alternatiFORUM | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | TÜRÜK YURT

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

 


  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

LADY LEMMA: NEDEN BENİ ZORLUYORSUN

August 18 2001 at 4:59 PM
  (no login)

 
Merhaba first Lady.
Öncelikle
ÖNCEKİ YAZIMI ÖZETLEYEREK ANIMSATAYIM:
-------------------------------------------------------
KAYBOLDUKLARI İÇİN KAYBOLDUM August 17 2001, 12:06 PM
Sevgideğer Dilemma:

"İLK İNSAN"ın yaratılışı konusunda yazımda "İsrailiyat"a dayalı hiçbir belge getiremezsiniz. Onların "Kitabı mukaddesini" okuyunuz, yan kaynaklarını araştırınız. "BİR TEK BENZER BELGE" bulamayacaksınız. Üstüne üstlük, "Elma ağacı masalları, Kadın erkeğin eğe kemiğinden yaratıldı, o kemik eğridir, sakın düzeltmeye kalkmayın, kırılır vb." gibi İsrailiyatın temeli en ufak bir iz bulamazsınız.

***Oysa bu yazilari foruma asarken sayin Aiberg`den ziyade sevgili pick-nick`in saldirilarina psikolojik olarak kendimi hazirlamis ve muhtemel küfürlere karsi da hazir ol vaziyetine gecmistim bile***

Tekrar ediyorum: Picknick ve İlhan Ağabey diye hiç kimseyi tanımıyorum, hayatımda bir kere görmedim. Picnick ve İlhan Ağabey hakkında bildiğim tek şey, ikisinin birbirini tanıdığı,dede-torun yaşlarda olduğudur...

Picknick bana sayısız kişisel e-mail attı. Ancak 7300 kadar kişisel mail içinde kaynamış gitmişti. O benim üyemdir, fakat haber grubuna ve klübe bir tek yazı asmaması da ilginç. Yani sizin kadar tanıyorum. Piknik sadece 19.ORG.ütünün sabotörlerine karşı çıkıyor. Yani muarızım manüplatör malum kişi ayaktakımını tetiklediğinde ortaya çıkıyor. Ben yokken çekiliyor. Ben varken, hakaretlerle bozduğunuzda ortaya çıkıyor.
Eminim manüplatör ve sabotörleri DURSA o da sesini kesecek. Bunu iyi hissediyorum. Ben yokken o da yok sanki! Ama ÖNEMLE yineliyorum, ben bu delikanlıyı tanımıyorum. Sadece buradan hitap edebiliyorum ve diyorum ki, "Piknik rahat dur, benim avukatım olmanı istemiyorum. Muarızlarımın avukatları zaten bir kaşık suda fırtına yaratıyorlar, bari sen rahat dur!"

Aynı şeyi "Muarızım" da yapsa, adam gibi oturup birşeyler üretip, tartışacağız.

Ne zaman bir baksam, en başta benim title'ler asılmış. Hep beni muarızlarımın çetesi ÜSTE taşıyorlar. Yazmasalar, geri sayfalarda yokolup gideceğim. Ne gezer hep BAŞTA'yım. Adımdan nefret eder hale geldim. Bu yetmiyormuş gibi bir e sen beni "BAŞA"astın. Ben de misilleme yapar gibi seni "ASTIM" Çünkü soruların önemliydi.

***Ne ilgincdir ki, Aiberg`le birlikte pic-nikc, Ilhan abi ve benzeri bütün nickler de ortadan kayboldular.
Acaba Baris haklimiydi sorusu aklima geldi***

Adını verdiğin "HACKLI" kişi HACKSIZ idi. Çünkü ben çekildim. Gölgem gibi adım adım peşimdeki Piknik de otomatikman çekildi. Onlar da çekilmişler görünüyorlardı. Ortalığın yatışmasını bekliyor havalarındaydılar. Ama malum adlar yerine bu kez İK NİCK olarak sizi de kandırdıklarını faerkettim. "HİÇ" bizdeki adıyla Yaren/Barış'tır, buna adım gibi eminim.
Öyle ki "Dilemma tümüyle çok gerçekten haklı" diyecek kadar üslubu bozuktur. Bana iki laf sataştın ya, "Düşmanımın düşmanı benim dostumdur" felsefesiyle, otamatik pilot gibi, arkandan yazıp durdu. Ben (ya da Piknik) yazmadım. Yani "KAYBOLDULAR DİYE KAYBOLDUM" dedim. Ama "HİÇ" deşifre olunca, Piknik aldı sazı eline... Bir daha YEMİN ile söylüyorum: Ben Piknik'i tanımıyorum. Seni ne kadar tanıyorsam onu da o kadar tanıyorum. İkimizi ilişkillendirme lütfen.

İlişkili olannlar gün gibi aşikarınızdır ki, "Muarızım ve birinci adamı"dır. Ne dersin?

Benim gruba yazı yazmaktan çekilmemin nedeni, "Karşı manüplasyonun da ÇEKİLMESİDİR" Böylece alternatif forum, biraz olsun kafasını dinlemiş olacaktı.

Ancak sevgideğer Lady, beni "Zorladınız", o yüzden aşağıdaki yazıdan itibaren ADAM UND EVA TEİL'ına yanıt veriyorum.

Ancak bir ricam var. Muarızlarım bu işe girmezlerse Piknik de girmeyecek ve bu asılan yazıyı kirletmeyecektir. Senin o tarafta da bezin olduığu için, onları bu ASKI'ya almayalım.

Eğer yeni cevaplarıma karşılık yeni soruların dahil konuyu bitirirsen, ben yeniden kanatlanıp bu forumdan dışarı uçuyorum. Senin "Kadıncıl duyarlılığın" için burada yanıtlarımı vereceğim.
Hazır mıyız?

 
 Respond to this message   
AuthorReply
dilemma
(no login)

bayim, aciklama yapmak zorundasiniz

August 18 2001, 5:30 PM 

Sizi zorluyorum cünkü Islam`da kadinin konumu, tarihi ve sahip oldugu kriter beni bagliyor. Bu yazilarinizin ve makalelerinizin basildigini, satildigini ve milyonlar tarafindan okundugunu düsününce sizi aciklamaya davet etmek zorunlulugu duydum...

Not:
Hic, sakin ola bu tartismaya katilma. Sakin tek kelime yazma. Sakin!

 
 

(no login)

LADY Dİ L'EMMA

August 18 2001, 6:29 PM 

Sevgideğer Dilemma, esprili başlamak istedim. Biraz gergin görüyorum seni. Mesela "Adem'in kaynanasının adı neydi?" diye de sorabilirdim. (Önce relax)

Başkaları da gelip şimdi şu söyleşiyi berbat etmeden hele bir yazayım. Birazdan "Hiç" yere birileri takılır, oradan ailece Pikniğe gideriz gibi..Sanki ben bu filmi daha önce de görmüştüm.

Post-Relax'dan sonra gelelim "İpleri germeye"

Önce alıntılar:

***yaratilis, Hans von Aiberg`in kaleminden...
August 13 2001 at 2:16 PM dilemma
from IP address 217.80.84.86
Sitenizde ilgimi ceken yazilarinizdan(gerci hepsi birbirinden ilginc) birinden bahsetmek istiyorum.***

Mütevazi olmaya gerek yok: Elbette yazdıklarımı Web page'lerden bulamazsın. Adı üzerinde "ÖZGÜN ve Alternatif bilim" bu...

***Yazida Adem`in yaratilisini anlatmissiniz***

HAYIR! Ben sadece "İNSAN'IN" yaratılışını anlattım. Adem ile ilgisi yoktu, ilk yaratılışın...Adem baba, bu işin üçte-biri'dir, tamamı değildir, PAYDA insandır, Pay ise Adem-Havva ve Ötekiler"dir. Önce bunu düzeltelim.

*** Her ne kadar Kur-an`dan hareket ettiginizi Allah`i cogu yerde arapca ve ayet destekli konusturarak ispatlamak isteseniz de***

HAYIR EFENDİM: Ben Kur'an'dan başka hiçbir şeye itibar etmem. Kur'an'dan "Hareketle" demememen gerekirdi.

ÇÜNKÜ: Tevrat-Zebur "Ehli Kitab, Kitablarını elleriyle değiştirdiler" ayeti uyarınca " makbul değildir. (Tevrat bir defada ve yazılı olarak indirilmiştir.)

İncil ise "Kitap değil HİTAP"tır. Yani (Teyp recorder gibi kayıt cihazları olmayan bir devirde) Allah'ın MİKROFON; Hz. İsa'nın HOPERLÖR (kolonlar) olduğu biçimde DİREKT indirilmiştir. Ayeti anımsarsanız, Hz. İsa, "Kelamullah=Allah'ın kelimesidir" İncil'in kelime anlamı da Kitab değil, HİTAB'dır.

Hitablar kitaplar gibi kayıt altına alınmadığından "Konuşma balonu olup, uçuverirler, buharlaşırlar yani unutulurlar."

Havariler "Akıllarında tuttuklarını, elde-avuçta olanları HADİS gibi derleyip yazdılar. 400 kadar İncil, İznik Konsülü elinde "DÖRT İNCİL" oluverdi. (Beşinci Barnaby İncili halen piyasada var. Barnabas da deniyor. Orada Allah üçlenmez, Ahmed (Resulullah) diye bir elçinin SON olarak geleceği de yazılıdır, piyasadan hem de Türkçe bulabilirsin.)

Zebur, bir AHİT'in "ARTÇISI" TEVRAT ise "ORTASI" ve İNCİL ise SOUNUCU'dur. Üçü de değiştirilmiştir. Tahrif ve tahrip edilmiştir.
Sana bir örnek vereyim:

Cümle BİR: "Ben Allah bir tek olan ilahınızım"
(Ne kadar güzel değil mi? Henüz bozulmamış duruyor)

Cümle İKİ: "Babam böyle (Yukarıdaki cümleyi aynen) söyledi"
(Birinci ALLAH KALEMİ vardı, İkinci de İsa'nın kalemi ile iki oldular. Ayrıca baba-oğul oldular.)

Cümle ÜÇ:Bu cümleyi Q(Kef) adlı esreringiz biri söylüyor: "Ve baba ile oğul konuşurken ben de orada bir şahit tutulmuştum."
(Üçüncü bir kul kalemi daha girdi, n'olacak şimdi?)

Bu üç kitap (Ehli kitabın kitapları) örneğin Lut ve ailesinin öyküsünü aynen anlatır. Hani bilirsin, Lut kavmi Sodom-gomorre (Lut gölünün iki yakası, İstanbul'un Avrupa Asya yakaları gibi...Sudum=Erkeğin erkekle yetindiği, Kumirre=Kadının kadınla yetindiği") kente elçi olan Hz.Lut, kavmini düzeltemeyince, "Gazap" gelir. Lut, eşini ve iki kızını alarak, Arkalarına bakmamaları, gazabı görmemeleri TEK ŞARTI ile dağa çıkmaları emredilmişti.
Eşi arkasına baktı ve KRİSTAL bir HEYKEL oluverdi. Lut ve iki kızı ise kurtuldular. Bu tarih aynen Kur'an ve İncil'de de var. Kur'an ise konuyu burada bitiriyor.

Ama TEVRAT'ta (ve ona uymak zorunda olan İNCİL'de) FAZLASI da var:

Baba ve kızları bir mağaraya sığınırlar, orayı ev haline koyarlar. "Büyük kız, küçük kıza der ki: 'Babam kocadı sayılır, onun erkekliği kesilmeden biz YAHUDİ ırkının devamı için ondan zürriyet almalıyız." Küçük de bunu onaylar. (Nereden buldularsa, bunu Tevrat açıklamıyor) Hz. Lut yani Resulullah olan babalarına "Ne yaptığını bilmeyecek halde şarap içirirler. Babaları önce büyükle, sonra küçük kızıyla enses ilişki kurar. Ancak sarhoşlukla ne yaptığını hiç bilmez ve hatırlamaz. Kızların ikisi de hamile kalır. Birinden AMON diğerinden MOAB diye çocukları olur. Bu hem Lut'un çocukları hem de kızlarından olduğu için, Torunları olmuş oluyor. Bugün İsrael devletinin AMONOĞULLARI VE MOAB OĞULLARI diye iki GERÇEK kabilesi var. Böylece Yahudi ırkının devamı için, Tevrat'ın yan kitaplarında örneğin Talmud'da açıp okursan, şu cümle yazılıdır: (Kıssadan hisse olsun diye eklenmiştir)
"Ana oğul, baba kız, kız ve erkek kardeşler olsun iki Yahudi dağbaşında(!) kalırsa, birbirleriyle cinsel buluşma yapacaklardır ve Yahowanın Zürriyeti çoğaltma emrini yerine getireceklerdir."
Talmud devam ediyor: "Lut kocadıktan sonra, Kızları, kendi oğulları erişkin olunca onlarla CİMA yaptılar ve böylece Yahudi Zürriyeti çoğaldı. Buna uymayan diğer yahudiler de zürriyetten yoksun oldular. ON KABİLE YOKOLDU sadece BEN AMON ve BEN MOAB kabileleri kaldı.
(Belki duymuşsundur, Yahudilerin ON KAYBOLAN KABİLESİ, bunu araştırmanı öneririm. )

Pekiyi bunları niye yazdım? Cinsel fantaziler olsun diye mi? Yok canım, zaten Tevrat'ın (Eski İncil)kendisi bir porno kitabı olmuş. Gelin Tamara'nın makyaj yapıp, Yahudi kralı olan kayınpederi ile nasıl karanlık bir ortamda gecelediklerini falan da bulacaksın. Zaten çocuklar için bu Kitap filtre ve sansürize ediliyor. Mümin büyükler de kıkırdayarak okuyorlar.)

Bunu ÖNCE şunun için yazdım: Allah'ın ilk üç kitabı tahriften öte tahrip edilmiştir. Zebur'da Allah(!) Yaruşalim (Kudüs) kızlarının portakal (büyüklüğünde ya da portakal kokulu) BÜST'lerine pornografik ŞİİRLER yazar.(Mezmurlar=Mezamir=Zebur bölümüne bakınız.) Tevrat'ta ise Allah'ın oğlu Üzeyir(Ezra) babasıyla güreş tutar ve babası olan Allah'ın sırtını(!) yere tuşlar. Baba buna çok içerler, küser, kendisini bahçeye mahkum eder ve oğlunun evine girmez.. (Kur'an'da ise Üzeyir bahsine bakarsan, ne kadar lanetlendiklerini göreceksin.)

Bunu SONRA şunun için yazdım:Allah'ın ORİJİNAL kelamı üç kitapta kalmamıştır. Kitaplar bozulmuştur. (HİÇ birinin sana "Bütünüyle ve çok haklısın"diye pohpoh çektiği ayet Allah'a iftiralar anlamdaydı, benimle ilgisi yoktu. Zaten alınmam için HİÇ bir sebep de yoktu. Ben tutup, Kur'an'ın iki ayetini mi atıyorum ki, bana mal edilsin? Yok canım, ben çok masumumdur, o kadar alıngan değilim. Kitapları tahrip edenler alınsın.)

Bunu en sonra da şunun için yazdım: Kur'an ORİJİNAL (ZİKR demektir) olarak indirilmiştir. Ne Tevrat gibi bir defada ve Ahit sandığı (Kur'an'da Tabutüssekine) içinde indirilmiştir ne İncil gibi "Şifahi, sözlü, yazılmamış yani Hitap halinde" indirilmiştir. Kur'an 23 yılda ve ağır ağır indirilmiştir. (Ta-Ha 114. ayette "Kur'an'ı okurken, ben bunu unuturum diye acele etme, Rabbim, ilmimi artır, de/Zikri biz indirdik, korumak da bize düşer. gibi ayetlerden anlıyoruz ki)
KUR'AN ORİJİNAL ALLAH KELAMIDIR=Kelamullah'tır.

ALLAH'ımızdan bize kalan ilk ve son ORİJİNAL DEĞİŞTİRİLMEMİş, fazlası ve EKSİĞİ olmayan, tıpatıp ve kıyamete kadar korunacak olan kitaptır. Hayır kitaptan ötedir yani ORİJİNAL ALLAH DİYALOĞUDUR/MONOLOĞUDUR.

O halde biz sadece ve sadece KUR'AN'A tabiyiz.

Bu bilgilerin ışığında, lütfen, bir daha bana Livatacı(Lutçu, ensesntçi vb. pislikleri kullandığımı sakın söyleme, her insanın bir zaafı vardır, benimki de önceden çok iyi bildiğim, ama şimdi DOĞRUSUNU (Kur'an sayesinde bildiğim) İSRAİLEİYAT yalanlarına beni alet etme. Centilmenlik anlaşması yapalım ve protolümüzde, asla beni "İsrailiyatçı" olarak göstermemelisin.

Yani şu talihsiz paragrafını tekzib ediyorum.

***"hikayenin gidisati ve kullanilan sentezlere bakarak incil ve tevrattan etkilendiginiz ve geleneksel Adem ve Havva efsanesinin o cok bildik ekseninden feragat etmemek icin gayret sarfettiginizi gözlemledim. Yazinizdan bazi paragraflar kopayalayarak meramimi acmaya calisacagim.***

Şimdi ikinci bölüme geçebiliriz.

 
 

(no login)

Lady D'ilemma-2

August 18 2001, 9:36 PM 

Sevgideğer Bayan,


***Allah Adem (Safiyullah)`i yaratiyor. ****

ÖNCE KOMPLEKS OLARAK İNSAN YARATILDI. Adem'in hiç bir önceliği yok. Yani biri öncü ya da dominant, diğerleri izci ya da resesif, çekinik değiller. EŞİT olarak üçe ayrılıyorlar. ADEM kavramı HENÜZ YOK!

İki kolunuz, eliniz vb. birbirine eşittir ve aynı Payda'nın yarı-yarıya payıdır. Tümel (Globular olan) ise VÜCUT'tur. Vücut PAYDA'dır, kollar, bacaklar SİMETRİK ÜYEDİR (Paydır) Sağ kolum solumdakinden üstün değildir. Kadın erkek ve ÜÇÜNCÜ CİNS de öyle hiçbiri bildiğimiz anlamda diğerinden üstünr değildir.

Birinin zaafını, ötekinin artısı örter. Kadın ve erkek eşit ARTILARA sahiptir. Bu bir paylaşımdır, yani AYRIŞMA'nın getirdiği "Ziynetler"dir. Ziynet hem süs hem de Zaid gibi ARTI demektir. Yineliyorum, önce İNSAN yaratıldı. Bu ilk insan üç cinsiyetin (XX,XY,YY) bir bileşimidir. Adem baba yok henüz. Burada anlaşalım.

***“Cennet'te 40.gün!***
Çünkü, bir gün ZAMAN BOYLAMINDA 50 bin yıldır. (Hatırlayalım, Melekler ve Ruh O'na bir günü sizin saydıklarınızdan 50bin yıl tutan bir tek günde ulaşırlar=Zaman boylamı)

"Varılacak olan Cennet, Sidretül Münteha'dadır=Son sedir ağıcında..." Bu dikine zaman boylamını kat ettiğinizde, gittiğiniz yerde ZAMAN ENLEMİ başlar. Bu da bir günün BİN yıl olduğu ayetlerdir. (Işık hızına bağlı olarak sistemde zaman genleşir ya da kısalır.)

Diyelim ki ilk insan orada 40 gün artı bir çok yıl kaldı. Bunun her bir GÜN'ünü 50bin yıl ile çarparsanız, insanın "En güzel yaratılışta" olduğunu görürsünüz. Yani şempanze, orangutan ve gorillere benzemeyiz. (Dikkat ediniz, hep AYET yazıyorum, asla ve asla İsrailiyat, Lut masalları yok. Ha bu arada bir de EVRİM teoremi için bu açıdan bakarsanız ne düşünüyorsunuz? Bir de tersine evrim var: Ayet "Biz nları aşağılık maymunlara ve domuzlara çevirdik" diyor ve bunu insanların tersine evrimi olarak anlatıyor.)

***"Yaklaşık 40 metre boyunda***

ÇÜNKÜ, "Görmüyorlar mı? Dünyaya geliyoruz ve onu çevresinden eksiltiyoruz." ayeti var. Başlangıçta örneğin dinazorlar, "AZ ÇEKİMLİ" bir ortamda, İRİ olmak zorundaydılar. Sonra çekim sabitesinin tensörü değişince, Dinazorlar yerlerini kertenkelelere bıraktılar. (Bunun için dinazorlara ne oldu diye sormamalıyız, boyları küçüldü."Nice halkettiklerimizi mahvedip yerine yenisini getirdik. Görmüyor musunuz, O(Allah) sizi bir YARATILIŞTAN ÖTEKİNE ÇEVİRİP DURUYOR" gibi ayetleri araştırabilirsiniz.)

Galileo'nun biyogeometri yasasına göre, bir varlığın boyutları ile ağırlığı dördüncü kuvvetiyle orantılıdır" Yani Middilli atı 60 kg.dır ama Sibirya Katanası olan at bir tondur. Eğer insan şimdiki gibi birbuçuk metreye kısalmışsa (Kadınların ve dünyanın beşte-üçünü oluşturan Çin-Mongoloid ırkının boy ortlaması 1.50 cm. cıvarındadır. Galileo'nun biogeometrik yasasını, bir matematikçi basit olarak, bizim standartlarımıza uygularsa, insanın 39.5 metre kadar olduğunu düşünmeliyiz. Buna deliller çoktur. Örneğin Mammut denen filin ağababası ile, bizim şimdiki filler arasında da aynı yasalar geçerlidir. Java, Tanganyika ve Pekin sinantropuslarının boyu iskelet olarak "4,20 cm ile 2.20 cm arasındadır. Nesil küçülmüştür. Mammutlar, Dinozorlar, dev insanlar (Kur'an'da Musa'nın Filistinli devleri, Davut'un sapan ile öldürdüğü Calut=Golyat adlı bir dev ırk(Nefilim) unutulmasın, araştırılsın. Musa öldürdüğü devin kemiğinden bir köprü bile yapıldığını söyler. Kudret heyvasına, bıldırcına gökten inen yemeklere, Süleyman'ın karıncalardan başlayarak her bir hayvanla konuşytuğuna inanıyorsak bunlara inanacağız. Yani ortada bir İSRAİLİYAT yok, ne varsa Kur'an'da var, araştıracaksınız.)Öyleyse dinazorları dev meteorların yok ettiğini, Mammutların bilinmeyen bir virüs tarafından yok edildiğini zırvalayan RESMİ BİLİM yerine ALTERNATİF BİLİMİ yani sunduğumu düşünmeliyiz. Nesiller küçülmüştür. Hepsi bu! Neden zoru arıyoruz ki?


***"bir balçık SALSAL çamuru içinden bir çamur kıvamında. Ama cinsiyeti ve nefsi yok***

BAKIN ORTADA ADEM DEĞİL İNSAN VAR:
Salsal şudur: Rahman suresinde, "İnsanı da, bir balçıktan süzülmüş SALSAL'ı pişirerek yarattık."

İlk atmosferi bilirsiniz: Su buharı, Karbon oksitleri Metan ve Amonyak'tarn ibaretti. Bunlar dev bulutlar yani ilkel atmosferimizdi. Dünya ateştop kıvamındaydı. Metan ve amonyak bulutları yoğuşuyor, yağmur olarak yağıyordu. Ama sıcak yüzünden yeniden yükselip bulut oluyorlardı. Ta ki, soğuma yeterli olana kadar. Bu kez yavaş yavaş "BATAKLIK BALÇIĞI" olan göletler oluştu. Bunlar, metan, amonyak ve sudan oluşuyordu. (Bataklıklardaki hava kabarcıklarının nedeni metan gazıdır.) Bunlar giderek birbiriyle birleşiyorlardı, daha büyük göller oluşuyordu. Yani ortada henüz DENİZ yoktu. Bu yüzden ayet DENİZLER, OKYANUSLAR DÖNEMİNİ DEĞİL; "BATAKLIK, BALÇIK DÖNEMİNİ" yani ilkel atmosfer evrelerini anlatıyor.

Bu dört elementten ise "SALSAL"denen bir SÜZÜNTÜ ayrılacaktı. Bunu 1950'lerde crokes başardı. Amonyak, metan, su ve carbondioksit kültüründen müthiş bir elektrik akımı geçirdi. Ne görsün, bu dört yapıtaşı Adenin, Guanin, Sitosin ve Timin (A,G,C,T) dört çekirdek asidine yani, PROTEİN=SALSAL maddesine dönmüştü.

Protein cansızdır. Yani bundan bir canlı olmaz. (Biyokimyada cansız protein deniyor) Canlı olması için "Işığı sola kırması" gerekir. Yani C=Karbon kimyası gerekmektedir. Karbon? Yani kül! Yani yanmış olan şeylerin son durağı... Ateş yanar da Karbon(Kül) sönmüş halidir. (İlki cinler=Yakanlar, yananlar=Enerji ise ikincisi) biz canlılar ya da Karbon kimyası=Yanmış ve sönmüşler oluveriyoruz. BİLİM canlıların KARBON KİMYASINDAN MAMUL OLDUĞUNU söylemiyor mu?

SALSAL=A,G,C,T dörtlüsü olan çekirdek asit ve/veya bazlarının olası tertipleridir. CANLI DEĞİLDİR.
Rabbimiz cansızları "OL" diye bir çırpıda yaratır.

Ama sözkonusu bu cansız dizgeden "CANLI" yapmak ise bu kez ikinci bir yöntemi yani şişen evren teoremindeki gibi "RUHUNDAN ÜFLEDİ" işlemi gerekiyor.
Salsal pişti=C kimyası oluştu. Bunlar koloni halinde cansız proteinlerdir.

AMA CANLI PROTEİNler, yani Levo (Polarizlenmiş ışığı sola kıran) organizasyonunda ise DNA iplikçikleri ve bunlara yerleşen A,C,T,G dörtlüsü vardır. Bunların organizasyonuna GEN denir. Gen ise "Kendine benzer yaartık bırakan bir tohum"dur. Yani biyolojik ve biorganik canlıdır.

***Allah kırkını çıkarmış olan eserine ruhundan üfledi keramik pişmeye başladı. (Ona "HARİ=Isıyla pişirilmeye hazır keramik, toprak=katı kısmı yoğun, pek az sıvı=Ğussae=sitoplazma" içeren katı hal madde, solid state" dedi***

Gelelim senin serzenişlerine:

=======Huriler ilk insandan arta kalan camurdan yaratiliyor. 40. günde 40 metre olduguna göre, semavattaki pederimiz saheserine büyük bir itina gösteriyor demektir. Her gün bir metre ekliyor yapitina... Iyi de bütün bunlar nerede yaziyor?

LÜTFEN UNUTMA: Galileo'nun biyogeometri yasası bu... Yoksa her gün bir metre ekliyor demek değil...

***Beni asil ilgilendiren noktaya dönmek istiyorum ama, henüz cinsiyeti yok Safiyullah`in

“Kalan çok ıslak tortuya da (önceki gibi Ruhundan değil) "Kutsal ruhundan üfledi" o da cok güzel biçimledi (Ahseni takvim) Buna da HURİ dedi. (Huri=pişirilmeyen çok sıvı bölüm. Koza sürecinin maddesi, Nur'un spesifik ve termik olmayan ısısız ışıması. İnsan, bitki ve hayvan çok toprak/az sudur., Huriler ise yoğun su az topraktır. Plesenta ve amniyöz suyunu anımsayınız.. İçinde cenin olan insandır, diğeri yumurta ya da en doğrusu KOZA'dır.

=======Bundan sonra yaratilisla ilgili bazi detaylar serdediliyor. Alti ayri islemden geciriliyor ilk insan ve dört varliga vahiy indiriliyor. Bitkilere, hayvanlara, kadinlara ve peygambere.. Neden kadinlara ayri vahiy iniyor? Yavas yavas kafam karismaya basliyor...

***“Altıncı işlemlemede dört varlığa dört VAHY geldi.
1.Dünyadaki Tuwa vadisine=Burada yer alan Adamotu (Ademotu=Ginseng) bitkilerin peygamberi gibi oldu. (İnsanoğlu hem otçul hem etçildir.)
2. Hayvanların peygamberi ise Arı oldu: (Bakınız “arıya da vahyetti” ayeti...Bal sentetik ve taklit olarak yapılamaz. sadece vahyolunduğu biçimde arı üretir. Oysa şekerin=glikozun, sakkarozun, yapayı olan sakarin tatlılandırıcısı vardır. Cansız protein ile canlı protein arasında fark, polarizlenmiş ışığı sağa ve sola kırmalarıdır. Bize gereken ışığı sola kıran (Levo=Kalp soldadır) Allah'ın nimeti olan doğal şekerdir. Tatlandırıcı olan tepkimeye girmez, karabiber gibi katalizanttır, olduğu gibi dışarı atılır, ama ağzı tatlandrır ve Diyabet hastaları için üretilir.) Azrail yeryüzündeki arıya bu ayeti vahyetmiştir ve Tarık yoluyla getirdiği bal maddesi o balçığa Glikoz kategorisinden adapte edilmiştir.

3. Kadına vahyetti: Kadınlardan çıkan tek peygamber Hz. Meryemdir. Hz. İsa'nın annesidir. Ataları olan Hz. Adem hem annesiz-hem babasız doğmuştu. Bunun YARIM biçimi ise Hz. İsa'da gerçekleşti. Hz. İsa Hz. Adem gibi babasız doğdu, fakat ondan farklı olarak ANNESİ vardı. Bir diğer fark da, tüm insanlara Allah ruhundan üflemiş, ayrıca Hz. İsa'ya "Kutsal ruhundan" da üflemiştir. Hz. İsa'nın annesi Meryem'e Cebrail as. Ruh ül Kuddüs'ü üflemiştir ve vahy indirmiştir. Öyle ki, inen wahyleri annesinin rahiminde cenin iken konuşan Hz. İsa naklediyordu. (Ayetlere bakınız) Bu bakımdan Cebrail'in indiği ve vahyettiği muhatabı otomatikman ALLAH ELÇİSİ olmaktadır. Hz. Havva ise Adem türevidir, türemesidir. Yani Havva'nun durumu çok farklıdır.
Cennetteki Hurilerin ise bambaşkadır. (İleride anlatılacaktır.) Kadına vahyedilen olgu, "Memeli olup, süt vermeyen, doğurmayan, büluğ/erginlik öncesi sesi ve görüntüsü kadına benzeyen, hatta erginlik sonrası bille kararsız cinsiyet yaşayabilen ERKEK cinsinin kurgusudur. Erkek memelidir gibi...
4. Son vahy biçimi ise bildiğimiz gibi Allah Resullerine gelen vahy mekanizmasıdır”

====Sayin Aiberg kadinlardan sadece Hz. Meryem`in peygamber oldugundan neden bu kadar eminsiniz? Kur-an`da “Meryem disinda kadin peygamber yoktur” seklinde bir ayet mi var yoksa, isimleri zikredilmeyen peygamberlerden mi bahsediliyor?=============

ŞU AYETE dikkat: Enbiya-7:"Biz senden önce de, elçi olarak ancak kendilerine vahy gönderdiğimiz ERKEKLERİ gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorunuz."

Pekiyi bu işi KİMLER BİLİYOR?
Arapça ZİKRÜ=Erkek (Türevi müzekker=Maenlich, masculine vb.

Önce şunu bir anımsayalım:
1. İlk insan hem annesiz hem babasız YARATILDI.
2. Sadece Hz.İsa "BABASIZ" fakat "Anne kipinde" doğdu.
3. Bu iki istisna dışında tüm insanlar "Analı-babalı" doğdular.

Birinci madde için bir sorun yok. Üçüncü madde için yine sorun yok, çünkü tüm elçiler "Anneli-babalı" doğdular.

Ancak İstisna o ki, Hz. İsa "Babasız" bir elçiydi.
İsa'ya Ruhül Kudüs'ten AYRCALIKLI olarak katma bir RUH daha üflendi.

İsa'ya anne karnında ve beşikte konuşma gibi yetenekler verildi. Yani KELAMULLAH=Allah kelimesiydi, konuşuyordu.

İsa'ya ayrıca ANNESİNİ DE içine alan bir "ELÇİLİK" deruhte edildi.

Sevgideğer Dilemma, buraya çok dikkat!
Hz. İsa'nın bu özel birkaç durumundan ötürü bir İSTİSNA da ANNESİNE verildi.

Ana-oğul BİRLİKTE veya BİR BEDENDE oldukları için "İKİSİNE TEK BİR ELÇİLİK" verildi. Yani ana-oğul tıpkı "BİRLEŞİK ADEM-HAVVA" gibi TEKVÜCUT idiler. Birine giden diğerine de gidiyordu.

Cibril, Meryem'in sinesine=GÖĞÜS KEMİĞİNE RUH ÜL KUDÜS'Ü üfledi. Bunun ne anlama geldiğini görmek için, Tarık suresinin 5-6-7. ayetini yazıyorum:

"İnsan NEDEN yaratıldığına bir baksın."
"Atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır."

Buraya kadar hiç bir anormallik yok. Ama yedinci ayete lütfen dikkat: "(Erkeğin) BELKEMİĞİYLE, (Kadının) GÖĞÜS KEMİĞİNİN ARASINDAN ÇIKAR."

Oysa hepimiz biliyoruz ki, genital organlar, belden aşağıdadır. Pekiyi BELKEMİĞİ ve ĞÖĞÜS neden ve nereden çıktı? Haşa Allah'ımız jinekoloji bilmiyor mu? Bu sırrı aynı surede 14. ayette bulacaksın: "O KUR'AN EĞLENCE İÇİN EDĞİLDİR!"

Bir kaç ayet daha anımsayalım: "Bu Kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık/ITMAM=Tastamamdır." vb.

BİR İSTİSNA OLAN Hz.İSA'NIN DOĞUMUYLA İLGİLİ OLARAK yukarıdaki ayetler üzerine düşünmeye davet ediyorum. 5. ve 6. ayetler "Normal yoldan analı-babalı" doğumu anlatırken, 7. ayet "İSTİSNA OLARAK" belden aşağıdaki organları gözardı ederek belden yukarı özel bir BÖLME'ye işaret ediyor. Ve "Olur mu öyle şey" diyecek olsan, 14. ayet:"KUR'AN BİR EĞLENCELİK DEĞİLDİR." diyerek bizi uyaracaktır.

Yusuf-111. ayette de "Ma Kane Hadesen Yüftera=Kur'an, sizin HADİSLERİNİZ gibi UYDURMA DEĞİLDİR=KELAMULLAH=Allah kelimesidir.

Şimdi, diyorum ki, Meryem'in "Gögsüne, Cebrail as. KUTSAL RUHUNDAN ÜFLEDİ.

Yine diyorum ki Meryem diğer hamilelikler gibi 9 küsur ay boyu, peyderpey karnı büyüyerek hamileliğini yaşamadı. Bu olaydan sonra kasabanın şaştığını yani dal gibi bir gençkızın diyelim ki olayın olduğu yere giderken normal olan yapısının dönüşte karnının şiş bir halde olduğunu görüyoruz. Bunun akabinde dedikodular aldı yürüdü. İsa, annesinin masum olduğunu ana karnındayken söyledi. Bundan sonra Marangoz Yusuf (Ki Ali İmran suresindeki İmran Ailesindendir, İncil'deki Meryem'in annesi Elizabeth ile aynı ailedir. Sakın ola ki, yine benim Tevrat, İncil karıştırdığımı söyleyerek günahımı almayınız.Ne yazıyorsam HALEN KUR'AN'DAN!) Yusuf onunla tez yoldan evlendi. Hemen akabinde bir Hurma dalına tutunarak oğlu İsa'yı doğurdu. İsa bu kez de doğduğu yerde ve daha sonra beşikte biz YETİŞKİN İNSANLAR gibi konuştu, annesini her yerde savundu.

Bunun anlamı şu: İSA ÇOCUK hatta BEBEK peygamberdir. Yani RUH üflendiği anda ELÇİLİĞİ ALMIŞTIR.

İKİNCİ OLARAK: AYNI BEDENDE BİR ARADA OLMANIN BEDELİ OLARAK ANNE-OĞUL BİRLİKTE ELÇİLİK ALDILAR.

BÖYLECE "Elçilerin erkeklerden çıktığı KURALINA dokunulmadan MERYEM 7e DİŞİ ELÇİ OLDU. Bu bir istisnadır. Umarım açıklayıcı olmuştur.

Allah kadınları kayırmıştır. Çünkü doğum-doğurma görevi ve işlevi DİŞİLERE verilmiştir. Evlerin İÇİŞLERİ BAKANI da dişilerdir. Böylesi işgüç arasında bir de ELÇİLİK angarya bir görev olacaktı.

Burada görevler pay edilmiştir. DIŞİŞLERİ BAKANI erkek olduğundan ve doğum ile kadınlık fonksiyonları vb. gerekmediğinden, ELÇİLİK için "BOŞA ÇIKARILMIŞ" oluyor.

Sevgideğer Dilemma, yarım bardak su var. Bu dolu mu, boş mu dilemması yani ikilemidir. Eğer sen su istiyorsan "Doludur" ama istemiyorsan "Boştur"

Buna göre "Erkeğe Elçilik görevi" acaba yarım dolu bsardağın hangisi? Bence "Kadınlar" kutsanmış, onlara ağır yüke bir kambur daha eklenmesin diye "Elçilik" verilmemiştir. Bir de şöyle düşünelim:

Erkek doğuramıyor. Bu BİR EKSİKLİK değil midir?
Erkek üreyemiyor, bu kadının üretkenlik ÜSTÜNLÜĞÜ değil midir?

Varsayalım ki, bir gemi batar ve bu gemiden iki hamile kadın bir adaya yüzerler. Yine varsayalım ki, ultrason sonucu birinin kız diğerinin erkek bebekleri olacak.
Bu durumda adanın nüfsu artacaktır. Çünkü kadın üretkendir.

Ama aynı adaya bir çift erkek düşerse, nesil bitmiştir. Acaba kim kimden ÜSTÜN dersin?

(Devam ediyoruz elbette)


 
 
hiç
(no login)

Tefsir Üstadı Hans AYBERG, Elmalılı Hamdi'den de fazla

August 18 2001, 11:58 PM 

Ya Elmalılı Hamdi Efendi Hans AYBERG bilgisine, zekasına ve dehasına sahib olsaydı n'olurdu acaba? Herhalde o zaman 60/70 cilt tefsir olurdu elimizin altında

 
 

(no login)

DİLEMMA MAALESEF "NOKTA" BURADA BEN ÇEKİLİYORUM. YAZDIRMAMAYA YEMİN ETMİŞ. YAPACAĞIM :BİR

August 19 2001, 2:57 AM 

OYSA YAZILARIM HAZIRDI. NOKTA KADAR YER TUTMUYORDU. ŞİMDİ DE "HİÇ" OLDU. YARIN DA NE OLUR BİLMEM. ARKADAŞIMIZ "PROGRAMLANDIRILMIŞ" BUNUNLA MI UĞRAŞACAĞIM, YOKSA DİN&BİLİM Mİ YAPACAĞIM?
BU NASIL BİR EZİYET.
TAKOZ VE TÖKEZ OLMAK
BAŞLIBAŞINA BİR MEZİYET.
BENDEN BU KADAR
ARTIK SİZE HİÇ/NOKTA YAZAR
SİZ DE OKURSUNUZ.
HOŞÇAKALIN.

 
 
keerish_lo_taan
(no login)

üzüldüm

August 19 2001, 4:02 AM 

gercekten üzüldüm,
Harry Potter bile bana bu kadar zevk vermemisti. Yalniz sonunda kadinlara cok torpil gecmissiniz Hans bey. Ne gerek vardi. "Hic"in yaptigi karsilastirma cok alakasiz oldugu icin kiniyorum.
Selam

 
 
dilemma
(no login)

hasbinallah ve ni`mel vekiil

August 19 2001, 2:48 PM 

Düsünmüyorsun, yürümüyorsun en kötüsü dinlemiyorsun. Bikmadin mi Hací`ya ucuz dalkavukluk numaralari yapmaktan. Korkma, Aiberg Haci`yi ortadan kaldirip koltuguna kurulmaz. Tenezzül edecegini sanmiyorum.

Seni defalarca bulasma bu tartismaya diye ikaz ettim. Cigneyerek,Emin Ali`nin sapkasi gibi burusturdugun, ölü cehresi kadar manasiz, alelade, kopuk ve zavalli bir türkceyle meramini bile dillendirmekten acizken, Aiberg gibi bir deve savas ilan etmeye kalkisman gülünc bir durum.

Hic, Aiberg`in yazdiklarini okumak keyif veriyor. Lütfen bu ziyafetin icine etme...

Hadi simdi cekil kenara ve bir daha merdaneyi elime almaya beni mecbur birakma...

 
 
dilemma
(no login)

devamla

August 19 2001, 3:24 PM 

Enbiya suresi 7. ayetin mealini hangi tercümeye dayanarak verdiginizi bilmiyorum ama benim baktigim tercümelerde cümle aynen söyle:

"Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz."

Bir baska mealde kisiler insanlar olarak geciyor. Ayetin tercümesinde mealler arasinda bir karmasa hakim. Fakat cogunda kisi veya insan terimleri kullanilmis. Sahsen benim ayetten cikardigim anlam, hayvanlar arasindan peygamber, elci gönderilmedigi, elcilerin hepsinin insan oldugu seklindedir. Sayin Aiberg yoksa size göre kadin insandan sayilmiyor mu?

Hz. Meryem`in bir istisna oldugunu söylüyorsunuz. Istisnalar olabilirlik adina bir delil teskil edemezler mi? "Kadinlardan peygamber gönderilmemistir" diyebilirmiyiz bu durumda. Hz. Meryem`e vahiy inmistir. Bu durum kadinlarin vahiy yükü altinda ezilmediginin ve bu agir yükü kaldirabildiklerinin en güzel ispatidir. Ayrica ilgili makalenizde (her ne kadar kabul etmesem de) cok sert bir sekilde de olsa, Allah`in Havva`ya seslendigini ve onu cennetten kovdugunu yazmissiniz. Allah`in insanlarla kurdugu her türlü dialog vahiy sayildigindan, Havva`ya da vahiy indigini kabul etmek zorundayiz. Vahiy alan kisilerin Allah`in elcileri olacagi genel kabulunden hareketle Havva`ya da peygamberlik zisanini (en azindan nebilik) vermek zorundayiz. O halde Hz. Meryem istisna degildir.


Not:
"İncil'deki Meryem'in annesi Elizabeth ile aynı ailedir"
Hz. Meryem`in annesinin adi Hanna degilmiyidi?

 
 
EMRE
(no login)

SEVGİLİ AİBERG

August 19 2001, 3:31 PM 

Lütfen yazmaya ve tartışmaya devam ediniz.Selamlar...

 
 
ebuselam
(no login)

hic in dal kavuk lugu

August 19 2001, 5:49 PM 

hich'in haciya dalkavukluk yapmasi yeni birsey degildir isamesih.org da isc,balikci, nurtac,neyzen teyfik,aydin inanc gibi nicklerle yapardi yapacagini.sonra ne olduysa oldu bir karar alinmis gibi. haci ve senantuanla birlikte hic(yani mezkur nickleri) im.org da yazmaz oldular. buradada bu ucu yani hic,haci ve anton birbirlerinin saksakcilaridirlar.seytan ucgeni mi desem?unholy trinity mi desem? bilmem ki. arada bir atisir numarasi yaparlar ama palavradir inanmayin.benim anlamadigim sey alternatiften ve adam gibi tartismak isteyenlerden ne alip veremedikleridir. ruh hastaligi mi? yoksa baska birsey mi anlamadim? isamewsih.org daki vazifeleri belliydi:muslumanlari mesgul edip,misyonerlerin rahat nefes almasi.ama buradaki gayeleri nedir?merak ediyorum.

 
 
hiç
(no login)

ebuselam, demek ki illa da vazifeli olmak mı gerekiyor :))

August 19 2001, 6:35 PM 

şaşıyorum aklınıza, fakat elbette ki bunlar sizin kanaatiniz, değiştirebilemem

 
 
HACI _ALI
(no login)

SEViGLI AİBERG

August 19 2001, 6:51 PM 

SEVGiLI AİBERG

Muhterem kardesim,Elbette ki meyveli agac taslanacaktir!... Simdi siz ilim yolu ile getirdiklerinize karsi fikirdekiler hakli olarak reaksiyon gosyereceklerdir!...Cunku onlarin islerine gelmeyine yapacaklari iki sey vardir!...

1-Bilgiyi imha etmek!...edemeyince!...
2- Kisisel saldiraya gecip sizi suzuturmak!...

Amaa!...Bu guzel IZHA'lara devam ederseniz hem sizin ILIM sahibi oldugunuzu hemde bizleri daha cok aydinlatmis olmaniz yaninda belkide karsi fikirdeki kisilerin degisimine yardimci olmayacaginiz ne malum?...Bu nedenle ALLAH (C.C) HAKKI icin yazmaya devam ediniz!...Sizi bekliyoruz!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..

 
 
HACI
(no login)

DALKAVUKLARDAN GECILMIYOR AMA ONLARIN HIC BIRI HIC DEGIL..

August 19 2001, 11:02 PM 

BIRI DILEMMA.. GAK VE PAKSU'NUN DALKAVUGUDUR..
DIGERI EBUSELAM, GORUNUSE GORE DILEMMA VE GAK'IN DALKAVUGUDUR..
BIR TASLA IKI KUS VURMAK ISTER BU DALKAVUKLAR..
DILEMMA HIC'E KIZAR, HACI'YA CATAR..
AYNI SEYLERI EBUSELAM DA YAPAR..

BU FORUMDA MASUMLAR DA VARDIR..
DALKAVUKLUKLAR TARAFINDAN KULLANILAN..
GAK, PAKSU, HACI VE HIC..

HER KOYUN BIR DALKAVUGU OLUYOR MUS DEMEK KI.. BI DE BIR SEYI DAHA OLUYORDU AMA NEYDI YAHU, SIMDI HATIRLAYAMADIM...


KEH KEH KEH..

GAFILLER...

 
 

(no login)

Hans van ayberge barnaba incili hakkında

August 19 2001, 11:19 PM 

sayın ayberg yazınızda bizi ilgilendiren bazı bölümlere cevap vermek istiyorum

sabrınıza şimdiden teşekürler


sen-antuan

pax et bonum





Barnaba İncili Nedir?
Barnaba İncili hakkında bilgi
Son yıllarda birçok Müslüman'ın iddia ettiği şey şudur: “Kur'an'da bugünkü Hıristiyanlarca kullanılan İncil'den değil, Barnaba İncili'nden söz ediliyor.” Bu ortaya atılan Barnaba İncili olayı tamamen bir sahtekârlık ürünüdür. Barnaba İncili adı ile basılmış olan kitap incelenirse, yazarının İsa Mesih'in havarisi değil, İsrail'i hiç görmemiş birisi olduğu ortaya çıkar. Bu kitap aslında 16. yüzyılda İtalya'da yazılmıştır ve yazarının Hıristiyanlık'tan İslamiyet'e geçmiş birisi olduğu bilinmektedir. Barnaba İncili, Hıristiyanlığı kötülemek ve Müslümanlığı yüceltmek için İ.S. 16. yüzyılda yazılan sahte bir eserdir. 17. yüzyıla kadar, Hıristiyan olsun Müslüman olsun, hiçbir yazar bu eserden aktarma yapmamış, hatta adından bile söz etmemiştir! Bu eserin sahteliği inkâr edilmeyecek somutlukta ispatlanmıştır.

Barnaba İncili'nin Tarih ve Coğrafya ile İlgili Çelişkileri

İncil'deki gerçek Barnaba aslen Kıbrıslı olup asıl adı Yusuf'tu ve Yahudiler'in en eğitimli kavmi olan Levililer'dendi. İsa'nın havarileri onu Barnaba “Cesaret Verici” diye adlandırmışlardı (İncil: Elçilerin İşleri 4:36-37). Barnaba, ait olduğu milletin yurdunu ve yaşadığı yüzyıl olan 1. yüzyıldaki durumu çok iyi biliyordu. Barnaba İncili'nin yazarı da bunları bildiği iddiasındadır. Ama, buna karşın eser, 1. yüzyıl Filistin'inde yaşayan Barnaba gibi tahsilli bir Yahudi'nin yapmayacağı tarihi ve coğrafi hatalarla doludur. Bu eserin 1. yüzyıl Filistin'inin değil, ortaçağ Avrupası'nın toplumunu anlattığını hemen anlamak çok kolaydır. Birkaç örnek vermek gerekirse:
1. Barnaba'nın bizi hayrette düşüren ilk hatası, Nasıra ve Kudüs şehirlerinin bir göl ya da deniz kıyısında bulunduğunu sanmasıdır. Bilindiği gibi Hz. İsa'nın büyüdüğü Nasıra kenti, en yakın göl olan Celile gölünden 600 metre kadar yükseklikte ve 25 kilometre kadar uzaklıkta bulunmaktadır—ve antik çağda bunun gibi bir mesafe uzak sayılırdı. Kudüs ise 811 metre yükseklikte ve en yakın göl olan Lut Gölü'nden 23 kilometre kadar uzaklıkta bulunmaktadır. Ama Barnaba'nın 20. bölümüne göre, “İsa Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Nasıra'ya doğru yola çıktı... Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne yaptıysa hepsini yaydılar.” Dahası var. 151. bölüme göre Hz. İsa'nın bindiği gemi Nasıra “limanından” (!) çıkıp uzaklaşıyormuş. Bu gemi yolculuğu nerede son buluyormuş biliyor musunuz? Kudüs'te!! Bölüm 152'de şunları okuyoruz, “İsa Kudüs'e gelip de...” Anlaşılan, Barnaba' ya göre Nasıra'dan Kudüs'e gemiyle gidilebilir! Tıpkı günümüzde, “Ankara'dan bir gemiye binip Adana'ya gittim” demek gibi!

2. Barnaba'nın 119. bölümünde İsa'nın şekerden söz ettiği yazılıdır. Ama şeker Akdeniz yöresine ancak İ.S. 7. yüzyılda, Müslüman Araplar sayesinde girmeye başladı. Şeker sanayiini Araplar İranlılar'dan, İranlılar ise İ.S. 6. yüzyılda Hintliler'den öğrenmişlerdi. Avrupalılar şeker sanayiini Müslüman Araplar'dan öğrendiler. Şeker 1. yüzyıl Filistini'nde bilinmeyen bir maddeydi. Okuyucu şunu anlamalıdır ki, Hz. İsa'nın şekerden söz etmesi, otomobilden söz etmesi kadar gülünç olurdu. Barnaba İncili'nde şekerden söz edilmesi yazarın sahtekârlığını açığa vurmaktadır.

3. Barnaba'nın 54. bölümünde 60 “minuti”ye bölünen bir altın dinardan söz ediliyor. Hz. İsa'nın zamanında ise, Roma İmparatorluğu'nda dinar, altından değil gümüşten yapılırdı. Her Roma dinarı 16 “as”a, her “as” da 4 “kuadrans”a eşitti. “Minuti” diye bir para birimi yoktu. “Minuti” denilen para birimi yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmış ve Roma İmparatorluğu'nda değil, İspanya'da kullanılmıştır. Barnaba İncili'nin yazarı 1. yüzyılda Filistin'de var olmayan bir paradan söz etmekte ve uydurma kitabında para birimi olarak bunu göstermektedir. Alınan tüm tedbirlere rağmen, herhangi bir sahte eser kendini ele verir. Barnaba İncili de bu konuda bir istisna değildir.

4. Barnaba İncili'nin 121. bölümünde anlatılan mahkeme işlemi ancak yüzyıllar sonra ortaçağda kullanılan usuldedir. Sanık, yargıç tarafından sorguya çekilirken noter onun tanıklığını özetleyip kaydeder. Hz. İsa'nın yaşadığı 1. yüzyılda böyle bir usul yoktu.

5. Barnaba İncili'nin 152. bölümünde “tahta fıçılar”dan bahsediliyor, ancak 1. yüzyılda şarabı korumak için tahta fıçılar kullanmak hiç bilinmeyen bir şeydi. O dönemde yaşayan insanlar deriden tulumlar kullanırlardı. (Bkz. İncil: Matta 9:17)

6. Barnaba İncili'nin anlatım tarzı bile dikkat çeker. 222 bölümden oluşan bu eserin İtalyanca metni, Toskanalı ve Venedikli diatessaronları örnek almıştır. İ.S. 13. ve 14. yüzyıllarda hazırlanan bu diatessaronlar (yani, gerçek İncil'in dört “müjde kısmı” özetleyip tek cilt haline getiren eserler) İtalya'da çok rağbet gördü. Bu ebatta diatessaronlar ilk defa olarak 13. yüzyılda yazıldığına göre Barnaba İncili de ortaçağda yazılmış olsa gerek, ne diyorsunuz?

Sahte Barnaba sık sık büyük Hıristiyan bilgini Jerom'un İ.S. 4 yüzyılda yaptığı Tevrat, Zebur ve İncil'in Latince Vulgat çevirisinden aktarmalar yapıyor. (Bkz. bölüm 74 ve Zebur: Mezmur 84:6; bölüm 12 ve Zebur: Mezmur 110:3; bölüm 118 ve Tevrat: Yeremya'nın Mersiyeleri 3:51, bölüm 4 ve İncil: Luka 2:15).

Ayrıca, Barnaba İncili'nde Dante'nin şiirlerinden (İ.S. 1265-1321) bir sürü aktarmanın bulunması, bu eserin ortaçağda yazıldığına dair başka bir kanıt oluşturur (Bkz. bölüm 60, 78, 106, 135, 217).

Barnaba İncili'nin Kutsal Kitap ile Çelişkileri

7. Sahte Barnaba'ya göre (bölüm 3 ve 217) Pontiyus Pilatus, Hz. İsa'nın hem doğumunda hem de ölümünde Yahudiye (Filistin) ilinin Romalı valisiydi. Oysa İncil'e (İncil: Luka 3:1), İ.S. 1 yüzyılda yaşayan Yahudi tarihçisi Yosefus'a ve diğer 1. yüzyıl Roma tarih kayıtlarına göre Pilatus, İ.S. 26 yılında, Roma İmparatoru Tiberyus'un döneminde vali atandı.

8. Sahte Barnaba, 93. bölümde diyor ki, Yahudi başkâhini (en yüksek din görevlisi), kral Hirodes ve vali Pilatus'la birlikte “İsa'nın önünde rükuya varıp tapınmak istiyordu!” Ama başkâhin ile diğer Yahudi din adamları Hz. İsa'nın can düşmanlarıydı. İkiyüzlülüklerini açığa vurduğu için O'nu yakalayıp ölüme mahkûm etmek istiyorlardı. Doğal olarak, kesinlikle O'na tapınmak istemezlerdi! (İncil: Luka 22:47-54, 66-71; 23:1-23)

9. İncil'de Hz. İsa'nın, “Mesih” (Tanrı'nın seçtiği Kurtarıcı) olduğu defalarca belirtiliyor (Tevrat: Danyel 9:24-26; Zebur: Mezmur 22:7-12; İncil: Matta 16:13-17; İncil: Yuhanna 1:41; 4:25-26), ama sahte Barnaba (bölüm 96) bunu inkâr ediyor. Kur'an dahi en azından 7 kere Hz. İsa'nın “Mesih” olduğunu açıkça belirtiyor (3:45; 4:157, 172; 5:17, 72; 9:30- 31).

10. İncil'e göre Pavlus, İncil'de büyük yer tutan mektupların yazarıdır. Oysa sahte Barnaba, Pavlus'un aldatılmış biri olduğunu söylemektedir (bölüm 222). Bunun gibi sözler, sahte Barnaba'nın bu kitabı tamamen Hıristiyanlık karşıtı propaganda maksatlı olarak yazdığını gösterir.

Barnaba İncili'nin Kur'an ile Çelişkileri

11. Kur'an'a göre (Kur'an: Bakara 2:29) yedi gök vardır. Oysa sahte Barnaba'ya göre göklerin sayısı dokuzdur. (bölüm 178)
12. Kur'an'a göre (Kur'an: Meryem 19:23) doğum sancısı Meryem'i, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi: “Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim!” Ama sahte Barnaba'ya göre “Bakire (Hz. Meryem) çocuğunu sancısız doğurdu.” (bölüm 3)

13. Sahte Barnaba, kitabının 44. bölümünde Yahudi din bilginlerini Tevrat metnini tahrif etmekle suçluyor. Bu suçlama herhalde Hz. İsa'nın zamanında veya daha önce yaşayan din bilginlerine yöneltilmiştir. Ama o zamanki din bilginlerinin Tevrat metnini değiştirdiklerini iddia eden hiçbir tarihsel kayıt bulunmamaktadır. Kur'an da böyle bir iddiada bulunmuyor. Gerçi Yahudiler'i Tevrat'ı kasıtlı olarak yanlış yorumlamak ve yanlış aktarmakla suçluyor. Ama daha önce de gördüğümüz gibi, İslam peygamberi kendi zamanında okunan Tevrat'la İncil'in hakiki olduğunu biliyordu. (2:113; 2:136; 3:3-4,;3:23; 3:84; 5:44)

Bu tür hatalar o kadar çoktur ki, tarafsız Müslümanlar Barnaba İncili'nin 16. yüzyıla ait sahte bir eser olduğunu açıkça itiraf etmişlerdir. Örneğin, Pakistanlı Dr. Gulam Cilani Bark, Ağustos 1975'te Lucknow şehrinde basılan “Al-Furkan” dergisinin 48. sayfasında şunları yazmıştır: “Hıristiyanlar eldeki İncil-i Barnaba'nın hakiki olma iddiasını çürütmüşlerdir. Buna göre eserin hakiki olma iddiası ancak Hz. Muhammed'in zamanından önce yazılmış bir kopyası ortaya çıkınca doğrulanabilir. Bu ise şimdiye kadar mümkün olmamıştır.” Barnaba İncili'nin sahte olduğunu kabul eden başka Müslüman bilginler vardır. (Abbas Mahmud el-Akkad, “News Bulletin of the Near Christian Council” Paskalya 1961, sayfa 9-11; Süleyman Şahid, İslam dergisi “İmpact”, Londra, 1 Ocak 1974; Prof. E.R. Hambye “İslam and the Modern Age,” New Delhi, Hindistan, Mayıs 1975; Prof. Muhammed Yahya el-Haşimi “Etudes Arabes” no. 48; vs.)


--------------------------------------------------------------------------------
Bu bölümündeki bilgiler İncil-i Barnaba, Bilimsel Bir Araştırma adlı kitaptan (R. Benson, İstanbul (P.K. 107 Kızıltoprak-Kadıköy): Zafer Matbaası, 1985) özetlenmiştir. Eğer Barnaba İncili hakkında daha geniş bir araştırma yapmayı arzu ederseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederiz


--------------------------------------------------------------------------------


 
 

(no login)

ayberge üçlü birlik hakkında

August 19 2001, 11:21 PM 

ALLAH BİR TANE Mİ, ÜÇ TANE Mİ?

Eski çağlarda çok tanrılı dinler bulunduğu gibi hala zamanımızda bile bulunmaktadır. Tanrıbiliminde çok tanrılı dinlere "putperestlik" adı verilmiştir. Ne var ki, Hristiyanlık tek Allah'lı bir din olarak tanınmasına rağmen, "üçlük" inancı yönünden eleştirilere uğramaktadır: "Hristiyanların üç ayrı Tanrıları var... Onlar üç Tanrı'ya inanıyorlar..." biçiminde suçlayanlar bulunmaktadır.

Bu yazımız Hristiyanlık dinini savunmayı amaçlamamıştır. Ama yukardaki eleştiricilere "üçlük" inancı yönünden bazı açıklamalarda bulunmak istiyoruz.

Önce şunu belirtelim ki, çeşitli dallarıyla "Hristiyanlık" diye bilinen din nasıl inanırsa, nasıl davranırsa, Tanrı'sını nasıl açıklarsa açıklasın. Bu o kadar önemli değildir. Ama Tanrıbilimi açısından esas temel olan Kutsal Kitabın ne öğrettiği önemlidir.

Şu kaçınılmaz bir gerçektir ki, kendilerine Hristiyan diyen bazıları —aslında onlar da Allah'ın bir olduğuna inandıkları halde— belki farkında olmadan Allah'ın Varlığını fiziksel bir biçimde açıklamaya çalışmışlardır.

Örneğin: Allah'larını açıklayan resimler, tablolar

çizmişler ve bunları tapınaklarına yerleştirmişlerdir. Bu tür tabloya resimlerde şöyle bir manzara görülür: gökte bulutlar üzerinde beyaz saçlı, ak sakallı ihtiyar bir adam, bazen elinde dünyayı tutmuş olarak oturmaktadır. Bu, "Baba Allah" imiş. O'nun hemen yanında daha genç biri vardır. Bazen bu gencin elinde ya da omuzunda bir çarmıh bulunur. Bu ise "0ğul Allah" olan İsa Mesih imiş. Bu iki kişinin ortasında biraz yukarda uçan bir güvercin kuşu görülebilir. Bu da "Kutsal Ruh" olan Allah imiş.

Bu tür resimleri tapınaklarında kullananlar her ne kadar "bunlar ancak simgedir, bir hatırlatmadır..." deseler de, eleştiride bulunmak isteyenlere geniş olanaklar vermektedirler. "Hristiyanların üç tane Allah'ları var diye söylenen söz gerçekten doğruymuş ...Bak, şu tablodaki üç Allah'lar nasıl yanyana oturuyorlar..." şeklinde itiraz edenler ve alay edenler olmaktadır.

Bu konuda tüm zorluklar nereden geliyor? Maddeyle ilgisi olmayan, ama RUH olan Allah'ın varlığını maddi bir şekle sokarak anlatmak ya da anlamaktan geliyor! Maddeye bağlı, çevresi, dünyası, hatta taşıdığı bedeni madde olan insan çoğu kez bu hataya düşüyor. Bunun sonucu olarak da bir sürü anlaşmazlıklar ve çelişkiler ortaya çıkıyor.

Kişi, Allah'ı tanımlarken "Allah Ruhtur" diyorsa da, O'nu açıklarken fiziksel, maddi örnekler kullanmaya mecbur oluyor, İşte "üçlük" inancı yönünden de çıkan anlaşmazlıklar, insan mantığına ters düşen durumlar çoğunlukla bu yönden doğmaktadır.

Allah'ın şekli, biçimi, yeri belli değildir. Kimse bunu bilmez. O'na bir şekil, biçim, yer-mekan vererek fikrimizde kurduğumuz hayalleri gösterip "Allah işte böyledir" diye iddia edersek, başka birinin hayallendirdiği Allah kavramı başka türlü olabilir. Bu sefer de anlaşmazlıklar çıkar.

Ortadaki mevcut eleştirilere bir cevap verip iyi bir uyum sağlayabilmek amacıyla isterseniz gelin, bu konuda en üstün otorite, en yüce yetki ve temel gerçek olan Allahın sözü Kutsal Kitabın ne dedigine bakalam.

KUTSAL KiTAP NE DİYOR? TEK ALLAH

"Dinle ey israil, Allah'ınız Rab BÎR olan Rabdir" Tesniye 6:4.

"Rab, Kendisi Allah'tır, O'ndan başkası yoktur... Bugün bil ve yüreğine koy ki, yukarda göklerde ve aşağıda yerde, Rab, O Allah'tır, başka yoktur" Tesniye 4:35, 39.

"Şimdi görün ki Ben, Ben Oyum, ve nezdimde ilah yoktur." Tesniye 32:39.

"Beni kime benzeteceksiniz ki Ben ona müsavi olayım? Kutsal olan diyor" İşaya 40:25.

"Benden önce Allah olmadı ve Benden sonra olmayacak. Ben Rabbim ve Benden başka kurtarıcı yoktur" İşaya 43:10, 11.

"Rab şöyle diyor: Benden başka Allah yoktur. Her şeyi yaratan, gökleri yalnız basma yayan, yeri seren (yanımda kim vardı?)...Benim," İşaya 44:6, 24;

45:5.

"Gökleri yaratan ve dünyaya şekil veren Rab Benim ve başkası yoktur" İşaya 45:18, 22.

"Beni kime benzeteceksiniz ve kiminle denk tutacaksınız ve Benim için ne örnek yapacaksınız ki benzetelim?" tşaya 46:5.

"Rab diyor: Gökleri ve yeri Ben doldurmuyor muyum?" Yeremya 23:24.

"Hepimizin Babası bir değil mi? Bizi Bir Allah yaratmadı mı?" Malaki 2:10.

"İsa ona dedi... Allahımız Bir olan Rabdir... Yazıcı O'na dedi: Çok iyi muallim, hakikat üzre dedin ki O Birdir; O'ndan başkası yoktur." Markos 12:29-32.

"Allah birdir." Galatyalılara 3:20.

‘Devirlerin Kralına, son bulmaz, göze görünmez Tek Allah'a..." I Timoteos 1:17.

"Bir Allah ve Allah'la insan arasında bir aracı vardır." I Timoteos 2:5.

"Ruh bir, Rab bir, Allah ve Baba birdir." Efesoslulara 4:4,5.

"Sen Allah'ın Bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun..." Yakup 2:19.

"Kurtarıcımız Tek Allah'a yücelik olsun..." Yahuda 24.

Yukarıdaki ve benzeri ayetlerden gördüğümüz gibi, Allah'ın Sözü olan Kutsal Kitap çok açık bir dille Allah'ın tekliğin!, bir oldugunu öğretmektedir.

ÜÇLÜK NE DEMEKTİR?

Yukarıdaki ayetlerle Kutsal Kitap her ne kadar tek bir Allah'tan söz ediyorsa da; ve "Tanrı'da üçlük var" diye açıkça öğretmiyorsa da; Tanrı'da bulunan özel üç isimden sözeder. Özellikle incil yazılarında Tanrı "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" şeklinde açıklanır. Bu özel üç ismin aynı cevherden, aynı özden olduklarını kanıtlayan pek çok ayet vardır.

ÜÇ ALLAH'LAR YOK;

İncildeki "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" açıklayışı üç ayrı Allah demek değildir! Yukarıdaki ayetlerin birinde gördük ki, Allah "gökleri ve yeri doldurmaktadır." Tüm evreni dolduran, her tarafı kapsayan Tanrı'yi iki, üç, dört ya da daha fazla parçaya bölmeye hiç olanak yoktur!

Bununla beraber, yaptıkları iş bakımından Baba, Oğul ve Kutsal Ruh birbirlerinden fark edilirler. Yani, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ile açıklanan her bir isim, iş veya görev durumunu ayırt etmektedir. Örneğin (yine aciz olan fiziksel örnek kullanıyoruz, mazur görülsün): insanın beyni düşünmek içindir. Elleri çalışmak içindir. Ayakları da yürümek içindir. Bunun gibi de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un işleri farklıdırlar. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, insanın el ve ayakları bilinçli değildir. Bilinç ancak beyninde bulunuyor. Oysa Allah öyle değildir. Allahın bilinçsiz olan bir tarafı yoktur. O'nun her tarafı bilinçtir. Bu yüzden Baba'da olduğu gibi. Oğul ve Kutsal Ruh'ta da aynı bilinç mevcuttur.

BABA

"Baba Allah" tüm evreni kapsayan, her şeyi yaratan, yöneten, her şeye hakim olan Allah'tır.

OĞUL

"Oğul" aynı Baba Allah'ın cevherindendir (İbranilere l;3). Allah'ın Sözüdür (Yuhanna 1:1-3). Şöyle ki Allah'ın söz söyleyebilme yeteneği, konuşabilme gücü olan Ruhuna aittir. (Bu konuda ayrıntılı ayrı bir broşürümüz var.)

Oğul, aynı zamanda Baba Allah'ın "bazusu," "kudreti" ve hikmeti"dir (I Korintoslulara 1:24; İşaya 53:1;

63:5; 59:16). Baba'dan çıkıp dünyaya gelmiştir (Yuhanna 16:28). Allah'tandır (Yuhanna 7:29). Yüce Dağ ile simgelenen Allah'a aittir (Dantel 2:34, 45).

Çarmıhta kurban olmak suretiyle insanların günahlarını taşıyan yine bu "Oğul" olmuştur.

KUTSAL RUH

Kutsal Ruh da aynen Oğul gibi Allah'ın cevherinden olup Baba Allah'tan çıkmaktadır (Yuhanna 15:26). Görevine gelince, tüm insanları "günah, doğruluk ve yargı" konusunda uyarır (Yuhanna 16:8). İnanan insanların içine girip onları eğitir, aydınlatır, teselli eder, yönetir, güçlendirir, Allah'ın istediği duruma getirir... "Allah'ın eli" deyimiyle de simgelenir (Hezekiel 37:1; 3:14).

Böylece görüyoruz ki, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" yukarıda üç taht üzerinde oturan üçlü bir Allahlar heyeti değildir! Tüm evreni kapsayan ve özünde Üç ö-zellik olan tek Allah vardır.

ALLAH BÖLÜNMEZ!

Hiç kimse Allah'ın Hikmetini, Kudretini ve Kelamını Allah'tan ayırıp ayrı bir taht üzerine oturtamaz ki! Allah'ın "Kelamı, Hikmeti ve Kudreti" gibi isimler, İsa Mesih'in dünyaya insan şeklinde gelmeden önceki isimleridir. Bununla beraber Allah'ın Kelamı, Hikmeti ve Kudreti durumunda olan İsa Mesih'in beden alıp dünyaya insan şeklinde, yani İsa Mesih olarak gelmesiyle Baba Allah'ın Hikmetsiz, Kelamsız ve Kudretsiz kaldığını söylemek istediğimizi kimse düşünmesin!

İsa Mesih'in dünyadayken almış olduğu elle tutulur ve gözle görülür tarafı Allah değil, insandır. Allah Ruhtur; ne elle tutulur ne de gözle görülür. Ama İsa Mesih'in içindeki Ruh, Baba Allah'tan çıkan varlığıdır, İşte Allah olan O'dur.

Allah'ın Ruhu ise tüm evreni kapsadığından bir bütündür. Ne Kutsal Ruh, ne de İsa Mesih'in içindeki Tanrı'nın Ruhu bölünmez, parçalanmaz, birbirinden ko-

parılmaz ve ayrılmaz. Yeri, şekli, biçimi ve muayyen bir hacmi olan bir şeyi koparmak, tanelere bölmek, çoğaltmak mümkündür. Ruh olan Allah'ı ise maddeyi böler gibi bölemeyiz.

Allah'ın sağı ve solu yoktur. Üstü ve altı yoktur. Önü ve arkası da yoktur, içi ve dışı da yoktur. Nedenine gelince O her yeri, tüm evreni doldurur (Yeremya 23:24; Mezmur 139:7-12). Kutsal Kitap'ta bazen Allah'ın sağı ve solu varmış gibi, içi ve dışı varmış gibi, önü ve arkası varmış gibi, eli ve ayağı varmış gibi anlatmalar bulunur. Bunlar hep madde olan insanın anlayışına kolay gelsin diye kullanılan örneklerdir. Aslında yukarıdaki ve benzeri ayetlere bakacak olursak, tüm evreni kapsayan ya da dolduran bir Allah olduğunu anlarız.

Bundan anlıyoruz ki, "Kelam, Hikmet ve Kudret" niteliğinde olan İsa Mesih'in içindeki Ruh dünyada, İsa Mesih'in bedeninin içinde bulunurken, Allah'ta bir bölünme, bir parçalanma, bir eksilme asla söz konusu olamaz!

İsa Mesih, dünyanın neresinde olursa olsun, aynı zamanda her yerde bulunduğunu söylemiştir. Kendi öğrencilerine: "Dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim" ve "Benim ismimle nerede toplanırsanız orada, sizin aranızdayım" gibi sözleriyle İsa Mesih bunu açıklamaktadır (Matta 28:20; 18:20).

Bu da gösterir ki, bölünme ve parçalanma olmadan, hem de Allah'ta bir eksilme olmadan İsa Mesih'in beden kabı içindeki Ruh, Tanrı'nın Ruhundandır. Her yerde aynı zamanda hazır ve nazırdır. Böylece Allahın Kelamı, Hikmeti, Kudreti gibi adlarla tanımlanan varlığın yeryüzünde İsa Mesih adlı bir beden kabına bürünmesi, evrenin Allah'ının kelamsız, hikmetsiz veya kudretsiz kalabileceği düşüncesini kökünden ortadan kaldırır.

Kutsal Ruh*a gelince, bu da üçüncü bir taht üzerinde oturan üçüncü bir Allah değildir. Baba Allah zaten Ruhtur (Yuhanna 4:24). Bu Ruh da aynı Allah'ın Ruhudur. Ancak şu farkla ki, Allah'ın Kutsal Ruhu'nun işindeki farklılık anlaşılması için, bazen O şu benzetmelerle simgelenmiştir: "Rabbin eli, Rabbin bazusu, ateş, ateş dilleri, güvercin, göz, boynuz, yağ, rüzgar..."

Örneğin: Bay Can haltercidir. Çok ağır bir demir topu havaya Bay Can kaldırmıştır. Ama ağırlığı Bay Can bazusunun gücüyle kaldırmıştır. Ne var ki. Bay Can'ın eli veya bazusunda bilinç yoktur. Bilinçli olan beyninden emir almış olan eli veya bazusu harekete geçmiştir.

Allah'ın ise, daha önce dediğiniz gibi, her tarafı bilinçlidir. Bilinçsiz bir tarafı yoktur. Bu yüzden Kutsal Ruh da bilinçsiz bir durumda Baba Allahtan emir alarak harakete geçmez. Ama Kutsal Ruh Kendisi bilinçlidir. Tıpkı Baba ve Oğul'un bilinçli olduğu gibi.

BAZI ÖRNEKLER

Başlangıçta belirttiğimiz gibi, ne yazık ki bu dünyadaki aciz maddi şeyleri örnek olarak kullanmak zorundayız. Başka çare ve olanaklarımız yok!

Tek varlıkların üç yönü var:

Her cismin üç boyutu vardır. Fakat yine de bir ünite olarak kabul edilir. Ortada bir masa var. Fakat bu tek masa üç boyuttan oluşur: l) yükseklik, 2) uzunluk, 3) genişlik. Bunlar masanın yaptığı şeyler değil, ama olduğu üç durumdur. Yükseklik, genişlik ve uzunluk masa adedini üçe yükseltmez. Masa yine tektir. Bu gerçeği, matematikten şöyle bir denklemle açıklayabiliriz: 1+1+1 = 3 değil; 1x 1x 1 = 1 geçerlidirl

Zamanda da bu durum göze çarpar:

Zamanı, l)geçmiş, 2)şimdiki ve 3)gelecek zaman olarak biliriz. Geçmiş zaman olmasaydı, şimdiki zaman olmazdı. Şimdiki zaman olmasa, gelecek zaman olmaz. Geçmiş, şimdiki ve gelecek olarak zamanın uç yönü olmasına rağmen, genel olarak bunların hepsine aynı adı verip "zaman" deriz. (Bu iki örnek D. Rhoton'un yazdığı "inanç ve Delil" adlı kitaptan alınmiştır.)

GÜNEŞ ÖRNEĞİ

Güneşimiz tektir. Gökte yanyana duran üç ayrı güneş yoktur. Ama bir olan güneşte de üç ayrı yön ya da etki vardır: l) güneşin yusyuvarlak daire şeklindeki görünüşü, 2) bu yusyuvarlak daireden fışkıran ışınlar ve 3) bu ışınlarda bulunan ısı sıcaklık.

SU ÖRNEĞİ

Hava soğuktur. Bir göl buz tutmuştur. Biraz sonra sıcak bir hava tabakası gelmiş, güneş parlamış, buz erimeye başlamıştır. Bu durumda sıvı halindeki suyun aynı zamanda üç ayrı durumda olduğu görünür: l) gölün altında bulunan normal su; 2) gölün yüzeyinde bulunan buz tabakası; 3) gölün üstünde yükselen buharlar. Bu durumda su, aynı zamanda üç durumda bulunuyor: su, buz ve buhar. Ama yine de burada üç ayrı madde yok. Tek ve aynı su var.

Başka bir örnek görelim:

Bir levhanın yüzeyinde üç delik vardır. Bu delikleri bir ve aynı tel açmıştır. Tek bir tel levhanın üstünden ve altından bükülmesiyle levhada üç delik açmıştır. Burada üç ayrı cins tel yok. Bir cins tel var. Ancak tek olan bu tel, bükülmek suretiyle levhada üç ayrı delik açmıştır.



SINIRLI İNSAN KİŞİLİĞİYLE SINIRSIZ ALLAH KİŞİLİĞİ MUKAYESE EDİLEMEZ;

Allah gibi olmayan ve maddi bedenle sınırlandırılmış olan insan, aynı anda üç işi birden yapamaz. Bunları sırasıyla ve ayrı vakitlerde yapabilir. Ama Allah için böyle değildir. Allah için yapılacak işlerin sırası ve vakit bulma ihtiyacı gerekmez. O, birçok işleri aynı anda yapabilir, işte "üçlüğün" açıklanışı biraz bu gerçeğe de bağlanabilir.

Diyelim ki bir evde yapılacak üç önemli iş vardır. Bu üç işin de aynı zamanda yapılması gerekiyor: l) yukarıdaki odalar temizlenecek; 2) odalar temizlenirken aşağıda mutfakta yemek hazırlanacak; 3) odalar temizlenirken ve yemek hazırlanırken gelmekte çılan mİsafir yoldan karşılanacak. Bu üç işin tam aynı zamanda yapılması gerekiyorsa, kişilikleri sınırlı olan insanlar arasında mutlaka üç kişiye ihtiyaç vardır.

Ama varlığı insan gibi sınırlı olmayan, madde değil ama Ruh olup her yerde aynı zamanda bulunabilen sınırsız Allah için durum böyle değildir. O, değil sadece üç işi, ama milyarlarca işi aynı anda yapabilir. Belki "üçlüğün" açıklanışında yahut da anlaşılmasında bu derin gerçek üzerine gerektiği kadar eğilinmemiştir. Belki konuya insansal veya maddesel açıdan bakılmıştır. Bu yüzden de belki bazı açıklayıcılar ile bazı anlayanlar üçlüğe üç ayrı taht üzerinde oturan üçlü bir "Allahlar heyeti" olarak bakmışlardır.

BABA, OĞUL, KUTSAL RUH İÇ İÇE GİRERLER

Kutsal Kitapta bazen Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, bazı işler yaparlarken birbirlerinden tamamen farklı şahsiyette görünürler. Örneğin: İsa Mesih Ürdün ırmağında su vaftizi olurken İsa Mesih "Oğul" olarak suda. Kutsal Ruh güvercin gibi üzerine inmekte, "Baba" Allah ise sesiyle gökten seslenmektedir.

Oysa bazı işler yaparlarken de iç içe girmekte, birbirleriyle kaynaşmaktadırlar. Bu durumu kanıtlayan ayetleri sunmadan önce şöyle örnek yerelim:

Diyelim ki bir anne üçüz doğurmuştur. Üçü de erkektir. Üçü de tıpa tıp birbirine benzemektedir. Üçü de aynı giysileri giymişlerdir. Üçünün de saç şekli, ses tonu, huyu, alışkanlıkları, arzu ve istekleri tıpa tıp aynı. Bunlara nüfus cüzdanı çıkarılacağı zaman anne üçünü de sıraya dizmiştir. Birine Sevgi, diğerine Can, öbürüne de Kadir adını koymuştur. Çocuklar sokakta oynarlarken her biri bir köşede bulunuyor. Anneleri pencereye çıkıp Sevgiyi eve çağırmak istiyor. Şimdi acaba hangi köşedeki çocuğa doğru bakıp da ona seslenecek? Bu durumda annesi bile eğer giysisine özel bir işaret koymazsa daima şaşıracaktır.

1) Baba'nın Ruhu ile Kutsal Ruh birdir.

2) Baba ve Oğul'un Ruhu da birdir.

3) Oğul'un Ruhuyla Kutsal Ruh yine birdir.

İSA MESİH'İN BEDENİNİ DİRİLTEN:

Önce diyelim ki, eğer yerden bir kilo ağırlığında bir yük kaldırılacaksa, bu ağırlığın kaldırılması için üç tane güçlü elin uzanmasına gerek yoktur. Bir tane sağlam bir el bunu rahatlıkla yapabilir. Bu anlayış ve kural altında:

İsa Mesih'in cansız, ölü bedenini dirilten Baba Allahtır: Romalılar 6:4; I Korintoslular 6:14; II Ko-rintoslular 4:14; Efesoslular 2:5; Resullerin îşleri 2:24, 32.

Kutsal Ruh'tur: Romalılar 8:11; I Petrus 3:18.

İsa Mesih'in bizzat Kendi Ruhudur: Yuhanna 2:19-22. Buradaki beden diriltme olayında üçü de iç içe girmişlerdir.

PEYGAMBERLERE ESİN VEREN, KONUŞAN:

Baba Allahtır: II Petrus 1:21. Kutsal Ruhtur: II Samuel 23:2. Beden almadan önceki durumuyla Mesih'tir: I Petrus l;10,11. Yine burada da üçü bir olmaktadır.

İNANLILARIN İÇİNDE YAŞAYAN:

İsa Mesih Ruh olarak imanlıların içine giriyor: Vahiy 3:20. imanlıların kalbinde taht kurup oturan İsa Mesih'tir: Efesoslulara 3:16. imanlıları yöneten İsa'nın Ruhudur: Resullerin îşleri 16:6,7.

İmanlıların içinde yaşayana şimdi de Kutsal Ruh deniliyor; Yuhanna 14:17-19; Resullerin işleri 2: 4;

Efesoslular 5:18; Romalılar 5:5; 8:11. Kutsal Ruh öğretiyor (Yuhanna 15:26) ve yönetiyor (Yuhanna 16;

8, 13, 14).

imanlıların kalbinde İsa'nın Ruhu ile Kutsal Ruh bir olduğu gibi, şimdi de Babanın Ruhu ile bir oluyor: I Korintoslular 3:17. imanlıların kalbi, Allah'ın orada oturduğu tapınaktır.

KURTARICI OLAN

Baba Allah'tan başka kurtarıcı yoktur: îşaya 45:14, 15, 18-22. Tek Kurtarıcı O'dur: îşaya 44:6. O'ndan başkasını kurtarıcı olarak kabul etmemeliyiz; İşaya 43:3, 10-22.

Şimdi de İsa Mesih'in Ruhu, bu "tek Kurtarıcı Baba" ile bir oluyor, kaynaşıyor, İsa Mesih Kurtarıcıdır:

Luka 2:11; II Timoteos 1:10; I Timoteos 1:15.

Kutsal Ruh da bir oluyor. Allah, Kutsal Ruhu ile kurtarıyor: Titus 3:4-6.

YARATICI OLAN

Tek başına her şeyi yaratan "Baba" Allah'tır: İşaya 44:24; Eyüp 9:8; İşaya 45:18.

Şimdi de tek yaratıcı olan Baba Allah ile İsa Mesih' in Ruhu bir oluyor. Kelamsız (Mesih'siz) hiçbir şey yaratılmamıştır: Yuhanna 1:3.

Kutsal Ruh yaratma işindedir: Eyüp 33: 4; 26: 13;

Tekvin 1:2.

Bunun gibi daha birçok örnekler verebiliriz. Ama yerimiz müsait değildir. Kutsallıkta, tapınılmakta, her şeye kadir olmakta, ezelilik ve sonsuzlukta ve saire, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" hep birbirinin içine girmekte, birbiriyle kaynaşıp bir olmaktadır.

"Teşbihte hata olmaz" diye bir söz vardır. Bunun gibi de bu yazıda verdiğimiz örneklerin gerçekten çok uzak olduğunu itiraf edelim. Çünkü verdiğimiz benzetmeleri bu dünyada bulunan ve madde olan şeylerden almaya mecbur kalıyoruz. Bu dünyada bedende yaşayan insanlardan kimse ruhî gereken berraklıkla göremediği gibi, ne anlatmak için yeterli sözleri vardır, ne de anlayabilmek için insanın beyin durumu buna elverişli değildir. Bununla beraber bu yazımız ve verdiğimiz aciz örnekler "üçlük" inancı yönünden fikri-mizdeki çelişkileri veya anlaşmazlıkları biraz olsun yatıştırabilmek bakımından bir yardım sağlamış olursa, kendimizi mutlu sayarız.

 
 

(no login)

ayberge iznik konsili üzerine

August 19 2001, 11:23 PM 

İZNİK KONSİLİNDE NELER OLDU?

Daha önceki bölümlerde, bazı kitaplardan yaptığımız alıntılarda, İncil'in "İznik Konsilince dörde indirildiği" iddiası ileri sürülüyordu. Oysa geçen bölümde, İncil'in İznik Konsilinin toplandığı İS 325 yılından çok önce elimizdeki şeklini aldığını görmüştük. Bu bölümde, İncil'in İznik Konsilinde değiştirildiğini ileri sürenlerin yanlışlarını ve tutarsızlıklarını geniş bir şekilde gözden geçirelim:

"KONSİL" NEDİR?

Hristiyan din önderleri, Hristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği bölge oranında büyük toplantılar düzenliyorlar. Bu toplantılara "Konsey" ya da "Konsil" adı verilmektedir.

Tartışılacak konu, bütün Hıristiyanları ilgilendiriyorsa, "Genel Konsil" yapılarak, bütün önemli kilise önderleri davet edilir. Eğer tartışılacak konu, sadece bir bölgenin Hıristiyanlarını ilgilendiriyorsa, o bölgenin kilise önderlerinin katılacağı bir "Bölgesel Konsil" düzenlenir ve sorun tartışılır.

Bu güzel gelenek, "Havariler" olarak adlandırdığımız İsa Mesih'in ilk öğrencileri tarafından başlatıldı. İS 50 yılında "bölgesel" diyebileceğimiz Kudüs Konsilini düzenleyen Havariler ve diğer önderler, Hıristiyanlığı yeni kabul etmiş olan,Yahudiler dışındaki ulusların bazı sorunlarını görüştü (İncil, Elçilerin İşleri, 15: 1-29).

"Genel" diyebileceğimiz ilk konsil ise, İznik Konsili olup İS 325 yılında, İznik'te şu anda sadece kalıntıları kalan büyük bir kilisede toplandı. 20 Mayıs'ta başlayan oturumlar 25 Temmuz'a kadar sürmüştü.



İZNİK KONSİLİ NİÇİN TOPLANDI?

İznik Konsilinin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumları İS 310 yıllarında, Mısır'ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir kilise önderi tarafından ekilmeye başlandı. Aryus, bu yıllarda İncil'e ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı.

İS 300 yıllarına kadar, İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bir tartışmaya pek rastlanmaz. Hem o zamandaki hem şimdiki Hıristiyanlar, İncil'de yer alan bilgiler çerçevesinde, İsa Mesih'in Allah'ın Oğlu olduğunu ve Allah'ın Ruhundan olması nedeniyle, Allah'la eşit olduğunu kabul ediyorlar.

Aryus ise, İS 310 yıllarında, "Oğul (İsa Mesih) Baba'nın (Allah'ın) bir yaratığıdır. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul'a ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz"(1) diyordu. Aryus'un bu görüşlerinin yanlış olduğu, önce bağlı olduğu İskenderiye Episkoposu Ale, andre tarafından belirtilmiş ve daha sonra İS 318'de yüz Episkoposun katıldığı Mısır Konsilinden de bu yönde bir karar çıkmıştı. Ancak Aryus, görüşlerini inatla savunmaya devam eder. Günden güne taraftar kazanması ise, "Aryusçuluk tehlikesinin" büyüyeceğini gösteriyordu.



KONSTANTİN DEVREDE

İmparator Konstantin'in Hıristiyanlığı kabul edişini politik nedenlere bağlıyanlar olduğu gibi, onun içten ve samimi bir şekilde Hıristiyanlığı kabul ettiğini söyleyenler de vardır. Konstantin'in Hıristiyan olduktan sonra bütün imkanlarını kullanarak, Hıristiyanlığa hizmet etmesi ikinci görüşü kuvvetlendiriyorsa da, bu konuda kesin bir şey söylemek tabii ki mümkün değildir.

Konstantin, bir mektubunda: "Eğer kötülüğün maskesini kaldırmazsam Allah'ın huzurunda ciddi şekilde suçlu olacağım. Hiç bir şey, benim kararlı sözüme ve İmparatorluk görevime, hatayı yok etmek, yanlış görüşlerin kökünü kazımak, insanlığı saf bir dinle, samimi bir birlikle, kendisine borçlu olunan bir tapınma ile Allah'a tapmaya götürmek kadar iyi bir cevap olamaz"(2) demektedir.

İşte bu derece samimi görünen İmparator Konstantin, Hıristiyanlar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar (konsil) yolu ile çözüldüğünü öğrenir.

Acaba bu Aryusçuluk sorunu için de, İmparatorluğun bütün imkanları kullanılarak, o ana kadar eşi yapılmamış bir konsil düzenlenemez miydi?

Elbette düzenlenebilirdi... İmparatorluğun bütün imkanları harekete geçirilir. Davet edilen bütün Episkoposlara ve diğer kilise liderlerine, senatörlere tanınan haklar tanınarak bütün giderler İmparatorluk tarafından karşılanır. Konstantin, organize ettiği bu Konsile katılır ancak, dinsel bir sıfatı olmaması nedeniyle oy kullanamaz.(3)

ARYUS'A YANIT VERİLİYOR

İskenderiye'de görevli olan Aryus, Konsilde en büyük darbeyi yine bir İskenderiye'li olan genç din adamı Athanas'tan yiyecekti. Aryus'un bütün iddialarını tek tek yanıtlaması, onu köşeye sıkıştıran sorular sorması bütün Episkoposların dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştı.

Gerek Athanas'ın ve gerekse diğer Episkoposlar'ın konuşmaları, Aryus'un ileri sürdüğü iddiaların İncil'e aykırı olduğunu apaçık gözler önüne seriyordu.

Ancak Aryus'la başlayan İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bu tartışmalar, aynı zamanda yeni bir ihtiyacı da meydana getiriyordu: Bir Hıristiyan'ın İsa Mesih'i nasıl kabul etmesi gerektiği daha açık bir şekilde formule edilmeliydi. Konsil, bunu da yapmalıydı.

Yoğun bir çalışma ile Konsil, bir Hıristiyan'ın gerek İsa ile ilgili ve gerekse diğer temel inanç konularını daha açık bir şekilde formule eden, kısa ama önemli bir "İman İkrarı" ya da "İnanç Bildirgesi" diyebileceğimiz "Credo" yu hazırladı. Bu "Credo"Aryus ve iki arkadaşı (İzmit ve Kayseri'ye Episkoposları Teonas ve Sekun-dus) dışında herkes tarafından onaylandı.

Dünyanın hemen her tarafından gelen 318(4) Episkopos sayesinde bu "İnanç Bildirgesi" hemen her kiliseye ulaştırılmıştı. Belki bu şekilde yanlış fikirler, yanlış iddialar azalır, gerçekler daha iyi anlaşılabilirdi. İznik Konsilinde hazırlanan bu "İnanç Bildirgesi" şu şekildedir:

"Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen tüm varlıkların yaratanı olan bir tek Baba Allah'a inanıyoruz.

Bir tek Rab İsa Mesih'e de inanıyoruz; Allah'ın Oğlu, Baba'dan doğan, biricik oğul, yani Baba'nın öz varlığından oluşan, Allah'tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah'tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğrulmuş, Baba'nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yaratılmış, biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya tekrar gelecek olan O'dur.

Ve Kutsal Ruh'a da inanıyoruz.

Buna karşılık, Rab İsa'nın mevcut olmadığı bir devre vardı', O doğrulmadan önce yoktu', hiç yoktan meydana geldi', Allah'tan başka bir maddeden veya özden yaratıldı', değişebilir' veya başka bir hale gelebilir' diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda olan Kilise, onları lanetlemektedir."(5)

Bu "İnanç Bildirgesi" daha sonra toplanan konsillerde genişletilmiş ve aralarında bazı ufak tefek değişiklikler olsa da, hala birçok Kiliselerde (örneğin Süryani, Rum ve Ermeni Kiliselerinde), hemen her gün okunmaktadır. Örneğin Süryani Ortodoks Kilisesinde okunan "İnanç Bildirgesi" şu şekildedir:

"Yer ve göğü, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların yaratanı, her şeye kadir tek bir Allah'a inanıyoruz.

Bütün çağlardan önce, Allah'tan doğmuş, Allah'ın biricik Oğlu Rab İsa Mesih'e inanıyoruz. O ki, Nurdan Nur, gerçek Allah'tan gerçek Allah'tır. Yaratılmış olmayıp Baba ile aynı özdendir. Ve her şey O'nun vasıtasıyla yaratılmıştır. Biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh'tan vücut bulmuş ve Bakire Meryem Ana'dan doğmuştur.

Pontiyos Pilatus günlerinde bizim için acı çekerek, Haça gerilmiş, gömülmüş ve istediği gibi üç gün sonra dirilip göğe çıkmıştır.

O Baba'nın sağında oturmaktadır. Dirileri ve ölüleri yargılamak üzere büyük onurla tekrar gelecek ve O'nun egemenliğine son olmayacaktır.

Baba'dan gelen, Baba ve Oğul'la beraber tapınılan ve yüceltilen diriltici yaşam kaynağı Kutsal Ruh'a inanıyoruz. O ki, Peygamberler ve Resuller vasıtasıyla Kutsal, Toplumsal ve Elçisel tek bir Kilisiye muhatap olmuştur.

Günahların bağışlanması için, tek bir Vaftizi kabul ediyoruz. Ölülerin dirilişini ve gelecek yaşamdaki yeni sonsuz yaşamı bekliyoruz, Amin."(6)


Tabii İznik Konsili, bütün zamanını Aryus'a yanıt vermek ve "İnanç Bildirgesini" hazırlamakla geçirmedi. Paskalya (İsa Mesih'in ölümden diriliş) bayramının her zaman pazar günü kutlanmasına karar vermiş ve din görevlileri ile ilgili bazı önemli kararlar da almıştır.(7)

İznik Konsili'nden sonra Aryusçuluk önemli miktarda kan kaybetmişse de, sonra yeniden toparlanmaya başladı. Ancak Konsilde Aryus'a gerekli cevabı veren Athanas'ın "Aryusçulara Karşı Savunma", "Aryusçulara Karşı Dört Söylev" ve başka birkaç ilahiyatçının sonradan kaleme aldıkları teolojik eserler, Aryusçuluğun mezarını kazımaya başlamıştı.

Aryusçuluğun son temsilcileri, VI. ve VII. yüzyılda Katolik olunca, Aryusçuluk tarihe gömüldü.(8)

İznik Konsili ile ilgili gerçek bilgiler özet olarak bunlardır. Ama ne yazık ki, hemen herkesin kısa bir araştırma sonucunda öğrenebileceği bu gerçekleri, bazı "yazarlar" bilmemektedir. Tabii bilmemek bir dereceye kadar normal. Ama hiç kimse bilmediği bir konuda yazı yazmak zorunda değil! Bir yazarın, eğer "doğruyu gösterme" gibi bir amacı varsa, bilmediği konuları iyice araştırıp gerçekleri öğrendikten sonra yazması gerekiyor.

Fakat ne yazık ki, bazı "yazarlar" bilmedikleri gerçekleri araştırıp öğrenmek yerine, bazı gerçek dışı iddiaları ve hikayeleri okuyucularına "gerçek" diye sunmayı tercih ediyor.

İznik Konsili konusunda gerçekleri saptıran yazarları iki gruba ayırmamız gerekiyor:

1) İznik Konsilinin, Aryus'un görüşlerini tartışmak için toplandığını bilen, ancak Aryus'un iddiaları ile ilgili yanlış bilgiler veren yazarlar.

2) Aryus ve görüşleri konusuna hiç değinmeyen, İznik Konsilinin "İncil'lerin durmadan artan sayısını sınırlamak için toplandığını" ileri süren yazarlar.



--------------------------------------------------------------------------------

 
 

(no login)

ayberge Kutsal Kitap'ta Müstehcenlik

August 19 2001, 11:26 PM 

sayın ayberg yazınızın bir yerinde şöyle diyorsunuz

-------------------------------------------------------
Pekiyi bunları niye yazdım? Cinsel fantaziler olsun diye mi? Yok canım, zaten Tevrat'ın (Eski İncil)kendisi bir porno kitabı olmuş. Gelin Tamara'nın makyaj yapıp, Yahudi kralı olan kayınpederi ile nasıl karanlık bir ortamda gecelediklerini falan da bulacaksın. Zaten çocuklar için bu Kitap filtre ve sansürize ediliyor. Mümin büyükler de kıkırdayarak okuyorlar
-------------------------------------------------------

9. Kutsal Kitap'ta Müstehcenlik [s. 61-66]

Bundan sonraki bölümde Deedat, Yahuda'nın Tamar'la ilişkisi - ki Tekvin 38'de geçer - ve benzeri diğer hikâyelerin, örneğin Lut'un kendi kızlarıyla ilişkisi gibi hikâyelerin üzerinde duruyor, böyle hikâyeler içerdiği için bunun Tanrı'nın sözü olamayacağını söyluyor (Bkz. s. 201-203).

Doğrusu, bu mantığını izlemekte güçlük çekiyoruz. Tanrı sözü olduğunu iddia eden bir kitabı, insanların en iyisinin dahi kötü yanları olduğunu gösteriyor diye reddetmemiz mümkün değildir. Deedat'ın işaret ettiği hikâyelerin tümü, insanların kötülüğü ile ilgilidir. İnsanların günahlarını böyle apaçık söylüyor diye Tanrı sözü değildir dememiz, nasıl mümkün olur, anlayamıyoruz. Kutsal Kitap'ın başından sonuna kadar Tanrı tam anlamıyla kutsal, adil ve sevgi dolu bir karakterde tanıtılmaktadır. Tanrı'nın bu şekilde tanıtılmasına Deedat'ın bir itirazı olmadığını görüyoruz. Bizim için önemli olan da budur. Çünkü, bizim görüşümüze göre, bir kitabın Tanrı sözü olup olmadığına bakılırken göz önüne alınması gereken nokta, Tanrı'yı nasıl tanıttığıdır. Eğer o kitap insanların günahlarını hiç bir şeyi saklanmadan ortaya döküyor ve en iyilerinin dahi kusurlu davranışlarını göz ardı etmiyorsa, Tanrı sözü olma iddiasından hiçbir şey kaybetmez. Demek ki övdüğü insanlar değil Tanrı'dır deriz. Kutsal Kitap da Tanrı'yı yüceltir, insanları değil.

Bizim dikkatimizi bir noktanın daha çektiğini söyleyebiliriz. Deedat işine öyle geldiği için Kutsal Kitap'ta anlatılan daha büyük bir kötülük ve günahtan hiç söz etmiyor. Bu da II. Samuel 11'de geçen Davut'la Batşeba'nın hikâyesidir. Davut bu kadını banyo yaparken görmüş, kendi yanına çağırtmış ve sonra onunla zina etmiştir. Bunun ardından kadının çocuğu olunca da kocası Uriah'ı öldürtüp onunla evlenmiştir.

Bu hikâye en az Deedat'ın işaret ettiği hikâyeler kadar kötüdür. Fakat bunu özenle görmezlikten gelmektedir. Niye? Çünkü Kuran'da da bu hikâye bulunmaktadır. Sad (38.) Sûresinde okuduğumuza göre, Davut'un önüne iki adam çıkar. Doksan dokuz koyunu olan biri tek koyunu olan diğer adamdan, o tek koyunu da ister. Bunun üzerine Davut kızıp bunun haksızlık olduğunu söyler. Ancak, sonradan anlar ki aslında bu hikâye kendisini yargılamaktadır. O zaman Allah, Kuran'da şöyle diyor:

"Davut, kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah'a yönelmişti. Böylece onu bağışlamıştık." (Sad/38:24-25)

Habil ve Kabil hikâyesinde de olduğu gibi ardarda sıralanan bu olayları izlemek güç olmaktadır. Sanki aralarında bir bağlantı yok gibidir. Tanrı, yaptığı şey için Davut'u nasıl yargılamıştır? Davut ne yapmıştır ki sonunda Tanrı onun tövbesini kabul etmiştir? Bu soruların cevabını Kutsal Kitap'ta buluyoruz. II. Samuel 12'de Natan peygamber Davut'a gelip koyun sürüsü sahibi zengin bir adamın, ziyafet için bir koyunun kesilmesi gerektiğinde kendi koyunlarını bırakıp tek koyun sahibi olan hizmetçisinin pek sevdiği koyununu kestiğini anlatır. Davut bu zengin adama kızınca, Natan "o adam sensin" demiştir:

"Ve Natan Davut'a dedi: O adam sensin. İsrailin Allahı RAB şöyle diyor: Ben seni İsrail ülkesine kral olarak meshettim. Ve ben seni Saul'un elinden kurtardım. Ve efendinin evini sana, ve efendinin karılarını koynuna verdim. Ve eğer bu az gelse idi, sana daha neler verirdim. Niçin RAB'BİN gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü hor gördün? Hititli Uriya'yı kılıçla vurdun ve karısını kendine karı olarak aldın. Ve Uriya'yı Ammon oğullarının kılıcı ile vurdun?" (II. Samuel 12:7-9)

Tanrı'nın Davut'u nasıl yargıladığı, işte şimdi anlaşılıyor. İsteyebileceğinden fazlasına sahipken, bir çok karısı varken o, hizmetçisinin tek karısını almıştır. Sonra Davut, "Rabbe karşı günah işledim" deyince, Natan da "Rab de günahını bağışladı" diye cevap vermiştir" (II. Samuel 12:13).

Kuran ve Kutsal Kitap'taki hikâyeler birbirine öyle benziyor ki, nedenlerinin aynı olduğu, yani Davut'un Batşeba ile zinasına işaret ettikleri apaçıktır. Deedat'ın bu hikâyeyle ilgilenmemesinin nedeni, her şeyden önce, bir bölümünün Kuran'da da anlatılmış olmasıdır. Ayrıca, bu hikâyenin doğruluğunu Kuran'ın da onaylamış olması, Kutsal Kitap'ta diğer peygamberlerin benzeri günahlarının bulunmasına da pek itirazımız olamayacağını gösterir.

Tüm peygamberler etten kemikten insanlardı. Bu nedenle de, aynen diğer ölümlü insanlar gibi, günaha düşmeleri mümkündür. Onların bu kötü işlerini saklamadan, ayrıcalık gütmeden, olduğu gibi anlatıyor diye Kutsal Kitap'ı eleştiremeyiz. Muhammed dahi, diğer insanlar gibi, ihtiras sahibi bir insandı. Hayatının bir döneminde dokuz karısı olmasına rağmen, onlarla sıra ile beraber olacağına, dilediği ile beraber olma arzusunu yenememiştir. Bunun üzerine Ahzâb/33:51 "vahyedilip" karılarının istediği ile keyfine göre yatmasına izin verilmiştir. Öyle ki en sevdiği karısı Ayşe, şu yorumu yapmaktan kendini alamamıştır:

"Öyle hissediyorum ki, Rabbin istek ve arzularını yerine getirmekte acele davranmaktadır."33

Yaşamış insanlar arasında sadece İsa Mesih, diğer insanlar gibi arzu ve isteklerine mağlup olmamıştır. Deedat, II. Timoteyus 3:16'nın ışığında anlatılan hikâyeleri hangi başlık altında toplayabiliriz diye soruyor. Bu sorusuna memnuniyetle cevap veririz:

1. Doktrin: Tüm insanlar günahkârdır. Peygamberler ve insanların en iyisi de istisna oluşturmaz. Bu nedenle İsa Mesih aracılığıyla bağışlanmaya herkesin ihtiyacı vardır.

2. Uyarı: İnsanlar Tanrı'ya karşı günah işledikleri zaman sonuçlarına da katlanmak zorundadırlar. Yahuda'nın işlediği günahtan sonra, kendileriyle ilgili hikâyelerde Yakup'un oğullarından tek yer alanı Yusuf'tur. Tekvin bölümünün başından sonuna kadar, onunla ilgili olarak anlatılan her şey, davranışlarının kusursuz olduğunu göstermektedir. Öte yandan, talihleri o kadar parlak olmayan kardeşlerinin zamanla ona yenildiklerini, önünde diz çöküp yiyecek için yalvarmak zorunda kaldıklarını, Yusuf'un ise Tanrı'ya sadakati nedeniyle galip geldiğini anlıyoruz.

3. Düzeltme: Tanrı günahlarımızı bağışlasa dahi, kendi iyiliğimiz için, bazı sonuçlarına katlanmak zorunda kalabiliriz. Davut'un zina günahı bağışlanmıştır, ama bu günahının sonucu olarak hayatında dört büyük kayıp meydana geldiğini görüyoruz. Diğer yandan, bu cezanın onun terbiyesi için olduğunu, benzeri bir şeyi bir daha yapmadığını biliyoruz

4. Doğruluk Yoluna Ulaştırma: Bu olayların tümü bize insanın doğuştan gelen bir doğruluğu olmadığını, tam aksine, eline fırsat geçmesi halinde, günahların en büyüğünü işlemeye potansiyeli olduğunu görüyoruz. Bize gerekli olan Tanrı'dan gelen doğruluktur ki, bu da ancak İsa Mesih'e imanla olur. O korkunç cinayeti işledikten sonra Davut'un şöyle dua ettiğini görüyoruz:

"Bende temiz yürek yarat, ey Allah

Ve içimde doğru ruh tazele.

Beni önünden atma,

Ve Mukaddes Ruhunu benden alma.

Bana kurtarışının meserretini geri ver

Ve istekli ruh ile bana destek ol." (Mezmur 51:10-12)

Günahkârlar günahlarını Tanrı'ya itiraf edip tövbe etmek ve kurtuluşları için ona güvenmek suretiyle, Tanrı'nın doğruluğunu kazanabilirler. Havari Petrus bunu şöyle ifade etmiştir:

"Günahlarınızın bağışlanması için tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız." (Elçilerin İşleri 2:38)


 
 

(no login)

ayberge Kutsal Kitap'ın Oluşması

August 19 2001, 11:29 PM 

1 - Kutsal Kitap'ın Oluşması

Bir yazılar koleksiyonu

Kutsal Kitap bir araya getirilen kutsal yazılardan oluşur. İki ana kısma ayrılır: İsa Mesih'ten önce yazılan kısma Eski Ahit ya da Eski Antlaşma denir ve İsa Mesih'in doğumundan sonra yazılan kısma Yeni Ahit ya da Yeni Antlaşma adı verilir.

İsrail halkı ,Tanrı'nın Kutsal Kitap'ı kaleme almak için seçtiği bir araçtır. Bu halk aracılığıyla, Kutsal Kitap'ın Tanrı'nın esinlemesi altında yazıldığını kanıtlayan olağanüstü yazılar insanlığa sunulmuştur.

Eski Antlaşma

İbraniler adıyla da tanınan İsrailliler tarihlerinin hangi döneminde kutsal yazıları kaleme almaya başladılar? Kutsal Kitap'ın ilk beş kısmı, İsa'dan önce yaklaşık 14. yüzyılda yaşamış olan Musa peygamber aracılığıyla yazılmıştı. Tanrısal açıklamanın (vahiy) başlangıcı Musa'ya Sina dağında Tanrı'dan doğrudan doğruya gelen emirlerdi.1 Yasa anlamına gelen Tevrat adı bu ilk beş kısımdan kaynaklanmaktadır.

Tanrı, Musa'dan sonra, bin yıl süreyle peygamberler aracılığıyla vahyini açıklamaya devam etti. İsrail tarihinin bu uzun döneminde Eski Antlaşma'nın geri kalan kısımları meydana geldi. Eski Antlaşma, yasalar, tarihler, kutsal şiirler ve peygamberliklerle ilgili kısımlara bölünebilir. Kutsal Kitap'ın bu birinci ana bölümünün hemen hemen tümü İbranice olarak yazılmıştır. Bazı küçük parçalar İbranice'ye yakın bir dil olan Aramice'de kaleme alınmıştır.

Yeni Antlaşma

Büyük İskender'den sonra, İsa dönemindeki Filistin üç yüzyıldan beri Yunan uygarlığının etkisinde bulunuyordu. Romalıların ülkeyi ele geçirmesinden sonra bile resmi dil Yunanca kaldı. Bu nedenle Yeni Antlaşma (İncil) İsa Mesih'in dirilişi ve göğe çıkışından sonra havarileri tarafından Eski Yunanca olarak kaleme alındı. Yeni Antlaşma'yla Tanrısal vahiy tamamlanmış oldu.

Çeviriler ve Türkçe Kutsal Kitap.

İsa Mesih ve havarilerinin çağında dünyada en yaygın dil Yunanca olduğundan, o çağın kilise topluluğunun okuduğu Kutsal Kitap Yunanca idi. İsa Mesih'ten yaklaşık iki yüzyıl önce Mısır'ın İskenderiye Kentindeki Yahudiler Eski Antlaşma'yı İbraniceden Yunancaya çevirmişlerdi. "Septuagint" adıyla tanınan bu ünlü çeviri, havarilerin Yunanca'da kaleme aldığı Yeni Antlaşma'yla birlikte ilk çağ kilisesinin kullandığı Kutsal Kitap'tı.

Kuzey Afrika'daki kilise toplulukları, Yunanca değil, Romalıların etkisi altında Latince konuştuklarından, Yeni Antlaşma'yı Latinceye çevirdiler. Bu çeviri Jerom adlı bilgin tarafından yaklaşık M.S. 400 yılında İbranice ve Yunancaya göre düzeltildi. Jerom daha sonra Eski Antlaşma'yı yeniden çevirdi. Bu Latince Kutsal Kitap "kalabalık" anlamına gelen "vulgus" sözcüğüne dayanarak, "herkesçe tanınan" anlamındaki "Vulgat" adını almıştı. O çağda Kutsal Kitap Süryanice ve Kıpticeye de çevrildi.

Bu çağda İncil'den bir iki parça Orta Asya'daki Türk dillerine de çevrildi. "Türkçeye ilk çeviri Sultan IV. Mehmet'in baştercümanı Ali Bey tarafından yapıldı. Bu çeviri 1666 yılında bütünlendi".2 Basılmak üzere Hollanda'ya götürüldü ama basılmadı. Ali Bey'in kaleminden çıkan metin Leyden Üniversitesi kitaplığındadır. "Bu çeviriye dayanan ilk Türkçe Yeni Antlaşma 1819'da 5000 nüsha olarak basıldı. Tüm Kutsal Kitap ise 1827'de yayınlandı".3

Türkçe Kutsal Kitap'ın Tarihçesi.

Ali Bey'in çevirisi Arap yazısına benzeyen Osmanlı yazısıyla yazıldı. Türkçe konuşan ama Ermeni yazısını kullananlar için ayrı bir çeviri 1819 yılında basıldı. Bu çevirinin Yeni Antlaşma kesimi 1831 yılında, tümü ise 1843 yılında gözden geçirilerek yayınlandı. Bu çevirinin Osmanlı yazısıyla basılması önerilince uygun görülmedi. Yeni Antlaşma ve Mezmurlar'ın yeni bir çevirisi Osmanlı yazısıyla yayınlandı (1866-1868). On yıl sonra içinde yabancı uzmanlar da olan, Şükri Efendi ve Ahmed Efendi adlı iki Türk'ün ve Keyfi Efendi adlı bir Kürt'ün de bulunduğu bir kurul tüm Kutsal Kitap'ı gözden geçirdi. Bu çalışmanın ürünü hem Osmanlı hem de Ermeni alfabesinde basıldı. Bu çeviri 1885 yılında yeniden düzenlendi.

Osmanlı İmparatorluğunda Türkçe konuşup Yunan alfabesini kullanan bir topluluk vardı. Onlar için Ali Bey'in çevirisinin Yeni Antlaşma bölümü 1826 yılında Yunan alfabesiyle yayınlandı. 1839 yılında Kutsal Kitap'ın tümü Yunan alfabesiyle yayınlandı. Bu eser 1854 ve 1871 yıllarında yeniden gözden geçirildi. 1884 yeni bir çeviri Yunan alfabesiyle basıldı. 1905 yılında üç ayrı Türkçe çeviri yerine aynı çeviri Osmanlı, Ermeni ve Yunan alfabeleriyle yayınlandı.

Dil devrimi gerçekleşince yeni alfabeyle yazılan bir Kutsal Kitap çevirsi zorunluydu. 1929 ile 1941 yılları arasında yapılan çalışmanın sonucunda bugün kullanılan çeviri gerçekleşti. 1987 yılında özel bir kurulun çalışmasıyla "Müjde" başlığı altında İncil'in çağdaş Türkçe çevirisi yayınlandı. 1988 yılının sonunda da Kitabı Mukaddes Şirketi'nin İncil'in Yunancadan çağdaş Türkçeye çevirisi yayınlandı.





2. Kutsal Kitap'ın Doğruluğu

"Dünya ne denli ilerlerse ilerlesin, insan bilgisinin tüm dalları son aşamaya geliştirilsin, bütün eğitimin temeli olan Kutsal Kitap'ın yerini hiçbir şey tutamaz."Goethe

(Alman şair)

Şimdiye dek Tanrı'nın açıklaması (vahiy) olan Kutsal Kitap'ın metninin yüzyıllar boyunca doğru olarak iletildiğini saptadık.

Şimdi başka bir sorun ortaya çıkabilir: Bu kitabın bildirdikleri doğru mudur? Tarihsel, coğrafi ya da başka konularda yanlışlıklara rastlasaydık, Kitap'ın tanrısal kökeni ve esinlemesinden kuşku duyacaktık. Tanrı gerçeğin Tanrısı'dır: O'nun yazdırdıkları gerçek olmalı.

Burada ele alınması gereken iki konu vardır: (a) Arkeolojinin tanıklığı (b) Yerine gelmiş olan ve günümüzde yerine gelmekte olan Kutsal Kitap peygamberlik sözleri.

Kutsal Kitap'ın doğruluğu ile arkeoloji.

İsrail devletinin kurulduğu 1948 yılından bu yana sürekli olarak, ülkede arkeolojik çalışmalar yapılmaktadır. Ortadoğunun tüm ülkelerinde "tel" adıyla tanınan höyükler bulunur.Bunlar üst üste kurulmuş birkaç kentin kalıntılarından oluşan tepelerdir. İsrail'de kazılmamış "tel"lerin sayısı fazla olduğundan arkeoloji araştırmaları daha uzun bir süre devam edeceğe benzemektedir.

Arkeoloji; paleografi (eskiyazıbilim), epigrafi (yazıtbilim), filoloji (dilbilim), semantik (anlambilim), numistik, papiroloji ve sijillografi gibi bilim dallarının yanı sıra potasyum-argon, karbon 14, termo-luminesans v.b. tekniklere dayanan bir bilimdir. Yardımcı bilimleriyle birlikte arkeoloji sayesinde eski uygarlıklar hakkında bilgimiz vardır. Kutsal Kitap'taki tarihsel olaylarda adı geçen uygarlıklarla ilgili olarak arkeoloji aracılığıyla daha ayrıntılı bilgi elde edebilmekteyiz. Bu da olayları daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Efsane, mi gerçek mi?

Kutsal Kitap'ın Tekvin kısmında anlatılan tarihe ait bazı arkeolojik çalışmaları inceleyelim. Bir kısım yorumcular, Kutsal Kitap'ta anlatılan çoğu olayları efsane olarak kabul eder. Onlara göre İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf'u anlatan öyküler, birer dinsel efsaneden başka bir şey değillerdi.

Arkeolojik araştırmalar sayesinde bu görüşün asılsız olduğu kanıtlanmıştır. 1902 yılında Susa'da de Morgan tarafından bulunan Hammurabi'nin dikili taşı, 1925 ile 1933 yılları arasında Irak'taki Yorgan Tepe'de Edward Chiera'nın yönetimindeki müze ve üniversite ekiplerince ortaya çıkarılan ve sayısı yirmi bine ulaşan Nuzi levhaları, ve Louvre Müzesinin eski yönetmeni Andre Parrot'un 1933 ile 1956 yılları arasında Fırat Irmağı yakınlarındaki çalışmalarla bulunan Mari kral kitaplığının levhaları sayesinde o çağın toplumsal, hukuksal ve siyasal uygarlığıyla ilgili geniş bilgiye sahibiz. İbrahim'in mirasçısını değiştirmesi,4 Esav'ın ilk oğulluk hakkını Yakup'a satması5, Yakup'un eşlerini elde etmek için yıllarca çalışması6, Laban'ın ilahlarının Rahel tarafından çalınması7 ve başka birçok ayrıntının çağın uygarlığına uygun olduğu belgelenmiştir. Orta doğunun kumları altından çıkarılan bilgilerle doğrulanmaktalar. Mari'de Kutsal Kitap'ta bulunan adlara benzer Nahur (Nahor), Sarug (Seruc) adlarının yanı sıra İbrahim adına benzeyen adlar yazılar arasında görülmüştür.Arkeolojik bulgular Kutsal Kitap'taki kişilerden söz etmemekle birlikte , bu adların ataların yaşadığı çağ ve ülkelerde yaygın olduğunu kanıtlar.

M.Ö. 9. yüzyılda yaşamış olan İsrail kralı Yehu'yu ele alalım. Kutsal Kitap'taki II. Krallar kısmı onunla ilgili çok şey anlatır. Kutsal Kitap bu kralın Asur kralı 3. Şalmaneser'e haraç vermek zorunda kaldığını bildirmez. Ama 1850 yılında Nineve kalıntılarından çıkarılan ve Londra'daki Britanya Müzesi'nde korunan siyah dikili taş, İsrail kralı Yehu'nun efendisi 3. Şalmaneser'in önünde eğildiğini gösterir. Bundan başka, böyle bir belgenin ortaya çıkarılışından sonra hiç kimse Kral Yehu'nun, Asur İmparatorluğu'nun, 3. Şalmaneser'in ya da başkenti Nineve'nin var oluşunu yadsıyamaz. Oysa Voltaire Nineve'nin hayali bir kent olduğunu öne sürmüştü! Eğer Voltaire'in, Rich, Botta, Layard, Rassan, Smith ve başkalarının, yaşadığı dönemden yaklaşık yüz yıl sonra yapacakları kazılardan haberi olsaydı, ortaya çıkaracakları yapıları, sarayları, binlerce levhayı, yüzlerce metrelik kabartmayı görseydi daha ölçülü konuşurdu!

Bu kabartmalardan biri, Lakiş kent halkının Sanherib tarafından sürgüne götürülmesini gösterir. Yahuda bölgesindeki Lakiş kentinin kuşatılmasına Kutsal Kitap'ta II. Krallar 18:13-14 ayetlerinde ve Lakiş halkının sürgüne götürülmesine Yeremya 34:7 ve Mika 1:13'de değinilir. Bilmediğimiz şey, bu sürgünün ayrıntıları ve onu uygulayanların zalimliğidir. Arkeoloji bu yönü aydınlatmakla değerini kanıtlamıştır.

Kutsal Kitap boyunca anlatılan olayların tarihsel doğruluğunu pekiştiren arkeolojik buluşlarla ilgili bol örnekler verilebilir. Bu, arkeolog ve eski yazı uzmanlarının Kutsal Kitap'taki her olayla ilgili bir buluş yapmış oldukları anlamına gelmez. Ama kesin olarak diyebiliriz ki, Kutsal Kitap'ın ana tarihsel olayları dolaylı olsa bile arkeoloji tarafından birçok kez doğrulanmıştır. Profesör Albright aynı görüşü şu sözlerle savunur: "Arkeolojinin Kutsal Kitap'ın tarihsel doğruluğunu tam olarak saptadığına kuşku yoktur."

Kutsal Kitap peygamberliklerinin gerçekleşmesi

Eski Antlaşma'nın büyük bir kısmı, İsrail halkını Baallar ve Aşeralar gibi yalancı tanrılara hizmet etmek için bıraktıkları gerçek Tanrı'ya döndürmek amacıyla söylenmiş peygamberlerin bildirilerinden oluşur.

Ama Kutsal Kitap'ta başka tür peygamberlikler de vardır: Bunlar gelecekte neler olacağını haber veren önbildirilerdir. Böylece, Kenan ülkesini almaları, Mısır'da bulunmaları, Babil'e sürgün gitmeleri, sürgünden dönmeleri8 gibi İsrail tarihinin büyük aşamaları önceden bildirilmiştir. Bunların yanı sıra, Nineve9, Babil10, Sur11 ve Petra, Yeni Antlaşma'da Kafernaum ve M.S. 70 yılında yıkılan Kudüs gibi belirli kentlerin saldırıya uğrayıp yıkılmalarıyla ilgili önbildiriler vardır.

Peygamberlerin sadece çağlarının siyasal gelişmeleriyle ilgili önsezi yeteneğini taşıyan kişiler olduğunu varsaymak olanaksızdır. (Kutsal Kitap'taki önbildirilerin Tanrı'nın geleceği bildirmesi olduğunu kabul etmeyen kimi Tanrıbilimcilerin öne sürdüğü açıklama gerçi budur.) Çünkü bu önbildirilerin bu denli ayrıntılı olarak doğru çıkmaları, insanlar tarafından gerçekleştirilmeleri olanakdışı bir iştir.

İsa'nın önceden bildirilişi

İsa Mesih'in birinci gelişini önceden bildiren Kutsal Kitap'ın önbildirileri çok ayrıntılı olarak gerçekleştiler (Bkz. sayfa 267-268'deki liste). Eski Antlaşma, vaadedilen Mesih'in hangi İsrail soyundan doğacağını yaklaşık M.Ö. 1500 yılında, ve Yahudiye'nin hangi kentinde dünyaya geleceğini M.Ö. 700 yılında açık bir şekilde önceden bildirmiştir. Bunun yanı sıra bir bakireden doğacağı (M.Ö. 700 yılında) Mısır'a sığınıp oradan döneceği (M.Ö. 750 yılında) bir de nasıl öleceği (M.Ö. 1000 yılında)12 ayrıca anlatılmıştır. Çakıldığı çarmıhın dibinde giysilerinin paylaşılacağı ve giysileri için kura çekileceği Mezmur 22:18'de doğumundan 1000 yıl önce bildirilmiştir. Eğer bir kimse bu önbildirilerden İsa'nın vaadedilen Mesih ve dünyanın Kurtarıcısı olduğunu anlayamazsa, bunun asıl nedeni onun Mesih'i reddedip O'na gelmek istememesidir.

Yoksa uyduruldu mu?

Bazıları İsa Mesih'in İncil'deki yaşamının Eski Antlaşma'daki önbildirilere göre uydurularak yazıldığını iddia etmişlerdir. Halbuki bu önbildiriler o kadar ayrıntılı verilmiştir ki buna uygun bir yaşam yazılmış olsa bile tarihsel olarak bunu ispatlamak ve o zamandaki yüzlerce insanın tanıklığını yok saymak mümkün olamazdı. İsa'dan 700 yıl önce yaşamış olan Yeşaya Peygamberin Mesih'le ilgili gerçekleşen "kabrini kötülerin yanında yaptılar (belirlediler) ama ölümünde zengin adamla beraberdi" (Yeşaya 53:9) önbildirisini örnek olarak inceleyebiliriz. Sırf bu ayete bakarak bunun önceden nasıl gerçekleşeceği tahmin edilemezdi. Fakat olay gerçekleşince bunun nasıl olacağı ortaya çıktı.

Önbildiride iki olay vardır:

1. "Kabrini kötülerin yanında yaptılar (belirlediler)" - Romalılar çarmıha gerilen suçluların cesetlerini Kudüs dışındaki bir çöp yığınına atıyorlardı. Normalde İsa'nın cesedi de oraya atılacaktı.

2."Ve ölümünde zengin adamla beraberdi" - Ama İsa'nın gizli öğrencisi olan Yusuf adında zengin bir Aramatyalı, Roma valisi Pilatus'tan cesedin kendisine verilmesi için izin aldı ve yeni yaptırmış olduğu kendi kabrine yatırdı.

Böylece 700 yıl önceki bu önbildiri gerçekleşmiş oldu. Biz sadece bu önbildirilerden bir ayeti örnek olarak verdik.

Bu peygamberlikleri anlama yolu.

Kutsal Kitap'ın tüm peygamberlik sözleri hemen yorumlanabilecek türden değildir. Kutsal Kitap okuru, peygamberlik sözlerini birbirleriyle dikkatli bir biçimde karşılaştırmalıdır. Bir ayet veya bir bölümde birbirinden ayrı iki olay önceden bildirilebilir. Örneğin: Matta 24'te İsa, "Tapınak ne zaman yıkılacak?", "Mesih'in ikinci gelişiyle ilgili belirti nedir?" ve "Çağın sonuyla ilgili belirti nedir?" diye üç ayrı soruya cevap verir. İlk iki soruda belirtilen olaylar arasında 1900 seneden çok bir sürenin geçeceğini şu anda biliyoruz çünkü tapınak M.S. 70 yılında yıkıldı ve İsa Mesih'in ikinci gelişi gerçekleşmedi.

Bu nedenle henüz Mesih İnanlıları gelecekle ilgili önbildiriler bazı tarikatların davrandığı gibi kesin tarihler belirlememelidir. Buna çarpıcı bir örnek Allah'ın Çocukları'nın, İsa'nın 1993'de geleceğini bildirmeleridir. Daha önce de Yehova Şahitleri'nin eski Başkanı Rutherford, İsa Mesih'in 1914 yılında geleceğini ilan etmişti. Oysa bu tarihte, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıktı. Böyle olunca, tarikat İsa Mesih'in gözle görülür gelişini "göklerde tahta oturtulmasına" dönüştürdü. Aslında Yeni Antlaşma'ya göre İsa Mesih'in tahta oturması dirilişinden kırk gün sonraki Tanrı katına yükselişinde oldu (Elçilerin İşleri 2:32-36).

Sonuç

Hem arkeolojinin hem de yerine gelen önbildirilerin oluşturduğu bol kanıt sayesinde Kutsal Kitap'ın olağanüstü doğruluğu kör kör parmağım gözünedir. İşte bu nedenle Kutsal Kitap'ta Rab, sahte peygamberlere ve ilahlara şöyle meydan okuyor:

"Davanızı ileri sürün, RAB diyor; kuvvetli delillerinizi ortaya koyun, Yakubun Kıralı diyor. Ortaya koysunlar, ve olacak şeyi bize bildirsinler; önceki şeyler nedir, bildirin de onları düşünelim, ve onların sonunu bilelim; yahut gelecek şeyleri bize işittirin. Bundan sonra gelecek şeyleri bize bildirin de, ilâhlar olduğunuzu bilelim; evet, iyilik edin, yahut kötülük edin de etrafımıza bakınalım, ve hep birden görelim. Onu başlangıçtan kim bildirdi ki bilelim? ve önceden kim bildirdi ki: Doğrudur, diyelim? Evet, bildiren yok; evet, işittiren yok; evet, sözlerınizi işiten yok."(Yeşaya 41:21-26)

"Bunları size şimdiden bildiriyorum. Öyle ki, saati gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız."(Yuhanna 16:4)

Bununla ilgili olarak şunu belirtelim ki yukarıda ve aşağıdaki listede gösterdiğimiz önbildiriler Kutsal Kitap'a özgü bir kanıt türüdür. Kuran'ı bu şekilde doğrulayan açık bir şey yoktur.

Kutsal Kitap'tan İsa Mesih'in tamamladığı ve tamamlayacağı peygamberliklerin listesi:



Mesih'le İlgili
Peygamberlikler Eski Antlaşma'daki
Önceden Bildiri Yeni Antlaşma'daki
Gerçekleşme
Mesih'in Doğumuyla ilgili:
Kadın'ın soyundan doğuş
Tek. 3:15
Mat.1:20 Gal. 4:4

Bakire-kızdan doğuş
Yeşa. 7:14
Mat.1:18-25 Lu.1:26-35

İbrahim'in soyu
Tek. 22:18
Mat. 1:1 Gal. 3:16

İshak'ın soyu
Tek. 26:4
Mat. 1:2 Luk. 3:34

Yakup'un soyu
Say.24:17
Mat. 1:2 Luk. 3:33

Yahuda oymağından
Tek. 49:10 Mika 5:2
Mat. 1:2 Luk. 3:33

İbr. 7:14 Esin 5:5

Yesse'nin soyu
Yeşaya 11:1
Mat. 1:6 Luk. 3:32

Davut'un soyu
II. Sam. 7:12 Yer. 23:5
Mat. 1:1 Rom.1:3 2.Tim. 2:8

Beytlehem'de doğuş
Mika 5:2
Mat. 2:1-11 Luk. 2:4-7



Mesih'in Kimliğiyle ilgili:

Yaradan olarak dünyaya
Mika 5:2 Mez. 102:25
Yuh. 1:1; 8:58 Kol.1:17

girmeden önceki varlığı
Yeşa. 9:6 44:6 48:12
İbr. 1:8-12 Esi. 1:17

Rab olarak çağrılır
Mez. 110:1 Yer. 23:6
Mat. 22:43-45 Luk. 2:11

Adını İmanuel koyarlar
Yeşaya 7:14
Mat. 1:23

Peygamber olur
Tesniye 18:18
Yuh. 6:14 Elç. 3:22-26

Hem kral, hem de kahin olur
Mez. 110 Zek. 6:11-13
Yuh. 1:49 İbr. 7

Esin. 19:16

Kutsal Ruh'ça meshedilir
Yeşaya 11:2 42:1 61:1
Lu. 4:1,14-21 Elç. 10:38

Tanrı için gayreti
Mezmur 69:9
Yuh. 2:15-17




Mesih'in Göreviyle ilgili:

Öncüsü, O'ndan önce gelir
Yeşa. 40:3 Mal.3:1
Mar. 1:1-9 Yuh. 1:23

Görevi Galile'de başlar
Yeşa. 9:1
Mat. 4:12-17

Mucizeler yapma görevi
Yeşa. 61:1
Luk. 7:18-23 Elç. 2:22

Benzetmelerle öğretişi
Mez. 78:2
Mat. 13:34-35

Kendi tapınağına gelir
Mal. 3:1
Mat. 21:12 Yuh. 2:13-16

Kudüs'e eşeğin üzerinde giriş
Zek.9:9
Mat.21:6-11 Lu. 19:35-37




Mesih'in Acıları ve Ölümüyle ilgili:

Emirden 483 yıl sonra olur
Dan. 9:25-26 Neh. 2
M.S.33 İsa öldürüldü

Arkadaşı O'na ihanet eder
Mez. 41:9
Mat. 10:4; 26:49-50

30 parça gümüşe satılır
Zek.11:12-13
Mat. 26:15; 27:3-10

Öğrencileri O'nu terk eder
Zek.13:7
Mar. 14:27,50

Sövüldüğünde ağzını açmaz
Yeşaya 53:7
Mat. 27:12 I.Pet. 2:21-23

Vurulur ve tükürülür
Yeşa. 50:6
Mat. 26:67 Luk. 22:63

Onunla alay edilir
Mez. 22:7-8
Mat. 27:39-43

Günahlarımız için yaralanır
Yeşa. 53:5
Mat. 27:26 I.Pet. 2:24-25

Elleri ve ayakları delinir
Mez. 22:16 Zek. 12:10
Luk. 23:33 Yuh. 20:25,27

Hırsızlarla haça gerilir
Yeşa. 53:12
Luk. 22:37 Mar.15:27-28

Düşmanları için şefaat eder
Yeşa. 53:12
Luk. 23:34

Kendi cemaatı O'nu reddeder
Yeşa. 53:3
Yuh. 1:11; 19:14-15

Neden yokken nefret edilir
Mez. 69:4 Yeşaya 49:7
Yuh. 10:31-32; 15:25

Elbiseleri için kumar oynanır
Mez. 22:18
Yuh. 19:23-24

Susayınca öd ve sirke verilir
Mez. 22:15; 69:21
Yuh. 19:28-30 Mat. 27:34

Terk edilmesinin feryadı
Mez. 22:1
Mat. 27:46

Ruhunu Tanrı'ya teslim eder
Mez. 31:5
Luk. 23:46

Kemikleri kırılmaz
Çık. 12:46 Mez. 34:20
Yuh. 19:33

Kalbi yarılır
Mez. 22:14
Yuh. 19:34

Böğrü mızrakla delinir
Zek.12:10
Yuh. 19:34-37

Öğleyin bir karanlık çöker
Amos 8:9
Mat. 27:45

Bir zenginin mezarına gömülür
Yeşaya 53:9
Mat. 27:57-60




Mesih'in Ölümden Dirilişi, Yüceltilmesi ve İkinci gelişiyle ilgili:

Ölümden dirilir
Mez. 16:10 Yeş. 53:10
Mat. 28:6 Lu. 24 Yu. 20



Elç. 2:23-32 I.Kor. 15

Göklere yükselir
Mez. 68:18
Luk. 24:50-51 Elç. 1:9

Tanrı'nın sağına yüceltilir
Mez. 110:1 Yeş. 52:13
Elç. 2:33-36 İb. 1:3,13



Ef. 1:20 Fil.2:9-11

Yahudiler için "sürçme taşı"
Mez. 118:22 Yeş. 8:14
I.Pet. 2:7 Rom. 9:30-33

Uluslara "Işık" ve "kurtuluş"
Yeşaya. 49:6
Elç. 13:47-49; 26:23

Tanrı'yla barıştırır
Yeşaya 57:19
Ef. 2:17-18

Topluluğunun "baş taşı" olur
Yeş. 28:16 Mz. 18:22
I.Pet. 2:5-7 Ef. 2:20

Dünyayı yargılamayı gelir
Zek.12:10; 14:3-4
Esin. 1:7; 19:11-21

Tanrı'nın egemenliğini kurar
Mez. 2 Dan. 7:13-14
Mat. 25:31 Es. 1:7; 20:4




3 - Kutsal Kitap'ın Dağıtımı

"Tanrısal bilgelikle aydınlatılan tüm insansal bilgeliği içine alan bir kitap var ki şimdiki kuşak ona KİTAP, KUTSAL KİTAP der. Köylere İnciller ekilsin, her hanede bir Kutsal Kitap olsun." Victor Hugo

(Fransız şair ve oyun yazarı, 1802-1885)

En çok okunan kitap?

Birkaç yıl önce Kuzey Fransa'nın önemli günlük gazetelerinden birinde dünyanın en çok çevrilen ve yayılan eserlerinin Karl Marx ve Vladimir Lenin'in eserleri olduğunu öne süren bir makale yayımlandı. Bu yanlışlık düzeltilmeliydi. Birkaç gün sonra aynı gazete, gelen açıklamalar üzerine, Kutsal Kitap'ın bütün dünyada en çok satılmış ve en çok satılan kitap olduğunu istatistiklerle kanıtlayan başka bir makale yayınladı.

Ne var ki, yayınlanan Kutsal Kitap sayısı az olsaydı bile bu Kitabın Tanrı Sözü olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Yine de Kutsal Kitap'ın dünyada en çok yayılan kitap durumunda olmasıyla Tanrı Sözü olduğu daha da belirginleşir. Kutsal Kitap'ın bu şekilde dünyanın her tarafından, her kesimden insan tarafından okunmak istenmesi onun olağanüstülüğünün bir göstergesidir

Kutsal Kitap'ın dağıtımı.

Kutsal Kitap bütün dünyaya yayılmaya devam ediyor. Birleşmiş Kutsal Kitap Kurumları, 1993 yılı bülteni, Kutsal Kitap'ın 1988 yılındaki dağıtımını13 çizelge halinde şöyle sıralar:

Kutsal Kitap 13.571.391

Yeni Antlaşma 11.979.594

Parça 44.116.988

Alıntı 530.960.486

Toplam 600.628.459

Yukarıdaki toplam 1981 yılı dağıtımını 40 milyonla aşmaktadır. Üretim masraflarının sürekli tırmanışına karşın, bu denli Kutsal Yazı basılmaya devam etmektedir. Üstelik, yukarıdaki sayılar sadece Birleşmiş Kutsal Kitap Kurumları'nın dağıtımıyla ilgilidir.

Her yıl bütün dünyada ne kadar Kutsal Kitap, İncil parçaları ve alıntılarının yayıldığını hesaplamak olanaksızdır. Son yıllarda yaklaşık bir milyar Kutsal Kitap ya da parçası her yıl bütün dünyada yayımlanmaktadır. Bu sayılar her bakımdan çok çarpıcıdır.

Kutsal Kitap'ın sayısız çevirileri.

Kutsal Kitap'ın ve parçalarının çevrildiği dil ve lehçelerin sayısı da etkileyicidir. 1983 yılının sonunda Kutsal Kitap'ın tümü 283 dile, Yeni Antlaşma bu çevirilere ek olarak 572 dile, Kutsal Kitap parçaları 930 dile çevrilmiş bulunuyordu. Bunların toplamı 1785 çeviriydi. 1979 yılının sonunda yalnız 1685 çeviri vardı. Çevirinin sayısı dört yıl içinde 100 çeviri arttı.14

Bu heves nedendir?

Kutsal Kitap'ı yayma çalışması için bu denli tükenmez heves nedendir? İsa Mesih, öğrencilerine Müjde'yi tüm dünyaya yayma buyruğunu verdi (Markos 16:15) ve O'nun yeniden geliş vaadi O'nun Sözü'nün yayılmasıyla ilgilidir (Matta 24:14). Aslında bu Söz, bu Sevinç Getirici Haber hemen hemen tüm dünyada sözlü olarak (özellikle radyo aracılığıyla) duyurulmaktadır. Bununla beraber sözlü bildiri, yazılı bildiriyle desteklenince daha etkili, daha sağlam bir temel atılır.

Müjde'yi duyurmak mı, dine döndürmek mi?

Kutsal Kitap herhangi bir dine taraftar kazanmak amacıyla yayılmamaktadır.

Mesih İnanlıları daha asil bir amaç gütmektedirler. Kutsal Kitap'taki müjde, insanların Tanrı'nın sunduğu kurtuluşa kavuşabilmeleri için onlara bildirilmelidir. Afrika'da her gün yaklaşık 20.000 kişinin özgür istekleriyle Mesih inancını benimsediği tahmin edilmektedir. Bütün dünyada her ırktan, her uygarlıklardan ve her dilden insanlar Kutsal Kitap aracılığıyla esenlik, sonsuz yaşam ve umuda kavuşmaktadırlar.

KUTSAL KİTAP'IN DÜNYADA YAYILIŞI

Çeviri sayısı:

1983 yılına dek 1785 dile çevrilmiştir14



1975 1979 1982 1983
KUTSAL KİTAP 257 266 279 283
YENİ ANTLAŞMA 368 420 551 572
PARÇALAR 924 945 933 930
TOPLAM 1549 1631 1763 1785

Kutsal Kitap Kurumları'nın dünya çapında dağıtımı:

1979 1982 1988
KUTSAL KİTAP 6.230.607 10.883.159 13.571.391
YENİ ANTLAŞMA 10.738.146 12.177.593 11.979.594
PARÇA 27.301.781 32.575.846 44.116.988
ALINTI 259.196.773 428.996.939 530.960.486
TOPLAM 303.467.307 484.633.537 600.628.459



Dünya nufüsünün yüzde %97'si Kutsal Kitap'ın en azından bir parçasını kendi ana dilinde okuyabilmektedir.



KUTSAL KİTAP'IN

BAŞLICA TÜRKÇE ÇEVİRİLERİ

Yeni Antlaşma'nın çağdaş Türkçeye çevirileri

1988 İncil - Sevinç Getirici Haber

1987 Müjde

Kutsal Kitap

1929-1941 Kitabı Mukaddes

Dil devriminden sonra Latin harfleriyle

Kutsal Kitap (Osmanlı Harfleriyle)

1905 basımı

1885 basımı

1868 basımı

Kutsal Kitap

1827 Ali Bey'in çevirisinin gözden geçirilerek basılması

(Osmanlı harfleriyle).

Yeni Antlaşma

1819 Ali Bey'in çevirisinin gözden geçirilerek basılması (Osmanlı harfleriyle). 1666 yılında Sultan 4. Mehmet'in baştercümanı Ali Bey'in çevirisi Leyden Üniversitesi'nde el yazması olarak kaldı.

Eski Çeviriler:

Orta Asya'daki Türk dillerine çevrilen bir-iki parça ile birlikte Latince, Süryanice ve Kıptice çeviriler.




4 - Kutsal Kitap'ın İçeriği

"Kutsal Kitap'a o denli saygım var ki, çocuklarım onu ne kadar erken okumaya başlarlarsa yurtlarına yararlı yurttaşlar ve toplumun saygın üyeleri olacaklarına güvenim o kadar artacaktır. Her yıl Kutsal Kitap'ı baştan sonuna dek okuma alışkanlığını birçok yıl önce edinmiştim."

John Quincy Adams

(Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı 1825-1829)

Kutsal Kitap, küçük bir kitaplığa benzediğinden içinde değişik tür yazılar bulunmaktadır. İçinde tarih, ruhsal serüven, şiir, felsefe, peygamberlik, sevgi öyküsü, mesel, ezgi, mektup ve dünyanın sonuyla ilgili önbildiriler vardır (Bkz. sayfa 274-275).

Ne var ki, bu yazılar gelişigüzel bir şekilde bir araya gelmemişlerdir. Hepsi Tanrı'nın esini olup mükemmel bir uyum içindedirler. Çağlar boyunca verilen bu yazıların, birbirlerini tamamlayarak bir plan doğrultusunda, Tanrı'nın değişmez amacına göre ilerledikleri görülür.

Kutsal Kitap'ta anlatılan tarihsel olaylar, aşağıdaki şekilde dönemlere ayrılabilir. İsa'dan önceki tarihi anlatan bölümler (Tekvin ile Ester arasındaki) dışında kalan kutsal şiir ve peygamberliklerle ilgili olan bölümler (Eyüp ile Malaki arasındaki) bu tarihi dönemlerin içinde Tanrı'dan esinlenerek yazılmıştır.

İnsanlığın başlangıcı, Tufan, Babil Kulesi (Tekvin 1-11)

Kutsal Kitap'ın ilk sayfaları evrenin yaratılışını anlatır. "Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı" (Tekvin 1:1). Bunu insanın yaratılışı ve günaha düşüşü izler.

Adem ile Havva'nın soyu GÜNAH denen şeye battıkça batarlar ve Tanrı'dan uzaklaşırlar. Yaradan insanlığı Tufan aracılığıyla cezalandırır. Hayatta kalanların soyu daha sonra Tanrı'nın "dünyaya dağılın" buyruğunu çiğneyip Babil Kulesini inşa ederek yeniden

Tanrı'ya baş kaldırdılar. Tanrı, o zamana kadar tek olan dili karıştırıp birbirini anlamayacak hale getirerek onları cezalandırdı.

Seçilmiş Halk (Tekvin 12-50)

Kutsal Kitap'ın ilk bölümlerinde insanların ve törelerinin gittikçe ne denli yozlaştığını görürüz. İbrahim'in Tanrı tarafından seçilmesi dünya tarihinde yeni bir çağ açar. Tanrı, ona "bütün uluslar sende kutsanacaktır" diyerek İbrahim'in soyu aracılığıyla bütün insanlara kurtuluş getirmeyi amaçlıyordu (Tekvin 12:3; bkz. Galatyalılar 3:8). Sonra onu ülkesinden çıkarıp soyunun gelecekte sahip olacağı yurda, Kenan ülkesine (Filistin) yöneltir. İbrahim'in bu tanrısal çağrıya uyması bize gerçek imanın nasıl olması gerektiğini açıklar.

İbrahim ile ailesinin yeni yurtlarına yerleştiklerini görürüz. Ne var ki, yurtta çıkan korkunç bir kıtlık torunu Yakup'la ailesini Mısır'a sığınmaya zorlar. Yakup'un soyu İsrail adıyla tanınmaya başlar. Mısır'da yaklaşık 400 yıl kalıp çok çoğalırlar. (Eyüp bölümü büyük ihtimalle bu atalar dönemi içinde yaşayan bir adamın öyküsünü anlatır.)

Çıkış ve Antlaşma (Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye)

Mısırlılar, gitgide çoğalan İsraillileri kendileri için bir tehdit olarak görmeye başlarlar ve onları köle haline getirip yaşamlarını çok zorlaştırırlar. Tanrı, Musa'yı İsraillileri Mısır'dan çıkarmakla görevlendirir. Musa'yla kardeşi Harun bir çok Tanrısal mucizeler yaptıktan sonra, Tanrı onları büyük bir kurtarışla Kızıl Deniz'i yararak Musa'nın yönetimi altında Mısır'dan çıkarır. Tanrı'nın yüceliğini gösteren bu çıkışın özel bir amacı vardı: Tanrı, kurtardığı halkıyla bir Antlaşma yapmıştır. Kutsal Yasa'nın özeti olan On Emir ve özel bir tapınma çadırı yaptırarak halkıyla olan antlaşmasının ilkelerini belirtmiştir (Bkz VI. Bölüm, sayfa 226-235).

Hakimler Dönemi (Yeşu, Hakimler, Rut)

Çıkıştan kırk yıl sonra İsrailliler, Yeşu'nun önderliğinde Erden (Ürdün) ırmağını mucizevi bir şekilde geçerek Kenan ülkesini ele geçirirler. Bundan sonra Hakimler'in yönetim dönemi gelir. Bu dönemde Kenanlılar'ın putperest diniyle ilişki kurmanın tehlikesinin ne denli büyük olduğu anlaşılır. İsrailliler, Tanrı'dan uzaklaşıp zor duruma düştüklerinde, feryat ederek Tanrı'ya dönerler. Tanrı, hem askeri önderler, hem de habercileri olan hakimler aracılığıyla, onları kurtarır. Daha sonra İsrailliler, diğer ülkeler gibi olmak için Tanrı'dan bir kral isterler.

Krallık (I. ve II. Samuel, I. Krallar, II. Krallar 1-11)

Saul İsrail'in ilk kralı oldu. Ancak onun yerini alan Davut İsrail'in gerçek kralı ve uzun bir kral kuşağının başı oldu. Davut yetenek dolu gerçek bir Tanrı adamı, bunun yanı sıra da bir peygamber, bir ozan, usta bir general ve halkının gerçek bir çobanıydı. İyi bir liderin tüm niteliklerini kendisinde topluyordu. Oğlu Süleyman'ın krallık sürdüğü dönem, İsrail'in en görkemli dönemiydi. Davut aracılığıyla Mezmurlar ve Süleyman aracılığıyla da Süleyman'ın Meselleri, Vaiz ve Neşideler Neşidesi bölümleri kaleme alındı. Ne var ki Süleyman, son dönemlerinde Tanrı'nın emirlerine uymadığı için ölümünden sonra oğlu Rehoboam krallık sürerken ülke ikiye bölündü.

Ülkenin İkiye Bölünmesi (I. Krallar 12 - II. Krallar 17)

İsrail halkı iki krallığa bölündü: Birincisi başkenti Kudüs (Yeruşalim) olan ve "Yahuda" diye tanınan Güney Krallık; diğeri ise başkenti Samiriye olan ve "İsrail" diye tanınan Kuzey Krallık.

Ne yazık ki, birçok peygamberin aracılığıyla yapılan uyarılara rağmen iktidara gelen krallardan birçoğu Tanrı'nın yolundan ayrılarak halkı da saptırdılar (Bkz. Yeşaya ile Malaki arasındaki bölümler). Tanrı'nın emrettiği tapınışı ve tapınağı terkederek Antlaşmayı bozdular. M.Ö. 722 yılında Asur kralı 2. Sargon tarafından başkent Samiriye ele geçirilerek kentin ileri gelenleri sürgüne götürüldü. Böylece kuzeydeki "İsrail" Krallığı sona erdi.

Sürgün ve Dönüş (II. Krallar 18-25, Ezra, Nehemya, Ester)

Yahuda Krallığı, Samiriye'nin yıkılışından sonra 136 yıl daha devam etti. Sonunda Kudüs de Babil Kralı Nebukadnetsar'ın ordularına yenilir ve halk Babil'e sürgün edilir. Babil'i M.Ö. 539 yılında ele geçiren Fars Kralı Büyük Koreş'in sayesinde sürgündeki Yahudilerin ilkin Zerubbabel'in ve daha sonra Ezra ve Nehemya'nın yönetimi altında Kudüs'e dönmelerine izin verildi. Tapınak yeniden yapıldı ve Kudüs başkent olarak yeniden kuruldu.

"Vakit dolunca Tanrı öz Oğlu'nu gönderdi." (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna)

Eski Antlaşma'nın tarihler bölümü Nehemya'yla sona erer. Vakit artık dolmuştur: Tanrı'nın Sözü, bir beden alarak mucizevi bir şekilde bakireden doğan Mesih İsa olarak dünyamıza gelmiştir. Eski Antlaşma'da O'nunla ilgili yazılan sayısız önbildiri gerçekleşmiştir. Yaşamı boyunca hiçbir günah işlemeyen tek insan olan İsa, Tanrı'nın planına göre yaklaşık üç buçuk yıl süren ilahi görevi süresince sayısız mucizeler yaptı (ölüleri diriltti, hastaları iyileştirdi, kötü ruhları kovdu, v.b.) ve eşsiz öğretişler verdi. İsa, geliş planıyla ilgi olarak öğrencilerine şu şaşırtıcı açıklamayı yaptı:

"Şimdi Kudüs'e gidiyoruz. İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da O'nu ölüm cezasına çarptıracak ve diğer uluslara teslim edecekler. O'nunla alay edecek, üzerine tükürecek ve O'nu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üç gün sonra dirilecek." (Markos 10:33-34)

İsa, günahları bağışlatan bir kurban olarak Kudüs'te ölmesi gerektiğini önceden bilerek Kudüs'e gitti. Orada söyledikleri aynen gerçekleşti. Yahudiler hiç bir suçu olmadığı halde O'nu Roma Valisi Pilatus'a götürerek ölüm cezasına çarptırdılar. Golgota denilen yerde çarmıha gerilerek öldürüldü ve gömüldü. Üç gün sonra Kutsal Yazılar uyarınca ölüler arasından dirildi. Böylece yaklaşık bin yıl önce Davut'un Mezmurlarında söylenen şu söz gerçekleşmiş oldu: "Çünkü Sen canımı ölüler diyarına terketmeyeceksin, Kutsalını çürümeye bırakmayacaksın" (Mezmur 16:10). O'nun ölüme tutsak kalması olanaksızdı.

İsa ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtla dirilmiş olduğunu elçilere gösterdi. Kırk gün süreyle onlarla Tanrı'nın Egemenliği hakkında konuştu. Ve "sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh'la vaftiz edileceksiniz. Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Kudüs'te, tüm Yahudiye ve Samiriye'de ve dünyanın dört bir bucağında Benim tanıklarım olacaksınız" diye bildirdi. İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı (Elçilerin İşleri 1:3-9).

İsa Mesih, ölümden dirildikten elli gün sonra , Kutsal Ruh'u bekleyen öğrencilerine gökten Kutsal Ruh'u gönderdi. Böylece Sözleri gerçekleşti ve Mesih İnanlıları diye bilinen Tanrı'nın yeni halkı doğdu.

"Benim tanıklarım olacaksınız" (Elçilerin İşleri)

Bu yeni "Halk" ölümden dirilen İsa Mesih'e tanık olmaya çağrıldı. Böylece ilkin Rabbin acı çektiği Kudüs'te, ondan sonra Samiriye, Suriye ve Antakya'da İsa Mesih aracılığıyla günahların bağışlanmasına ilişkin bu müjde özellikle Elçiler aracılığıyla yayıldı. Buradan da Küçük Asya'ya (Türkiye'ye), Yunanistan'a, İtalya'ya ve tüm dünyaya ulaştı. Bu iş için İnanlılara zulmeden Tarsus'lu Saul, Mesih kendisine göründükten sonra Pavlus adını alarak Müjde'nin tüm uluslara bildirilmesinde en aktif elçi oldu.

Mesih'teki Yeni Yaşam (Elçilerin Mektupları)

Mesih İnancı'nın yayılışıyla birlikte bu yeni yaşamın inanmış olanlara ayrıntılı bir şekilde açıklanması gerekiyordu. Rab bunu, Elçilerin Mektupları (Romalılar ile Yahuda arasındaki 21 yazı) aracılığıyla yaptı. Bu mektuplar, İnanlılara öncelikle Mesih'te ne kadar büyük bir ayrıcalığa ve ümide sahip olduklarını açıklayarak onları imanda temellendirip, Tanrı'ya yaraşır bir yaşam sürmeye çağırırlar.

Mesih'in İkinci Gelişi (Esinleme)

Yeni Antlaşma'nın son bölümü olan Esinleme aracılığıyla Rab, kendisi ikinci kez gelene kadar öğrencilerine, başlarına ne gibi sıkıntılar geleceğini ve ümitlerini tümüyle İsa Mesih'in görünmesiyle onlara sağlanacak olan lütfa bağlamaları için seslenir. Özellikle O'nun geleceği gün yaklaştıkça ortaya çıkacak olan belirtiler ve Mesih-karşıtı denen yasa tanımaz dünya lideri açıklanır. Ama en çok İsa'nın büyük görkem içinde dünyayı yargılamak ve Tanrı'nın Egemenliğini kurmak üzere gelişi anlatılarak İnanlılara teşvik ve dayanma gücü verilir.

"İşte, bulutlarla geliyor!

Her göz O'nu görecek,

O'nun bedenini deşmiş olanlar bile.

O'nun için dövünecek yeryüzünün tüm halkları.

Evet, böyle olacak, Amin!" (Esinleme 1:7)

5 - Kutsal Kitap'ın Bildirisi

"Kutsal Kitap olmaksızın neyin adaletli ve neyin adaletsiz olduğunu bilemezdik. Bu dünyada olsun, bunun ötesinde olsun, insanın mutluluğu için istenilen her şey Kutsal Kitap'ta açıklanır." Abraham Lincoln

(Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı 1809-1865)

Kutsal Kitap'ın bildirisi, bir dini bildirmek değil Tanrı'dan uzak düşmüş insanlara Yaradanlarını açıklamaktır. İnsan doğaya, kendi vicdanına ve insanlık tarihine bakarak Tanrı hakkında bir fikir edinebilir. Oysa O'nu tanımamız için başvurabileceğimiz tek yeterli ve güvenilir kaynak Kutsal Kitap'tır.

Kutsal Kitap'ın Ana Amacı.

Kutsal Kitap'ın ana amacı Yaradan'ın kim olduğunu insanlığa göstermek ve insanlığa Yaradan'la nasıl ilişki kuracağını, daha doğrusu yitirilen ilişkiyi nasıl yeniden kuracağını açıklamaktır. Kutsal Kitap, bu ilişkinin yeniden kurulmasının ruhsal açıdan Tanrı'nın Oğlu olan İsa Mesih'in sağladığı kurtuluşla olanaklı olduğunu bildirir. Bunun için Kutsal Kitap bize en başta İsa Mesih'i tanıtır, çünkü ancak O'nun aracılığıyla Yaradan'la yarattıkları arasında koparılan temas yeniden kurulabilir. "Mesih İnancı" diye adlandırılan şey aslında, İsa Mesih'le insanlar arasında kişisel bir ilişkiden başka bir şey değildir.

İsa Mesih

İlk bakılışta yalnız Yeni Antlaşma'nın İsa Mesih'i tanıttığına inanılabilir. Ne var ki, Tekvin'in ilk bölümlerinden Eski Antlaşma'nın son yazısı olan Malaki'nin son bölümüne dek Mesih'i buluyoruz. Mesih'le ilgili bu ayetler her zaman İsa Mesih'i direkt olarak açıklamaz, daha çok O'nu tasvirler ve simgelerle açıklar. Hatta bazı önbildiriler Mesih'in kurban oluşunun amacını Yeni Antlaşma'daki bazı metinlerden daha açıkça bildirir. Kutsal Kitap'taki bazı kişiler ve yaşamlarında gerçekleşen bazı olaylar Mesih'i simgeleyen tasvirlerdir. Örneğin: İbrahim'in oğlunu kurban etmesi, Yusuf'un, Musa'nın ve Davut'un öyküleri; bunların yanı sıra da, Fısıh kuzusu, çölde içinden mucizevi bir şekilde su çıkan Kaya (Mesih'i simgeler); çöldeki man (İsa'yı gökten inen Yaşam Ekmeği olarak simgeler); Musa'nın bir sırığa astığı tunçtan yılan (çarmıha çakılan İsa'yı simgeler).

Eski Antlaşma'nın Mesajı

Eski Antlaşma Tanrı'nın karakterini açıklamakla başlar. O'nun adaletli ve kutsal olduğunu bildirir. Tanrı'nın Musa aracılığıyla açıkladığı On Emir'i okuduğumuzda Tanrı'nın halkından istediği adalet ve kutsallığın nasıl olduğunu görürüz.

İşte bu yasanın sayesinde insan, günahın anlamını ve kendisinin Tanrı karşısında ne kadar suçlu olduğunun farkına varır. Hatta insan doğal yapısından ötürü yasanın gereklerini harfiyen yerine getirmesinin mümkün olmadığını da anlar. Tanrı böylece insanın kendi çabasıyla asla kurtulamayacağını göstererek, göndereceği Kurtarıcı'nın gerekliliğini ortaya koymuştur.

Yeni Antlaşma'nın Mesajı: Müjde!

Günahı yüzünden Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kalmış olan insanlar için Tanrı'nın planı uyarınca günahları bağışlatan kurban olarak İsa Mesih çarmıhta öldü ve ölümden dirildi. Artık günahlarından tövbe edip Mesih'e iman eden herkesin günahları bağışlanır ve sonsuz yaşama kavuşur. Sevindirici Haber budur.

Kişisel bir antlaşma.

Eski Antlaşma'da Tanrı ile insanlar arasındaki antlaşmalar aile kuşaklarıyla yapılmıştı (Nuh, İbrahim, Davut ve soylarıyla). On Emir üzerine kurulan Eski Antlaşma tüm bir halkla, İsrail Halkıyla yapıldı. İsa Mesih'in kurban olmasıyla sağlanan ve günahların bağışlanmasına dayanan Yeni Antlaşma bireylerle yapılır. Kişiseldir. "Hristiyan" diye tanınan bir ülkede dünyaya gelmek ya da Mesih inancını benimseyen bir ailede doğmak, kişiyi Mesih'e ait kılmaz. Bireyler, ancak günahlarından tövbe edip İsa'nın Rab olduğuna ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman ederek, "yeniden doğar," yani "Ruh'tan doğar" (Bkz. Romalılar 10:9; Yuhanna 3:3-5). İşte Tanrı, yeniden doğanlara sonsuz yaşam armağanını vaat ederek onlarla kişisel bir antlaşma yapar.

Kutsal Kitap'ın Bildirisinin bir Özeti.

Bazı ayetler Kutsal Kitap'ın bildirisini özet olarak ifade edebilmektedir. Böyle ayetler, birkaç çarpıcı sözle Tanrı'nın bütün tasarısını ortaya koyarlar. Bunu izleyen sayfada bulunan ayet, Yuhanna 3:16, buna çok iyi bir örnektir:






Tanrı Yaradan

dünyayı Kendisine karşı işledikleri tüm günahlara karşın insanlığı

o denli sevdi ki, Tanrı sevgidir

biricik Oğlu'nu Ezelden beri var olan Tanrı'nın Sözüne mecazi olarak Oğul denir. Oğul (Söz) beden alıp dünyaya İsa Mesih olarak geldi.

verdi İnsanlara karşılıksız olarak her iyi armağanı veren Tanrı, lütfunun doruğu olarak sevgili Oğlunu feda etti.

öyle ki, her kim Hangi dil, din, ırk ve ulustan olursa olsun.

O'na iman ederse İsa Mesih'e ve çarmıhta sağladığı kurtuluşa sarsılmaz güven bağlarsa.

mahvolmasın Tanrı hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye gelmesini istiyor. Fakat, sunulan affı reddedenler kendi kendilerine hüküm giydirir. En sonunda adil olan Yaradan tarafından yargılanarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılırlar.

sonsuz yaşama İman eden kişinin, Tanrı'yla ruhsal bir ilişkiye girmesiyle bu dünyada başlayan ve ölümden sonra sonsuza dek devam eden yaşam.

kavuşsun Tanrı'nın Sözüne dayanarak sonsuz yaşama kavuştuğumuza şimdiden emin olabiliriz.


DİPNOTLAR

--------------------------------------------------------------------------------
1Bazı Tanribilimciler Musa'yı Eski Antlaşma'nın ilk beş yazısının yazarı olarak kabul etmez. Onlar bu yazıların metnini yeniden düzenleyen varsayılı bir sistem öne sürerler. Bu sistem beş yüz yıldan daha uzun bir redaksiyon süresini gerektirir. Geleneksel bildiri uyarınca her zaman Musa'nın kaleminden çıktığı kabul edilen metinde değişik "kaynaklar" görürler. Tartışma incedir. Ama bu beş yazının birliğini ve İsa Mesih ile habercilerinin Musa'yı Beş Yazı'yı kaleme alan olarak tanıdığı olgusunu benimseriz.

2İncil - Sevindirici Haber, İstanbul 1988-1989, önsöz.
3A.g.e.
4Bakınız: Tekvin 15:1-6; 17:1-22; 21:1-13.
5Bakınız: Tekvin 25:27-34.
6Bakınız: Tekvin 29:15-30.
7Bakınız: Tekvin 31:26-37
8Bakınız: İsrailliler'in Kenan ülkesini almalarıyla ilgili önbildiri için Tekvin 15:18-21; İsrailliler'in Mısır'da kalmalarıyla ilgili önbildiri için Tekvin 15:13-17; Babil'e sürgün gitmeleri için Yeremya 25:1-14; sürgünden dönmeleri için Yeremya 30:3.
9Nineve'nin yıkılışı Nahum'un peygamberliğinin ana konusudur. Yunus ise konunun başka yönüne değinir.
10 Babil'in saldırıya uğrayıp yıkılışıyla ilgili önceden verilen haber Yeremya bölüm 50 ile 51'dedir.
11Sur'un yıkılması Hezekiel Peygamber tarafından önceden bildirilir, bölüm 26 ayet 1-14.
12Sıraya göre bakınız: Tekvin 49:10; Mika 5:1; İşaya 7:14; Hoşea 11:1 ve Mezmur 22.
13Burada kullanılan Kutsal Kitap deyimi bir arada basılan Eski ve Yeni Antlaşma anlamındadır. İncil deyimi Yeni Antlaşma anlamındadır. Parça deyimi Kutsal Kitap'ın 66 yazıdan biri anlamındadır. Alıntı deyimi Kutsal Kitap'tan derlenen ve genellikle aynı konuya değinen ayetler ve parçaların küçük kitap haline yayımlanması anlamındadır.
141992 yılında Kutsal Kitap'ın tümü ile Yeni Antlaşma toplam 2050 dile çevirilmiş bulunuyor. Yani Çevirinin sayısı son sekiz yıl içinde 265 çeviri daha arttı. Ayrıca 1992/93 yılında dünya çapında toplam 571 dile Kutsal Kitap çevirileri yapılmaktadır. Not: Bu rakamlar sadece Kitabı Mukaddes Şirketi'nin yaptığı çevirileri kapsıyor; bunun dışında daha birçok çalışmalar sürdürülmektedir.




 
 
dilemma
(no login)

:)

August 20 2001, 1:19 AM 

biri sustu, digeri basladi.

Ya hu Haci,

Dilemma`nin kime, ne zaman dalkavukluk yaptigini gördün? Bu iftiranla gafilligin daniskasini kendin isledin. Ya benim Paksu ile öyle uzun capli bir dialogum bile olmadi. Gak`la desen, senle bile daha az kavga etmisimdir. Gak`in sayesinde cok sey ögrendim. Arastirmaya, ögrenmeye sevketti. Gak`a da, Paksu`ya da, sana da saygim var ama, hicbirinizi ne korur, ne savunur, ne de poh pohlarim. Burasi fikir platformu, muharebe meydani degil.

Oysa ortada buz gibi bir gercek var. Hic`in Aiberg antipatizanligi senden kaynaklanmakta. Senin bilim adami imajinin gölgede kalacagindan korkuyor Seni Aiberg`e karsi kiskirtiyor. Sen orali olamayinca da kendisini siper ediyor.

Neyse,


Bu tartismanin tadi tuzu kalmadi. Buyurun, kendiniz calin kendiniz oynayin.

 
 
HACI
(no login)

DUSUNDUGUN GIBI DEGIL

August 20 2001, 1:32 AM 

Dilemma;
Bu tartismalarin tadi tuzu kalmaz tabii..
Her iletiyi kendine gore yorumlarsan..
Her iletiyi kisisel olarak yorumlarsan..

Haci'da ayni seyleri yapabilir..
Hic de yapabilir ama, O biraz beceriksiz..
O'nun yerinde ben olsaydim, caniniza okurdum walla..

Dilamma;
Ben Aiberg'e karsi degilim. Biz farkli teritorilerde cambazlik yapan silahsorleriz..... Rakip degiliz.. Hic'i de bu konuda uyardim.. Aiberg'le ugrasmamasini ona israrla soyledim.. Ama O beni dinlemedi.. Cunku beni dinlemeye mecbur degildi.. Hic bir zaman benim dalkavuklugumu yapmadi.. sizlerin sacma iddialariniza ragmen.. O bir "meksika jumbing bean" idi...
Cogu kere benim karsitim oldu... Yine de sonunda biz bazi fikirler, kavramlar uzerinde birlesebildik..
Sen ve Ebuselam ise, dana altinda buzagi arayarak, forumun ahengini bozmasini cok iyi bildiniz..




 
 
dilemma
(no login)

haci

August 20 2001, 1:44 AM 

ne danasi, ne buzagi?

Ebuselam`i tanimiyorum. Kimseyle ayni kefeye koyma dilemma`yi, yanilirsin. Dilemma`nin derdi zaten hicbir tarafa yaranamamaktir. Sevdiklerimle konusacak kelamim yok, konusacak konu buldugum insanlari sevemiyorum. Kimi bu durumda savunup, dalkavuklugunu üstlenebilirim? Zaten kimse de umurumda degil. Ebuselam dana altinda buzagi mi ariyor? o senin ve ebuselam`in sorunu. Öyle bir derdim olsa burda degil, daha farkli basliklar altinda tartisir olurduk. Illede polemik istiyorsan, onu da yapariz.

Zaten tartismayi hic ettiniz, sagolun

 
 
HACI _ALI
(no login)

HACI YAW!...

August 20 2001, 3:00 AM 

HACI!...

Kim kime ne menfaati icin DALKAVUK'lugu yapacak burda yaw?... Sende oturdugun yerden milleti birbirine katan dedikoducu oldun yani!... Tarismanin icine etmeyin bakin ne guzel sohbet vardi!...Hic geldi muhabetii PIC etti gitti!...Neden pismis asa su katiliyor ki?...Birakin herkes fikrini yazsin kardesim ala!lala!...isinize gelir gelez o sizin seceneginiz dimi?...Simdicik soze devamlarini diliyoruz bu arkedeslerimzin LUTFEN!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..

 
 
hiç
(no login)

:)

August 20 2001, 4:09 AM 

ALTERNATİFORUMDA KÜFREDENLER; BU KÜFÜRLERE ÖNCELİKLE KENDİLERİNİN LAYIK OLDUĞUNU KABULLENENLERDİR.

 
 
HACI _ALI
(no login)

HIC!...

August 20 2001, 4:41 AM 

HIC!...

Noldun ?...Alindinmi yavrum benim!... Bak simdi ben sana kufur felan etmedim yaw!... Lafi PIC ettigini suledim!... yoksa benim bayramlik agzindan diil bu sozler!..Ala! Ala!... Inamazsan bilenlere sor!...

Selamlar

 
 
ruh
(no login)

brezilya dizisi

August 20 2001, 4:52 AM 

alternatiforum kitap okumak kadar faydali, bazen deyil.

 
 
HACI _ALI
(no login)

EYYYY!...RUUHHH!...

August 20 2001, 5:49 AM 

RUH!...

GELDINSE UC KEZ TAKTAKLA!... SANA ULE GELMIS!...
BURASI KULTUR MERKEZI OLDU YAW!... INANMAZSAN HACI'YA SOR BII!...

 
 

(no login)

BİR DÜZELTİ

August 20 2001, 2:09 PM 

Svgideğer
Ley Dilemma

Çok acele ve hızlı yazdığım için bazen cümleyi anlaşılmaz yapıyorum. Şimdi anımsayalım:

İsa, daha annesinin karnındayken annesinin masum olduğunu duyurdu. Buna şeytan işi demeyip de mucize olarak inananlar sadece Zekeriya as., Yahya as. ve Marangoz Yusuf idi. Yusuf (Yasef) Meryem ile evlendi.

Meryem ile aynı soydandılar. Onlara Ali İmran=İmran ailesi denmektedir. Kur'an'da ALİ İMRAN suresi de bu aileyi kutsamakta, fakat isimlerini tek tek vermemektedir. Hz.İsa'nın annesi muhtemelen HANNA=Anna=Anne=Ann, bir rivayete göre de Susanne ya da Sue-anne'dir.
***Ki Ali İmran suresindeki İmran Ailesindendir, İncil'deki Meryem'in annesi İ L E Elizabeth ile aynı ailendir. ****

Derken aceleye gelmiş ve İLE kelimesinin yeri değişmiştir. İkinci İLE aslında birincinin yerinde olacaktı. Sen uyarmasan yanlışı fark etmeyecektim. Bu yazım hatasıdır, idare et.

Bir hata da ben buldum:

***İsa'ya kutsal ruhundan başka ruhundan üfledi***

demişim. Olayı şöyle düzelteceğiz:

Allah, ilk insana (dolayısıyla her doğana) RUHUNDAN ÜFLEDİ, yani bizler Allah'ın ruhunun üflentisiyiz. Hz. İsa da öyle...

Ama ayrıca Hz. İsa'ya duble RUH üfledi.

Her insandaki mevcut RUH üzerine, RUHÜL KUDÜS=Tertemiz ruhundan, kutsal ruhundan üflemiştir.

Hatalarımı düzeltmek için "Bir uğradım" belki de başka bir forumda görüşmek üzere...

hoşkal-dostkal

 
 
dilemma
(no login)

Sen antuan, yalan dolan...

August 21 2001, 2:13 AM 

Barnabas Isa`nin ölümünden 30 sene sonra Kibris`ta sehid edilmis. Isa`ya ilk iman edenlerden.

Hz. Isa`dan duyup ve ögrendiklerini hicbir degisiklige ugratmadan, oldugu gibi kaydediyor.Hiristiyanligin ilk 300 senesinde Barnabas incili de diger incillerle birlikte elden ele dolasir ve okunur. Iznik ruhani meclisi 325 yilinda, ibranice yazilmis incillerin ortadan kaldirilmasina karar verince, Barnabas nüshalari da bir tek nüshasi haric bütünüyle yakilir. Diger inciller latinceye cevrilirken, Barnabas incili her nasilsa ortadan kaybolur.

Biz Barnabas incilinin Islam`in gelisinden önce var oldugunu ve okundugunu, 200 lü ve 300 lü yillarda bazi hiristiyan din adamlarinin teslisi inkar ederek, Isa`nin Tanri kulu oldugu yolundaki iddialarina Barnabas incilini kaynak göstermelerinden anliyoruz. Bunlardan biri taninmis din adamlarindan olan Irananeus. Irananeus bir tek Allah oldugunu ve Isa`nin Allah`in oglu olmadigini ileri sürerek, "Saint Paul, Romalilarin bircok tanriya tapma aliskanligindan ilham alarak teslisi hiristiyan akidesi icine sokmak istemistir" der. Bir baskasi Antakya piskoposu Lucian`dir. En önemlilerden biri ise Lucian`in sakirdi Arius`tur. Sen antuan, yoksa Arius`da mi müslümandi? Neden bu tür iddialarda bulunuyordu? Niye bu kadar israrciydi? Neden Konstantin`in kizkardesi bile onun kurdugu "Arianlar" mezhebine girdi?

Peki ya papa Honorius?


Barnabas incili daha 3. yy`da; Yani Hz. Muhammed`den 300 veya 700 sene evvel, ortadan kaldirilmaya calisilir. Islamiyetten önce müslüman olmak mümkünse, Barnabas incili bir müslüman tarafindan yazilmis olabilir, Sen antuan da bu durumda hakli olabilir... Italyancaya ceviren Fra Marino ise bir katolik bir rahiptir. Katolik bir rahip neden böyle bir seye kalkissin?


Isa`nin Roma`da dogdugunu yazar tarihciler dogru... Iyi hos da Nazareth denen acaip köyün Romayla ne kadar ilgisi var? Acaba haritada yeri belli mi? Barnabas yanilmis mis? Siz dogru oldugunuzdan nasil emin olabilirsiniz? Isa sahiden orada mi dünyaya geldi? Geldiyse devrin tarihcilerinden hicbiri neden adini anmiyor? Kahramanimiz Allah`in bir rivayete göre kendisi, bir rivayete göre oglu. Simdi bu kadar muhtesem bir zat nasil olurda tarihcilerin gözünden kacar? Üstelik, insanligi kurtarmak icin, büyük fedakarlik edip, gözyasi vadisinde boy gösterdigi halde...

Sonra ne olmus? Roma yikilmis, barbarlar yeni yeni devletler kurmuslar, timarhanedekilerin hezeyan kolleksiyonu diye itibar etmeyecekleri garip ve ahlaka aykiri kitaplar, Kitab- mukaddes olarak kendini kabul ettirmis. Ne garip? Incil bir miskinler tekkesinin dua kitabi olabilirse ne mutlu.

Sonra ne olmus? Asirlarca carmihta can veren bu sefkat tanrisi adina cinayet üzerine cinayet islenmis. Hacli ordulari zincirden bosanan köpekler gibi saldirmis ülkemize. Isa Tanri`nin ogluydu dimi?


Diger bir konu ise Ahdi atik ve ahdi cedid`deki erotik icerik:


Tanri tevratta insanlarin günahlarini anlatarak, kendini övüp, yüceltiyor. Ya hu ne kadar dedikoducu ve kompleksli bir Tanri bu sizinkisi!

Tanri niye insanlarin günahlarini en ince ayrintilarina varana kadar anlatma ihtiyaci hissetsin? Mahrem konularin üstüne neden bu kadar düsmüs kitab-i mukaddes? Bu tür muhabbetler psikopat insanlarin hosuna gider, Tanri`nin degil. Eski ve yeni ahitte kullanilan bu uslup da onlarin insan ürünü olduklarini gösterir.

Pes...

 
 
dilemma
(no login)

saadete gelelim

August 21 2001, 2:30 AM 

Adem cennetten neden kovuldu?

Havva Adem`in hangi organindan zuhur etti?

Keskin zeka keramete kic attirirmis. Isa zekadan mahrum birakilmis olmali ki, bin türlü kerametle donatilmis... Anne karninda konusmus, ölüleri diriltmis vs...

Hz. Muhammed ise pür zeka, kabiliyet ve atalet...





 
 
HACI
(Login omerusta)

SENIN HAKKINDA COK YANILMISIM..

August 21 2001, 3:19 AM 

DILEMMA;
SEN KAFASIZIN BIRIYMISSIN...

 
 
HACI _ALI
(no login)

HACIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII!....

August 21 2001, 4:07 AM 

HACIM

Noldun yaw!...Solundanmi kalktin!... Ates puskuruyon!... Herkes diledigini sulmesinmi yani!... Biraz insafli ol yaw!... Dillema ule dusunyorsa kizman mi gerek yani!...

Bak benim EGRI!... EFENDUM kelimesini RUM'ca yapti!...
Hakli!..Ala! Ala!.. Ona Turkce ogreten hocanin elini opmesi gerek vala!... Yakinda Alamanca kelimeleride Turkce deye yazarsa bizim de kulturumuz artar!... Hic sasmam!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..

 
 
dilemma
(no login)

bakin su ise!

August 21 2001, 12:40 PM 

Anlasilan Sen antuan`a verdigim cevap Haci`nin hosuna gitmedi.

Ebuselam galiba coooook haklisin.

Inanmadigina dahi inanamama... Belki Münkirlikten munafikliga gecis. Munafikliktan hristiyanliga... Su ana kadar mahrekinden cikmis ve yeni bir günese baglanamamis bir saskin olarak tahayyül ediyordum seni. Hakkindaki iddialari tescilledin. Sen hiristiyan misyonersin.
Haci sana cok kizdigim vakidir ama, ilk defa tiksindim.

Indir maskeni artik.

Sizin teokraside sucluya ihtiyac vardir. Sen bu suclusun. Artik bir hikmeti vucudun var, sevin tabi. Yani kinanmak, rusva olmak, vicdan azabi duymak hakkin. Sendeki faydasiz ve aylak bir lüks hayvanin bagimsizligi. Kime niye kiziyorsun? Biri Tanri`na dil uzatti? Firsat bu firsat, oyna, dil cikar, efendilerinin dikkatini cek, kimse dokunmasin keyfine Ama kimseye saldirmaya kalkma. Ne oldugunu iste böyle cikarirlar meydana...

 
 
HACI
(no login)

MEYDANI BOS BULDUN, ONUNE GELENE SALDIRIYORSUN.

August 21 2001, 3:53 PM 

Dilemma;
Sana kafasiz dememin nedeni Sen Antuan'a verdigin yanit degil. Ayberg'le yaptigin ilginc tartisma.. Hem sen her onune gelene rahatlikla saldirip hakaret edebiliyorsun. Bu arada benden bir kafasiz hakareti almissin, cok mu? Her vesile ile Haci'ya hakaretli atiflarda bulunuyorsun.. Simdi de Haci'dan tiksindin.. Haci'nin senden daha once tiksinmis olabilecegini hic hesaba kattin mi?
Ebuselam hakli da olsa, kafasizsin, haksiz da. Ben Hristiyan misyoneri olsam da kafasizsin, olmasam da.. Bunlar iki ayri durum...

 
 
emre
(no login)

Untitled

August 21 2001, 4:49 PM 

DOĞRUSUNU İSTERSENİZ BU SON DİYALOGLAR TÜYLERİMİ DİKEN DİKEN ETTİ.

 
 
ama ne
(no login)

lady olmak ya da olmamak :-)

August 21 2001, 5:31 PM 

ne demis
lady lemma
"
saadete gelelim August 21 2001, 1:30 AM


Keskin zeka keramete kic attirirmis. Isa zekadan mahrum birakilmis olmali ki, bin türlü kerametle donatilmis... Anne karninda konusmus, ölüleri diriltmis vs...

Hz. Muhammed ise pür zeka, kabiliyet ve atalet..."

bunu okudugumda inanamadim
bu nasil bir dusuncedir
ben müslümanim ve kuran'i okurum
dondüm gene okudum
ve gene ne buldum
megerse neymis
Allah elcilerini ayirmiyormus
bir de sen bak bakalim:

2/285 Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de.Hepsi; Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır.Allah'ın resullerinden hiçbirini ötekinden ayırmayız.Şöyle demişlerdir: "Dinledik, boyun eğdik.Affet bizi, ey Rabbimiz.Dönüş yalnız sanadır."

bak bu da ayirana bir uyari olsa gerek
hem de kendini komik ve zeki sanana ......

4/152 Allah'a ve O'nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafur'dur, Rahim'dir.

kurana dönulmali herseyin yaniti apacik duruyor
ve ne güzel duadir o :

Allah bilgimizi artirsin



 
 
HACI _ALI
(no login)

NEDEN?...

August 21 2001, 5:35 PM 

HACI

Bu kadar sinirlenmene sebep ne?...Kizmaklar nereye varirsin?...Kizdiginlikla hic bir yere varilmaz!...
Eger sen bunun aksini ISPAT edersen o zaman sen hepsinin CANINA OT tkmais olursun!... Ancak bunu yapamadigin surecede bu surtusme bitmez!...

Selam Sevgi ve Dua Ile...

 
 
HACI
(no login)

SEN OLSAN SINEYE MI CEKERSIN?

August 21 2001, 5:36 PM 

Bak Emre, Hic'e hitabeden Dilemma, bir tasla iki kus vurmasini cok iyi biliyor.. Daha once de boyle terbiyesizlikler yapmisti..

"Düsünmüyorsun, yürümüyorsun en kötüsü dinlemiyorsun. Bikmadin mi Hací`ya ucuz dalkavukluk numaralari yapmaktan. Korkma, Aiberg Haci`yi ortadan kaldirip
koltuguna kurulmaz. Tenezzül edecegini sanmiyorum."

 
 
HACI
(no login)

NEDEN MI ?

August 21 2001, 6:28 PM 

Sevgili Haci Ali;
Umarim Dilemma'ya neden kizdigimi anlamissindir..
Haci'ya hakaret edecek firsatlardan yararlanmasini cok iyi biliyor..
Artik bicak kemige dayandi.. Tepki gostermek zorunda hissettim kendimi..

 
 
hiç
(no login)

Hans von AİBERG artık burada istediği gibi hür olarak yazar

August 21 2001, 8:43 PM 

Bence O abrakadabra fakat sizler O'nun yazdıklarından/çıkarsamaarından holanıyorsunuz, çünkü O sizlerin herbirinizin fantazilerine hitab etmesini de çok iyi beceriyor.
Onun söylemlerinden/çıkarsamalarından Dilemma da, başkaları da hoşlanıyor

bence zararlı bir kimse, çünkü gerçekleri yanıltmak ve şaşkınlaştırmak için kullanıyor ve kendisine böylelikle prim yapıyor
Fakat olsun
yazsın bakalım
tek söz etmeyeceğim ve yanıtlamayacağım, atışmayacağım, çatmayacağım
İletilerimde ortaya söz atarsam başka
O zaman Hans da üstüne alınmasın veya O da ortaya söz atsın
Yandaşları da bu forum alanlarında kesinlikle hakaret ve küfür kullanmasın
hicv yetenektir, olabilir



esenlikler dilerim
İşte son sözlerim böyle

 
 
hiç
(no login)

fakat sizler O'nun yazdıklarından/çıkarsamalarından hoşlanıyorsunuz

August 21 2001, 8:45 PM 

fakat sizler O'nun yazdıklarından/çıkarsamalarından hoşlanıyorsunuz

 
 

(no login)

Untitled

August 21 2001, 8:52 PM 

SEVGİLİ LADY LAMA LÜTFEN YAZDIKLARIMI BİR DAHA OKU CÜNKÜ OKUMADIĞIN BELLİ OLUYOR

LÜTFEN KUTSAL KİTAPTA MÜSTECENLİK İZNİK KONSULU VE BARNABA İNCİLİ İLE İLGİLİ YAZILARIMI BİR DAHA OKU
AŞAĞIDAKI LİNKLERİDE İNCELE LÜTFEN VE LÜTFEN BİRİNE YALANCI DEMEDEN ÖNCE 2 DEFA DÜŞÜN
AMA PARDON DOĞRUYA BU DÜNYADA SİZDEN BAŞKA HERKES YALN SÖYLÜYOR ÖYLE DEĞİLMİ SEN-ANTUAN NİCİN YALANCI OLMASIN
BELLİ Kİ SEN BİLGİ EDİNMEDEN FİKİR EDİNENLERDEN SİN

SEN-ANTUAN

PAX ET BONUM
-------------------------------------------------------

Barnabas Isa`nin ölümünden 30 sene sonra Kibris`ta sehid edilmis. Isa`ya ilk iman edenlerden.

-------------------------------------------------------

eminmisin st paul romada tutuklu iken halen sağdı ( ms 61-63}

http://www.newadvent.org/cathen/02300a.htm

-------------------------------------------------------
Hz. Isa`dan duyup ve ögrendiklerini hicbir degisiklige ugratmadan, oldugu gibi kaydediyor.Hiristiyanligin ilk 300 senesinde Barnabas incili de diger incillerle birlikte elden ele dolasir ve okunur. Iznik ruhani meclisi 325 yilinda, ibranice yazilmis incillerin ortadan kaldirilmasina karar verince, Barnabas nüshalari da bir tek nüshasi haric bütünüyle yakilir. Diger inciller latinceye cevrilirken, Barnabas incili her nasilsa ortadan kaybolur.

-------------------------------------------------------


iznik konsulu

İZNİK KONSİLİNDE NELER OLDU?

Daha önceki bölümlerde, bazı kitaplardan yaptığımız alıntılarda, İncil'in "İznik Konsilince dörde indirildiği" iddiası ileri sürülüyordu. Oysa geçen bölümde, İncil'in İznik Konsilinin toplandığı İS 325 yılından çok önce elimizdeki şeklini aldığını görmüştük. Bu bölümde, İncil'in İznik Konsilinde değiştirildiğini ileri sürenlerin yanlışlarını ve tutarsızlıklarını geniş bir şekilde gözden geçirelim:

"KONSİL" NEDİR?

Hristiyan din önderleri, Hristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği bölge oranında büyük toplantılar düzenliyorlar. Bu toplantılara "Konsey" ya da "Konsil" adı verilmektedir.

Tartışılacak konu, bütün Hıristiyanları ilgilendiriyorsa, "Genel Konsil" yapılarak, bütün önemli kilise önderleri davet edilir. Eğer tartışılacak konu, sadece bir bölgenin Hıristiyanlarını ilgilendiriyorsa, o bölgenin kilise önderlerinin katılacağı bir "Bölgesel Konsil" düzenlenir ve sorun tartışılır.

Bu güzel gelenek, "Havariler" olarak adlandırdığımız İsa Mesih'in ilk öğrencileri tarafından başlatıldı. İS 50 yılında "bölgesel" diyebileceğimiz Kudüs Konsilini düzenleyen Havariler ve diğer önderler, Hıristiyanlığı yeni kabul etmiş olan,Yahudiler dışındaki ulusların bazı sorunlarını görüştü (İncil, Elçilerin İşleri, 15: 1-29).

"Genel" diyebileceğimiz ilk konsil ise, İznik Konsili olup İS 325 yılında, İznik'te şu anda sadece kalıntıları kalan büyük bir kilisede toplandı. 20 Mayıs'ta başlayan oturumlar 25 Temmuz'a kadar sürmüştü.



İZNİK KONSİLİ NİÇİN TOPLANDI?

İznik Konsilinin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumları İS 310 yıllarında, Mısır'ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir kilise önderi tarafından ekilmeye başlandı. Aryus, bu yıllarda İncil'e ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı.

İS 300 yıllarına kadar, İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bir tartışmaya pek rastlanmaz. Hem o zamandaki hem şimdiki Hıristiyanlar, İncil'de yer alan bilgiler çerçevesinde, İsa Mesih'in Allah'ın Oğlu olduğunu ve Allah'ın Ruhundan olması nedeniyle, Allah'la eşit olduğunu kabul ediyorlar.

Aryus ise, İS 310 yıllarında, "Oğul (İsa Mesih) Baba'nın (Allah'ın) bir yaratığıdır. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul'a ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz"(1) diyordu. Aryus'un bu görüşlerinin yanlış olduğu, önce bağlı olduğu İskenderiye Episkoposu Ale, andre tarafından belirtilmiş ve daha sonra İS 318'de yüz Episkoposun katıldığı Mısır Konsilinden de bu yönde bir karar çıkmıştı. Ancak Aryus, görüşlerini inatla savunmaya devam eder. Günden güne taraftar kazanması ise, "Aryusçuluk tehlikesinin" büyüyeceğini gösteriyordu.



KONSTANTİN DEVREDE

İmparator Konstantin'in Hıristiyanlığı kabul edişini politik nedenlere bağlıyanlar olduğu gibi, onun içten ve samimi bir şekilde Hıristiyanlığı kabul ettiğini söyleyenler de vardır. Konstantin'in Hıristiyan olduktan sonra bütün imkanlarını kullanarak, Hıristiyanlığa hizmet etmesi ikinci görüşü kuvvetlendiriyorsa da, bu konuda kesin bir şey söylemek tabii ki mümkün değildir.

Konstantin, bir mektubunda: "Eğer kötülüğün maskesini kaldırmazsam Allah'ın huzurunda ciddi şekilde suçlu olacağım. Hiç bir şey, benim kararlı sözüme ve İmparatorluk görevime, hatayı yok etmek, yanlış görüşlerin kökünü kazımak, insanlığı saf bir dinle, samimi bir birlikle, kendisine borçlu olunan bir tapınma ile Allah'a tapmaya götürmek kadar iyi bir cevap olamaz"(2) demektedir.

İşte bu derece samimi görünen İmparator Konstantin, Hıristiyanlar arasında meydana gelen her önemli sorunun büyük toplantılar (konsil) yolu ile çözüldüğünü öğrenir.

Acaba bu Aryusçuluk sorunu için de, İmparatorluğun bütün imkanları kullanılarak, o ana kadar eşi yapılmamış bir konsil düzenlenemez miydi?

Elbette düzenlenebilirdi... İmparatorluğun bütün imkanları harekete geçirilir. Davet edilen bütün Episkoposlara ve diğer kilise liderlerine, senatörlere tanınan haklar tanınarak bütün giderler İmparatorluk tarafından karşılanır. Konstantin, organize ettiği bu Konsile katılır ancak, dinsel bir sıfatı olmaması nedeniyle oy kullanamaz.(3)

ARYUS'A YANIT VERİLİYOR

İskenderiye'de görevli olan Aryus, Konsilde en büyük darbeyi yine bir İskenderiye'li olan genç din adamı Athanas'tan yiyecekti. Aryus'un bütün iddialarını tek tek yanıtlaması, onu köşeye sıkıştıran sorular sorması bütün Episkoposların dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştı.

Gerek Athanas'ın ve gerekse diğer Episkoposlar'ın konuşmaları, Aryus'un ileri sürdüğü iddiaların İncil'e aykırı olduğunu apaçık gözler önüne seriyordu.

Ancak Aryus'la başlayan İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bu tartışmalar, aynı zamanda yeni bir ihtiyacı da meydana getiriyordu: Bir Hıristiyan'ın İsa Mesih'i nasıl kabul etmesi gerektiği daha açık bir şekilde formule edilmeliydi. Konsil, bunu da yapmalıydı.

Yoğun bir çalışma ile Konsil, bir Hıristiyan'ın gerek İsa ile ilgili ve gerekse diğer temel inanç konularını daha açık bir şekilde formule eden, kısa ama önemli bir "İman İkrarı" ya da "İnanç Bildirgesi" diyebileceğimiz "Credo" yu hazırladı. Bu "Credo"Aryus ve iki arkadaşı (İzmit ve Kayseri'ye Episkoposları Teonas ve Sekun-dus) dışında herkes tarafından onaylandı.

Dünyanın hemen her tarafından gelen 318(4) Episkopos sayesinde bu "İnanç Bildirgesi" hemen her kiliseye ulaştırılmıştı. Belki bu şekilde yanlış fikirler, yanlış iddialar azalır, gerçekler daha iyi anlaşılabilirdi. İznik Konsilinde hazırlanan bu "İnanç Bildirgesi" şu şekildedir:

"Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen tüm varlıkların yaratanı olan bir tek Baba Allah'a inanıyoruz.

Bir tek Rab İsa Mesih'e de inanıyoruz; Allah'ın Oğlu, Baba'dan doğan, biricik oğul, yani Baba'nın öz varlığından oluşan, Allah'tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah'tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğrulmuş, Baba'nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yaratılmış, biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya tekrar gelecek olan O'dur.

Ve Kutsal Ruh'a da inanıyoruz.

Buna karşılık, Rab İsa'nın mevcut olmadığı bir devre vardı', O doğrulmadan önce yoktu', hiç yoktan meydana geldi', Allah'tan başka bir maddeden veya özden yaratıldı', değişebilir' veya başka bir hale gelebilir' diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda olan Kilise, onları lanetlemektedir."(5)

Bu "İnanç Bildirgesi" daha sonra toplanan konsillerde genişletilmiş ve aralarında bazı ufak tefek değişiklikler olsa da, hala birçok Kiliselerde (örneğin Süryani, Rum ve Ermeni Kiliselerinde), hemen her gün okunmaktadır. Örneğin Süryani Ortodoks Kilisesinde okunan "İnanç Bildirgesi" şu şekildedir:

"Yer ve göğü, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların yaratanı, her şeye kadir tek bir Allah'a inanıyoruz.

Bütün çağlardan önce, Allah'tan doğmuş, Allah'ın biricik Oğlu Rab İsa Mesih'e inanıyoruz. O ki, Nurdan Nur, gerçek Allah'tan gerçek Allah'tır. Yaratılmış olmayıp Baba ile aynı özdendir. Ve her şey O'nun vasıtasıyla yaratılmıştır. Biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh'tan vücut bulmuş ve Bakire Meryem Ana'dan doğmuştur.

Pontiyos Pilatus günlerinde bizim için acı çekerek, Haça gerilmiş, gömülmüş ve istediği gibi üç gün sonra dirilip göğe çıkmıştır.

O Baba'nın sağında oturmaktadır. Dirileri ve ölüleri yargılamak üzere büyük onurla tekrar gelecek ve O'nun egemenliğine son olmayacaktır.

Baba'dan gelen, Baba ve Oğul'la beraber tapınılan ve yüceltilen diriltici yaşam kaynağı Kutsal Ruh'a inanıyoruz. O ki, Peygamberler ve Resuller vasıtasıyla Kutsal, Toplumsal ve Elçisel tek bir Kilisiye muhatap olmuştur.

Günahların bağışlanması için, tek bir Vaftizi kabul ediyoruz. Ölülerin dirilişini ve gelecek yaşamdaki yeni sonsuz yaşamı bekliyoruz, Amin."(6)


Tabii İznik Konsili, bütün zamanını Aryus'a yanıt vermek ve "İnanç Bildirgesini" hazırlamakla geçirmedi. Paskalya (İsa Mesih'in ölümden diriliş) bayramının her zaman pazar günü kutlanmasına karar vermiş ve din görevlileri ile ilgili bazı önemli kararlar da almıştır.(7)

İznik Konsili'nden sonra Aryusçuluk önemli miktarda kan kaybetmişse de, sonra yeniden toparlanmaya başladı. Ancak Konsilde Aryus'a gerekli cevabı veren Athanas'ın "Aryusçulara Karşı Savunma", "Aryusçulara Karşı Dört Söylev" ve başka birkaç ilahiyatçının sonradan kaleme aldıkları teolojik eserler, Aryusçuluğun mezarını kazımaya başlamıştı.

Aryusçuluğun son temsilcileri, VI. ve VII. yüzyılda Katolik olunca, Aryusçuluk tarihe gömüldü.(8)

İznik Konsili ile ilgili gerçek bilgiler özet olarak bunlardır. Ama ne yazık ki, hemen herkesin kısa bir araştırma sonucunda öğrenebileceği bu gerçekleri, bazı "yazarlar" bilmemektedir. Tabii bilmemek bir dereceye kadar normal. Ama hiç kimse bilmediği bir konuda yazı yazmak zorunda değil! Bir yazarın, eğer "doğruyu gösterme" gibi bir amacı varsa, bilmediği konuları iyice araştırıp gerçekleri öğrendikten sonra yazması gerekiyor.

Fakat ne yazık ki, bazı "yazarlar" bilmedikleri gerçekleri araştırıp öğrenmek yerine, bazı gerçek dışı iddiaları ve hikayeleri okuyucularına "gerçek" diye sunmayı tercih ediyor.

İznik Konsili konusunda gerçekleri saptıran yazarları iki gruba ayırmamız gerekiyor:

1) İznik Konsilinin, Aryus'un görüşlerini tartışmak için toplandığını bilen, ancak Aryus'un iddiaları ile ilgili yanlış bilgiler veren yazarlar.

2) Aryus ve görüşleri konusuna hiç değinmeyen, İznik Konsilinin "İncil'lerin durmadan artan sayısını sınırlamak için toplandığını" ileri süren yazarlar.

iznik konsili ile ilgili

http://www.newadvent.org/directory/14388a_04423f_11044a.htm




-------------------------------------------------------

aryus ile ilgili

http://www.newadvent.org/cathen/01718a.htm


arianizim ile ilgili

http://www.newadvent.org/cathen/01707c.htm

------------------------------------------------------

Pope Honorius I

http://www.newadvent.org/cathen/07452b.htm#II

-------------------------------------------------------

allah aşkına hangi tarihci isanın romada doğduğunu söylüyor ???????????
-------------------------------------------------------





 
 
dilemma
(no login)

la hevle

August 21 2001, 10:59 PM 

ya benim Aiberg`le tartismam sizi niye rahatsiz ediyor? Kiminle tartisacagimi size mi sormam lazim? Safi kompleksiniz.

Haci iyice karistirdin meseleyi. Aiberg`le tartistigim icin mi kafasizim sana göre, yoksa daha önce sana ve hic`e sarfettigim sözler yüzünden mi? Yoksa sen antuan`a verdigim cevabi mi cok aptalca buldun? Bir karar ver artik. Sizinlemi ugrasayim, Sen antuan`la mi? Yoksa topunuzu bir kenara atip, yeniden Aiberg`in yazdiklarina mi motive olayim, sasirdim. Böyle de tartisilmiyor ki... Sahi ya biz Aiberg`le tartisiyorduk dimi? Eeee konu neydi ya?

Not: Ama ne, sagol kardesim. Sunca laf kalabaliginin icinde yazdiklarimi okuma zahmetine katlanip, gercekten elestirmeye ve hesap sormaya deger bir malzeme kirintisi bulabilecek dikkat ve hassasiyete sahip oldugun icin seni kutlarim. Az daha, gerginlik ve asabiyetin üstüne bir de gecenin ilerleyen saatleri eklenince yükselen adrenalimin dogal sonucu olan bazi zirvalarimin müslümanlar tarafindan cevapsiz birakilacagini sanmistim. Niye bir tek müslüman cikip da bana "sen ne diyosun allah askina" diye sormuyor diye düsünmeye bile baslamistim...

 
 
hiç
(no login)

dilemma, bunca alıngan olma, burası forum alanı, her dil söyler

August 21 2001, 11:48 PM 

siz kimseye aldırmayın
Hans da kimseye aldırmasın

Çok raharsız oluyorsanız e-mail yöntemi var
Hans'ın e-maili belli, sizin e-mail belli

Doğruysa tabii ki, diyalog kurup yazışabilirsiniz

Lütfen bunları da ukalalık diye nitelendirme

Bu fuzuli iletilere artık bir son vermek gerekmiyor mu?

Esenlikle, güzelliklerle
sevgiyle

 
 
HACI
(no login)

HAKARETLERINI YUZUME ETMELISIN, GIYABIMDA DEGIL..

August 22 2001, 12:03 AM 

Dilemma;
Ilk catismamizdan beri sana kotu bir kelime soyledigimi hatirlamiyorum. Senden arada bir isittigim halde.. Sana hep hosgoru gosterdim.. Ama sen ayni seyi bana uygulamadin.. Gozunu yumup, agzini acmasini cok seviyorsun.. Ayberg'le yaptigin tartismalara ismimi bulastirmaya mecbur degildin. Ama yine de bulastirdin. Beni tahrik edici kelimeler kullandin.. Yetsin artik. Hakaret edilmek istemiyorum. Isin garibi kendi iletilerindeki sert tavirlarini, kullandigin oldukca agir kelimeleri farketmiyorsun.. Onlari bana karsi soylesen yine sesimi cikarmayacam ama, giyabimda hakaret edilmeye tahammul etmek zor oluyor. Bana binlerce mil uzaktan kalp agrilari veriyorsun.. Inan uzulerek yazdim yazdiklarimi. Seni de cok uzecegini bildigim halde, yazmaya mecbur biraktin beni.. Senden sahsen tiksinmiyorum ama, tiksinilmek de istemiyorum.
Hele o psikopat Hic icin soylediklerin hic dogru degil. O akli sira bana iltifat ediyor ama, laflari cogu kere sinsi hakaretler iceriyor.. Adam dalkavuk falan degil. Dengesizin biri.. O'nun sacmaliklarindan usandim artik.. Umarim bu satirlari okur da uzun bir sure karsima cikmaz..
Istediginle istedigin gibi tartisirsin elbette. Sana karismaya ne hakkimiz var. Ancak, benim ismimi araya SIKISTIRIRSAN, bana atiflarda bulunursan, laf atarsan, giyabimda hakaret edersen, bana karisma hakki doguyor.. Benim senin keskin, igneli, cimbizli sozlerine tahammul etmemi istiyorsan, onlari yuzume karsi soylemelisin.. Giyabimda degil, arkamdan degil.. Onlari ben erkekce goguslerim..
Umarim derdimi anlatabildim..

 
 
hiç
(no login)

Haci, karşına çıkarsam ne olurmuş ha

August 22 2001, 12:19 AM 

"psikopat" sözünü bile yeteneksizce kullanıyorsun

Bırak artık, kapat bu bahsi
olmaz mı?

bana da yanıt verme
Bu bahis kapansın

sevgili Haci

 
 
HACI _ALI
(no login)

LUTFEN SAKIN OLALIM!...

August 22 2001, 1:25 AM 

EY MILLET!...

Yaw! benim gibi adam sakinlesirken sizlere ne oldu?... Ne bu hiddet bu ne celal?... Daha sakin KIZMADAN yazisalim LUTFEN!... Kalp kirmak olmuyor vala!... Eger sinirli iseniz okumayin!...Veya cevaplamayin!...Hepinizin iyi niyetli oldugunu biliyorum.Ancak hakaretle hic bir yere varilmaz!...
Bende cok akilli kisilersiniz yaw!...Ala! Ala!...Beni adamdan saymayin siz!...Bende sizin gibi adam olmaya calisyorum.. Buyuklugunuz gosterin OZUR dileyin!...
Tatli tali sohbete devam edelim!... HACIM ne diyorsun?... Dillema sende?... HIC... sende?..

Selam Sevgi ve Dua Ile...

 
 
hiç
(no login)

HACI_ALI

August 22 2001, 1:34 AM 

Bir insanın ne olduğuna değil, kat ettiği aşamalara bakılır

O nedenledir ki, Velilerin geçmişini sır etmişlerdir, araştırsan da bulamazsın

Bu durumunla bu forumdaki herkesten yükseldiğini belirtiyorum

Kur’an-ı Kerim: Kutlu Okunak © İsa AHISHALI
Súretül Fátihá: Açılış Bölümü

Bismillâhirrahmanirrahıym
AŞKIYLA ADININ ULUTANRIMIN
ESİRGEYİP GÖZETİP KORUYUCU, YAŞATICI, ACIYIP AFFEDİCİ,
YAŞAMSALLIK BAĞIŞLAYICI, SONSUZ MERHAMETLİ,
MERHAMETİNDEN MERHAMET VERİCİ
1- elhamdülillahi rabbil’alemiyn
1- ÖVGÜLERİM HEP ULUTANRIMI
EVRENLERİN ISSI O
2- errahmanirrahıym
2- ESİRGEYİP GÖZETİP KORUYUCU, YAŞATICI, ACIYIP AFFEDİCİ,
YAŞAMSALLIK BAĞIŞLAYICI, SONSUZ MERHAMETLİ,
MERHAMETİNDEN MERHAMET VERİCİ
3- maliki yevmiddin
3- O GÜN ,
O KESİN HESAB GÜNÜ’NDE
BİRİCİK YARGILAYICI
YARGISINI UYGULATICI
4- iyyake nağbüdü ve iyyake neste’ıyn
4- BİZ ANCAK O’NA TAPIYORUZ,
BİZ ANCAK O’NA TAPINIYORUZ
AND OLSUN Kİ,
HİÇ KUŞKUSUZ,
BİZ ANCAK O’NDAN UMUYORUZ .
HERHANGİBİR YARDIM
BİZE ANCAK O’NDAN GELİR
5- ihdinassıraatalmüstakıym
5- BİZİ O DOSDOĞRU, O ENGENİŞ, O HİÇ ŞAŞMAZ, O ENGÜZEL EREKLİ
O EN SAĞLAM, KUTLU, ÖZGÜR YOLUNA YÖNELTİP ERİŞTİR
6- sıraatalleziyne en’amte aleyhim
6- İŞTE ONLAR,
O KUTLU, ÖZGÜR YOLUNA YÖNELTTİKLERİN
İŞTE ONLAR GİBİ
SAÇIVER ÜZERİME NİMETLERİNİ
BENİM DE
7- gayrilmagduúbi aleyhim ve leddaálliyn
7- ÖFKENE UĞRAYANLARDAN ETME
HİÇBİR ZAMAN
UĞRATMA ÖFKENİ ÜZERİME
AYIRDET BENİ ÖFKENE UĞRAYANLARDAN,
AZGINLARDAN DA EYLEME BENİ HİÇBİR ZAMAN
AND OLSUN Kİ HİÇ KUŞKUSUZ
NE DE YOLUNDAN SAPKINLARDAN


İsa AHISHALI
(1989-2001-03-07)

 
 
dilemma
(no login)

yav yok bisey

August 22 2001, 2:35 AM 

birileri ortami yumusatayim derken, suni bir gerginlik yaratmaktan öteye gidemiyorlar. Cünkü yumusatilmasi gereken bir ortam falan yok. Kavga yok yani.

Gecen haftalarin birinde babamla icq dan konusurken nasil olmus bilemiyorum biraz keyifsiz oldugumu sezinlemis. Durum naklen anneme iletilmis. Aman allahim bir panik bizimkilerde. Telefon üstüne telefon. Soru üstüne soru. "Ya ben artik koca insanim. Niye bu kadar düsüyorsunuz üstüme" diyince annem basladi aglamaya Neden orta yas ve üzeri insanlar bu kadar hassas ve vesveseli oluyorlar?

Haci seni bu kadar üzdügümün farkinda degildim, haklisin. Bundan sonra daha dikkatli olacagimdan emin olabilirsin. Senden tiksindigim falan da dogru degil. Bir anlik öfke sadece... Istersen bu tartisma burada kapansin ve hic yapilmamis sayalim.

Hic, Haci`ya ve bana gösterdigin anlayistan dolayi tesekkürler. Böyle yumusak bir tavir sergilemeseydin, istemeden ara bozucu durumuna düsecek ve cok üzülecektim. Haci`ile olan dostlugunuzun devami ve bekasi icin duaciyim... Ama lütfen gerekli gereksiz her yerde bunu ifsa etme ve biraz daha duyarli davranmaya calis.

 
 
HACI
(Login omerusta)

ORTA YASLI GENC EGOTROPIK.....

August 22 2001, 3:48 AM 

Haci "genc" orta yaslidir.. "Orta" orta yasli degildir..
keh keh keh..
Haci cok duygusaldir..
"Genc" orta yasli oldugu icin degil.. Haci oldugu icin.
Cunku duygusalligin yasi yoktur..
Hic, cok sevdigim ama, ayni zamanda gicik almaya basladigim bir karakterdir.... Cunku beni surekli olarak goklere cikaran ve orada tek basima birakan bir insandir.. Ben butun hizimla yere cakilirken, beni yalniz birakan ve butun trajediyi uzaktan izleyen..

Yeter artik.. Ben sevilmek, ovulmek, kufredilmek istemiyorum..

Ama bunlari onleyemem de..

Nedense, herkes Haci'yi bir matah olarak goruyor ve kendine gore O'nu degerlendiriyor..
Ebuselam bir yana, digerleri ote yana..
Gak'a gore Haci egosentrik biridir..
Haci'ya gore ise Gak egotropic biri..

Gak, Ingilizce sozlugune "egotropic" kelimesini ekle...

Cunku oyle bir kelime yok.. Ben bulamadim..
Kelimeyi ben icat ettim..... Ne anlama geldigini sonra dusunurum..... Duruma gore.....

keh keh keh..

 
 
hiç
(no login)

Haci, seni göklere çıkarıyorum fakat yavru kuşlar öyle uçuruluyor

August 22 2001, 5:09 AM 

Bizm balkonda hür güvercinler var, anaç/babaç birbirleriyle iyiler sonra anaç yumurtluyor ve uzunsüre bir çerçöp üstünde yumurtaları ısıtıyor, sonra acaib yavrular çıkıyor, sonra onları besliyorlar ve o yavrular biraz bizim balkonda gezinip palazlanıyor, ben bir ara çıkıp seni yükselttiğim gibi onları göklere yükseltmek istiyom fakat ne olur, ne olmaz, bu işi anaç/babaç ehline bırakayım diye geri adım atıyom, sonra bakıyom anaç/babaç bir gün onları balkondan uçuruveriyo Ben de seni göklere uçururken hep onları örnek alıyom; fakat her nasılsa onlar yedinci kattan güzelce uçuyolar, sen ise taa göklere bile çıktığın halde birden düşüyon! İşte azizim, asıl bunu ben hiç anlayamıyom bir türlü anlayamıyom ve hep şaşığ kalıyom daha dünkü yavru güvercinler nasıl olup da hiç deneyimleri yokken hem de yedinci kattan uçuveriyorlar da, bu bizim sevgili Haci, taaa göklere yükseltildiği halde yere varana değin uçmasını bilemiyo da paaat! O nasıl düşüş öyle yaw! nasıl da düşüyon! Hem çok acıyom ve hem de inan ki çok şaşıyom
şimdi nasıl düştüğüne sen de çok şaşınca, ben daha çook şaştım doğrusu
Sana bir anaç/babaç öğreticiler arasak, nasıl bulacaz ki, işte problem burada
Düşünelim bakalım

Sevgiyle, esenlikle

---------

Şu Osmanlı'da birisi kanat takıp Galata'dan Haliç'e mi, KızKulesi'ne mi uçmuş ya, onun tekniğini mi incelesek ne etsek; fakat o garibin de canını aldırmış padişah!

Hele bir Düşünelim bakalım

Sevgiyle, esenlikle

 
 

Bilg
(Login paksu)

Bir Cımbızlama

August 22 2001, 12:39 PM 

''Tanri niye insanlarin günahlarini en ince ayrintilarina varana kadar anlatma ihtiyaci hissetsin? Mahrem konularin üstüne neden bu kadar düsmüs kitab-i mukaddes? Bu tür muhabbetler psikopat insanlarin hosuna gider, Tanri`nin degil. Eski ve yeni ahitte kullanilan bu uslup da onlarin insan ürünü olduklarini gösterir''

Dilemmanın bu paragrafı çok hoşuma gitti.

Ebu Leheb elin kurusun emiiiiiiiii......

 
 
hiç
(no login)

Dilemma'nın cesur tesbitleri var, söyleyemedikleri de vardır

August 22 2001, 1:48 PM 

Eleştirel İman, "eleştirirsem küfre batarım" düşüncesiyle gözünü, kulağını, aklını kapatıp Kabullenici İman'dan sonuçta hep üstündür... Fakat Hallac_ı Mansur durumuna gelmeden...


esenlikle, güzellikle

 
 
hiç
(no login)

"Fakat Hallac_ı Mansur durumuna gelmeden... " dememin nedeni

August 22 2001, 2:53 PM 

"hergerçek her kulağagöre değildir; insanlara akılları kapasitesince sözler söyleyiniz"

Mansur'un kendi içindeki erginliği ayrı değerlendirme, içindekini halk içinde dışa vuruşu, haleri ve sözleri ayrı değerlendirme


Esenlikle

 
 

(no login)

ÇAĞAŞAN'A-3

August 31 2001, 6:37 PM 

ve son olarak sevgideğer Çağaşan, Dilemma'ya aşağıdaki yanıtları verdim. (Tümünü yanıtlayacaktım ama, hat parazitliydi hemen buharlaştım.)

LADY Dİ L'EMMA August 18 2001, 5:29 PM

Sevgideğer Dilemma, Önce alıntılar:

***yaratilis, Hans von Aiberg`in kaleminden...
August 13 2001 at 2:16 PM dilemma
from IP address 217.80.84.86
Sitenizde ilgimi ceken yazilarinizdan(gerci hepsi birbirinden ilginc) birinden bahsetmek istiyorum.***

Mütevazi olmaya gerek yok: Elbette yazdıklarımı Web page'lerden bulamazsın. Adı üzerinde "ÖZGÜN ve Alternatif bilim" bu...

***Yazida Adem`in yaratilisini anlatmissiniz***

HAYIR! Ben sadece "İNSAN'IN" yaratılışını anlattım. Adem ile ilgisi yoktu, ilk yaratılışın...Adem baba, bu işin üçte-biri'dir, tamamı değildir, PAYDA insandır, Pay ise Adem-Havva ve Ötekiler"dir. Önce bunu düzeltelim.

*** Her ne kadar Kur-an`dan hareket ettiginizi Allah`i cogu yerde arapca ve ayet destekli konusturarak ispatlamak isteseniz de***

HAYIR EFENDİM: Ben Kur'an'dan başka hiçbir şeye itibar etmem. Kur'an'dan "Hareketle" demememen gerekirdi.

ÇÜNKÜ: Tevrat-Zebur "Ehli Kitab, Kitablarını elleriyle değiştirdiler" ayeti uyarınca " makbul değildir. (Tevrat bir defada ve yazılı olarak indirilmiştir.)

İncil ise "Kitap değil HİTAP"tır. Yani (Teyp recorder gibi kayıt cihazları olmayan bir devirde) Allah'ın MİKROFON; Hz. İsa'nın HOPERLÖR (kolonlar) olduğu biçimde DİREKT indirilmiştir. Ayeti anımsarsanız, Hz. İsa, "Kelamullah=Allah'ın kelimesidir" İncil'in kelime anlamı da Kitab değil, HİTAB'dır.

Hitablar kitaplar gibi kayıt altına alınmadığından "Konuşma balonu olup, uçuverirler, buharlaşırlar yani unutulurlar."

Havariler "Akıllarında tuttuklarını, elde-avuçta olanları HADİS gibi derleyip yazdılar. 400 kadar İncil, İznik Konsülü elinde "DÖRT İNCİL" oluverdi. (Beşinci Barnaby İncili halen piyasada var. Barnabas da deniyor. Orada Allah üçlenmez, Ahmed (Resulullah) diye bir elçinin SON olarak geleceği de yazılıdır, piyasadan hem de Türkçe bulabilirsin.)

Zebur, bir AHİT'in "ARTÇISI" TEVRAT ise "ORTASI" ve İNCİL ise SOUNUCU'dur. Üçü de değiştirilmiştir. Tahrif ve tahrip edilmiştir.
Sana bir örnek vereyim:

Cümle BİR: "Ben Allah bir tek olan ilahınızım"
(Ne kadar güzel değil mi? Henüz bozulmamış duruyor)

Cümle İKİ: "Babam böyle (Yukarıdaki cümleyi aynen) söyledi"
(Birinci ALLAH KALEMİ vardı, İkinci de İsa'nın kalemi ile iki oldular. Ayrıca baba-oğul oldular.)

Cümle ÜÇ:Bu cümleyi Q(Kef) adlı esreringiz biri söylüyor: "Ve baba ile oğul konuşurken ben de orada bir şahit tutulmuştum."
(Üçüncü bir kul kalemi daha girdi, n'olacak şimdi?)

Bu üç kitap (Ehli kitabın kitapları) örneğin Lut ve ailesinin öyküsünü aynen anlatır. Hani bilirsin, Lut kavmi Sodom-gomorre (Lut gölünün iki yakası, İstanbul'un Avrupa Asya yakaları gibi...Sudum=Erkeğin erkekle yetindiği, Kumirre=Kadının kadınla yetindiği") kente elçi olan Hz.Lut, kavmini düzeltemeyince, "Gazap" gelir. Lut, eşini ve iki kızını alarak, Arkalarına bakmamaları, gazabı görmemeleri TEK ŞARTI ile dağa çıkmaları emredilmişti.
Eşi arkasına baktı ve KRİSTAL bir HEYKEL oluverdi. Lut ve iki kızı ise kurtuldular. Bu tarih aynen Kur'an ve İncil'de de var. Kur'an ise konuyu burada bitiriyor.

Ama TEVRAT'ta (ve ona uymak zorunda olan İNCİL'de) FAZLASI da var:

Baba ve kızları bir mağaraya sığınırlar, orayı ev haline koyarlar. "Büyük kız, küçük kıza der ki: 'Babam kocadı sayılır, onun erkekliği kesilmeden biz YAHUDİ ırkının devamı için ondan zürriyet almalıyız." Küçük de bunu onaylar. (Nereden buldularsa, bunu Tevrat açıklamıyor) Hz. Lut yani Resulullah olan babalarına "Ne yaptığını bilmeyecek halde şarap içirirler. Babaları önce büyükle, sonra küçük kızıyla enses ilişki kurar. Ancak sarhoşlukla ne yaptığını hiç bilmez ve hatırlamaz. Kızların ikisi de hamile kalır. Birinden AMON diğerinden MOAB diye çocukları olur. Bu hem Lut'un çocukları hem de kızlarından olduğu için, Torunları olmuş oluyor. Bugün İsrael devletinin AMONOĞULLARI VE MOAB OĞULLARI diye iki GERÇEK kabilesi var. Böylece Yahudi ırkının devamı için, Tevrat'ın yan kitaplarında örneğin Talmud'da açıp okursan, şu cümle yazılıdır: (Kıssadan hisse olsun diye eklenmiştir)
"Ana oğul, baba kız, kız ve erkek kardeşler olsun iki Yahudi dağbaşında(!) kalırsa, birbirleriyle cinsel buluşma yapacaklardır ve Yahowanın Zürriyeti çoğaltma emrini yerine getireceklerdir."
Talmud devam ediyor: "Lut kocadıktan sonra, Kızları, kendi oğulları erişkin olunca onlarla CİMA yaptılar ve böylece Yahudi Zürriyeti çoğaldı. Buna uymayan diğer yahudiler de zürriyetten yoksun oldular. ON KABİLE YOKOLDU sadece BEN AMON ve BEN MOAB kabileleri kaldı.
(Belki duymuşsundur, Yahudilerin ON KAYBOLAN KABİLESİ, bunu araştırmanı öneririm. )

Pekiyi bunları niye yazdım? Cinsel fantaziler olsun diye mi? Yok canım, zaten Tevrat'ın (Eski İncil)kendisi bir porno kitabı olmuş. Gelin Tamara'nın makyaj yapıp, Yahudi kralı olan kayınpederi ile nasıl karanlık bir ortamda gecelediklerini falan da bulacaksın. Zaten çocuklar için bu Kitap filtre ve sansürize ediliyor. Mümin büyükler de kıkırdayarak okuyorlar.)

Bunu ÖNCE şunun için yazdım: Allah'ın ilk üç kitabı tahriften öte tahrip edilmiştir. Zebur'da Allah(!) Yaruşalim (Kudüs) kızlarının portakal (büyüklüğünde ya da portakal kokulu) BÜST'lerine pornografik ŞİİRLER yazar.(Mezmurlar=Mezamir=Zebur bölümüne bakınız.) Tevrat'ta ise Allah'ın oğlu Üzeyir(Ezra) babasıyla güreş tutar ve babası olan Allah'ın sırtını(!) yere tuşlar. Baba buna çok içerler, küser, kendisini bahçeye mahkum eder ve oğlunun evine girmez.. (Kur'an'da ise Üzeyir bahsine bakarsan, ne kadar lanetlendiklerini göreceksin.)

Bunu SONRA şunun için yazdım:Allah'ın ORİJİNAL kelamı üç kitapta kalmamıştır. Kitaplar bozulmuştur. (HİÇ birinin sana "Bütünüyle ve çok haklısın"diye pohpoh çektiği ayet Allah'a iftiralar anlamdaydı, benimle ilgisi yoktu. Zaten alınmam için HİÇ bir sebep de yoktu. Ben tutup, Kur'an'ın iki ayetini mi atıyorum ki, bana mal edilsin? Yok canım, ben çok masumumdur, o kadar alıngan değilim. Kitapları tahrip edenler alınsın.)

Bunu en sonra da şunun için yazdım: Kur'an ORİJİNAL (ZİKR demektir) olarak indirilmiştir. Ne Tevrat gibi bir defada ve Ahit sandığı (Kur'an'da Tabutüssekine) içinde indirilmiştir ne İncil gibi "Şifahi, sözlü, yazılmamış yani Hitap halinde" indirilmiştir. Kur'an 23 yılda ve ağır ağır indirilmiştir. (Ta-Ha 114. ayette "Kur'an'ı okurken, ben bunu unuturum diye acele etme, Rabbim, ilmimi artır, de/Zikri biz indirdik, korumak da bize düşer. gibi ayetlerden anlıyoruz ki)
KUR'AN ORİJİNAL ALLAH KELAMIDIR=Kelamullah'tır.

ALLAH'ımızdan bize kalan ilk ve son ORİJİNAL DEĞİŞTİRİLMEMİş, fazlası ve EKSİĞİ olmayan, tıpatıp ve kıyamete kadar korunacak olan kitaptır. Hayır kitaptan ötedir yani ORİJİNAL ALLAH DİYALOĞUDUR/MONOLOĞUDUR.

O halde biz sadece ve sadece KUR'AN'A tabiyiz.

Bu bilgilerin ışığında, lütfen, bir daha bana Livatacı(Lutçu, ensestçi vb. pislikleri kullandığımı sakın söyleme, her insanın bir zaafı vardır, benimki de önceden çok iyi bildiğim, ama şimdi DOĞRUSUNU (Kur'an sayesinde bildiğim) İSRAİLEİYAT yalanlarına beni alet etme. Centilmenlik anlaşması yapalım ve protolümüzde, asla beni "İsrailiyatçı" olarak göstermemelisin.

Yani şu talihsiz paragrafını tekzib ediyorum.

***"hikayenin gidisati ve kullanilan sentezlere bakarak incil ve tevrattan etkilendiginiz ve geleneksel Adem ve Havva efsanesinin o cok bildik ekseninden feragat etmemek icin gayret sarfettiginizi gözlemledim. Yazinizdan bazi paragraflar kopayalayarak meramimi acmaya calisacagim.***

Şimdi ikinci bölüme geçebiliriz.
HANS AYBERG
212.156.25.116 Lady D'ilemma-2 August 18 2001, 8:36 PM
Sevgideğer Bayan,


***Allah Adem (Safiyullah)`i yaratiyor. ****

ÖNCE KOMPLEKS OLARAK İNSAN YARATILDI. Adem'in hiç bir önceliği yok. Yani biri öncü ya da dominant, diğerleri izci ya da resesif, çekinik değiller. EŞİT olarak üçe ayrılıyorlar. ADEM kavramı HENÜZ YOK!

İki kolunuz, eliniz vb. birbirine eşittir ve aynı Payda'nın yarı-yarıya payıdır. Tümel (Globular olan) ise VÜCUT'tur. Vücut PAYDA'dır, kollar, bacaklar SİMETRİK ÜYEDİR (Paydır) Sağ kolum solumdakinden üstün değildir. Kadın erkek ve ÜÇÜNCÜ CİNS de öyle hiçbiri bildiğimiz anlamda diğerinden üstünr değildir.

Birinin zaafını, ötekinin artısı örter. Kadın ve erkek eşit ARTILARA sahiptir. Bu bir paylaşımdır, yani AYRIŞMA'nın getirdiği "Ziynetler"dir. Ziynet hem süs hem de Zaid gibi ARTI demektir. Yineliyorum, önce İNSAN yaratıldı. Bu ilk insan üç cinsiyetin (XX,XY,YY) bir bileşimidir. Adem baba yok henüz. Burada anlaşalım.

***“Cennet'te 40.gün!***
Çünkü, bir gün ZAMAN BOYLAMINDA 50 bin yıldır. (Hatırlayalım, Melekler ve Ruh O'na bir günü sizin saydıklarınızdan 50bin yıl tutan bir tek günde ulaşırlar=Zaman boylamı)

"Varılacak olan Cennet, Sidretül Münteha'dadır=Son sedir ağıcında..." Bu dikine zaman boylamını kat ettiğinizde, gittiğiniz yerde ZAMAN ENLEMİ başlar. Bu da bir günün BİN yıl olduğu ayetlerdir. (Işık hızına bağlı olarak sistemde zaman genleşir ya da kısalır.)

Diyelim ki ilk insan orada 40 gün artı bir çok yıl kaldı. Bunun her bir GÜN'ünü 50bin yıl ile çarparsanız, insanın "En güzel yaratılışta" olduğunu görürsünüz. Yani şempanze, orangutan ve gorillere benzemeyiz. (Dikkat ediniz, hep AYET yazıyorum, asla ve asla İsrailiyat, Lut masalları yok. Ha bu arada bir de EVRİM teoremi için bu açıdan bakarsanız ne düşünüyorsunuz? Bir de tersine evrim var: Ayet "Biz nları aşağılık maymunlara ve domuzlara çevirdik" diyor ve bunu insanların tersine evrimi olarak anlatıyor.)

***"Yaklaşık 40 metre boyunda***

ÇÜNKÜ, "Görmüyorlar mı? Dünyaya geliyoruz ve onu çevresinden eksiltiyoruz." ayeti var. Başlangıçta örneğin dinazorlar, "AZ ÇEKİMLİ" bir ortamda, İRİ olmak zorundaydılar. Sonra çekim sabitesinin tensörü değişince, Dinazorlar yerlerini kertenkelelere bıraktılar. (Bunun için dinazorlara ne oldu diye sormamalıyız, boyları küçüldü."Nice halkettiklerimizi mahvedip yerine yenisini getirdik. Görmüyor musunuz, O(Allah) sizi bir YARATILIŞTAN ÖTEKİNE ÇEVİRİP DURUYOR" gibi ayetleri araştırabilirsiniz.)

Galileo'nun biyogeometri yasasına göre, bir varlığın boyutları ile ağırlığı dördüncü kuvvetiyle orantılıdır" Yani Middilli atı 60 kg.dır ama Sibirya Katanası olan at bir tondur. Eğer insan şimdiki gibi birbuçuk metreye kısalmışsa (Kadınların ve dünyanın beşte-üçünü oluşturan Çin-Mongoloid ırkının boy ortlaması 1.50 cm. cıvarındadır. Galileo'nun biogeometrik yasasını, bir matematikçi basit olarak, bizim standartlarımıza uygularsa, insanın 39.5 metre kadar olduğunu düşünmeliyiz. Buna deliller çoktur. Örneğin Mammut denen filin ağababası ile, bizim şimdiki filler arasında da aynı yasalar geçerlidir. Java, Tanganyika ve Pekin sinantropuslarının boyu iskelet olarak "4,20 cm ile 2.20 cm arasındadır. Nesil küçülmüştür. Mammutlar, Dinozorlar, dev insanlar (Kur'an'da Musa'nın Filistinli devleri, Davut'un sapan ile öldürdüğü Calut=Golyat adlı bir dev ırk(Nefilim) unutulmasın, araştırılsın. Musa öldürdüğü devin kemiğinden bir köprü bile yapıldığını söyler. Kudret heyvasına, bıldırcına gökten inen yemeklere, Süleyman'ın karıncalardan başlayarak her bir hayvanla konuşytuğuna inanıyorsak bunlara inanacağız. Yani ortada bir İSRAİLİYAT yok, ne varsa Kur'an'da var, araştıracaksınız.)Öyleyse dinazorları dev meteorların yok ettiğini, Mammutların bilinmeyen bir virüs tarafından yok edildiğini zırvalayan RESMİ BİLİM yerine ALTERNATİF BİLİMİ yani sunduğumu düşünmeliyiz. Nesiller küçülmüştür. Hepsi bu! Neden zoru arıyoruz ki?


***"bir balçık SALSAL çamuru içinden bir çamur kıvamında. Ama cinsiyeti ve nefsi yok***

BAKIN ORTADA ADEM DEĞİL İNSAN VAR:
Salsal şudur: Rahman suresinde, "İnsanı da, bir balçıktan süzülmüş SALSAL'ı pişirerek yarattık."

İlk atmosferi bilirsiniz: Su buharı, Karbon oksitleri Metan ve Amonyak'tarn ibaretti. Bunlar dev bulutlar yani ilkel atmosferimizdi. Dünya ateştop kıvamındaydı. Metan ve amonyak bulutları yoğuşuyor, yağmur olarak yağıyordu. Ama sıcak yüzünden yeniden yükselip bulut oluyorlardı. Ta ki, soğuma yeterli olana kadar. Bu kez yavaş yavaş "BATAKLIK BALÇIĞI" olan göletler oluştu. Bunlar, metan, amonyak ve sudan oluşuyordu. (Bataklıklardaki hava kabarcıklarının nedeni metan gazıdır.) Bunlar giderek birbiriyle birleşiyorlardı, daha büyük göller oluşuyordu. Yani ortada henüz DENİZ yoktu. Bu yüzden ayet DENİZLER, OKYANUSLAR DÖNEMİNİ DEĞİL; "BATAKLIK, BALÇIK DÖNEMİNİ" yani ilkel atmosfer evrelerini anlatıyor.

Bu dört elementten ise "SALSAL"denen bir SÜZÜNTÜ ayrılacaktı. Bunu 1950'lerde crokes başardı. Amonyak, metan, su ve carbondioksit kültüründen müthiş bir elektrik akımı geçirdi. Ne görsün, bu dört yapıtaşı Adenin, Guanin, Sitosin ve Timin (A,G,C,T) dört çekirdek asidine yani, PROTEİN=SALSAL maddesine dönmüştü.

Protein cansızdır. Yani bundan bir canlı olmaz. (Biyokimyada cansız protein deniyor) Canlı olması için "Işığı sola kırması" gerekir. Yani C=Karbon kimyası gerekmektedir. Karbon? Yani kül! Yani yanmış olan şeylerin son durağı... Ateş yanar da Karbon(Kül) sönmüş halidir. (İlki cinler=Yakanlar, yananlar=Enerji ise ikincisi) biz canlılar ya da Karbon kimyası=Yanmış ve sönmüşler oluveriyoruz. BİLİM canlıların KARBON KİMYASINDAN MAMUL OLDUĞUNU söylemiyor mu?

SALSAL=A,G,C,T dörtlüsü olan çekirdek asit ve/veya bazlarının olası tertipleridir. CANLI DEĞİLDİR.
Rabbimiz cansızları "OL" diye bir çırpıda yaratır.

Ama sözkonusu bu cansız dizgeden "CANLI" yapmak ise bu kez ikinci bir yöntemi yani şişen evren teoremindeki gibi "RUHUNDAN ÜFLEDİ" işlemi gerekiyor.
Salsal pişti=C kimyası oluştu. Bunlar koloni halinde cansız proteinlerdir.

AMA CANLI PROTEİNler, yani Levo (Polarizlenmiş ışığı sola kıran) organizasyonunda ise DNA iplikçikleri ve bunlara yerleşen A,C,T,G dörtlüsü vardır. Bunların organizasyonuna GEN denir. Gen ise "Kendine benzer yaartık bırakan bir tohum"dur. Yani biyolojik ve biorganik canlıdır.

***Allah kırkını çıkarmış olan eserine ruhundan üfledi keramik pişmeye başladı. (Ona "HARİ=Isıyla pişirilmeye hazır keramik, toprak=katı kısmı yoğun, pek az sıvı=Ğussae=sitoplazma" içeren katı hal madde, solid state" dedi***

Gelelim senin serzenişlerine:

=======Huriler ilk insandan arta kalan camurdan yaratiliyor. 40. günde 40 metre olduguna göre, semavattaki pederimiz saheserine büyük bir itina gösteriyor demektir. Her gün bir metre ekliyor yapitina... Iyi de bütün bunlar nerede yaziyor?

LÜTFEN UNUTMA: Galileo'nun biyogeometri yasası bu... Yoksa her gün bir metre ekliyor demek değil...

***Beni asil ilgilendiren noktaya dönmek istiyorum ama, henüz cinsiyeti yok Safiyullah`in

“Kalan çok ıslak tortuya da (önceki gibi Ruhundan değil) "Kutsal ruhundan üfledi" o da cok güzel biçimledi (Ahseni takvim) Buna da HURİ dedi. (Huri=pişirilmeyen çok sıvı bölüm. Koza sürecinin maddesi, Nur'un spesifik ve termik olmayan ısısız ışıması. İnsan, bitki ve hayvan çok toprak/az sudur., Huriler ise yoğun su az topraktır. Plesenta ve amniyöz suyunu anımsayınız.. İçinde cenin olan insandır, diğeri yumurta ya da en doğrusu KOZA'dır.

=======Bundan sonra yaratilisla ilgili bazi detaylar serdediliyor. Alti ayri islemden geciriliyor ilk insan ve dört varliga vahiy indiriliyor. Bitkilere, hayvanlara, kadinlara ve peygambere.. Neden kadinlara ayri vahiy iniyor? Yavas yavas kafam karismaya basliyor...

***“Altıncı işlemlemede dört varlığa dört VAHY geldi.
1.Dünyadaki Tuwa vadisine=Burada yer alan Adamotu (Ademotu=Ginseng) bitkilerin peygamberi gibi oldu. (İnsanoğlu hem otçul hem etçildir.)
2. Hayvanların peygamberi ise Arı oldu: (Bakınız “arıya da vahyetti” ayeti...Bal sentetik ve taklit olarak yapılamaz. sadece vahyolunduğu biçimde arı üretir. Oysa şekerin=glikozun, sakkarozun, yapayı olan sakarin tatlılandırıcısı vardır. Cansız protein ile canlı protein arasında fark, polarizlenmiş ışığı sağa ve sola kırmalarıdır. Bize gereken ışığı sola kıran (Levo=Kalp soldadır) Allah'ın nimeti olan doğal şekerdir. Tatlandırıcı olan tepkimeye girmez, karabiber gibi katalizanttır, olduğu gibi dışarı atılır, ama ağzı tatlandrır ve Diyabet hastaları için üretilir.) Azrail yeryüzündeki arıya bu ayeti vahyetmiştir ve Tarık yoluyla getirdiği bal maddesi o balçığa Glikoz kategorisinden adapte edilmiştir.

3. Kadına vahyetti: Kadınlardan çıkan tek peygamber Hz. Meryemdir. Hz. İsa'nın annesidir. Ataları olan Hz. Adem hem annesiz-hem babasız doğmuştu. Bunun YARIM biçimi ise Hz. İsa'da gerçekleşti. Hz. İsa Hz. Adem gibi babasız doğdu, fakat ondan farklı olarak ANNESİ vardı. Bir diğer fark da, tüm insanlara Allah ruhundan üflemiş, ayrıca Hz. İsa'ya "Kutsal ruhundan" da üflemiştir. Hz. İsa'nın annesi Meryem'e Cebrail as. Ruh ül Kuddüs'ü üflemiştir ve vahy indirmiştir. Öyle ki, inen wahyleri annesinin rahiminde cenin iken konuşan Hz. İsa naklediyordu. (Ayetlere bakınız) Bu bakımdan Cebrail'in indiği ve vahyettiği muhatabı otomatikman ALLAH ELÇİSİ olmaktadır. Hz. Havva ise Adem türevidir, türemesidir. Yani Havva'nun durumu çok farklıdır.
Cennetteki Hurilerin ise bambaşkadır. (İleride anlatılacaktır.) Kadına vahyedilen olgu, "Memeli olup, süt vermeyen, doğurmayan, büluğ/erginlik öncesi sesi ve görüntüsü kadına benzeyen, hatta erginlik sonrası bille kararsız cinsiyet yaşayabilen ERKEK cinsinin kurgusudur. Erkek memelidir gibi...
4. Son vahy biçimi ise bildiğimiz gibi Allah Resullerine gelen vahy mekanizmasıdır”

====Sayin Aiberg kadinlardan sadece Hz. Meryem`in peygamber oldugundan neden bu kadar eminsiniz? Kur-an`da “Meryem disinda kadin peygamber yoktur” seklinde bir ayet mi var yoksa, isimleri zikredilmeyen peygamberlerden mi bahsediliyor?=============

ŞU AYETE dikkat: Enbiya-7:"Biz senden önce de, elçi olarak ancak kendilerine vahy gönderdiğimiz ERKEKLERİ gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorunuz."

Pekiyi bu işi KİMLER BİLİYOR?
Arapça ZİKRÜ=Erkek (Türevi müzekker=Maenlich, masculine vb.

Önce şunu bir anımsayalım:
1. İlk insan hem annesiz hem babasız YARATILDI.
2. Sadece Hz.İsa "BABASIZ" fakat "Anne kipinde" doğdu.
3. Bu iki istisna dışında tüm insanlar "Analı-babalı" doğdular.

Birinci madde için bir sorun yok. Üçüncü madde için yine sorun yok, çünkü tüm elçiler "Anneli-babalı" doğdular.

Ancak İstisna o ki, Hz. İsa "Babasız" bir elçiydi.
İsa'ya Ruhül Kudüs'ten AYRCALIKLI olarak katma bir RUH daha üflendi.

İsa'ya anne karnında ve beşikte konuşma gibi yetenekler verildi. Yani KELAMULLAH=Allah kelimesiydi, konuşuyordu.

İsa'ya ayrıca ANNESİNİ DE içine alan bir "ELÇİLİK" deruhte edildi.

Sevgideğer Dilemma, buraya çok dikkat!
Hz. İsa'nın bu özel birkaç durumundan ötürü bir İSTİSNA da ANNESİNE verildi.

Ana-oğul BİRLİKTE veya BİR BEDENDE oldukları için "İKİSİNE TEK BİR ELÇİLİK" verildi. Yani ana-oğul tıpkı "BİRLEŞİK ADEM-HAVVA" gibi TEKVÜCUT idiler. Birine giden diğerine de gidiyordu.

Cibril, Meryem'in sinesine=GÖĞÜS KEMİĞİNE RUH ÜL KUDÜS'Ü üfledi. Bunun ne anlama geldiğini görmek için, Tarık suresinin 5-6-7. ayetini yazıyorum:

"İnsan NEDEN yaratıldığına bir baksın."
"Atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır."

Buraya kadar hiç bir anormallik yok. Ama yedinci ayete lütfen dikkat: "(Erkeğin) BELKEMİĞİYLE, (Kadının) GÖĞÜS KEMİĞİNİN ARASINDAN ÇIKAR."

Oysa hepimiz biliyoruz ki, genital organlar, belden aşağıdadır. Pekiyi BELKEMİĞİ ve ĞÖĞÜS neden ve nereden çıktı? Haşa Allah'ımız jinekoloji bilmiyor mu? Bu sırrı aynı surede 14. ayette bulacaksın: "O KUR'AN EĞLENCE İÇİN EDĞİLDİR!"

Bir kaç ayet daha anımsayalım: "Bu Kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık/ITMAM=Tastamamdır." vb.

BİR İSTİSNA OLAN Hz.İSA'NIN DOĞUMUYLA İLGİLİ OLARAK yukarıdaki ayetler üzerine düşünmeye davet ediyorum. 5. ve 6. ayetler "Normal yoldan analı-babalı" doğumu anlatırken, 7. ayet "İSTİSNA OLARAK" belden aşağıdaki organları gözardı ederek belden yukarı özel bir BÖLME'ye işaret ediyor. Ve "Olur mu öyle şey" diyecek olsan, 14. ayet:"KUR'AN BİR EĞLENCELİK DEĞİLDİR." diyerek bizi uyaracaktır.

Yusuf-111. ayette de "Ma Kane Hadesen Yüftera=Kur'an, sizin HADİSLERİNİZ gibi UYDURMA DEĞİLDİR=KELAMULLAH=Allah kelimesidir.

Şimdi, diyorum ki, Meryem'in "Gögsüne, Cebrail as. KUTSAL RUHUNDAN ÜFLEDİ.

Yine diyorum ki Meryem diğer hamilelikler gibi 9 küsur ay boyu, peyderpey karnı büyüyerek hamileliğini yaşamadı. Bu olaydan sonra kasabanın şaştığını yani dal gibi bir gençkızın diyelim ki olayın olduğu yere giderken normal olan yapısının dönüşte karnının şiş bir halde olduğunu görüyoruz. Bunun akabinde dedikodular aldı yürüdü. İsa, annesinin masum olduğunu ana karnındayken söyledi. Bundan sonra Marangoz Yusuf (Ki Ali İmran suresindeki İmran Ailesindendir, İncil'deki Meryem'in annesi Elizabeth ile aynı ailedir. Sakın ola ki, yine benim Tevrat, İncil karıştırdığımı söyleyerek günahımı almayınız.Ne yazıyorsam HALEN KUR'AN'DAN!) Yusuf onunla tez yoldan evlendi. Hemen akabinde bir Hurma dalına tutunarak oğlu İsa'yı doğurdu. İsa bu kez de doğduğu yerde ve daha sonra beşikte biz YETİŞKİN İNSANLAR gibi konuştu, annesini her yerde savundu.

Bunun anlamı şu: İSA ÇOCUK hatta BEBEK peygamberdir. Yani RUH üflendiği anda ELÇİLİĞİ ALMIŞTIR.

İKİNCİ OLARAK: AYNI BEDENDE BİR ARADA OLMANIN BEDELİ OLARAK ANNE-OĞUL BİRLİKTE ELÇİLİK ALDILAR.

BÖYLECE "Elçilerin erkeklerden çıktığı KURALINA dokunulmadan MERYEM 7e DİŞİ ELÇİ OLDU. Bu bir istisnadır. Umarım açıklayıcı olmuştur.

Allah kadınları kayırmıştır. Çünkü doğum-doğurma görevi ve işlevi DİŞİLERE verilmiştir. Evlerin İÇİŞLERİ BAKANI da dişilerdir. Böylesi işgüç arasında bir de ELÇİLİK angarya bir görev olacaktı.

Burada görevler pay edilmiştir. DIŞİŞLERİ BAKANI erkek olduğundan ve doğum ile kadınlık fonksiyonları vb. gerekmediğinden, ELÇİLİK için "BOŞA ÇIKARILMIŞ" oluyor.

Sevgideğer Dilemma, yarım bardak su var. Bu dolu mu, boş mu dilemması yani ikilemidir. Eğer sen su istiyorsan "Doludur" ama istemiyorsan "Boştur"

Buna göre "Erkeğe Elçilik görevi" acaba yarım dolu bsardağın hangisi? Bence "Kadınlar" kutsanmış, onlara ağır yüke bir kambur daha eklenmesin diye "Elçilik" verilmemiştir. Bir de şöyle düşünelim:

Erkek doğuramıyor. Bu BİR EKSİKLİK değil midir?
Erkek üreyemiyor, bu kadının üretkenlik ÜSTÜNLÜĞÜ değil midir?

Varsayalım ki, bir gemi batar ve bu gemiden iki hamile kadın bir adaya yüzerler. Yine varsayalım ki, ultrason sonucu birinin kız diğerinin erkek bebekleri olacak.
Bu durumda adanın nüfsu artacaktır. Çünkü kadın üretkendir.

Ama aynı adaya bir çift erkek düşerse, nesil bitmiştir. Acaba kim kimden ÜSTÜN dersin?


 
 
dilemma
(no login)

anlamadim

September 1 2001, 12:51 AM 

kadin anne oldugu icin mi elci olamiyor?

 
 
HACI
(Login omerusta)

KADINLARIN YERI... HER ZAMAN ALTTADIR.. !!!

September 1 2001, 1:15 AM 

Bakin Aiberg ne diyor.

Buna göre "Erkeğe Elçilik görevi" acaba yarım dolu bardağın hangisi? Bence "Kadınlar" kutsanmış, onlara ağır yüke bir kambur daha eklenmesin diye "Elçilik" verilmemiştir.

Yani, kadinlar yarim dolu bardagin altindakilerdir. Erkekler de ustdeki bos hava.............

keh keh keh..

 
 
hiç
(no login)

YüceAllah'a şükürler olsun ki tesadüfen Hans Aiberg'in varlığını tanıdık

September 1 2001, 2:13 PM 

Suretül Fatiha Anlamı

Aşkıyla Adının UluTanrımın
Merhameti sonsuz
Merhametinden bizlere de merhamet bağışlayıcı
Herşeyi yaratan, yaşatan, esirgeyen

Övgüler ancak O’na
UluTanrıma
Alemlerin Rabbi O
Merhameti sonsuz
Herşeyi yaratan, yaşatan, esirgeyen
Merhametinden bizlere de merhamet bağışlayan
Her işin biricik ve kesin sonuçlandırıcısı, Din Günü’nün Maliki
İşte biz ancak O’na taparız, tapınırız
ancak O’ndan umarız
Bize ancak O’ndan bir yardım gelir
Bizi o dosdoğru, o engeniş, o engüzel, kutlu yoluna eriştir
İşte o nimetler verdiklerinin yoluna!
Öfkene uğramışların değil
And olsun ki
Ne de sapkınların
amin

 
 

(no login)

İsa ile Muhammed arasında elçi var mıdır?

September 1 2001, 3:59 PM 

slm&slm
sevgideğerler
hatta
sevgiyedeğmezler

Birkaç sıkıntım var giderirseniz mutlu olurum:
Öncelikle, bu başlık altında asılan yazı "Çağaşan"a yazılan üçüncü yazıydı ve herhalde yanlışlıkla buraya "Kaçtı" Dolayısıyla tartışma burada devam ediyor oluverdi.

Yazının asıl yeri BİLG'in "İsa ile Muhammed arasında peygamber var mıydı?" askısı olacaktı. Çağaşan, daha önceki yazılarımı okumadığı için, zahmet çekmeden "Okusun" diye copy/paste etmiştim. Yani ana başlık orasıydı, burası değildi...

Ne yazıyı asan BİLG ne de soran Çağaşan ortada yoktu.
Bunun yerine HACI ve DİLEMMA yani özlediklerimizi bulduk, hoşbulduk...

Bu arada her yazının vazgeçilmez "Kahramanı" İsa Ahıskalı da sağolsun bizleri yalnız bırakmıyor, onu özlemeye zamanımız olmadı henüz!

Öncelikle lanetleşmeyelim
ama biraz netleşelim:

Şimdi anlamadığım bir kaç soru var:

1. Neden ikidir Fatiha yazılıyor, kimin ruhuna?
2. Hangi soruya karşılık şu aşağıdaki SEVİMSİZ ve RİSKLİ yanıt var. (Unutmayalım ALLAH var ve isimleri içinde P..... hiç yok, biraz edep, biraz etik lütfen)

***hiç.212.156.126.88 Haci, peki ya biz kimin pezevengiyiz; Sakın "Allah'ın" deme August 31 2001, 7:03 PM Çok yaşa sen Hans, inanıyorum ki bir öncülün daha gelmemiştir bu dünyaya ve sanırım gelemez sen gibi bir ardılın da sevgiyle,neş'eyle,havai fişekleriyle gökler rengarenk bayram etsin, ve coşsun kendinden geçip de herkes***"

Kim kime niçin P...... dedi ve bu çirkin deyime Allah niçin karıştırıldı? Gerçekten merak ettim. Ltf. bir açıklama ya da NETLEŞELİM, kaypaklık münafıklık alametidir. Yukarıdaki mesaj bana "NET" olarak bir daha yazılmalıdır. Bilmece çözecek halim yok çünkü...


***HACI 66.31.118.77 HIC YOK SAHIBI OLMAK ISTEDINIZ MI? HIC'I BULUN.. PEZEVENGI O DUR... August 31 2001, 11:03 PM Sevgili Hic..
Sen kimsenin pezevengi degilsin..
Sen yoklugun pezevengisin...
Cok alistigimiz yoklugun.. hicbirseyligin, hicligin..
keh keh keh.***

Sevgideğer Hacı, sonunda kahkahalarınla sesini duydum ve gerçekten mutlu oldum.

***hiç 212.156.126.137 demek ki aslında yokluğun çöpçatanıymışız, yokluğa mı razı olalım August 31 2001, 11:54 PM Bu konu ayrı, bildiğimiz alanlardaki konular ayrı elbete; ne yani göz göre göre iğfal mi edilsin işin özünü bilemeyen tantana tuzaklarına düşmemiş içtenlikli gariban insanlar; ve acaba böylesi yolu/yöntemi bir geçim aracı olarak mı kabullensinler
Zevk kurbanları olarak...
bunlar bu forum alanını ilgilendirmemeli, niçin bu yönlere döndürüldü ki; Çünkü bu forum alanındakiler yumuşak karınlılardır.***

Muğlak, esnek, kaypak "arka"daşımızın bana ne ima ettiğini lütfen anlayan biri varsa açıklasın.
Anladığım kadarıyla ben herkesi iğfal ediyorum, herkes de akılsız ve kolay tuzağa(!) düşüyor. Ama kurtarıcınız İsa Ahıshalı sizi ben gibi bir "Deccal"e karşı "Vargücüyle" uyarıyor. Hepiniz akılsız, ahmaksınız, ama Allah'ın yarattığı "TEK AKILLI" olan kendisi, sizleri uyarmak için kendini paramparça ediyor. Fatihalar okuyor, Ebi Leheb=Hacı Ali diye ayetleri deforme ediyor. Üstelik kaynağının türkçesi çok kötü, kim yazmışsa o Kur'an mealini bir rezalet! Acaba onu yazan evinde çoluk-çocuğuyla bu garip türkçe ile mi konuşuyor. Yoksa ben birkaç gün yoktum diye şu güzelim Türkçe bir evrim mi geçirdi? Bazen böyle bir türkçe ve sonra, "Makbullüğü" külliyen yıllarca önce reddedilmiş "Abdülbaki Gölpınarlı" gibi bir TEFSİR usatasının o ağdalı Türkçesi ve "Veyahutlarla dolu" garip yorumları mı bize ölçüt olmalıdır?
Hans Ayberg ile Gölpınarlıyı irdeledim ve kendimi tüm tevazuma rağmen ilim olarak dağın tepesine koydum. Gölpınarlı, Kasım Gülek ve Şair Behçet Kemal Çağlar, her üçü de "Chicago Locasına" bağlı Mason Üstadı azamlardır. Aldıkları talimat gereği Gülek "Elmalı" tefsirinden başka kalan tümünü "Yaktırarak" yoketmiştir. (Adana Senatörümüz)
Behçet Kemal Çağlar, Kur'an'ı şiirleştirmiş, hatta bazı gazetelerin eki olarak her eve sokmuştur. Bu Zebur (Mezmur) olarak ve tamamen Tevrat'çı meallendirilmiştir.
Son olarak Gölpınarlı, (Chicago Lodge 33 derece) aldığı talimat doğrultusunda "Tevrat bazında Kur'an yorumu" sipariş edilmiş bir kişidir. Kaynaklar makbul değildir. Tıpkı uydurukçu Hureyre, İbni Hanbel ve Matla incili gibi...

***dilemma 217.80.84.35 August 31 2001, 11:55 PM
sorunun cevabi mechul.. Ama bir gercek var ki o da;
Resulullahtan sonra onun bir benzeri gelmemistir.***

Öncelikle "Yeniden" merhaba Dilemma,
Bu forumda öyle bir kusur var ki, herkes "Beyninin içinde olanı, yani kendi bildiğini" HERKESİN DE TELEPATİK YOLLA BİLDİĞİNİ sanıyor. Belki de BEN ANLAMIYORUM.

Soru ne?
Meçhul Cevap ne?
Resulullah'tan sonra onun bir benzeri gelmemiştir
Doğru buna katılıyorum, onun tırnağına kurban olurum.
Ama neden böyle yazdın?
Yani bazı şeyleri anlamıyorum:
Niçin Fatiha meali yazılıyor?

Gördüğün gibi "Havai fişekler içinde" gözlerim fazla kamaştığı için, ortalığı göremiyorum. Böyle olunca da yanıtlayacağım, yanıtı bende hazır soruları gündeme indirgeyemiyorum.
Çünkü her yazacağıma yeni yeni "Donanma fişekleri" atılacak... Diyorum ya "Ben bu filmi görmüştüm!"
Bundan sonra filmin devamı şöyle gelecek:
Bir bilimsel yazı koyacağım, DNA falan diyeceğim Crookes deneyini anlatacağım.
Hemen oradan sizi "Ahmaklıkla, benim büyüme kapılmışlıkla suçlayacak bir" Neyzen üfleyecek.
Arkasından şu Piknik girmesin diye ben yanıt vereceğim.
O yanıta İsa da kurtarıcı olarak yanıt verecek!
Sonra bir yanıt benden,
Bir aynıt noktadan, bir benden bir de hiç'ten,bir benden bir Ruh'tan
bir benden
bir de 12 ayrı Nick'ten gelecek "Aşağılayıcı" yazılar..
Kişilik bölünmesi ciddi bir sorundur hele 12 dilim ise çok ciddi bir sorundur.
Bu forum yumuşak karınlı çünkü... Ama bunu söyleyen ağız "Sırtı Pek" bir ermiş, Allah ona ilmi vermiş...
Bizden de belli esirgemiş... O mümeyyiz, onun taşıyıp-astığı herşey doğrudur, Hans Ayberg'in yazdığı her şey ise Abrakadabra uydurmacılıktır.
ALLAH BİR'dir desem, Tttnet'çi
"Hayır uyduruyor, sizin gibi akılsızları kandırıyor, Allah iki, hatta yarımdır diyecektir. Sonra da Hadis falan bulacaktır...
Kötü itiyadlar var,
nasıl bir çare düşünürsünüz bilmem ama,
Zaten bolca geyik muhabbeti olan bir forumda "Geyik" olmayan dinsel ve bilimsel değeri olan yazılardan bu "Arka"daş, niçin alerji hatta tiksinti duyuyor ciddi bir fenomenon sorusu...

***Bu konu ayrı, bildiğimiz alanlardaki konular ayrı elbete;***
Ne, neden ayrı bir konu? Benim türkçem mi zayıfladı acaba?

***ne yani göz göre göre iğfal mi edilsin işin özünü bilemeyen tantana tuzaklarına düşmemiş içtenlikli gariban insanlar***

Bu forumda bir tek GARİBAN olduğunu kabul etmiyorum. Herkes birbirini suya götürür ve susuz getirir. Ama herkesi "Gariban" seviyesine indirip, bu yolla üste çıkıp mastürbe oluyorsa o ayrı!...

***ve acaba böylesi yolu/yöntemi bir geçim aracı olarak mı kabullensinler.***

Yine anlaşılamıyor, müraice yazılmış çünkü: "Böylesi yol ve yöntem" benim söylemim mi oluyor? Gerçekten vuzuh ve açık değil! Benim bir "GEÇİM ARACIM" mı var?
Yani ben kendimi "İfade ediyor" olarak, bir SAPIK MIYIM? İnsanlar bildiğini yazmamalı mı? Benim nasıl bir geçim aracım oluyor? Eğer bildiklerimizi paylaşmak "Bir geçim aracıysa" örneğin Hacı'da yazmamalı, çünkü aynı itham altında kalacaktır. Ne dersin Hacı? O zaman bilimsel falan yazma, çünkü bir başkası da senin yazmanı istemeyecek, seni "Geçim aracı" bulmakla suçlayacaktır.

***"Zevk kurbanları olarak...****
Yani benim zevkimin kurbanlarısınız, ama aranızdaki "Veliyullah" şu "Arka"daşınız, Allah tarafından "Uyarıldı" siz putperestler gibi, gerçeği görmüyorsunuz, hala Lat, Uzza ve Menat'a tapıyorsunuz.

***bunlar bu forum alanını ilgilendirmemeli, niçin bu yönlere döndürüldü ki; Çünkü bu forum alanındakiler yumuşak karınlılardır.***
Halen anlamış değilimB Ne nereye döndürüldü!
Gerçekten Türkçem bitmiş benim, gidip yeniden öğrenmeliyim ki, "İmasız, dosdoğru, direkt ve dolaysız" konuşmaktan kurtulayım.

Hoşça-Dostça kalınız.

PS: "Karın+daş aynı karından doğan" demek neyse, "Arka+daş=ARKA çıkan odur." Bunun tersi de "Arka"dan vurandır, kalleştir. Acaba kardeşlik dururken niçin kalleşlik yeğlenilir ki?
Adam gibi karşılıklı söyleşmek yerine
Manüplasyon????????????????????????????
Niye?
???
??
?
.


 
 
hiç
(no login)

Bilim ve din konularını bunca karıştırdığına göre vesveseli olman doğal

September 1 2001, 4:28 PM 

Vesveseli bir ruhsallığın var
Huzurlu olabiliyor musun bu vesveselerinle
Sana uyan da huzurlu olamaz asla

 
 
Current Topic - LADY LEMMA: NEDEN BENİ ZORLUYORSUN  Respond to this message   
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

TÜRÜK YURT | kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2012

rss