayken bir menzile ermeli
Bismillah dedim de açtım gözümü
Şahım hak-i payine sürem yüzümü
Pekçe ver kulağın, dinle sözümü
Buradayken bir gerçeği bulmalı
Gafil insan gafil gelmen bu dem’e
Ömür geldi geçti, fırsat ne çare
Ne cevap verirsin gittiğin yere
Kiramen katibiyle hesap görmeli
Şeytana uyanlar ortada kalır
Kişi bilgisiyle menzil mi alır
Böyle sözler ile ahiret m’olur
Küllü varlığınan teslim olmalı
Hak’tan inayettir bize bu hikmet
Muhammed Mustafa’dan erişe himmet
Ceset burda kalır can olur zahmet
Canı kurtaracak bir er bulmalı
DERVİŞ MUHAMMED’im el aman mürvet
Ceset burda kalır, can olur zahmet
Kulların kapında diler irahmet
İrahmet dileyen bir er bulmalı
SÜPÜRGE (FARAŞ) HİZMETİ
Süpürgeci, süpürgesini eline alıp, üç kez “ Hü erenler! Hak- Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor…” der, her seferinde bir adım atarak meydanın ortasına kadar gelir , süpürgeyi sağına indirip yere niyaz eder süpürgeyi alıp ayağa kalkar, ayakları mühürlü öne eğilir; “Allah, Muhammed, Ya Ali…” diye meydana üç kez süpürge çalıp, süpürge sol koltuğunda dara durur ve şu tercümanı okur:
“Destur Pirim!
Güruh-i Nâci’yim, Kirklar Meydanı’nda süpürgeciyim
Pir divanında durucuyum
Hüseyn-i Kerbela için gözlerim kan yaştır
Lanet olsun Yezid’in bağrı kara taştır
Erenler meydanında Aliyyel-Mürteza baştır
Pîrimiz Kırklar içinde Seyyid-i Ferraş’tır
Allah eyvallah…Nefes Pîrdedir…”
Dede süpürgeciye şu duayı verir:
“Allah… Allah…
Süpürgeci Selman, kör olsun Mervan, cennette Rıdvan
Zuhura gelsin Mehdi-i Sahib-zaman
Yardımcımız olsun Oniki İmam
Hizmetinden şefaat bulasın
Seyyid-i Ferraş’ın himmeti üzerinde ola
Gerçeğe hü…”
MEYDAN POSTU(SECCADE) HİZMETİ
Süpürgeci, meydana süpürge çalıp duasını aldıktan sonra, post’u (seccadeyi) kollarının üzerine alıp üç kez: “Hüü erenler! Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor!” der, her seferinde bir adım atarak meydanın ortasına kadar gelip dara durur ve şu tercümanı okur:
“Destur Pirim!
Muhammed Mustafa’nındır bu seccade
Aliyyel Mürteza’nındır bu seccade
Hatice-i Kübra, Fatıma-yi Zehra’nındır bu seccade
Oniki İmamlarındır bu seccade
Pîrimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nindir bu seccade
Cem birliğine, sohbet sırrına, evliya keremine
Hüü diyelim, Allah eyvallah
Nefes Pirdedir…”
Dede, süpürgeciye(Postu seren hizmet sahibine) şu duayı verir:
“Allah…Allah…
Post kadim ola, inkâr fethola. Hayırlığa gelmiş, hayırlığa serilmiş ola. Kırklar meydanına serilen bu kutsal postun üzerinde sorgulanan canların didarı cennet ola, günahları affola. Seccaden temiz, yüzün ak ola. Hizmetinden şefaat bulasın. Dil bizden, nefes Hazret-i Pîr’den ola. Gerçekler demine, hü mümine Ya Ali…”
Duasını alan süpürgeci (ya da post hizmetini gören başka biri) postu meydana serer, dört tarafına “ Allah, Muhammed, Ya Ali, Hünkâr Hacı Bektaş Veli…”
diyerek niyaz eder, geri geri ve diz üzeri gider, yerine oturur. Dualanmış ve kutsal hizmetlerin yapılacağı bu postu kimse çiğneyemez. Dede, cemaatten rızalık alır, dargınlar varsa barıştırır.
DARGINLAR (VARSA) BARIŞTIRILIR
Dede bütün Cem erenlerine şu çağrıyı yapar:
“Mümin, müslim bacı kardeşler! Bu yapmış olduğumuz cemlerimiz KIRKLAR CEMİ’nin temsilidir. Alevi inanç ve felsefesine göre cemlerimizde küskün, dargın, alacaklı, verecekli, gönül kırmış kişilerin yeri yoktur. Kul kuldan razı olmadıkça, Tanrı kuldan razı olmaz. Bu meydan, gerçek erenler meydanıdır. Bu meydanda, haklının hakkı haksızdan alınır, gönüller barıştırılır, sorgu sual yapılır. Bu meydan kin, kibir, düşmanlık meydanı değildir. Bu meydan barış ve kardeşlik meydanıdır. İçinde kin, kibir, bencillik, kıskançlık gibi kötü huyları olanlar bu yola gelmesin. İçinizde küskün ve dargın varsa, birbiri ile görüşsün, barışsın. Çünkü müminde kin, kibir olmaz.
Cemimizde bulunan bacılar, kardeşler, sizlere sesleniyorum:
Kimin kimden alacağı varsa, kim kimden dargın ya da istekliyse meydana gelsinler. Bu cemde ibadetimizi yapabilmemiz için, dargın, küskün alacaklı-verecekli kimsenin olmaması gereklidir. Her kim saklarsa ortaya gelmezse, sakladığı gibi, kalkıp cemi terketmezse, İmam Hüseyin’den şefaat ummasın.
Canlar! Üzerinizden saat geçti, gün geçti, hafta geçti, ay ve yıl geçti. Gün bugün, saat bu saat. Sırtınızda iki gözlü bir heybe! Meydana döktüğünüz erenlerin malı, gizlediğiniz sizin malınız. Doğru söylerseniz doğruluk görürsünüz. Eksik, noksan ve kusurlarınızı gizlerseniz, yükünüzle gelir yükünüzle gidersiniz. Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan hayır ve şefaat görebilmeniz için, doğruyu söyleyiniz gizli kalmasın.”
Bu açıklamadan sonra dargın ya da şikayetçi(istekli) olup meydana gelenler olursa Dede barıştırır. Barışmayanları da gözcüler uygun bir şekilde cemevinden dışarı çıkarır. Dede, “ Davaya mana aşıka nişan!” der, sağında ve solunda oturanlarla görüşür. Tüm cem erenleri de yanındakilerle görüşür. (Bacılar birbirlerinin erkekler de birbirlerinin omuzuna niyaz eder.) Bu görüşme toplumun birbiriyle RIZALIK alma, birbirinden hoşnut ve razı olma anlamınadır. Rızalık alındıktan sonra Zakir, Oniki Hizmet sahiplerini çağıran deyişi çalıp söyler.
ONİKİ HİZMET SAHİPLERİNİN MEYDANA ÇAĞRILMASI
Oniki hizmet sahipleri sağ başta rehber olmak üzere meydanın orta yerinde dara dururlar.(Meydana, hizmetlerle ilgili bir deyiş çalınarak da gelirler.) Adı okunan himet sahibi meydana gelir., “ Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek secdesini yapar ve dara durur. Dede, dua ve tecella duası verir.
ONİKİ HİZMET DEYİŞİ
Haktan bize nida geldi
Pirim sana beyan olsun
Şahdan bize name geldi
Rehberime haber olsun
Şah kuluna kıldı nazar
Dört kalıptan adem süzer
Zeval gelmiş cemi bozar
Gözcü sana haber olsun
Zakirin zikri saz ile
Kuran okur avaz ile
Mümin müslim niyaz ile
Zakirlere haber olsun
Hak kuluna nazar eyler
Hakkın kelamını söyler
Mümin gelmiş mürvet diler
Peyik sana haber olsun
Mümini çekti meydana
Münkiri sürdü zindana
Hizmet verildi Selman’a
Faraşçıya haber olsun
Mümin yolun yakın ister
Münkirlerden sakın ister
Delil yanmaz yağın ister
Delilciye haber olsun
Bu yola giden nâcidir
Erenler kardeş bacıdır
Cem kilidi kapıcıdır
Kapıcıya haber olsun
Zakirlerin zikri sazdır
Okunan deyiş düvazdır
Mümin hak ile niyazdır
Niyazcıya haber olsun
Hak kuluna kıldı rahmet
Sana niyaz Ya Muhammed
Hizmet görüldü muhabbet
Tezekere haber olsun
Yola giden haslar hası
Mümin giyer Hak libası
Doldur ver engürün tası
Sakkacıya haber olsun
ŞAH HATAYİ’m varı geldi
Müminlerin kârı geldi
Hakkın armağanı geldi
İznikçiye haber olsun
Zakir, hizmet deyişini çalıp bitirince Oniki Hizmet sahipleri meydanda yay şeklinde dâr’a durur, Dede, topluca dualarını verir: “Allah… Allah…
Akşamlar hayr ola, hayırlar feth ola, şerler def ola, Hizmetleriniz kabul ola. Dileklerinizi Hak-Muhammed-Ali vere.Emekleriniz boşa gitmeye. Erenlerin aydın yüzlerine aşkola. Onsekiz bin alemle birlikte, cümle mümin kardeşlerimizi Hak-Muhammed-Ali yolundan mahrum eylemeye. Sizler bize hizmet ediyorsunuz; gerçek erenler de sizleri kazadan, beladan, kötülüklerden koruya. Hizmetini gördüğünüz pirlerin himmetleri üzerinizde ola. Hazret-i Hüseyin yardımcınız, Bozatlı Hızır yoldaşınız ola. Saklaya, bekleye. Geldiğiniz yerden, durduğunuz dardan iyilikler göresiniz. Dil bizden, nefes Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’den ola. Gerçeğe hü.”
Hizmet sahipleri bu duadan sonra yere secde eder tekrar dara dururlar. Bu kez Dede tecellâ duası verir:
“Tecellâ, Tevellâ Hakk’a yazıla. Tecellânız temiz, yüzünüz ak ola. Tecellâ gören cehennem ateşi görmeye. Gerçeğe hü…”
Tecellâ’dan sonra cem erenlerinin oniki hizmet sahiplerinden, hizmet sahiplerinin de birbirlerinden razı ve hoşnut olup olmadıkları Dede tarafından sorulur. Canlar “Biz razıyız Hak da razı olsun.” derlerse, Dede “Dâvâya mâna, âşıka nişan gerek. Niyazlaşın canlar” der ve herkes birbiriyle görüşür. Rehber Dede’nin, Dede rehberin; yine Rehber oniki hizmet sahiplerinin kuşaklarını bağlar. Hizmet sahipleri meydana niyaz edip hizmetlerinin başına giderler. Süpürgeci süpürge çalar. Sıra çerağ uyandırılmasına gelmiştir.
ÇERAĞ UYARMA
Şah-ı Merdan Ali’nin çerağı uyandırılır ki, erenler meydanı aydınlansın. Dede, cemaate “Edeb, erkân..” deyip, Çerağcıya seslenir:
“Erenler, kalk! Muhammed-Ali ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin erkânı üzre çerağı uyar…”
Çerağcı, “Eyvallah, pirim!” der ve hizmete başlar. Çerağ elinde, meydan postunun kenarına gelir ve : “Hü… erenler! Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor…” der, bir adım atar. İkinci kez aynen söyler bir adım daha atar. Üçüncü kez yine aynen söyler, bir adım daha atarak meydan postunun ortasına gelmiş olur, “Hü.. erenler!” der, dize gelir, çerağı(kandili) yere kor. Çerağın sağına, soluna ve önüne “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek niyaz eder, sonra yere niyaz eder, diz üzeri oturur, çerağı(mumları) uyandırır(yakar.) Çerağ yanarken yani bir yandan mumları yakarken, diz üzeri şu tercemanı okuyarak cem erenlerini SALEVAT vermeye çağırır:
“Hayır himmet Pîrim!
Çerağ-ı rûşan, fahr-i dervişan, zuhur-ı iman, himmet- piran, Pir-i Horasan, küşâd-ı meydan, kuvve-i abdalan kanun-ı evliya, gerçek erenler demine hü..”
“Çerağ-ı evliya nuru semavat
Ki bu menzildir ol Tûru münacatÇerağ uyanınca kıl niyazı
Muhammed-Ali’ye candan salevat…” deyince tüm canlar salevat verir:
Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammed Mustafa Allahümme salli alâ Aliyye’l Murtaza
Allahümme salli alâ Hasan-ül MüctebaAllahümme salli alâ Hüseyn-i Kerbela
Allahümme salli alâ Zeynel-AbaAllahümme salli alâ Bâkır Bahâ
Allahümme salli alâ Câfer rehnümâ
Allahümme salli alâ Kâzım Mûsa
Allahümme salli alâ Ali Sultan Rıza
Allahümme salli alâ Muhammed Takî
Allahümme salli alâ Ali Nakî
Allahümme salli alâ Hasan el-Askerî
Allahümme salli alâ Muhammed Mehdi…”
Çerağcı, salevattan sonra, çerağın sağına, soluna ve önüne niyaz ettikten sonra ayağa kalkar, geri geri çekilir, meydanın orta yerinde dara gelip şu düvaz’ı okur:
ÇERAĞ DÜVAZI
“Çün çerağ-ı fahr uyandırdık Huda’nın aşkına
Seyyid-ül-Kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına
Sâki-i Kevser Aliyye’l-Mürteza’nın aşkına
Hem Hadice, Fatıma Hayrün-nisa’nın aşkına
Şah Hasan Hulk-ı Rıza hem Şah Hüseyn-i Kerbela
Ol İmam-ı Etkıya Zeynel-Aba’nın aşkına
Mûsa-i Kâzım serfirâz-ı ehl-i Hak
Hem Ali Mûsa Rızayı sâbiranın aşkına
Şah Takî-yü bâ Nakî hem Hasan-ül-Askeri
Ol Muhammed Mehdi-i sahib-livâ’nın aşkına
Düvaz bitince “Bercemal-i Muhammed, kemal-i İmam Hasan, Şah Hüseyin Ali’yi pîr bilene verelim candan salevat…” diyerek cemde bulunanları salevat vermeye çağırır. Cem evinde bulunanların hepsi: “Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammed ve alâ Al-i Muhammed…” diye salevat verirler.
Dede darda durmakta olan çerağcıya şu duayı verir: “Allah…Allah Hizmetin kabul muradın hasıl ola. Gönlün aydın, Hızır yoldaşın, erenler haldaşın ola. Sonsuza dek bu çerağ, bu ışık demimizde, cemimizde eksik olmaya. Yolumuz aydın, gönlümüz mutlu ola. Cabir-i Ensari’nin himmeti üzerinde ola . Gerçek erenler demine hü…” Çerağcı yere niyaz edip, geri geri çekilerek yerine gider. Dede cemaate şöyle bir dua edebilir:
“ Allah…Allah…
Horasan’dan bize ulaşan çerağımız sonsuza dek kılavuzumuz olsun.
Çerağlarımız yansın, yakılsın Hak-Muhammed-Ali aşkına,
Çerağlarımız yansın, yakılsın Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli aşkına.
Çerağlarımız yansın, yakılsın şehitler şahı İmam Hüseyin aşkına.
Çerağlarımız yansın, yakılsın Kerbela Şehitleri aşkına.
Çerağlarımız yansın, yakılsın Pir Sultanlarımızın ve tüm şehitlerimizin aşkına.
Çerağlarımız yansın, yakılsın bu yurtlardan, bu cemlerden gelmiş geçmiş tüm canların, pirlerin, rehberlerin aşkına.
Çerağlarımız sonsuza dek yansın, yolumuzu aydınlatsın, birliğimizi, varlığımızı güçlendirsin. Gerçeğe hü…”
Hemen bunun ardından zakirler üç ya da bildiği bir tane düvaz okurlar. Çerağ ile ilgili düvazlar tercih edilir. Zakir çerağ ile ilgili çeşitli düvaz bilmiyorsa başka düvazlar da söyleyebilir. Şah Hatayi’nin ünlü bir düvazı, nakarat değiştirilmek suretiyle üç defa okunur. Cem’in uzun olması istenmiyorsa, bu düvaz bir kez okunabilir. Üç düvazın söylenmiş olduğu bölgeler de vardır.
ÇERAĞ DÜVAZI
Hata ettim Huda yaktı delili
Muhammed Mustafa yaktı delili
Ol Âl-i aba’dan Hayder-i Kerrar
Aliyyü’l Mürteza yaktı delili
Hatice’tül Kübra Fâtıma Zehra
Ol Hayrü’n-nisa yaktı delili
İmam Hasan aşkına girdim meydana
Hüseyn-i Kerbela yaktı delili
İmam Zeynel, İmam Bâkır-ü Câfer
Kâzım, Mûsa Rıza yaktı delili
Muhammed Takî’den hem Ali Nakî
Hasan-ül Askeri yaktı delili
Muhammed Mehdi-i ol sahib zaman
Eşiğinde âyet yaktı delili
Bilirim günahım hadden aşubdur
Hünkâr-ı evliya yaktı delili
On İki İmamdandır bu nur HATAYÎ
Şîr-i Yezdan Ali yaktı delili
“Yaktı delili” nakaratı ikinci söyleyişte “Kurdu bu yolu” ve üçüncü söyleyişte “Kabul eylesin” denilerek düvaz üç defa söylenmektedir. Vîrani Baba’nın çerağ ile ilgili aşağıdaki düvazı ise cemlerimizde en çok okunan düvazdır:
ÇERAĞ DÜVAZI
Kudret Kandili’nde parlayıp duran
Muhammed Ali’nin Nuru’dur vallah
Zuhur edip küffar askerin kıran
Elinde Zülfikar Ali’dir billah
Elinde Zülfikar, altında Düldül
Kanber önü sıra dilleri bülbül
Hazret-i Fâtıma cennette bir gül
Ona sırrım dedi Hak Hâbibullâh
Zuhur etti İmam Hasan, Hüseyin
Onların nurundan ziyalandı din
Kırk pare bölündü Zeynel-Abidin
Çekeriz yasını hasbeten lillah
Muhammed Bâkır’dan Câfer-i Sadık
İmam Mûsa Kâzım hem Rıza dedik
Tarikat suyuyla cismimiz yuduk
Hak buyurdu mümin kalbi Beytullah
Takî, Nakî, İmamların civanı
Hasan-ül Askeri cismimin canı
Elinde hücceti sahib-zamanı
Vakit tamam oldu göndere Allah
Ta ezel ezelden böyle kuruldu
Hariciler bu dergahtan sürüldü
Kün deyince yedi kat yer dürüldü
Bir harf ile bina tuttu arşullah
VÎRÂNÎ’yem niyazım var üstaza
Elinde Zülfikar hem ehl-i gaza
Binbir dondan baş gösterdi Murtaza
Biz bir bildik, dedik Allah eyvallah
Dede, düvaz bitince, sazlarının üzerine eğilip dua bekleyen Zakirlere şu duayı verir:
“Allah, Allah…Hizmetleriniz kabul ola. Muradlarınız hasıl ola. Muhammed-Ali, Ehl-i Beyt katarlarından, didarlarından ayırmaya. Adlarını zikrettiğiniz Oniki İmamların himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Dil bizden, nefes Hazret-i Hünkâr’dan ola. Gerçeğe hü…”
Süpürgeci meydana üç kez süpürge çalıp, Dâr’a durur, Dede dua verir. Şimdi sıra Tezekâr hizmetine gelmiştir.
TEZEKAR(İBRİKÇİ) HİZMETİ
Bu daha çok sembolik bir yıkama, bir tür tarikat abdestidir. Zira ceme katılan her can, cemevine gelmeden önce tertemiz yıkanmış beden temizliğini yapmıştır. Tezekar hizmetini bir bacı ve bir kardeş, iki can yerine getirir. Kardeş canın bir elinde leğen diğer elinde ibrik, bacının omuzunda havlu olduğu halde meydanın yanına gelir dururlar. Tezekâr: “Hü…Erenler. Hak-Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor…” der, bir adım ileri atar, ikinci kez aynen söyler. Bir adım daha ileri atar . Üçüncü kez yine aynen söyler, tekrar bir adım daha ileri atar. Böylelikle meydan postunun üzerinde dedenin karşısına gelmiş olurlar. Meydana gelen bacı ve kardeş karşılıklı edeb-erkân ile dize gelerek otururlar. Önce meydanda yanan çerağın dibine, “Allah, Muhammed, Ya Ali!” diyerek üç damla su damlattıktan sonra ,yere niyaz ederler. Sonra oturdukları yerde, önce Tezekar can bacının eline su döker havlu ile kurular; sonra da bacı, kardeşin eline su döker kurular.
Kardeş önde bacı arkada, ikisi de dizde yürüyerek Dede’nin önüne gidip, Dede’den başlayarak halkada oturanların hepsinin ellerine Tezekâr can su döker, bacı da arkadan havlu ile kurulayarak gelir. En son Gözcünün eline su döküp bitirince, Gözcü ile birlikte dâra durarak, Tezekar şu tercümanı okur.
“Destur Pîrim!
Ben gulam-ı Haydariyem
Adûdan etmem havf-u bâk
Çünkü bu hizmette örnektir bana Selman-ı Pâk
Gönlümüzü Hakka bağlayıp, yunduk, arındık, olduk pâk
Nefes pirdedir…”
Dede, tezekârın duasını verir:
“Allah…Allah…
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Elleriniz dert görmeye, gönlünüz incinmeye. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Selman-ı Pâk’in hüsnü himmeti üzerinizde ola. Gerçeğe hü…”
Hizmet sahipleri dize gelir, yere niyaz ederler, malzemelerini alıp ayağa kalkar, geri geri yerlerine çekilirler. Şimdi sıra KURBAN ve LOKMA hizmetine gelmiştir.
KURBAN VE LOKMALARA DUA
Örnek verdiğimiz bu CEM TÖRENİ, Abdal Mûsa Birlik Cemi, Hızır Cemi, Aşure(Muharrem Matemi) Cemi, Sultan Nevruz Cemi, yılda kırk sekiz hafta yapılan cemler, kısa(kısır) cem ve eğitim cemleri için geçerlidir. Görgü cemi, Müsahiblik cemi ve Düşkün kaldırma cemlerinin düzenlenişi ise ayrıdır. (Bu cemlerin nasıl yapıldığını da ayrıca kitap olarak yayınlayıp, yakında toplumumuzun hizmetine sunacağım. M. YAMAN) Kurbanlar gündüz tekbirlenerek kesilir(tığlanır) evlerde ya da yeterli olan cem evlerinde pişirilir.
Kurbancı ve lokmacı hizmetini alan hizmet sahibi, pişmiş kurban etlerinden ve getirilen lokmalardan bir tabağa örnek olarak bir miktar koyarak, kurban ve lokma sahiplerinden sadece birkaçı ile birlikte meydana gelirler. Kurbancı’nın “Hayır himmet Pîrim!” sözüyle dara dururlar.(Her hizmette gözcü, hizmet sahibinin sağında meydana gelir, birlikte dara dururlar.)
Dede, kesilen kurbanlara üç kez Tekbir getirir ve dua okur:
“Allah…, Allah…
Fermân-ı celil, kurbân-ı Halil, cân-ı İsmail, peyk-i Cebrail. La ilahe illallâh, Muhammedün Resulullah, Aliyyün Veliyullah
Allahü Ekber, Allahü Ekber…La ilahe illallahü vallahü ekber. Allahü Ekber ve lillah-il-hamd.
Bismillahi tekbir, Allahü ekber…La fetâ illa Ali la seyfe illa Zülfikar…” der, ardından şu gülbangı okur:
“ Allah… Allah…
Kurbanlarınız kabul, muratlarınız hâsıl ola. Her ne niyetle kesmiş iseniz, Hak-Muhammed-Ali niyetlerinizi Ulu Dergahında kabul-ü makbul eyleye. Hayırlı evlatlar, hayırlı kısmetler, hayırlı kazançlar nasip eyleye. Evladınızı, ayâlinizi, eşinizi, dostunuzu görünür görünmez, bilinir bilinmez kazalardan, belalardan, âfetlerden, saklaya bekleye. Kazalara kalkan, belalara bekçi ola. Her tüyü başına binbir sevap yazıla. İsmail Peygamberin kurbanı kabul olduğu gibi, sizin kurbanlarınız da İmam Hüseyin Dergahı’nda kabul ola. Emekleriniz boşa gitmeye.Oniki İmam ağzımızın tadını bozmaya, ağrı, acı, elem, keder vermeye. Gerçeğe hü…”
Dâr’dakiler yere secde eder, hizmetlerinin başına giderler. Eğer kurban yoksa, sadece lokma sahiplerinin duası verilecektir. Ondan sonra zakir kurbanla ilgili bir ya da üç düvaz okur.
KURBAN DÜVAZI I
Ali meydanına bir kurban geldi
İsmail’e inen koça benzettim
Anası meledi bağrımı deldi
İsmail’e inen koça benzettim
Kadir Mevlam sürme çekmiş yüzüne
Yüz sürelim tırnağına dizine
Koç dergaha gitti düşün izine
İsmail’e inen koça benzettim
Koçu tekbirledi Kırklar birisi
Bir lokmadan kandı cümle varısı
Emîr ayyar belindedir derisi
İsmail’e inen koça benzettim
Kadir Mevlam kabul etsin koçunu
Bağlıyalım ayağının ucunu
Ali meydanıdır, sorman suçunu
İsmail’e inen koça benzettim
Ufacık doğrayın koyun kazana
Mahrum can koymayın çekin meydana
Kul olayım bu kalemi yazana
İsmail’e inen koça benzettim
İsmaile inen koçun örneği
Yalan değil gözümüzün görneği
İdris’e üsküf oldu tırnağı
İsmail’e inen koça benzettim
KUL HİMMET ÜSTADIM arzular canım
Kurbanla birlikte kaynıyor kanım
Hüseyin’im kabul olsun kurbanım
İsmail’e inen koça benzettim
* *
KURBAN DÜVAZI II
Muhammed Ali’yi candan sevenler
Kurbanınız kabul olsun erenler
El bağlayıp bir ikrarda duranlar
Kurbanınız kabul olsun erenler
Bu kurbanın aslı nergisden geldi
Dört melaik geldi kısmetin böldü
Kırkların ceminde erkânı gördü
Kurbanınız kabul olsun erenler
Kaynar kaynar kazanını taşırır
Ateş mürşid olmuş onu pişirir
Kurban tek değildir eşin getirir
Kurbanınız kabul olsun erenler
İmam Ali hizmet eder kurbana
Hizmet eder Hıdır Abdal Sultana
İhlas ile getirilsin meydana
Kurbanınız kabul olsun erenler
Hasan, Hüseyin’im, Zeyneldir şahım
Bâkır, Câfer, Kâzım, Rızadır mahım
Takî, Nakî, Askeri, Mehdi penahım
Kurbanınız kabul olsun erenler
SEFİL ALİ himmet aldı pirinden
Yazı yazsam kurbanının kanından
Muhammed Ali’nin alın nurundan
Kurbanınız kabul olsun erenler
* *
KURBAN DÜVAZI III
Akıl ermez Yaradan’ın sırrına
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olam kudretinin nuruna
Hasan Hüseyin’e indi bu kurban
Ol İmam Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bâkır’ın dostunda idim
Câfer-i Sadık’ın postunda idim
Mûsa Kâzım Rızâ’ya indi bu kurban
Muhammed Takî’nin nurunda idim
Aliyyün-Nakî’nin sırrında idim
Hasan-ül-Asker’in darında idim
Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban
Aslı Şâh-ı Merdan, Gürûh-i Nâci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban talibin borcu
Pir-i Tarikata indi bu kurban
Tarikattan hakikata ereler
Cennet-i Âla’ya hulle sereler
Muhammed Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban
ŞAH HATAYİ’m eder bilir mi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkân
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mümin müslimlere indi bu kurban
* *
Düvaz bitince zakir, sazının üzerine hafifçe eğilir.” Hü erenler!” der. Dede ona şu duayı verir:
“Allah… Allah…
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl ola. Ağzınız dert, gönlünüz keder görmeye. Adını andığınız erenlerin evliyaların, himmetleri üzerinizde hazır ve nazır ola. Yoluna hizmet ettiğiniz Hak-Muhammed-Ali yardımcınız ola, saklaya, bekleye. Gerçeğe hü..”
Dede bu arada yol-erkân ve cemle ilgili aydınlatıcı bir sohbet konuşması yapabilir, sonra da eğer gerekirse bir dinlenme arası verir.
CEM’DE MOLA (DİNLENME) VERME DURUMU
Oniki hizmet sahipleri daha önceden iyi hazırlanmış(eğitilmiş), okuyacakları gülbang ve tercemanlar ezberletilmiş, yapacakları hizmet öğretilmiş ise; Dede seri bir şekilde hizmetleri sırasıyla yaptırırsa, Cemin başlangıcı ile zakirin kurban duasını okuyup duasını alıncaya kadar en fazla bir saat zaman alıyor. Cemin tavsamamasına, seri bir şekilde halkın dikkatini dağıtmadan coşku, sevgi ve inançla ibadet yaptırmak isteyen Dede, hiç ara vermeden CEM’İN MÜHÜRLENMESİ’ne geçer.
Fakat cemaatin ve zamanın durumuna bakılarak ara(mola) vermek isteyen Dede, “Dâr çeken didar göre, erenler sefaya ere, gerçeğe hü…” diyerek “Eşik, beşik yoklayana” destur verir, cemde bulunanlar cemevinden çıkıp sigara, su…içerler, ihtiyacı olanlar dışarı giderler, Dede’nin belirttiği süre içinde de gecikmeden cemevinde yerlerini alırlar. Çünkü cem mühürlenecek, içeri dışarı girip çıkma olmayacaktır.
CEM’İN MÜHÜRLENMESİ
Dede “Cem birleniyor, sağa sola bakmak yoktur…” der ve cemde bulunanlar edeb-erkân ile dedenin nutkunu dinlerler.
Cemin asıl ibadet bölümünü oluşturan “CEM’İN MÜHÜRLENMESİ” şu sıraya göre yapılır:
Dede(ya da Gözcü):
“Edeb, erkân!”der. Herkes dizde edeb-erkân oturur. Cem başlamıştır. Dede artık yüksek sesle SALEVAT’tan başlayarak MÜHÜRLEME’yi, NADİ ALİ’yi, BAĞIŞLAMA’yı, İSTİĞFAR’I, TEVBE DÜVAZİMAMI’nı okur. En sonunda bir dua eder.
SALEVAT: Dede “Evvel baştan Muhammed Mustafa’ya candan salevat…” deyince tüm cemaatle birlikte: “Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed ve Al-i Muhammed…” der ardından yüksek sesle “Gerçeğe hü, mümin müslim, bacı kardeş. Oniki Hizmet sahipleri ve bütün canlar yerini alsın. Birliğe varacağız, ikilik kalkacak. Burası Hak meydanıdır. Muhammed-Ali divanıdır. Herkes hesabını burada görsün. Allah kimseyi kul hakkı ile huzurunda sorgulamasın. Bu cemde herkes ana, baba, kardeştir. Dileğimiz, gönül birliği ile Hakka yalvarmaktır. Bu cemler eline, diline, beline sahip olanların yeridir. Yolumuz kıldan ince, kılıçtan keskindir. Allah kimseyi pîr nefesine uğratmasın. Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız varsa kaldırın. Söylediğiniz bizde, sakladığınız sizde kalır. Hak vebali boynunuza. Bu ibadetimizin kabulünü Hak-Muhammed-Ali’den niyaz ediyoruz. Edeb erkân, mümine nişan. Müminin nişanı görüşmekle olur. Herkes birbiriyle görüşsün…” der, MÜHÜRLEME’ye geçer.
MÜHÜRLEME: ( üç kez tekrarlanır)
“Cemimizi mühürledik. Allah’ın emriyle bir hisar yaptım. Cebrailin mührü ile mühürledim. Hasan, Hüseyin’in kilidi ile kilitledim. Ya Ali, bu cemaati sana ısmarladım. Verelim Muhammed Mustafa’ya candan salevat…” der, SALEVAT’dan sonra NÂDİ ALÎ’yi okur:
NADİ ALİ :
“Nâdi Aliyyen mazhar-ül-acâib
Tecidühü avnen leke fin-nevâib
Li ilallahi haceten külli hemmin ve gammin seyenceli
Bi-nuri azametike Yâ Allah, Yâ Allah, Yâ Allah
Ve bi-nuri nübüvvetike Ya Muhammed, Ya Muhammed, Ya Muhammed
Ve bi-nuri sırr-ı Velayetike Ya Ali, Ya Ali, Ya Ali
Edriknî, edriknî, edriknî
Ve aleyhâ muhavvelî
Yetiş Ya Ali
La feta illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar
Her bir kazayı, belayı defeder perverdigar
La feta illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar
Yezid’in boynundan gitmesin tığ ile teber
La feta illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar
Müminin gönlünden gitmesin leyl-ü ve’nnehar
La feta illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar
İmam Câfer Buyruğu’nda budur muteber
La feta illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar
Nasrun minallahi ve fethün karîb ve beşşir-il-mü’minine Ya Muhammed, Ya Ali…Ber cemali Muhammed kemâl-i İmam Hasan Şah Hüseyin Ali’yi pir bilene verelim candan salevat…” der, SALEVAT getirilir, sonra BAĞIŞLAMA’yı okur.
BAĞIŞLAMA.
“Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Mustafa yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Aliyyel Mürteza yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Hasan-ül-Mücteba yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Hüseyn-i Kerbela yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Zeynel-Abâ yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Bâkır Bahâ yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Câfer Rehnümâ yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Mûsa Kâzım yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina İmam Rıza yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Takî yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Ali Nakî yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Hasan-ül-Askeri yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Mehdi yüzüsuyu hürmetine bağışla
Allahümme salli alâ seyyidina Erenler, evliyalar yüzüsuyu hürmetine bağışla..” der, TEVBE İSTİĞFAR’ı okur.
TEVBE-İSTİĞFAR
“Tevbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah! Elimizle, dilimizle, belimizle işlediğimiz bütün günahlarımız için, bilerek ya da bilmeyerek, açık ya da gizli olarak işlediğimiz bütün hatalarımız için tevbeler olsun.
Ey evrenin sahibi Ulu Tanrı!
Doğduğumuz günden bu âna gelinceye kadar eğer bilerek bilmeyerek işlediğimiz kov, gıybet, hata isyan, küçük ve büyük günahların hepsine can-ü gönülden tevbe ettik, pişman olduk. Bir daha işlemeyeceğimize tevbe estağfirullah. Kul kusur işler, sultan bağışlar. Tevbe estağfirullah. Evvelimiz Adem atamızdır, sonumuz bizim peygamberimiz iki cihan serveri Muhammed Mustafa’dır. Bu ikisi arasında her ne kadar peygamberler, veliler, nebiler, gerçek erenler geldi geçti ise hepsi haktır, hepsine inandık iman getirdik. Hak-Muhammed-Ali yoluna, ilkelerine bağlandık. Ey Ulu Tanrımız! Günahlarımızı yarlığa, tevbelerimizi kabul eyle!” der, ardından TEVBE DÜVAZI’nı okur.
TEVBE DÜVAZI (Dede ya da zakir isterse sazla da çalıp söyleyebilir):
Mûsa-i Kâzım’a daim niyazım
İmam-ı Rıza’ya bağlıdır özüm
Eksiklik, noksanlık, hep kusur bizim
Tevbe günahlarımıza estağfirullah
Takî ile Nakî benziyor aya
Ali emeklerimizi vermeye zaya
Ettiğimiz kem işlere kötü bed-huya
Tevbe günahlarımıza estağfirullah
Hasan-Askeri’nin gülleri bite
Mehdi gönlümüzün gamını ata
Ettiğimiz yalan, koğu gıybete
Tevbe günahlarımıza estağfirullah
CAN HATAYİ’m eder Bağdat, Basıra
Böyle güne kaldık, böyle asıra
Ya Ali cömertsin kalma kusura
Tevbe günahlarımıza estağfirullah
Düvazimam bitince Dede ardından şu duayı okur:
DUA(Dede dua okurken bütün canlar secdeye varır.)
“ Cân-ı dilden, cân-ı gönülden diyelim bir Allah Allah…
Allah… Allah…
Allah, Muhammed, Ali, Hünkâr Hacı Bektaş Veli. Yetişe ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları vere. Kazalara, belalara kalkan ola. Oniki İmamlar cemalinden, nurundan ayırmaya. Her gönülde bir murat vardır : Murat isteyenin muratlarını, dilek isteyenin dileklerini ihsan eyleye. Cümlemizi sancağının altında saklaya, bekleye. Hastalarımıza şifâ, dertlerimize deva, borçlarımıza eda nasip eyleye. Destimiz deman, küfrümüz iman, yardımcımız Oniki İmam ola. Ali’den bakım, Hak’dan nazar ola.
Seksen bin Urum Erleri, doksan bin Horasan Pirleri, yüz bin Gayb Erenleri yetişe, ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları vere. Vakitler hayr ola, hayırlar feth-ola, şerler def-ola.
Niyazlarımız Hak Dergahı’nda kabul ola. Gözümüzden yaş, duvarımızdan taş düşürmeye. Ocaklar başı aydın ola. Oniki İmamlar cümlemize yardım eyleye. Akşamlar kutlu ağızlar tatlı ola. Ceddi cemalim yolumuzu yolsuza, uğursuza, pirsize uğratmaya. Şeytanın şerrinden, görünür görünmez kazadan, beladan saklaya, bekleye. İki cihanda korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail eyleye. Dil bizden nefes Hazret-i Pir’den ola.
Dem Ali, sırr-ı Nebi, Pirimiz Hünkâr Bektaş Veli, kerem-i evliya, gerçekler demine hü…” der. Mühürleme böylece bitince sıra üç düvazimam okumaya gelir.(Zakir isterse kendi bildiği düvazimamları okur.)
Gözcü ortadan çıkar, meydanın dışından bütün cemaate göz, kulak olur. Cem’de oturan duran taliplerin birinde bir yanlışlık olursa gözcü bunu Dede’ye haber verir. Göz yumarsa onun günahı gözcü’nün boynunda kalır, hizmetinde eksiklik yapmış olur. Ayrıca canları incitmemeye çalışır. Gözcü, cem ibadeti bitinceye kadar ortaya giremez. Bir can esrediği zaman “Hü! Himmet Pîrdedir.” diyerek izin alır öyle girer. Şimdi sıra üç (ya da cemin fazla uzun olmaması için bir düvazimam) okumaya gelmiştir. Oniki İmam’ın ve diğer ulularımızın adı geçtikçe, canlar saygı-sevgi ile niyaz eder, yani sağ ellerini göğüslerine kor ya da kendi ellerine niyaz ederler.
DÜVAZİMAM I
Medet, mürvet dedim kapına geldim
Muhammed Mustafa, Ali gel yetiş
İsyan deryasına gark olup kaldım
Hünkâr Hacı Bektaş Veli gel yetiş
Şu benim halimi Pirime bildir
Gönlümün evini nur ile doldur
Cesedim ölmeden nefsimi öldür
Hadice, Fatıma, ulu gel yetiş
Bir yanımda nefs-i emmârem azar
Bir yanda vesvese çok hile düzer
Melek günahımı yazmada bezer
Şah Hasan, Hüseyin,dolu gel yetiş
Yezid’in elinden müşkül halimiz
Münafıklar faş eyledi yolumuz
El-aman Yâ Zeynel sen tut elimiz
Muhammed Bâkır’ın dili gel yetiş
Tamaha aldanma geziyor her bar
Hırsa, nefse fırsat verme ya Cebbâr
Sana sığınmışız Vahid-ül-Kahhar
Car günümdür Câfer eli gel yetiş
Dağlarca günahım gel vurma yüze
Tamu’nun odunu gösterme bize
Mûsâ Kâzım ile Şah İmam Rıza
İmam Takî, Nakî Ali gel yetiş
Tevbekârım muhabbetim bu yolda
Mürüvvet dilerim kusurum elde
Göster cemâlini eyleme dalda
Askerî gönlümün gülü gel yetiş
NOKSANİ arzeder dîdar-ı cennet
Masûm-i Pâkler’den erişe himmet
Sana sığınmışım Mehdi Muhammed
Sarı Saltık Kızıl Deli gel yetiş
* *
DÜVAZİMAM II
Allah medet Ya Muhammed Ya Ali
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Pirim Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Âdem safiyullah atam hakkı-çün
Eyyub’a sürülen sitem hakkı-çün
Muhammed Mustafa hatem hakkı-çün
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Hasan’ın aşkına kılalım zârı
Hüseyin’dir dinimizin serveri
Alemler Cebbârı Cenâb-ı Bâri
Bizi dergâhından mahrum eyleme
Zeynel’in canına kıldılar eza
Ol İmam Bâkır’dır sırr-ı Mürteza
İmam Câfer, Kâzım Mûsa-yı Rıza
Bizi dergâhından mahrum eyleme
MUHAMMED’im eder ey Gani Kadir
Takî, Nakî, Asker, er-Rahmanımdır
Muhammed Mehdi’ye niyazım vardır
Bizi dergâhından mahrum eyleme
* *
DÜVAZİMAM III
İnâyettir bize Fazl-ı Hudâ’dan
Umarım kurtara cümle belâdan
Her dem ki şefâat eyle Muhammed
Evvel himmet Aliyyel-Mürtezâ’dan
Şah Hasan’dan bulduk meyl-i muhabbet
Şah Hüseyn şehid-i deşt-i Kerbela’dan
İmam Zeynel, İmam Bâkır-u Câfer
Delil bize Kâzım Mûsa Rızâ’dan
Şah Takî bâ Nakî, Askerî billah
Gelecektir Mehdi şah evliyadan
Dediler HATAYİ’m ne meşrebdensin
Aşk-ı muhabbetten sıdk-ı safâdan
(Yetiş cârımıza Muhammed, Ali…)
Düvazimamlar okunup bitince Dede duâ eder, canlar secde’ye varır, ardından TEVHÎD’ler başlar. Bilenler meydanın ortasında (üçü bacı oniki kişilik) TEVHİD HALKASI oluşturur, cemaati coştururlar. Tüm cem erenleri de toğluca ve candan, gönülden Tevhid çekerler. Hakkın ve halkın birliğini simgeleyen bu bölümde canlar coşku içinde “Allah…Allah…” diye yakarırlar. Zakirler tevhid ritmini hızlandırır, Tevhid çeken canlar da ellerini önce ağır ağır dizlerine vurarak, sonra dedenin işaretiyle el tutturularak(Halka’daki 12 can el tutuşarak, bir sağa bir sola olmak üzere dizlerine vurarak-ki bunun şeklini Dedeler öğretecektir-) Halka Tevhid’i hızlanır, halkadakilere üç kez de el çırptırılır. Tevhid hızlanır, yavaşlayarak son bulur. Görevli bir bacı kalkar, halkadaki canların terlerini alır, onlara havlu verir, geçer yerine oturur.
TEVHİD I
Medet hey Allahım Medet
Gel dertlere derman eyle
Yetiş Ya Ali, Muhammed
Gel dertlere derman eyle
Allah, Allah, Allah, Allah
Allah, Allah, Allah, Allah
Hasan, Hüseyin aşkına
Yardım edesin düşküne
İmam Zeynel’in aşkına
Gel dertlere derman eyle
Allah, Allah, Allah, Allah
Allah, Allah, Allah, Allah
İmam Bâkır’ın katına
Câfer’in ilm-i zatına
Mûsa Rıza hürmetine
Gel dertlere derman eyle
Allah, Allah, Allah, Allah
Allah, Allah, Allah, Allah
Şah Takî’nin ve Nakî’nin
Askerî’nin ve Kemterî’nin
Yarlığamak senin şanın
Gel dertlere derman eyle
Allah, Allah, Allah, Allah
Allah, Allah, Allah, Allah
Var Allah’tan dilek dile
Mehdi sahip zaman gele
DEDEM-OĞLU secde kıla
Gel dertlere derman eyle
Allah, Allah, Allah, Allah
Allah, Allah, Allah, Allah
TEVHİD II
Çağıralım Muhammed’e
Ali deyi Ali deyi
Ağlar gezerim dünyada
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
Bektaş-ı Veli’de hal var
Fatmanada bir hayal var
Sabah sabah Hakka yalvar
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
Hasan, Hüseyin uğruşur
Melekler çırpar seyrişir
Sinem bülbülü çığrışır
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
İmam Zeynel semah tutar
Bâkır’a Câfer’e yeter
Kumru dost dost deyi öter
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
Mûsayı Kâzım’dan içtik
Ali Rızâ’ya tez ulaştık
Şah’ın sevdasına düştük
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
Takî, Nakî bu dediler
Askerî’ye hü dediler
Mehdi’dir Kırklar, Yediler
Ali deyi Ali deyi
Ali…Ali…Ali…
KUL HİMMET ÜSTADIM yeter
Güher almış güher satar
Arşullah’da bir kuş öter
Ali deyi Ali deyi
Tevhid’in son halkasında “Ali…Ali…Ali…”den sonra Güzel Allah, Bir Allah Lâ ilâhe illallah…” denir. “Lâ ilâhe illallah…” sözü 5-10 kez söylenince arada bir de “Aşk gele diyelim Allah, coş gele diyelim Allah…” ve arada bir coşkulu sesle “Allah, Allah, illallah…” cümleleri söylenir, tekrar tevhid kelimesine devam edilir ve üçüncü tevhide makam değiştirilerek geçilir. Nitekim her üç tevhidin de makamı ve nakaratları ayrı ayrı çalınıp söylenecektir. Fakat zorunluluk da yoktur, Zakir bildiği makamlarla da söyleyebilir.
TEVHİD III
Ol Kırkların ceminde
La ilâhe illallâh
Erenler meydanında
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
El çaldılar dest-i kefe
Dediler ki cana sefa
Yetiş Muhammed Mustafa
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
İmam Hasan meydanda
Şah Hüseyin irfanda
İmam Zeynel zindanda
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
İmam Bâkır sultanı
İmam Câfer erkânı
Yetiş keremler kânı
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
Mûsa-i Kâzım Şah’tır
Daim der Hakka şükür
İmam Rıza bin okur
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
Takî, Nakî engine
Al’Asker’in dengine
Mehdi resul cengine
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
Kalmadı imamlar derdi
Aşkı muhabbet verdi
DERVİŞ VELİ’nin virdi
La ilâhe illallâh
Hak leylâhe illallah
La ilâhe illallâh
Ali mürşid güzel Şah
Şahım eyvallah eyvallah
Bu son nakarat ikinci kez ve ağırlanarak söylenir, tevhid son bulur. Tevhidlerin sonunda cem erenleri secdeye varır. Dede dua eder, “Dâr çeken bacılar didar göre, erenler sefaya ere” deyip kısa bir dinlenme arası verilir, ardından MİRACLAMA ve SEMAH hizmeti başlar.
MİRACLAMA
Geldi Cebrâil çağırdı
Hak Muhammed Mustafa
Hak seni Mirâc’a okur
Davetine kadir Hüdâ
Evvel emanetim budur
Bir pîr-ü rehber tutasın
Daimî erkâna yatıp
Tarîk ile müstakîme
Muhammed sükuta vardı
Yoktur senden bir aziz
Şimdi senden el tutalım
Hak buyurdu vedduhuna
Muhammed belin bağladı
Anda hazır Cebrâil
İki gönül bir ettiler
Yürüdüler Dergâha
Vardı Dergâh kapısına
Gördü aslan yatar orda
Aslan anda hamle kıldı
Başa da koptu bir fen
Hatemi ağzına verdi
Aslan oldu anda sakin
Muhammed’e yol verildi
Aslan da gitti nihane
Vardı Hakk’ı tavaf etti
Evvela bunu söyledi
Ne çetin şîrin var imiş
Hayli cevreyledi bize
Gördü bir biçare derviş
Hemendem yutmak diledi
Ali bile olayıdı
Dayanırdı bu cevre
Ey benim sırr-ı devletim
Sana tâbidir Habîbim
Eğiliben secde kıldı
Eşiğine kıblegâh’a
Doksan bin kelam danıştı
İki gönül dost dostuna
Tevhid’i armağan verdi
Yeryüzünde insana
Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nuş eyledi emrullaha
Muhammed ayağa durdu
Ümmetini diledi
Cümlesine rahmet olsun
Dedi ağladı Kibriya
Secdeye indirdi özün
Türaplara sürdü yüzün
Cebrâil getirdi üzüm
Hasan ile Hüseyine
Anda Selman hazır idi
Şeydullahını diledi
Bir üzüm tanesi koydu
Selmanın da keşkülüne
Kuduretten bir el geldi
Ezdi engür eylediler
Hatemi ol elde gördü
Uğradı bir müşkül hale
Canım size kimler derler
Şahım bize Kırklar derler
Cümleden ulu yolumuz
Eldedir küllü varımız
Hatemi ağzına verdi
Aslan oldu anda sakin
Muhammed’e yol verildi
Aslan da gitti nihane
Vardı Hakk’ı tavaf etti
Evvela bunu söyledi
Ne çetin şîrin var imiş
Hayli cevreyledi bize
Gördü bir biçare derviş
Hemendem yutmak diledi
Ali bile olayıdı
Dayanırdı bu cevre
Ey benim sırr-ı devletim
Sana tâbidir Habîbim
Eğiliben secde kıldı
Eşiğine kıblegâh’a
Doksan bin kelam danıştı
İki gönül dost dostuna
Tevhid’i armağan verdi
Yeryüzünde insana
Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nuş eyledi emrullaha
Muhammed ayağa durdu
Ümmetini diledi
Cümlesine rahmet olsun
Dedi ağladı Kibriya
Secdeye indirdi özün
Türaplara sürdü yüzün
Cebrâil getirdi üzüm
Hasan ile Hüseyine
Anda Selman hazır idi
Şeydullahını diledi
Bir üzüm tanesi koydu
Selmanın da keşkülüne
Kuduretten bir el geldi
Ezdi engür eylediler
Hatemi ol elde gördü
Uğradı bir müşkül hale
Canım size kimler derler
Şahım bize Kırklar derler
Cümleden ulu yolumuz
Eldedir küllü varımız
Birimize neşter vursan
Bir yere akar kanımız
Cümleden ulu yolumuz
Eldedir küllü varımız
Selman şeydullah’tan geldi
Hü deyip içeri girdi
Muhammed esredi coştu
Tacı başından da düştü
Ol şerbetten biri içti
Cümlesi oldu hayran
Mümin müslim üryan büryan
Hep girdiler semaha
Cümlesi de el çırpuben
Dediler Allah Allah
Muhammed de bile girdi
Kırklar ile semaha
Muhammed de coşa geldi
Tacı başından attı
Çevresin kırk pare bölüp
Sarıldılar Kırklara
Muhabbet de galip oldu
Yol-erkân yerin aldı
Muhammedi gönderdiler
Hatırlar oldu sefa
Muhammed evine gitti
Ali Hakk’ı tavaf etti
Hatemi önüne koydu
Dedi saddaksın Mürteza
Evveli sen âhiri sen
Bâtını sen zâhiri sen
Cümle işler sana bağlı
Dedi Şâh-ı Evliya
ŞAH HATAYİ’m vâkıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ı inandıramadı
Özü çürük ervaha
Miraclama’da “Ol şerbetten biri içti” dizesi gelince KIRKLAR SEMAHI başlar. Kırklar Semahı’nın sonunda semah edenler yanyana dâr’a dururlar, Dede dualarını verir:
“Allah Allah…Semahlar saf ola, günahlar affola. Çarh-ı pervazlar kabul ola. Yardımcımız Oniki İmam ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Semahlarımız Kırklar Semahı ola. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Ebu Zer-i Gıffari’nin, Hazret-i Fâtıma’nın himmetleri üzerinizde ola. Gerçeğe hü…”
Dede duasını bitirdikten sonra zakir(ler) ayrıca bir müsaade beklemeden(eğer yapılacaksa) istek semahlarını çalmaya başlarlar.Miraclama sırasında semah edenler saftakî yerlerine geçip otururlar. Meydanın genişliği oranındaki semahcı (varsa semah ekibi) semah yapmak üzere meydana gelip, yere niyaz ederek ayağa kalkar ve semah dönmeye başlarlar. Her semahın sonunda dualarını alıp, yerlerine geçip otururlar. Duruma göre bir, üç ya da beş semah dönülebilir.
Dede’nin, semah dönülürken “Aşk ile Allah, şevk ile Allah, Şah aşkına Allah, öz gönül birliğiyle Allah. Hak için ola, seyr için olmaya, Allah..Semahlarımız Kırklar semahına yazıla Allah…” diye aralıklarla ve kısa sözlerle dua etmesi cem erenlerini coşturur, hep bir ağızdan “Allah… Allah” diye çığrışırlar. Bu Tanrısal coşkuyu kalemle anlatma olanağı yoktur. Tüm canlar dış alemden çıkmış, iç aleme geçmiş, Hak ile birlik olmuşlardır. Buraya örnek olarak iki semah alıyoruz:
ERZİNCAN SEMAHI
Gitme turnam gitme nerden gelirsin
Sen nazlı cânana benzersin turnam
Her bakışta beni mecnun edersin
Gönülde mihmana benzersin turnam
(Has nenni nenni, dost nenni nenni…)
Kaşlarında mim duası yazılı/Haydar yazılı
Cemâline türlü benler dizili
Seni sevmeyenler Hak’dan üzülü
Pîr Balım Sultan’a benzersin turnam
Yine kırcılandı dağların başı
Durmayıp akıyor gözümün yaşı
Ne yaman firkatli kıratın başı
Kırat bu dağları aşmalı bugün
(Nakarat)
Bağdat’tan Mısır’a da göçmeli bugün
Yârin yaylasına düşmeli bugün
Has nenni nenni de dost nenni nenni
Kırat kalk gidelim şirin ovadan
Kısmetimiz gelir Bâri Hudâ’dan
Kestiren yemini, binem Zeyve’den
Kıymetin cihanı taşmalı bugün
Kırat da gidiyor koştuğu zaman
Dizgini boynundan aştığı zaman
Deli poyraz gibi coştuğu zaman
Köpüğü sağrıdan seçmeli bugün
Kırat da gidiyor başı dumanlı
Kırat kaldır gönlündeki gümanı
Seherden sonrası kuşluk zamanı
Dostun ellerini aşmalı bugün
DERVİŞ MEHEMMED’im pirim pir ise
O yârınan ahd-amanın bir ise
Kırat sende küheylanlık var ise
Pirin dergahına düşmeli bugün
Semah makamlarını zakirin öğrenmesi gerekir. Semahların sonunda SAKKA SUYU hizmeti gelir.
SAKKA SUYU HİZMETİ
Sakka hizmeti ile Hazret-i Hüseyin ve Kerbela şehitleri anılır, onların anısına su dağıtılır ve mersiyeler okunur. Sakka suyu dağıtmadaki asıl amaç inancı, yiğitliği ve dürüstlüğü simgeleyen Hazret-i Hüseyin’i sevgiyle anmak; kötülüğü, haksızlığı, zulmü, vahşeti, alçaklığı simgeleyen Yezit ve Yezit zihniyetini lanetlemektir.
SAKKA, su dolu bir kabla (ve birkaç bardakla) gelip, üç kez:
-Hü erenler! Hak, Muhammed, Ali’nin hizmeti geliyor… der. Bu cümleyi her söyleyişinde bir adım atarak meydanın ortasına kadar gelip, su kabını ve bardakları sağına indirip, yere niyaz eder, yine su dolu kabı ve baradakları eline alıp ayağa kalkar, ayakları mühürlü dâr’a durur ve şu tercemanı okur:
“Destur Pîrim!
Lütfuna muhtacız, eyle ihsan Ya Hüseyn
Derdimize senden derman / eyle derman Ya Hüseyn
Gayriye muhtac eyleme sevenleri el-aman
Sen medet kıl bizlere her dem Ya Hüseyin
Yüzbin kere lanet olsun o sapıtmış Güruha
Ahdi bozup şehit kıldılar / onlar seni Ya Hüseyn
Güzel ismin hakkı için zikredeni darda koyma
Esenlik ver yaşlı gözle ağlayana Ya Hüseymn
İznin ile su getirelim aşkına vermek için
Aşkınla içenlere kıl âb-ı hayat Ya Hüseyn” der, suyu dualaması için sürahiyi Dede’nin önüne götürür ve Dede şu gülbangı verir:
“ Allah…Allah…Erenlerin himmeti ile, Muhammed-Ali aşkına, Hazret-i İmam Hüseyin ile Kerbela’da susuz şehit düşenlerin tertemiz ruhları yüzü suyu hürmetine, Fatma anamızın şefkatine, yolumuzu-erkânımızı kuran gerçek erenlerin hürmetine, bir yudum içenin bir damlası üzerine düşenin dualarını kabul eyle, günahlarını affeyle. Nur ola, sır ola, kalbe gevher ola.Dertlere deva, hastalara şifa, borçlara eda ola. Dil bizden, kerem Hazret-i Hüseyn-i Kerbela’dan ola. Yuf münkire, lanet Yezid’e, rahmet mümine olsun Gerçeğe hü…” Sakka elindeki sürahiden bir bardağa birer yudumluk su koyarak, Dede ile beraber üç kişiye su verir. Su verirken yüksek sesle:
“Geçmişiz biz can-ü baştan Hak erenler aşkına
Can gözü dem-be-dem Hakk’ı görenler aşkına
Kerbela’da su içmeden can verenler aşkına
Gözüm yaşın sebil ettim , için İmam Hüseyin aşkına
Aşk olsun içenlere, rahmet göçenlere, lanet Yezid’e” der.
Dede suyu içmeden önce cemaate “Hüseyn-i Kerbela ve tüm şehitlerimizin anısına ve aşkına bir yudum suyu içmeme helallık veriyor musunuz canlar?” diye sorar ve “Bu su, Kerbela şehitlerinin suyudur. O mazlum ve masumlar gibi alnınız ak, gönlünüz pâk ola…” diye dua eder.
Bundan sonra Sakka, meydanın çevresinde dolanarak elindeki sudan az miktarda olmak üzere tüm cemde oturanlara serper ve bu iş süresince yüksek sesle şu cümleleri tekrarlar: “Allah’ın selamı üzerine olsun Ya Hüseyin. Muhammed Mustafa aşkına, Aliyyel Mürteza aşkına…Kerbela şehitleri aşkına…İmam Hüseyin ve onun yolunu sürenler aşkına…(su…su...) diye şehit olan masumların aşkına…Kerbela şehitlerinin yüzüsuyu hürmetine, özümüzü, gönüllerimizi tertemiz eyle Ya Hüseyn…Sakkahüm Ya İmam Hasan…Sakkahüm Şah Hüseyn…Şefaat eyle damlası düşene Ya Hüseyn…Yardım eyle Allah Allah çağrışana Ya Hüseyn…”
Sakka bundan sonra meydanın ortasında dâra durur, Dede dua verir:
“Allah…Allah…Selman-ı sâkî, Hüda-yı Bakî, merdan-oğlu merdan Ali’nin Zülfikarı Yezid’in boynuna uğraya. Şehidler Şahı İmam Hüseyin hizmetini kabul eyleye. Gerçeğe hüü..”
Sakka, yere niyaz edip, meydanı terkeder. Zakir MERSİYE çalıp söylemeye başlar. Cem erenleri ilk mersiyenin “İllallah Şah” nakaratında koro halinde zakire eşlik ederler. Zakir kendi bildiği mersiyeleri söyleyebilir. Örnek olarak iki mersiye veriyoruz. Zakir isterse MERSİYE’den önce şunları söyler:
“Ey mel’un, be alçak
Lanet olsun ol Yezid’in canına ancak
Yarın Ulu divan kurulacak
Ali ile Muhammed oturacak
Mazlum Hüseyin’in davası sorulacak
Mel’un Yezid o huzurda ne cevap verecek
Medet Hüseyinim medet!”
MERSİYE I
Bugün matem günü geldi
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
Senin derdin bağrım deldi
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Kerbela’nın önü yazı
Yüreğimden çıkmaz sızı
Yezitler mi kırdı sizi
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Bizimle gelenler gelsin
Serini meydana koysun
Hüseyin’le şehid olsun
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Kerbela’nın yazıları
Şehid düştü gazileri
Fatmana’nın kuzuları
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Kerbela’nın önü düzdür
Geceler bana gündüzdür
Şah Kerbela’da yalnızdır
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Hür şehit atından düştü
Kafirler başına üştü
Müminlere matem düştü
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
İşte geldi bahar yazlar
Yazı yazlar, güzü güzler
Fatman yolların gözler
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Kerbela’nın önü çağlı
Benim ciğerciğim dağlı
Hazret-i Ali’nin oğlu
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Atan Ali, anan Fatma
Dert üstüne dertler katma
Didarından mahrum etme
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Fatmana zülfünü çözer
Ağlayı ağlayı gezer
Müminlerin bağrın ezer
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
Gazel oldu bahçe bağlar
Dumanlıdır yüce dağlar
CAN HATAYİ yanar ağlar
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
İllallah Şah, illallah şah…
İllallah, illallah Şahım eyvallah
MERSİYE II
Deli gönül çok açılıp şad olma
Kerbela’da Şah Hüseyn’e baksana
Nefsine uyup da kahkaha gülme
Ehl-i Beyt yastadır gama baksana
Yezit kasteyledi vermedi suyu
Orada tutuldu Kasım’ın toyu
Sâkine ağlıyor nemurat deyü
Fâtıma’nın kınasına baksana
Ümmügülsüm, Zeynep hep yasta âlem
Alemdar Abbas’ın kolları kalem
Takdir-i ezelde böyleydi ilam
Fırat suyu kan ağlıyor baksana
Çok cefaya mâlik Zeyneb-i Sâni
Müseyb Gazi ala onlardan hayfı
Hür Şehid de Kerbela’nın kurbanı
Haymegâh’ın ateşine baksana
ESİRİ gûş eyle bu dünya cefa
Bunca kahramanlar sürmedi sefa
Ağalar ağası ey Necef Şaha
Harabada Sâkine’ye baksana
(Yetiş cârımıza İmam Hüseyin)
Mersiyeler okunup bitince, Dede zakir(ler)e dua eder, zakir sazını üç yerinden “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek öper(niyaz eder). Bunun ardından FAİLAT bölümünü çalar söyler.
FAİLAT BÖLÜMÜ
“Failatün, failatün, failat
Verelim Muhammed Mustafa’ya can-ü gönülden SALEVAT
Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âl-i Seyyidina Muhammed…
Ya İmam-el-müttekıyn nur-u Aliyyel-Mürteza’nın ruhuna verelim salevat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âl-i Seyyidina Muhammed…
Ya İmam-el-müttekıyn nur-u İmam Hasan Hulk-ı Rıza’nın ruhuna verelim salevat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âl-i Seyyidina Muhammed…
Ya İmam-el-müttekıyn nur-u İmam Hüseyn-i Kerbela’nın ruhuna verelim salevat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âl-i Seyyidina Muhammed…
Ya İmam-el-müttekıyn Oniki İmam, Ondört Masum-u Pak’lerin ruhuna verelim salevat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âl-i Seyyidina Muhammed…”
Çekelim aşkın yayın
Cem’e girmesin hayın
Tevhid kararın buldu
Yol-erkân yerin aldı
Müminler şad oldu, ağladı
Diyelim Ah Hüseyin, vah Hüseyin
Hatayi’yem demiş ol
Her meyveden yemiş ol
O tutarsa tutsun
Hele bir yol demiş ol
KUL HİMMET üstadımız
Yoktur bizim yadımız
Şah-ı Merdan aşkına
Ver mevla muradımız
Failat okunup bitince, Dede genel bir dua eder, ardından sofra(kurban ve Lokma) hizmeti gelir.
SOFRA(KURBAN VE LOKMA) HİZMETİ
Kurbancı, pişirdiği kurbandan (pişip pişmediğini öğrenmek için) önce tepsi içinde birazcık niyaz(kurban eti ve diğer lokmalarla birlikte) alarak, yanında bir bacı ile meydana gelir. Gözcü, kurbancının sağ tarafında olarak meydana gelirler. Kurbancı “Hü erenler, Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor.” der, bir adım atar. İkinci kez aynen söyler, bir adım daha atar. Üçüncü kez yine aynen söyler, bir adım daha atarak meydan postunun ortasına gelmiş olur, “Hü erenler!” der, duaya dururlar. Lokmacı şu tercemanı okur.
“Hü Pîrim! Evvel Allah diyelim, kadim Allah diyelim. Geldi Ali sofrası, Hak versin biz yiyelim, demine hü diyelim, Allah eyvallah, nefes pîrdedir.”
Dede(Lokmacıya dua verir): “Hayır hizmetin kabul, yüzün ak ola.İsteğini dileğini Hak-Muhammed-Ali vere. Hizmetinden şefaat bulasın. Sofran Kanber’in serdiği sofra ola. Yiyene helal, yedirene delil, cennet taamı, Kudret honü ola. Gerçeğe hüü.”
Lokmacı “Allah-Muhammed- Ya Ali…” diye lokma bulunan kaba (tepsiye) niyaz eder, lokmaları eşit olarak dağıtmaya başlarlar. Lokma dağıtma işi bitince yüksek sesle:
“Hü, mümin müslim, bacı kardeş!
Elimde yok kantar ile terazi, herkes oldu mu hakkına razı? ” diye sorar.
Cemaat, “Biz razıyız, Hak da razı olsun.” der.
Lokmacı, “Allah da sizden razı olsun.” der.
Sadece lokma varsa eşit olarak dağıtılır. Eğer kurban varsa sofra serilip, lokmaların dağıtılmasına başlanır. Cemde bulunanlara lokma hizmeti görmek için Dede birkaç kişi görevlendirir. Lokmaların eşit bir şekilde dağıtılmasına ve Dede destur verdikten sonra birlikte yenilmesine özellikle dikkat edilir. Fakat cemaat kalabalıksa, cemaattan rızalık alınarak, yemekler soğumadan yenilmesine destur verilebilir.
Dede, lokmaların yenmesi için destur verir:
“Allah…Allah…Lokma hakkına, evliya keremine, gerçekler demine, destur-u pir izniyle yürüyenin devranı, yiyenin lokması yürüsün. Gerçeğe hü…”
Dede önce canlardan birisine bir lokma verir(canlar bu ilk lokmayı almak için yarışır, alır almaz yer.) ve bundan sonra herkes lokmasını yemeye başlar. Herkes lokmasını yerken lokmacı eline bir tepsi alır “Selman hasta, gözü parsta…Selman-ı Pâk aşkına…” diyerek dolaşır ve Selman lokması toplar. Bu toplanan Selman lokması, sonradan isteyene verilir, evinde hastası, umanı, isteyeni varsa şifa niyetine götürürler. Yemekler yenilince Dede, sofra duası verir:
“Allah…Allah…Kurbanlarınız kabul, ikrarınız kadim ola, Hak Dergahı’na yazıla. Emekleriniz boşa gitmeye. Oniki İmam ağrı-acı vermeye.Yüzünüz ağ işiniz sağ ola. Lokmalar nur ola, gönüller bir ola. Lokma sahipleri lokmalarından şefaat bula. Hak erenler utandırmaya, cehennem narına yandırmaya, Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Oniki İmamların hüsnü himmeti üzerinizde ola. Ali haldaşınız, Hızır yoldaşınız ola. Bir lokmanız binbir kazaya belaya karşı gele. Allah dualarımızı, ibadetlerimizi kabul eyleye. Bu cemde bulunan büyük, küçük bacı, kardeşler! Bir bardak suyun hakkı vardır; birbirinize haklarınızı helal eyleyiniz. Kusurlarımız var ise hoşgörü ile bağışlayınız. Nur-u Nebi, kerem-i Ali, pirimiz üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, kerem-i evliya gerçekler demine hü mümine Ya Ali…”
Sofralar kaldırılır, Dede şöyle der:
“Duran, oturan kovsuz-gaybetsiz evine varan yastığına baş koyan, sağ yata sefa kalka, hayırlı işler hayırlı düşler göre. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Hazret-i Hüseyin yardımcınız, Hazret-i Hızır yoldaşınız ola. Gerçeğe hü…”
Cem’de bulunanlar meydana niyaz ettikten sonra çekilip evlerine giderler. Süpürge çalınır, post kaldırılır, Dede oniki hizmet sahiplerine(Gözcü sağ başta, Rehber onun yanında olmak üzere) dualarını verir:
“Allah…Allah…Hayır hizmetleriniz kabul ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Gerçek erenlerin himmetleri üzerinizde ola.Nur-u Nebi, Kêrem-i Ali, Pîrimiz üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş Veli, gerçek erenler demine hü mümine Ya Ali…”
Dede kapıda hizmet gören ve yerinden ayrılmayan kapıcıya (cemin başında da sonunda da olduğu yerde duasını verir):
“Allah…Allah…Hayır hizmetin kabul, yüzün ak ola. Hazret-i Hasan yardımcın, Hızır yoldaşın ola. Gerçeğe hü…”
Çerağcı, çerağı meydanın ortasına getirir. Hizmet sahipleri Dede’nin geri tarafında duadaki sırayı bozmadan ayakta beklerler. Çerağcı:
“Allah…Allah…
Bâtın oldu Çerağ-ı Nûr-u Ahmed
Zahir oldu Şems-i Mâh-ı Muhammed
Gerçeğe hü…”
der ve çerağı sır eder(dinlendirir, yani söndürür) sonra hep birlikte meydana niyaz ederek cem evinden ayrılırlar. Cem böylece tamamlanmış olur.
* * *
CEM’DE GENEL KURALLAR
• Cemaat halka biçiminde ve düzgün bir sırayla otursun(Görenler, cemde bir disiplin ve düzenlilik olduğunu anlasınlar.)
• Lokmalar eşit dağıtılsın.
• Rahatsız ve mazereti olanların dışında hiçbir can sandalyede oturmasın.
• Cem’in ahengini bozmaya kalkanlar ve amacı ibadet olmayanlar cemden usulünce dışarı çıkartılsın.
• Cemaat, cem bitiminde cemevinden çıkarken, acele etmeden düzenli bir biçimde çıksın.
• Kapıcılar ceme geç kalanlara hoşgörülü davransın ve sessizce oturmaları için yer göstersinler.
• Kapıda birikmeler, uzaktan seyretmeler olmasın, konuşmalar olmasın, böyleleri kapıdan uzaklaştırılsın.
• Gözcüler cemaatin tüm davranışlarına göz-kulak olsun.
• Yaşlı ve olgun kimseler cemaatin arasına serpiştirilsin, küçüklere ve henüz yolun kurallarını bilmeyen canlara örnek olsun.
• Cemevinde bacılar sağ, erkekler sol tarafa otursunlar.
• Cem’de küçük çocuklar bulunmamalı. Zira onlar çocuktur sessiz davranamazlar, cemin coşkusunu ve ahengini bozabilirler. Onları cemevinin bitişiğindeki bir odaya alıp, bir-iki canın gözetiminde eğlendirmeli.
• Cemevi’nin ortasında Tevhid çekmek ve cem erenlerini coşturmak için yaşlı ve bilenlerden 12 kişilik bir halkaoluşturmalı.
• Dede cemaate öğüt verirken, gençlere yönelik konuşmalar yapmalı.
• Dede, cem ibadetini özlü ve fazla uzatmadan yürütmeli, canları uzun süre diz üzeri tutup incitmemeli, “Dar çeken didar göre…” deyip, dinlenmelerini unutmamalı..
• Dede öyle bir cem düzenleyecek ki, Hüseyn-i Kerbela’nın sevgisiyle coşulsun ve de O’nun insanlığa verdiği mesajın özü halka duyurulsun, yapay bir ibadet olmasın, gösterişten uzak, can-ü gönülden olsun.
• Cem’in akışı planlı, çok uzun değil kısa ve özlü, kapsamlı, coşkulu, çağdaş ve halka gerekli en yararlı bilgileri ve mesajı verir olmalıdır.
• Her cemevinde, her dergâhta, her köyde ve her örgütte Dedeler ve bu işi bilenler CEM ve SEMAH ekibi yetiştirmeli, bunlara cemlerde okunan dua, gülbank, terceman, deyiş, düvazimam, tevhid, mersiye ve miraclama’yı vb. öğretmeli. Bunun başarılı olması için de bol bol kurs ve provalar yapılmalı. Kağıda yazıp okuma işine son verilmeli.
• Asıl amaç halkı bıktırmadan ibadet etmek olduğuna göre; deyiş, düvazimam, mersiye ve duaları fazla uzatmamalı ve bir cem ibadetinin süresi iki ya da üç saati geçmemeli.
• Başta Dede olmak üzere cemde görev alanların hepsi konuşma ve dualarını net (anlaşılır) bir biçimde yapmalıdır.
• Dedelerimiz her cem’de “ALEVİLİK İLKELERİ”ni canlara özlü olarak anlatmalıdır.