YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Book of Enoch... Incillerden Incil begenin

August 21 2001 at 4:04 AM
  (no login)
from IP address 209.17.159.225

http://wesley.nnu.edu/noncanon/ot/pseudo/enoch.htm

Daha neler var neler..

Hristiyan din adamlari durmamis incil yazmislar anasini satiyim..

Kendini tanri yerine koymanin bu kadari olur.

Nag Hammadiler, bilmem neler..

 
 Respond to this message   
AuthorReply
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.44

BARIS !....

August 21 2001, 4:11 AM 

Yaw! BARIS!...

Neden kiziyon yaw!... Isteyen istedigini yazar be kardesim!... Yazmasinmi yani!... Vala Istersen sende otur bi tane yaz!... O'da BARIS version'u olur ne dersin!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..

 
 Respond to this message   

(no login)
209.17.159.225

Allah adina yalan soyleyenden daha zalim kim olabilir?

August 21 2001, 4:36 AM 

.

 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.43

BARIS !....

August 21 2001, 6:00 AM 

BARIS

AMENAA!..VE SADAKNAA!...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.25.126

SEVGİDEĞER DOSTLAR

August 21 2001, 5:28 PM 

slm&slm

Sevgideğer Barış ve
Sevgideğer Hacı Ali
Sevgideğer StAntuan

Üç önemli nedenden dolayı buraya bir "Selam atmak" zorunda kaldım. Sondan başa doğru bu üç nedeni sayıyorum.

1. Üçüncü neden şu:

Ben Dilemma ile yazışırken, "İncillerin tahriften öte TAHRİP edildiğine" dokundurmuştum. Yani Kur'an ile aynı tarihçeler anlatılıyor fakat Eski Ahit=Tevrat'ta Kur'an'dan "Fazla" olarak ENSES ilişkiler başta olmak üzere "İncil"in bik kısmının pornografik olduğunu belirtmiştim. Haliyle Sen Antuan tepki verdi ve bunu yerden göğe kadar haklı buldum.

Çünkü bir genç olarak o dinamik geçmişe gittim: Çok iyi bir din eğitimi aldığım lise yıllarına... (Din dersi her ülkede ortaöğrenimde okutulur) 16 yaşımda Haziran ayında Lise'den mezun olduğumda aynı Ekim ayında Üniversite ilk sınıfa girdim. Ne göreyim?
"Din afyondur" adı altında tüm üniversitelilerin tamamı materyalist, egzistansiyalist hatta marksist...
Haziran sonu ile Eylül sonu arasındaki şu bir iki ayda nasıl bir sihirli değnek var ki, bizlerin lise boyunca hiç yıkılmaz sandığım köklü din duygularımızı yok ediyor?

Herkesin geçtiği yoldan giderek, "Ateizmi" seçtim. İyi ki de seçmişim. Bence bir eksi-extreme uçtan, "Ortaya" geçmişim, sonradan "Artıya" yol almak üzere...

Sen Antuan'ın tepkilerini bir yıl boyunca "Üst sınıflara" sürdürdüm. Onun için yerden göğe kadar haklı. Yani insanların inancına saygı göstermemiz zaten Allah emri: "Ey ehli kitap sizin ve bizim tanrımız o aynı Allah'tır." ayeti ve "İyilikle, nezaketle tartışmak emri" uyarınca...

Aslında bunlar çok çok iyi bildiğim ve zihnimden unutmaca atmaya çalıştığım geçmişimin konularıydı.
Sen Antuan'a yazmak istemedim. Çünkü ben eski bir hristiyandım. O günlere dönmek yeniden başlamaktan öte bunu hatırlamak istemedim.

Yapım gereği dinamik-değişkenim. Yani "DOĞRU" neredeyse oraya yönelirim. Saplantım yoktur. Hristiyanlığı bırakıp, ate olmam ve bunu izleyerek 20,5 yaşında müslüman olmam bir "DÖNEKLİK, İHANET" değil, DOĞRU olana yönbulmaktır.

Sen Antuan'ın elbette bam teline bastım ve aslında benim telim titredi. Hepimizin inancı kendinedir. Hangi dinden olursak olalım "RABBİMİZ DOĞRUYU VERSİN" Dinler çoktur ama "DOĞRU" tekdir, tıpkı ALLAH gibi...

Benim hristiyanlık serüvenimde yadırgadığım sadece "Tevrat" idi. Hani old tastment olan eski sözleşme... Zaten "Porno"yu orada bulduğumu söyledim.

Ne var ki, "İncil yani New tastment ise" gerçekten bu bakımdan "Pornografik" değil. Ama kusuru şuradaki, niçin "Eski Ahit" bazında inanç gösteriyor ve o saçmalıklarla dolu Tevrat'ı temel inanç olarak alıyor? Tevrat ve onun getirdiği din, intikamcıdır, sadece Yahudi ırkı=Musevi toplumuna özgü ve "KAPALI DEVRE" bir kitaptır. evrenselliği yoktur binlerce yıl öncesine dayanır. İçinde "Krallar, Yahudi soykütükleri ve porno demeyi hak etmiş cinsel ve dinsel sapkınlıklarla dolu...

İncil ise dünya insanlığına açık, barışçıl bir din va'zeder. Yahudi ırkının üstünlüğü yerine evrensel insanın eşitliğini baz alır. Eğer bir kişi yanağını tokatlıyorsa, öteki yanağını da uzatmanı" emreder.

İşte ben burada şu çelişkiyi görüyorum: Monofizist olarak her ne kadar çıkışta, başlangıçta "Tevrat şeiatı" üzerine kurulu olan İNCİL'i müstakilleştirmek gerekir.

Bir yanda savaşçı Eski Ahit ve bu yanlış temel üzerine oturmuş "Barışçı yeni ahit!"

Ben bu işi iyice irdelediğim için biraz deneyimlerimden söz etmeliyim. Din değiştirirken şunları gördüm:

Hz.Adem'den başlayarak ta Musa'nın kitabına kadar tüm elçileri kabul eden dinin adı Museviliktir. Sonraki elçileri kabul etmezler.

Aynı peygamberlere "BİR FAZLA" eklenen İSA Mesih'tir. (Messiah kavramı Kur'an'da da var. Meryem=A.V.E Mary ve Ali İmran=The İmran clan/family sureleri bunu anlatmıyor mu? Hristiyanlıkta İsa'dan sonra gelecek Elçi yok sayılır.

Bu arada 1428 yıl önce gelen İslam dini üzerine bu uzun sürede YENİ BİR DİN gelmemiştir.
Son Elçi Hz. Muhammed'den sonra gerçekten bir tek ELÇİ gelmemiştir.

Son kitab Kur'an'dan sonra gerçekten yeni bir kitab daha gelmemiştir.

Bunlar 1428 yıllık AÇIK SENET değil midir? Ve üstelik açık senet haklı çıkmıştır.

Bu üç din "AYNI UMDELERE" bağlı değil midir?
"Allah ve amin dediğmizde ya da Şalom, Salut ve Selam dediğimizde" aynı EŞ-ÖZDEŞ kavramları idealize etmiyor muyuz?

Üçünde olanların ortak paydaları saymakla bitmez...
Hatta kimi zaman biri diğerinden üste çıkar: Örneğin, Musevilik ve İslamda, "Mırdarlık, Sünnet olma, domuz yememe, içki yasağı vb. varken, "Tevrat'a dayalı olduğunu söyleyen İncil'de Güsul, Sünnet, domuz eti ve içki yasağı vb. dışarlanmıştır.

Eski sözleşmenin çarpıklıklarını her hristiyan kabul eder. Yeni Ahit ise bağımsızlaşmıştır. O halde Tevrat etkisinden İncil kurtarılmalıdır, oraya yaslanılmamalıdır.

Neden bir de Kur'an'a gözkırpmıyoruz ki?

Old Tastment=Tevrat ise (İF)
New Tastment=İncil ise (İF)
The Newest Tastment=Kur'an neden olmasın?

Üstelik Kur'an TEK nüsha, bir rakibi de yok, Şunun Kur'an'ı bunun Kur'an'ı diyecek halimiz de yok...

Bunlar bir avantaj değil midir?

Örneğin benim babam bana diyor ki, "Hans bana Soğuk bir içecek getir" Ben onun sözünü dinlemek zorunda İSEM bu direktifi yerine getireceğim. Ama babam fikir değiştiriyor. "Vazgeçtim sen bana bir fincan çay getir." Şimdi birinci komutu mu dinlemeliyim ikincisini mi?

Neyse Babam diyor ki, "Çay da kalsın, sen bana bir bardak buzlu su getir?"
Kronolojik sıralamaya göre "SONUNCU ve EN YENİ" emri geçerlidir. Ben artık "Olmaz, sana çay getireceğim" diyerek diretemem...

Bunları bir misyonerlik olsun diye yazmadım, çünkü misyonerlik Kur'an'da yasaktır, "Ahlakınızla örnek olurn ki, size gıpta etsinler" denmektedir. Buna rağmen bilirsin, klasik islamın hali içler acısı, hatta decameron hikayeleriyle dolu bir ilahi Komedya...

Yani İslam'ın bile DOĞRUSU'nu arıyorum. Çünkü şu taliban ve mollalarla birlikte ben de müslümanım ama inan ki aynı DİNDEN değiliz. (Bu ince ayrım olan farka Haniflik deniyor. Hanifler doğal olarak müslümandırlar. Ama müslümanların hepsi HANİF değildir. Dolayısıyla dinleri ayrıdır.)

Yani Hristiyanlıkta olan çilelerin aynısı şimdiki karacehalet dinine çevrilmiş aydın islam'da da var.

Ben san Anthony olsaydım, (Ki zamanında olmuştum) bir elime aldığım Old tastment yanında öteki elime de The Newest Tastment'i "EŞİT" BİÇİMDE alırdım.
Seni kucaklıyorum.

Sevgideğer Hacı Ali seni de alnından öpüyorum. Seni ve Hacı Ali'yi çok sevdiğimi ve "İKİNİZİ" halay çekerken sarmaş-dolaş görmeyi çok isterdim. En azından "HATIRIM" için diye nazım geçtiğini bilerek... Sendeki Zekaya hayranım, canın isterse döktürüyorsun.
Sana "Döktürtürecek" biri gerekirse beni çağrabilirsin.

Sevgideğer Barış, seni de öpüyorum.
Hakkını helal etmeni istiyorum. Çünkü "Nokta/Hiç/Neyzen Kemal vb. NİCK'li arkadaşınızı bir an "Sen" sandım. Zannnetmek gerçekten ölü kardeşimin etini yemekti, bundan iğrendim ve senden helallik almak istedim.

Pırıp pırıl ve aslında bilime susuz bir gençsin. Ama yanlış zamanlarda yanlış yerlerde ve "Karı karşıya" kaldık. Aslında seni haber grubunda "BİLİM ve DİN PLATFORMUNDA" atak, tezcanlı görmek isterdim. Ama stratejiler yanlıştı. Nisan aylarından beri beni tek taraflı düşman ilan etmişçesine yazılar vardı. Akıl hastalığının envai türlüsünden tut da şarlatanlığın en yoğun ve en tırmandırılmış hakaretlerine kadar...

Yani serseri Piknik'in küfürleri "Ayıp" kategorisinden çirkin olduğu kadar, seninkiler de belden aşağı küfür olmamakla beraber, ondan binbeter KÜFÜR'lerin vardı.

Ben adıma açılan siteyi kurmadım, yıllar sonra öğrendim. Haber grubunu da ben oluşturmadım. Ben Piknik'i hiç tanımıyorum ama, şu sıralarda bana bir mesaj atmış, "Massachusets Teknik'de mi ne bir yerde okuyor ve oraya bu ayın sonunda gideceğini söylüyor. Adı Deniz olabilir, Ablası Yasemin'miş Soyadını bilmiyorum. Ben ona hiçbir zaman "Gel benim saz heyetim ol" demedim. O ankara'da ben İstanbul'dayım.
Bir bakıma karakterleriniz aynı: Sen ağzına geleni "İFRAT" derecesinde verip veriştiriyorsun, atak, sabırsız ve acelecisin. (Koç burcu Cast'ı)
O da öyle, ağzına geleni verip veriştiriyor. Onun adına ve kendi kendini kovan Wembaster1 adına senden özür dileyemem ama, onlara görül koydum. Çünkü WEB1 benim kanalımı kullanıyor. Piknik ise durup dururken benim adıma "Yazı asıyor" Oraya da Hans Ayberg deyince, millet ben zannediyor. Sonra da seyreyle gümbürtüyü...

Seni "Nokta-Hiç Neyzen vb. sandığım için çok üzgünüm.
"Friendship means never having to say not you're sorry."
Gerçekten seni bir başkası sandığım için üzgünüm.

Ben hakaretler içermeyen yazılara da yanıt verecek kadar ılımlı ve olumluydum. Üstelik düşüncelerimiz bile tıpatıp benzeşiyordu. Ki bunları sana ZQR yazmıştı. Bu arada senin bir bilimsel soruna da yanıt vermek isterim. Daha arıyorum, hep atışmışsın, bir arayayım bakalım bahtımıza ne çıkacak?

Vallahi bilimsel bir şey çıkmadı, bari dinsel olanını yanıtlayayım. Benden sana anı olsun:

Edip Yuksel, Hans v. Ayberg ve A. Hulusi'ye sorular :
July 26 2001 at 11:29 PM baris
from IP address 209.17.159.225

-------------------------------------------------------

* ALLAH'a inaniyor musunuz?
* Ahirete inaniyor musunuz?
* ALLAH'tan korkuyor musunuz?

------------------------------------------------------
Sevgideğer Barış,

Ben din değiştirmiş, sonradan müslüman olmuş biriyim.
Bizim gibilerin adresi Ali İmran/11 ila 115. ayetlerdir. Bize 114 grubu da denmiştir. Ali İmran 114. ayet ilk iki soruna birden yanıt veriyor.

***"Onlar ALLAH'a ve AHIRET GÜNÜNE İNANIRLAR. iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar.Hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar, işte onlar iyilerdendir."

Ben bir bilim adamı olduğumu biliyorum. Buna göre 35/28. ayette "Allah'dan kulları içinde yalnızca ALİMLER KORKARLAR" diyor, bu bir yanıt olabilir mi?


* Amaciniz para kazanmak mi? Islam'i teblig etmek mi?
Sevgideğer Barış, para kazanmak hırsım olsaydı, kitaplarımın bir kısmını "Süresiz" Bosna'ya hibe etmez, Mehmetçik Vakfına, Kimsesizler Yurduna vb. hibe edip, dört öğrenciyi okutmazdım. Halim içler acısı: Geçen gün telefonumu kestiler. Çünkü öğrencilerimin parası yoktu, telefonu feda ettim. (İyilikler söylenmez ama, bu kez sana apaçık yazmak için kuralı bozdum.) Elbette "İslamı tebliğ ediyorum." Çünkü Ben Resulullah'ın son elçi olarak noktayı koyduğunu ve Kur'an'ın (Zikrin) TASTAMAM korunduğunu biliyorum. Yani benim itikadımdan kuşkulanmamalısın.


* Kitaplarinizin daha cok satmasi icin hic YALAN soylediniz mi? Iftira attiniz mi?
Sevgideğer Barış kitaplarım 1,3 milyon sattı. Türkiye'de her beş kişiden biri bu kitabı okumuş. Halen de satılıyor. Ben bunun onda birini bile ümit etmiyordum. Neden satması için yalan söyleyeyim. Bugüne kadar sayısız forum yazımda, elini vicdanına koy, bir kez "Hey millet, ben kitap yazdım, okuyun ha!" gibi bir imada bulundum mu? İftira konusunu anlamadım yani kitap yazmakla iftirayı bağdaştıramadım.

* Hesap vereceginize inaniyor musunuz?

Sevgideğer Barış, "Kulları içinde yalnızca alimler Allah'tan korkar derken, bu korkunun nedeni zaten HESAP VERMEK ile doğrudan bağlantılı değil mi?

* Fikirlerinizin KURAN'a ters dustugunu gordugunuzde MURID (OKUR) kaybetmek pahasina da olsa, fikirlerinizi degistirdiniz mi?

Sevgideğer Barış, ben 40 yaşına kadar Kur'an'ı içtim, soludum, bilgi birikimimi tamamladım ve 40 yaşımda en kusursuz biçimde eser vermeye başladım. Bunlar içinde Kur'an'a yani Kelamullah'a ters hiç bir şey söylemedim ve yazmadım. Eğer şimdi bir TERSLİK görürsem, HEMEN o kitapları toplatırım. Yenisini ÖZÜR dileyerek açıklarım. Fikirler ise elbette değişir. Bilim ve teknoloji çağındayız, tıpkı hristiyan-ate-müslüman olmak gibi derinleşen bilime paralel olarak elbette fikir değişkliklerim oldu. Örneğin "Zaman okunun" tersinmesi yani REEL zaman fenomeninde, önce "Bu yön değişmez" diyordum. Ama, bilirsin matematikte bir denklemi paranteze alıp önüne eksi(-) işareti koydun mu, tamamının cebir işaretleri tersyüz olur. Sırf bu kadar basit bir ÇÖZÜMDEN dolayı "Hawking formülasyonunun ÇİFT sonuç verdiğini, ama onun sadece çözümlerden birini kabul ettiğini öteki NEGATİF olanı reddettiğini gördüm. Nasıl ki madde ve antimadde "EŞANLI=synchronous" olarak ÇİFT çözüm veriyorsa, zaman oku, çekim oku, termodinamik oku, evrenin genişleme yönü oku vb. de ÇİFT" sonuç veriyor. Ancak Hawking "Başlangıç tekilliği" yani singularity formüllerini kurtarmak için "ANTİ" çözümü reddetti. Bu "İki bilim adamı ya da adamları arasında her zaman olaggelen fikir ayrılıklarından biridir. Yani büyütmemelisin. Önce ben de Hawking gibi düşünüyordum, şimdi tamamen onun karşısında olarak "İki çözümlülüğü" savunuyorum.

* Kac para karsiliginda dininizi degistirirsiniz?

Sevgideğer Barış ben bu soruya yanıt vermeyeyim, çünkü başka bir psikoloji altında "Absürt" sormuşsun. Yaw din satılır mı? Dini üç kere değiştirdim diye hep parti gezer gibi din mi değiştireceğim. Para değil DOĞRU olan HEDEF önemli...

* Bu uclu arasinda kitap satma yarisi var mi?

Sevgideğer Barış, hiç de mütevazi olmam gerekmiyor, 1,3 milyon satan eserlerim var. O halde yarış yok. Bu bir salatadır. Bu üçlünün hatta onüçlünün herbiri bir domates, biber, salatalık, limon, soğan, maydonoz vb.dir. Yani bu bir ÇOK-SESLİLİK bir koalisyondur.

Neden yarışalım ki? Tam tersine Ahmet Hulusi başta olmak üzere her yazara "Yarışma değil barışma ve güçbirliği teklifini" bizzat ayaklarına ben götürdüm. Hulusi kabul etti ve benim yayınevinde yazıyor halen...

Allah'a emanet olun



Respond to this message

Author Reply
Edip Yuksel

128.196.165.5 Kitap yazdiracaksin galiba July 27 2001, 12:49 AM

Merhaba Baris,

Bu Foruma dini konularda yazmamaya karar verdim. Zira burada daha once yazisan bazi insanlari rahatsiz oldugunu farkettim. Ama bir istisna olarak bu sorulariniza kisaca cevap vermek istiyorum. Daha fazla aciklama bekliyorsan vaktim el verirse onlari 19.org'taki foruma asarim.

* ALLAH'a inaniyor musunuz?

Inaniyorum ve biliyorum.

* Ahirete inaniyor musunuz?

Inaniyorum.

* ALLAH'tan korkuyor musunuz?

Allah'i saymamak mutlak cehalettir. Allah'a siginirim.

* Amaciniz para kazanmak mi? Islam'i teblig etmek mi?

Kitaplarimin bir kismindan para almiyorum. Aldigim cuzi miktarda Turkiye'ye ettigim telefonlari bile karsilamiyor. Ben, 1986 yilindan sonra kitaplarimdan para kazanmak soyle dursun, kitaplar icin harcadigim vakti ve yaptigim masraflari cebimden karsiliyorum. Amerika'da yasayan birilerinin her baskisi ancak iki uc bin satan ve telif ucreti bazan bir yil sonra odenen veya hic odenmeyen kitaplar yazmasi nasil para icin olur. Ben burada en kotu kosulda saat basina 25-30 dolar kazanabiliyorum. Bir kitap icin aylarca emek sarfettikten sonra o kitaptan 300 veya 500 dolar gelir. Bu soruyu bana gercekten yonelten varsa o kisi Turkiye'deki kitap piyasasini bilmedigi gibi Amerikan dolariyla Turk lirasinin karsilikli degerini de bilmiyor.

* Kitaplarinizin daha cok satmasi icin hic YALAN soylediniz mi? Iftira attiniz mi?

Ben Turkiye'de en cok satan yazarken kitaplarimin her baskisi 5 veya 10 bin yapiliyordu ve bazi kitaplarim korsan baskilari hesaba katmazsam 10 ve 15 baski yapiyordu. Yayinevlerinin kitaplarimi yayimlamak icin yaristiklari, kitap imzalama torenlerinin kalabaliktan tikandigi bir zamanda, yani popularitemin zirvesindeyken, kendime ve kitaplarima ozelestiri getirdim. Hayatimi taniyanalar, benim inandigim dogrulari samimiyetle ve hic hesap yapmadan ilan etmekten cekinmedigimi bilirler.

* Hesap vereceginize inaniyor musunuz?
Inaniyorum ve cekiniyorum.

* Fikirlerinizin KURAN'a ters dustugunu gordugunuzde MURID (OKUR) kaybetmek pahasina da olsa, fikirlerinizi degistirdiniz mi?

Yukarida cevap verdim. Ayrica kitaplarimi ve yazilarimi izleyenler bu konudaki tavrima defelerce tanik olmuslardir.

* Kac para karsiliginda dininizi degistirirsiniz?

Bir elime dunyayi diger elime yildizlari koysalar boyle bir seyi dusunemem. Gercek'in degeri sonsuzdur.

* Bu uclu arasinda kitap satma yarisi var mi?

Boyle bir sey hic aklima gelmemisti. Ayrica beni o adamlarla ayni kategoride degerlendirmen de garip. Kitap satma derdim olsaydi, ya bu adamlara dost gibi davranirdim ya da dusmanlik ederdim.

(a). Dost davranirdim, zira turkiye'de kitap okuyanlar bir azinlik ve onlarin hayranlari benim de kitaplarimi alirlar diye dusunurdum. Ne var ki, Hans'in aleyhinde sansasyonel haberlere konu oldugu 1997 yilinda onunla birlikte ciktigim televizyon programinda onun okuyucu kitlesini kizdiracak laflar ettim. Ornegin, UFO ve Astrolojiye inananlari geri zekali oldugunu soyledim. Televizyon kanalina beni protesto eden fakslar ve telefonlar yagmaya basladi. Oturumu (ve durumu!) idare eden Yasar Nuri ikinci seansta canli yayinda benim seyircilerden ozur dilememi istedi. Ben, ozur dilemedigim gibi, "zekametrem"in sonuclarini tekkrarladim:-) Hans gariban bir sarlatan. Benim kendine destek olacagimi bekliyordu ve hayal kirikligina ugramisti. Kendisine acidigim halde, kitaplarinda ileri surdugu hezeyanlari onaylayamazdim. Babami bile onaylamamistim.

(b) Dusmanlik ederdim ve bunu kitaplastirirdim. boyle bir kitap cok satardi hem de... Ben Ahmet Hulusi'nin bazi savlarini bana gecmis yillarda yoneltilen bir iki soruya cevap olarak elestirmistim. Benim bir yil icinde yazdiklarimin binde birini bile teskil etmez. Hans'a gelince gecmis yillarda bana yoneltilen sorular yuzunden onun hakkinda topu topu bir iki sayfa yazmisimdir. Bir de yakin zamanda 19.org forumuna senin onunla ilgili astigin yazilara kisa cevaplar halinde katildim.

Bu adamlarla kisisel hic bir sorunum yok. Ayrica goruslerini hic ciddiye almiyorum. Bu konuda dogru durust bir makale bile yazmamis olmam bir delil degil mi? (Ama bu gidisle bana kitap yazdiracaksin galiba:-)

Selam,
Edip

baris

209.17.159.225 Ucluyu ayni kategoriye koymamin nedeni, July 27 2001, 12:56 AM

Hans Ayberg, nicki ile yazan kishinin ucunuzun gucbirligi yapmasini teklif ettigini soylemesiydi.
Yani nebleyim benzer gecmisleriniz var gibi geldi...
Neyse, senden yanit geldi.
Du bakalim digerleri ne yanit verecek ya da verecekler mi?

Not: Kitap piyasasini bilmedigim dogrudur. Ama salak piyasasini ogrenmeye basladim

Adem'den
Sevgideğer Saint Antoine

. Hiç "İki yanağını da uzat

Daha neler var neler..

Hristiyan din adamlari durmamis incil yazmislar anasini satiyim..

Kendini tanri yerine koymanin bu kadari olur.

Nag Hammadiler, bilmem neler..

Respond to this message

Author Reply
HACI _ALI

24.2.9.44 BARIS !.... August 21 2001, 3:11 AM

Yaw! BARIS!...

Neden kiziyon yaw!... Isteyen istedigini yazar be kardesim!... Yazmasinmi yani!... Vala Istersen sende otur bi tane yaz!... O'da BARIS version'u olur ne dersin!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..



baris

209.17.159.225 Allah adina yalan soyleyenden daha zalim kim olabilir? August 21 2001, 3:36 AM

.



HACI _ALI

24.2.9.43 BARIS !.... August 21 2001, 5:00 AM

BARIS

AMENAA!..VE SADAKNAA!...



 
 Respond to this message   

(no login)
213.194.68.149

Untitled

August 21 2001, 7:37 PM 

LÜTFEN SAYIN AYBERG LÜTFEN OKUYUN

sayın ayberg yazınızın bir yerinde şöyle diyorsunuz

-------------------------------------------------------
Pekiyi bunları niye yazdım? Cinsel fantaziler olsun diye mi? Yok canım, zaten Tevrat'ın (Eski İncil)kendisi bir porno kitabı olmuş. Gelin Tamara'nın makyaj yapıp, Yahudi kralı olan kayınpederi ile nasıl karanlık bir ortamda gecelediklerini falan da bulacaksın. Zaten çocuklar için bu Kitap filtre ve sansürize ediliyor. Mümin büyükler de kıkırdayarak okuyorlar
-------------------------------------------------------

9. Kutsal Kitap'ta Müstehcenlik [s. 61-66]

Bundan sonraki bölümde Deedat, Yahuda'nın Tamar'la ilişkisi - ki Tekvin 38'de geçer - ve benzeri diğer hikâyelerin, örneğin Lut'un kendi kızlarıyla ilişkisi gibi hikâyelerin üzerinde duruyor, böyle hikâyeler içerdiği için bunun Tanrı'nın sözü olamayacağını söyluyor (Bkz. s. 201-203).

Doğrusu, bu mantığını izlemekte güçlük çekiyoruz. Tanrı sözü olduğunu iddia eden bir kitabı, insanların en iyisinin dahi kötü yanları olduğunu gösteriyor diye reddetmemiz mümkün değildir. Deedat'ın işaret ettiği hikâyelerin tümü, insanların kötülüğü ile ilgilidir. İnsanların günahlarını böyle apaçık söylüyor diye Tanrı sözü değildir dememiz, nasıl mümkün olur, anlayamıyoruz. Kutsal Kitap'ın başından sonuna kadar Tanrı tam anlamıyla kutsal, adil ve sevgi dolu bir karakterde tanıtılmaktadır. Tanrı'nın bu şekilde tanıtılmasına Deedat'ın bir itirazı olmadığını görüyoruz. Bizim için önemli olan da budur. Çünkü, bizim görüşümüze göre, bir kitabın Tanrı sözü olup olmadığına bakılırken göz önüne alınması gereken nokta, Tanrı'yı nasıl tanıttığıdır. Eğer o kitap insanların günahlarını hiç bir şeyi saklanmadan ortaya döküyor ve en iyilerinin dahi kusurlu davranışlarını göz ardı etmiyorsa, Tanrı sözü olma iddiasından hiçbir şey kaybetmez. Demek ki övdüğü insanlar değil Tanrı'dır deriz. Kutsal Kitap da Tanrı'yı yüceltir, insanları değil.

Bizim dikkatimizi bir noktanın daha çektiğini söyleyebiliriz. Deedat işine öyle geldiği için Kutsal Kitap'ta anlatılan daha büyük bir kötülük ve günahtan hiç söz etmiyor. Bu da II. Samuel 11'de geçen Davut'la Batşeba'nın hikâyesidir. Davut bu kadını banyo yaparken görmüş, kendi yanına çağırtmış ve sonra onunla zina etmiştir. Bunun ardından kadının çocuğu olunca da kocası Uriah'ı öldürtüp onunla evlenmiştir.

Bu hikâye en az Deedat'ın işaret ettiği hikâyeler kadar kötüdür. Fakat bunu özenle görmezlikten gelmektedir. Niye? Çünkü Kuran'da da bu hikâye bulunmaktadır. Sad (38.) Sûresinde okuduğumuza göre, Davut'un önüne iki adam çıkar. Doksan dokuz koyunu olan biri tek koyunu olan diğer adamdan, o tek koyunu da ister. Bunun üzerine Davut kızıp bunun haksızlık olduğunu söyler. Ancak, sonradan anlar ki aslında bu hikâye kendisini yargılamaktadır. O zaman Allah, Kuran'da şöyle diyor:

"Davut, kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah'a yönelmişti. Böylece onu bağışlamıştık." (Sad/38:24-25)

Habil ve Kabil hikâyesinde de olduğu gibi ardarda sıralanan bu olayları izlemek güç olmaktadır. Sanki aralarında bir bağlantı yok gibidir. Tanrı, yaptığı şey için Davut'u nasıl yargılamıştır? Davut ne yapmıştır ki sonunda Tanrı onun tövbesini kabul etmiştir? Bu soruların cevabını Kutsal Kitap'ta buluyoruz. II. Samuel 12'de Natan peygamber Davut'a gelip koyun sürüsü sahibi zengin bir adamın, ziyafet için bir koyunun kesilmesi gerektiğinde kendi koyunlarını bırakıp tek koyun sahibi olan hizmetçisinin pek sevdiği koyununu kestiğini anlatır. Davut bu zengin adama kızınca, Natan "o adam sensin" demiştir:

"Ve Natan Davut'a dedi: O adam sensin. İsrailin Allahı RAB şöyle diyor: Ben seni İsrail ülkesine kral olarak meshettim. Ve ben seni Saul'un elinden kurtardım. Ve efendinin evini sana, ve efendinin karılarını koynuna verdim. Ve eğer bu az gelse idi, sana daha neler verirdim. Niçin RAB'BİN gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü hor gördün? Hititli Uriya'yı kılıçla vurdun ve karısını kendine karı olarak aldın. Ve Uriya'yı Ammon oğullarının kılıcı ile vurdun?" (II. Samuel 12:7-9)

Tanrı'nın Davut'u nasıl yargıladığı, işte şimdi anlaşılıyor. İsteyebileceğinden fazlasına sahipken, bir çok karısı varken o, hizmetçisinin tek karısını almıştır. Sonra Davut, "Rabbe karşı günah işledim" deyince, Natan da "Rab de günahını bağışladı" diye cevap vermiştir" (II. Samuel 12:13).

Kuran ve Kutsal Kitap'taki hikâyeler birbirine öyle benziyor ki, nedenlerinin aynı olduğu, yani Davut'un Batşeba ile zinasına işaret ettikleri apaçıktır. Deedat'ın bu hikâyeyle ilgilenmemesinin nedeni, her şeyden önce, bir bölümünün Kuran'da da anlatılmış olmasıdır. Ayrıca, bu hikâyenin doğruluğunu Kuran'ın da onaylamış olması, Kutsal Kitap'ta diğer peygamberlerin benzeri günahlarının bulunmasına da pek itirazımız olamayacağını gösterir.

Tüm peygamberler etten kemikten insanlardı. Bu nedenle de, aynen diğer ölümlü insanlar gibi, günaha düşmeleri mümkündür. Onların bu kötü işlerini saklamadan, ayrıcalık gütmeden, olduğu gibi anlatıyor diye Kutsal Kitap'ı eleştiremeyiz. Muhammed dahi, diğer insanlar gibi, ihtiras sahibi bir insandı. Hayatının bir döneminde dokuz karısı olmasına rağmen, onlarla sıra ile beraber olacağına, dilediği ile beraber olma arzusunu yenememiştir. Bunun üzerine Ahzâb/33:51 "vahyedilip" karılarının istediği ile keyfine göre yatmasına izin verilmiştir. Öyle ki en sevdiği karısı Ayşe, şu yorumu yapmaktan kendini alamamıştır:

"Öyle hissediyorum ki, Rabbin istek ve arzularını yerine getirmekte acele davranmaktadır."33

Yaşamış insanlar arasında sadece İsa Mesih, diğer insanlar gibi arzu ve isteklerine mağlup olmamıştır. Deedat, II. Timoteyus 3:16'nın ışığında anlatılan hikâyeleri hangi başlık altında toplayabiliriz diye soruyor. Bu sorusuna memnuniyetle cevap veririz:

1. Doktrin: Tüm insanlar günahkârdır. Peygamberler ve insanların en iyisi de istisna oluşturmaz. Bu nedenle İsa Mesih aracılığıyla bağışlanmaya herkesin ihtiyacı vardır.

2. Uyarı: İnsanlar Tanrı'ya karşı günah işledikleri zaman sonuçlarına da katlanmak zorundadırlar. Yahuda'nın işlediği günahtan sonra, kendileriyle ilgili hikâyelerde Yakup'un oğullarından tek yer alanı Yusuf'tur. Tekvin bölümünün başından sonuna kadar, onunla ilgili olarak anlatılan her şey, davranışlarının kusursuz olduğunu göstermektedir. Öte yandan, talihleri o kadar parlak olmayan kardeşlerinin zamanla ona yenildiklerini, önünde diz çöküp yiyecek için yalvarmak zorunda kaldıklarını, Yusuf'un ise Tanrı'ya sadakati nedeniyle galip geldiğini anlıyoruz.

3. Düzeltme: Tanrı günahlarımızı bağışlasa dahi, kendi iyiliğimiz için, bazı sonuçlarına katlanmak zorunda kalabiliriz. Davut'un zina günahı bağışlanmıştır, ama bu günahının sonucu olarak hayatında dört büyük kayıp meydana geldiğini görüyoruz. Diğer yandan, bu cezanın onun terbiyesi için olduğunu, benzeri bir şeyi bir daha yapmadığını biliyoruz

4. Doğruluk Yoluna Ulaştırma: Bu olayların tümü bize insanın doğuştan gelen bir doğruluğu olmadığını, tam aksine, eline fırsat geçmesi halinde, günahların en büyüğünü işlemeye potansiyeli olduğunu görüyoruz. Bize gerekli olan Tanrı'dan gelen doğruluktur ki, bu da ancak İsa Mesih'e imanla olur. O korkunç cinayeti işledikten sonra Davut'un şöyle dua ettiğini görüyoruz:

"Bende temiz yürek yarat, ey Allah

Ve içimde doğru ruh tazele.

Beni önünden atma,

Ve Mukaddes Ruhunu benden alma.

Bana kurtarışının meserretini geri ver

Ve istekli ruh ile bana destek ol." (Mezmur 51:10-12)

Günahkârlar günahlarını Tanrı'ya itiraf edip tövbe etmek ve kurtuluşları için ona güvenmek suretiyle, Tanrı'nın doğruluğunu kazanabilirler. Havari Petrus bunu şöyle ifade etmiştir:

"Günahlarınızın bağışlanması için tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız." (Elçilerin İşleri 2:38)




 
 Respond to this message   

(no login)
213.194.68.149

Untitled

August 21 2001, 8:01 PM 

barış bu sözünü ettiğin kitaplar kitbı mukkadesin aporoktif kitaplarıdır bunların bir kısmı bunların bir kısmı ilk dönem hristityanları tarafından ayinlerde kullanılmak ve hristiyanların eğitimi için kitabi mukkadesteki konuların birlestirilmesi ile oluşturulmuştur ayrıntılı bir yazı aşağıdakı linkte istersen bi bak


Apocrypha
http://www.newadvent.org/cathen/01601a.htm


book of enoch

http://www.newadvent.org/cathen/01602a.htm


lütfen bu linklere bak ve aporaktifya ile incileri karıştırma

ve son olara burda yazdığın gibi edepsizce tavrını sürdürüsen bi dağa benden cevap alamazsın


 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.2.9.44

ALEYKUM SELAM

August 22 2001, 12:15 AM 

SEVGI DEGER HOCAM,

Iliminize GIPTA etmiyorum dersem yalan olur!...
Sizin ecrinizi ALLAH (C.C) taktir edecektir.Bana karsi
cok guzel ifadelerle yazinizdan ALLAH (C.C) Razi olsun.
Ne var ki izlediginiz gibi CEHALET'imden zaman zaman kendimi kontrol etmeye muktedir degilim.Ancak sizi dinledikce sakinligi buluyorum.Malumunuz bu konun yasla basla alakasi yok!...Nasib meselesi!...Sizin yaninizda ben bir hic olduguma inaniyorum.

Ben inaniyorum ki buradaki butun arkadaslarin hepsi cok cok iyi insanlar!...Hatta!... Ergi bilem!...
Ben Haci Ali olarak bunlarin hepsini cok iyi bilen kisiyim.Her ne kadar cok didissekte hepsini cok severim!... Haci dan baslayarak tum kisileri her halleriyle bana gosteren Yuce RABBIM'dir!...Her ne kadar monitor ardinda olsalarda onlari KALB gozu ile gorenim.

Suna inaniyorum ki burada her birimize verilem vazifleri ifa etmekteyiz!... Ama bu bagzan bilincli bagzanda bilincsiz de olsa!...Kimi zaman ateslenip biririmizi kirmamizin nedeni de birbirimize olan segdimizden olduguna eminim.Belki ben boyle dusunuyorum.Cunku sevdiklerimizin zarar gormesini istemedigimiz icin degilmi?... Bu benim dusuncem

Gercek olan HAK DININI bulup ebebedi olacak yasamda yine bu sevdiklerimizel beraber olmak dimi!... Buradaki didismenin mukafatini orada paylasmak!... oyle olmasa neden burada Antuan bu kadar mucadele veriryor?... Dimi Antuan kardes!... Ne var ki zaman icinde degerli kimselerin burada (Hocam gibi) yazdiklari bazilarina isik tutuyor!...Bizide olgunlastiriyor!... Bu sayde Inssallah hepmiz kazancli cikariz.
ALLAH (C.C) bizleri kendisine layik kullarindan olmayi nasib etsin...

Selam Sevgi ve Dua Ile...


 
 Respond to this message   
emre
(no login)
62.248.32.226

SEVGİLİ SEN ANTUAN

August 22 2001, 1:13 PM 

Ne için uğraşıyorsun ki 4 tane İncil olduğunu kabul ediyorsan bile-ki ediyorsun-birden fazla incil olduğunu kabul etmiş oluyorsun demektir.Ha bunun sayısı 4 olmuş ha 444 ne farkeder.Çok Tanrı'ya inanan birinin inandığı Tanrı sayısı ha 2 olmuş ha 222222 ne farkeder.Kaldı ki dörtten fazla incil olduğunu kabul eden hristiyanlarda tanıyorum.
Bir de bunun dışında baktığım bazı hristiyan siteleri bu 4 İncil'in birbiriyle çelişkili olduğunu dahi kabul ediyorlar.Ama diyorlar bu çelişkiler azdır ve uyum daha fazladır.Yani düşünebiliyor musun bu kitapların bazı bölümleri kendi kendilerini çürütüyor ama uyumlu yanları daha çok diyorlar.Yani hristiyanlık propogandası yapan bazı siteler bile bunu kendileri söylüyorsa diyecek başka bir şey yok..Selam ve sevgiler..

 
 Respond to this message   
hiç
(no login)
212.156.126.85

Öğretmen yıl başında derse başlarken demiş ki:

August 22 2001, 1:23 PM 

"Bir nokta uzayda x, y, z düzlemlerindeki üç noktayla tanımlanır; şimdi bu temel üzerine dersimize başlıyoruz..."



Yılsonu olmuş, Öğretmen demiş ki:
"Dersimiz burada sonlanıyor, bir süre sonra sınavlarınız başlayacak, bu nedenle şimdiye değin anlattığım konulardan anlaşılmayan bir yer varsa özgürce sorabilirsiniz; buyurun!"

"Öğretmenim hepsini anladım da, bir nokta niçin üç noktayla tanımlanıyor, işte onu anlayamadım?!"

 
 Respond to this message   
EMRE
(no login)
62.248.32.226

3 NOKTA HA?

August 22 2001, 1:55 PM 

Nokta,hiç ve İsa Ahıshalı bunların üçü aynı nokta mı?

 
 Respond to this message   
ebuselam
(no login)
209.240.221.69

Untitled

August 22 2001, 4:44 PM 

sayin emre nokta,hic ve sa ahisali ayni kisidir. bunlarin disinda baska nicklerde kullanir. isamesih.org'da isc,balikci, nurtac,neyzen teyfik,aydin inanc nicklerini kullanirdi. nurtac aleviydi,neyzen ateist,aydin inanci burdanda tanirsiniz.hepsinin ortak ozelligi sen-an2an ve haci'ya yagcilik ve destek olmasidir.birbirleriyle pano disindada irtibat halindeler.hic'in vazifesi insanlari mesgul edip haci ve an2an'in onunu acmaktir.fazla muhattab olmayin degmez.kendisini 1 seneden fazla zamandir tanirim.isinin erdir,vazifesini hakkiyla yerine getirir.

 
 Respond to this message   
HACI_ALI
(no login)
24.2.9.44

ACABA KAC KISI!....

August 23 2001, 8:07 AM 

Sevgili Ebuselam,


Evet!... Sen hic merak etme!...Bir suru adamin kim oldugunu cok iyi biliyoruz!... O da biliyor!...
Zanettemesin ki herkes enayi!... O kisi uyanik!... Cariklarini ters giyer fakrinda olmaz bu su kurbasi!... Sen kafani takma!... Tabii ki herkes vazifesini yapacaktir...Dimi ama!...

Selam Sevgi ve Dua Ile..

 
 Respond to this message   
hiç
(no login)
195.175.208.237

Asıl bu ebuselam'ın vazifesini sormak gerekir

August 23 2001, 2:10 PM 

İzler izler, konulara karışmaz, hıristiyanlık hususunda bir kaç link adresi getirip yapıştırır, fakat izlemeyi asla bırakmaz

 
 Respond to this message   

(no login)
213.194.68.171

Untitled

August 24 2001, 10:25 PM 

sevgili emre diyorsunki

-------------------------------------------------------

Ne için uğraşıyorsun ki 4 tane İncil olduğunu kabul ediyorsan bile-ki ediyorsun-birden fazla incil olduğunu kabul etmiş oluyorsun demektir.Ha bunun sayısı 4 olmuş ha 444 ne farkeder.
-------------------------------------------------------

Dört incil olarak bahsedilen isimler Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'dir. Ingilizce olarak Matta için Gospel of Matthew, Markos için Gospel of Mark, Luka için Gospel of Luke ve Yuhanna için Gospel of John basliklari kullanilmakla birlikte hiçbir zaman AYRI bir incil olarak görülmemislerdi/r.




Gospel of John vs. Türkçeye oldugu gibi çevrilmesinin sonucu Türkçesi Yuhanna'nin Incili olarak çevrilir. Bu durumda herkesin elimizdeki incil'de birden fazla 4 tane Incil oldugu kanisini uyandirir. Bu yanlis bir çeviridir. Çünkü Gospel of Luke, Matthew, John veya Mark denmesinin sebebi bu bölümlerin Isa'nin hayatini basindan sonuna dek detayli anlatan bölümler olmasidir. Tek bir bölüm bile Isa'nin getirdigi iyi haberi anlatmaktadir.

Saniyorum Ingilizce bilen bir müslüman veya Ingilizce bilen bir Türk hristiyanin yanlis çevirisi sonucu herkes 4 incil oldugunu düsünmektedir. Oysa bugün dünyanin neresine giderseniz gidin, bir elinde 'Gospel of Matthew, Mark, Luke ve John' yazan protestanla yada katolikle konussaniz size de benim söylediklerimin aynisini söyleyeceklerdir.

-------------------------------------------------------

Çok Tanrı'ya inanan birinin inandığı Tanrı sayısı ha 2 olmuş ha 222222 ne farkeder.
-------------------------------------------------------

ALLAH BİR TANE Mİ, ÜÇ TANE Mİ?

Eski çağlarda çok tanrılı dinler bulunduğu gibi hala zamanımızda bile bulunmaktadır. Tanrıbiliminde çok tanrılı dinlere "putperestlik" adı verilmiştir. Ne var ki, Hristiyanlık tek Allah'lı bir din olarak tanınmasına rağmen, "üçlük" inancı yönünden eleştirilere uğramaktadır: "Hristiyanların üç ayrı Tanrıları var... Onlar üç Tanrı'ya inanıyorlar..." biçiminde suçlayanlar bulunmaktadır.

Bu yazımız Hristiyanlık dinini savunmayı amaçlamamıştır. Ama yukardaki eleştiricilere "üçlük" inancı yönünden bazı açıklamalarda bulunmak istiyoruz.

Önce şunu belirtelim ki, çeşitli dallarıyla "Hristiyanlık" diye bilinen din nasıl inanırsa, nasıl davranırsa, Tanrı'sını nasıl açıklarsa açıklasın. Bu o kadar önemli değildir. Ama Tanrıbilimi açısından esas temel olan Kutsal Kitabın ne öğrettiği önemlidir.

Şu kaçınılmaz bir gerçektir ki, kendilerine Hristiyan diyen bazıları —aslında onlar da Allah'ın bir olduğuna inandıkları halde— belki farkında olmadan Allah'ın Varlığını fiziksel bir biçimde açıklamaya çalışmışlardır.

Örneğin: Allah'larını açıklayan resimler, tablolar

çizmişler ve bunları tapınaklarına yerleştirmişlerdir. Bu tür tabloya resimlerde şöyle bir manzara görülür: gökte bulutlar üzerinde beyaz saçlı, ak sakallı ihtiyar bir adam, bazen elinde dünyayı tutmuş olarak oturmaktadır. Bu, "Baba Allah" imiş. O'nun hemen yanında daha genç biri vardır. Bazen bu gencin elinde ya da omuzunda bir çarmıh bulunur. Bu ise "0ğul Allah" olan İsa Mesih imiş. Bu iki kişinin ortasında biraz yukarda uçan bir güvercin kuşu görülebilir. Bu da "Kutsal Ruh" olan Allah imiş.

Bu tür resimleri tapınaklarında kullananlar her ne kadar "bunlar ancak simgedir, bir hatırlatmadır..." deseler de, eleştiride bulunmak isteyenlere geniş olanaklar vermektedirler. "Hristiyanların üç tane Allah'ları var diye söylenen söz gerçekten doğruymuş ...Bak, şu tablodaki üç Allah'lar nasıl yanyana oturuyorlar..." şeklinde itiraz edenler ve alay edenler olmaktadır.

Bu konuda tüm zorluklar nereden geliyor? Maddeyle ilgisi olmayan, ama RUH olan Allah'ın varlığını maddi bir şekle sokarak anlatmak ya da anlamaktan geliyor! Maddeye bağlı, çevresi, dünyası, hatta taşıdığı bedeni madde olan insan çoğu kez bu hataya düşüyor. Bunun sonucu olarak da bir sürü anlaşmazlıklar ve çelişkiler ortaya çıkıyor.

Kişi, Allah'ı tanımlarken "Allah Ruhtur" diyorsa da, O'nu açıklarken fiziksel, maddi örnekler kullanmaya mecbur oluyor, İşte "üçlük" inancı yönünden de çıkan anlaşmazlıklar, insan mantığına ters düşen durumlar çoğunlukla bu yönden doğmaktadır.

Allah'ın şekli, biçimi, yeri belli değildir. Kimse bunu bilmez. O'na bir şekil, biçim, yer-mekan vererek fikrimizde kurduğumuz hayalleri gösterip "Allah işte böyledir" diye iddia edersek, başka birinin hayallendirdiği Allah kavramı başka türlü olabilir. Bu sefer de anlaşmazlıklar çıkar.

Ortadaki mevcut eleştirilere bir cevap verip iyi bir uyum sağlayabilmek amacıyla isterseniz gelin, bu konuda en üstün otorite, en yüce yetki ve temel gerçek olan Allahın sözü Kutsal Kitabın ne dedigine bakalam.

KUTSAL KiTAP NE DİYOR? TEK ALLAH

"Dinle ey israil, Allah'ınız Rab BÎR olan Rabdir" Tesniye 6:4.

"Rab, Kendisi Allah'tır, O'ndan başkası yoktur... Bugün bil ve yüreğine koy ki, yukarda göklerde ve aşağıda yerde, Rab, O Allah'tır, başka yoktur" Tesniye 4:35, 39.

"Şimdi görün ki Ben, Ben Oyum, ve nezdimde ilah yoktur." Tesniye 32:39.

"Beni kime benzeteceksiniz ki Ben ona müsavi olayım? Kutsal olan diyor" İşaya 40:25.

"Benden önce Allah olmadı ve Benden sonra olmayacak. Ben Rabbim ve Benden başka kurtarıcı yoktur" İşaya 43:10, 11.

"Rab şöyle diyor: Benden başka Allah yoktur. Her şeyi yaratan, gökleri yalnız basma yayan, yeri seren (yanımda kim vardı?)...Benim," İşaya 44:6, 24;

45:5.

"Gökleri yaratan ve dünyaya şekil veren Rab Benim ve başkası yoktur" İşaya 45:18, 22.

"Beni kime benzeteceksiniz ve kiminle denk tutacaksınız ve Benim için ne örnek yapacaksınız ki benzetelim?" tşaya 46:5.

"Rab diyor: Gökleri ve yeri Ben doldurmuyor muyum?" Yeremya 23:24.

"Hepimizin Babası bir değil mi? Bizi Bir Allah yaratmadı mı?" Malaki 2:10.

"İsa ona dedi... Allahımız Bir olan Rabdir... Yazıcı O'na dedi: Çok iyi muallim, hakikat üzre dedin ki O Birdir; O'ndan başkası yoktur." Markos 12:29-32.

"Allah birdir." Galatyalılara 3:20.

‘Devirlerin Kralına, son bulmaz, göze görünmez Tek Allah'a..." I Timoteos 1:17.

"Bir Allah ve Allah'la insan arasında bir aracı vardır." I Timoteos 2:5.

"Ruh bir, Rab bir, Allah ve Baba birdir." Efesoslulara 4:4,5.

"Sen Allah'ın Bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun..." Yakup 2:19.

"Kurtarıcımız Tek Allah'a yücelik olsun..." Yahuda 24.

Yukarıdaki ve benzeri ayetlerden gördüğümüz gibi, Allah'ın Sözü olan Kutsal Kitap çok açık bir dille Allah'ın tekliğin!, bir oldugunu öğretmektedir.

ÜÇLÜK NE DEMEKTİR?

Yukarıdaki ayetlerle Kutsal Kitap her ne kadar tek bir Allah'tan söz ediyorsa da; ve "Tanrı'da üçlük var" diye açıkça öğretmiyorsa da; Tanrı'da bulunan özel üç isimden sözeder. Özellikle incil yazılarında Tanrı "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" şeklinde açıklanır. Bu özel üç ismin aynı cevherden, aynı özden olduklarını kanıtlayan pek çok ayet vardır.

ÜÇ ALLAH'LAR YOK;

İncildeki "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" açıklayışı üç ayrı Allah demek değildir! Yukarıdaki ayetlerin birinde gördük ki, Allah "gökleri ve yeri doldurmaktadır." Tüm evreni dolduran, her tarafı kapsayan Tanrı'yi iki, üç, dört ya da daha fazla parçaya bölmeye hiç olanak yoktur!

Bununla beraber, yaptıkları iş bakımından Baba, Oğul ve Kutsal Ruh birbirlerinden fark edilirler. Yani, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ile açıklanan her bir isim, iş veya görev durumunu ayırt etmektedir. Örneğin (yine aciz olan fiziksel örnek kullanıyoruz, mazur görülsün): insanın beyni düşünmek içindir. Elleri çalışmak içindir. Ayakları da yürümek içindir. Bunun gibi de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un işleri farklıdırlar. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, insanın el ve ayakları bilinçli değildir. Bilinç ancak beyninde bulunuyor. Oysa Allah öyle değildir. Allahın bilinçsiz olan bir tarafı yoktur. O'nun her tarafı bilinçtir. Bu yüzden Baba'da olduğu gibi. Oğul ve Kutsal Ruh'ta da aynı bilinç mevcuttur.

BABA

"Baba Allah" tüm evreni kapsayan, her şeyi yaratan, yöneten, her şeye hakim olan Allah'tır.

OĞUL

"Oğul" aynı Baba Allah'ın cevherindendir (İbranilere l;3). Allah'ın Sözüdür (Yuhanna 1:1-3). Şöyle ki Allah'ın söz söyleyebilme yeteneği, konuşabilme gücü olan Ruhuna aittir. (Bu konuda ayrıntılı ayrı bir broşürümüz var.)

Oğul, aynı zamanda Baba Allah'ın "bazusu," "kudreti" ve hikmeti"dir (I Korintoslulara 1:24; İşaya 53:1;

63:5; 59:16). Baba'dan çıkıp dünyaya gelmiştir (Yuhanna 16:28). Allah'tandır (Yuhanna 7:29). Yüce Dağ ile simgelenen Allah'a aittir (Dantel 2:34, 45).

Çarmıhta kurban olmak suretiyle insanların günahlarını taşıyan yine bu "Oğul" olmuştur.

KUTSAL RUH

Kutsal Ruh da aynen Oğul gibi Allah'ın cevherinden olup Baba Allah'tan çıkmaktadır (Yuhanna 15:26). Görevine gelince, tüm insanları "günah, doğruluk ve yargı" konusunda uyarır (Yuhanna 16:8). İnanan insanların içine girip onları eğitir, aydınlatır, teselli eder, yönetir, güçlendirir, Allah'ın istediği duruma getirir... "Allah'ın eli" deyimiyle de simgelenir (Hezekiel 37:1; 3:14).

Böylece görüyoruz ki, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" yukarıda üç taht üzerinde oturan üçlü bir Allahlar heyeti değildir! Tüm evreni kapsayan ve özünde Üç ö-zellik olan tek Allah vardır.

ALLAH BÖLÜNMEZ!

Hiç kimse Allah'ın Hikmetini, Kudretini ve Kelamını Allah'tan ayırıp ayrı bir taht üzerine oturtamaz ki! Allah'ın "Kelamı, Hikmeti ve Kudreti" gibi isimler, İsa Mesih'in dünyaya insan şeklinde gelmeden önceki isimleridir. Bununla beraber Allah'ın Kelamı, Hikmeti ve Kudreti durumunda olan İsa Mesih'in beden alıp dünyaya insan şeklinde, yani İsa Mesih olarak gelmesiyle Baba Allah'ın Hikmetsiz, Kelamsız ve Kudretsiz kaldığını söylemek istediğimizi kimse düşünmesin!

İsa Mesih'in dünyadayken almış olduğu elle tutulur ve gözle görülür tarafı Allah değil, insandır. Allah Ruhtur; ne elle tutulur ne de gözle görülür. Ama İsa Mesih'in içindeki Ruh, Baba Allah'tan çıkan varlığıdır, İşte Allah olan O'dur.

Allah'ın Ruhu ise tüm evreni kapsadığından bir bütündür. Ne Kutsal Ruh, ne de İsa Mesih'in içindeki Tanrı'nın Ruhu bölünmez, parçalanmaz, birbirinden ko-

parılmaz ve ayrılmaz. Yeri, şekli, biçimi ve muayyen bir hacmi olan bir şeyi koparmak, tanelere bölmek, çoğaltmak mümkündür. Ruh olan Allah'ı ise maddeyi böler gibi bölemeyiz.

Allah'ın sağı ve solu yoktur. Üstü ve altı yoktur. Önü ve arkası da yoktur, içi ve dışı da yoktur. Nedenine gelince O her yeri, tüm evreni doldurur (Yeremya 23:24; Mezmur 139:7-12). Kutsal Kitap'ta bazen Allah'ın sağı ve solu varmış gibi, içi ve dışı varmış gibi, önü ve arkası varmış gibi, eli ve ayağı varmış gibi anlatmalar bulunur. Bunlar hep madde olan insanın anlayışına kolay gelsin diye kullanılan örneklerdir. Aslında yukarıdaki ve benzeri ayetlere bakacak olursak, tüm evreni kapsayan ya da dolduran bir Allah olduğunu anlarız.

Bundan anlıyoruz ki, "Kelam, Hikmet ve Kudret" niteliğinde olan İsa Mesih'in içindeki Ruh dünyada, İsa Mesih'in bedeninin içinde bulunurken, Allah'ta bir bölünme, bir parçalanma, bir eksilme asla söz konusu olamaz!

İsa Mesih, dünyanın neresinde olursa olsun, aynı zamanda her yerde bulunduğunu söylemiştir. Kendi öğrencilerine: "Dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim" ve "Benim ismimle nerede toplanırsanız orada, sizin aranızdayım" gibi sözleriyle İsa Mesih bunu açıklamaktadır (Matta 28:20; 18:20).

Bu da gösterir ki, bölünme ve parçalanma olmadan, hem de Allah'ta bir eksilme olmadan İsa Mesih'in beden kabı içindeki Ruh, Tanrı'nın Ruhundandır. Her yerde aynı zamanda hazır ve nazırdır. Böylece Allahın Kelamı, Hikmeti, Kudreti gibi adlarla tanımlanan varlığın yeryüzünde İsa Mesih adlı bir beden kabına bürünmesi, evrenin Allah'ının kelamsız, hikmetsiz veya kudretsiz kalabileceği düşüncesini kökünden ortadan kaldırır.

Kutsal Ruh*a gelince, bu da üçüncü bir taht üzerinde oturan üçüncü bir Allah değildir. Baba Allah zaten Ruhtur (Yuhanna 4:24). Bu Ruh da aynı Allah'ın Ruhudur. Ancak şu farkla ki, Allah'ın Kutsal Ruhu'nun işindeki farklılık anlaşılması için, bazen O şu benzetmelerle simgelenmiştir: "Rabbin eli, Rabbin bazusu, ateş, ateş dilleri, güvercin, göz, boynuz, yağ, rüzgar..."

Örneğin: Bay Can haltercidir. Çok ağır bir demir topu havaya Bay Can kaldırmıştır. Ama ağırlığı Bay Can bazusunun gücüyle kaldırmıştır. Ne var ki. Bay Can'ın eli veya bazusunda bilinç yoktur. Bilinçli olan beyninden emir almış olan eli veya bazusu harekete geçmiştir.

Allah'ın ise, daha önce dediğiniz gibi, her tarafı bilinçlidir. Bilinçsiz bir tarafı yoktur. Bu yüzden Kutsal Ruh da bilinçsiz bir durumda Baba Allahtan emir alarak harakete geçmez. Ama Kutsal Ruh Kendisi bilinçlidir. Tıpkı Baba ve Oğul'un bilinçli olduğu gibi.

BAZI ÖRNEKLER

Başlangıçta belirttiğimiz gibi, ne yazık ki bu dünyadaki aciz maddi şeyleri örnek olarak kullanmak zorundayız. Başka çare ve olanaklarımız yok!

Tek varlıkların üç yönü var:

Her cismin üç boyutu vardır. Fakat yine de bir ünite olarak kabul edilir. Ortada bir masa var. Fakat bu tek masa üç boyuttan oluşur: l) yükseklik, 2) uzunluk, 3) genişlik. Bunlar masanın yaptığı şeyler değil, ama olduğu üç durumdur. Yükseklik, genişlik ve uzunluk masa adedini üçe yükseltmez. Masa yine tektir. Bu gerçeği, matematikten şöyle bir denklemle açıklayabiliriz: 1+1+1 = 3 değil; 1x 1x 1 = 1 geçerlidirl

Zamanda da bu durum göze çarpar:

Zamanı, l)geçmiş, 2)şimdiki ve 3)gelecek zaman olarak biliriz. Geçmiş zaman olmasaydı, şimdiki zaman olmazdı. Şimdiki zaman olmasa, gelecek zaman olmaz. Geçmiş, şimdiki ve gelecek olarak zamanın uç yönü olmasına rağmen, genel olarak bunların hepsine aynı adı verip "zaman" deriz. (Bu iki örnek D. Rhoton'un yazdığı "inanç ve Delil" adlı kitaptan alınmiştır.)

GÜNEŞ ÖRNEĞİ

Güneşimiz tektir. Gökte yanyana duran üç ayrı güneş yoktur. Ama bir olan güneşte de üç ayrı yön ya da etki vardır: l) güneşin yusyuvarlak daire şeklindeki görünüşü, 2) bu yusyuvarlak daireden fışkıran ışınlar ve 3) bu ışınlarda bulunan ısı sıcaklık.

SU ÖRNEĞİ

Hava soğuktur. Bir göl buz tutmuştur. Biraz sonra sıcak bir hava tabakası gelmiş, güneş parlamış, buz erimeye başlamıştır. Bu durumda sıvı halindeki suyun aynı zamanda üç ayrı durumda olduğu görünür: l) gölün altında bulunan normal su; 2) gölün yüzeyinde bulunan buz tabakası; 3) gölün üstünde yükselen buharlar. Bu durumda su, aynı zamanda üç durumda bulunuyor: su, buz ve buhar. Ama yine de burada üç ayrı madde yok. Tek ve aynı su var.

Başka bir örnek görelim:

Bir levhanın yüzeyinde üç delik vardır. Bu delikleri bir ve aynı tel açmıştır. Tek bir tel levhanın üstünden ve altından bükülmesiyle levhada üç delik açmıştır. Burada üç ayrı cins tel yok. Bir cins tel var. Ancak tek olan bu tel, bükülmek suretiyle levhada üç ayrı delik açmıştır.



SINIRLI İNSAN KİŞİLİĞİYLE SINIRSIZ ALLAH KİŞİLİĞİ MUKAYESE EDİLEMEZ;

Allah gibi olmayan ve maddi bedenle sınırlandırılmış olan insan, aynı anda üç işi birden yapamaz. Bunları sırasıyla ve ayrı vakitlerde yapabilir. Ama Allah için böyle değildir. Allah için yapılacak işlerin sırası ve vakit bulma ihtiyacı gerekmez. O, birçok işleri aynı anda yapabilir, işte "üçlüğün" açıklanışı biraz bu gerçeğe de bağlanabilir.

Diyelim ki bir evde yapılacak üç önemli iş vardır. Bu üç işin de aynı zamanda yapılması gerekiyor: l) yukarıdaki odalar temizlenecek; 2) odalar temizlenirken aşağıda mutfakta yemek hazırlanacak; 3) odalar temizlenirken ve yemek hazırlanırken gelmekte çılan mİsafir yoldan karşılanacak. Bu üç işin tam aynı zamanda yapılması gerekiyorsa, kişilikleri sınırlı olan insanlar arasında mutlaka üç kişiye ihtiyaç vardır.

Ama varlığı insan gibi sınırlı olmayan, madde değil ama Ruh olup her yerde aynı zamanda bulunabilen sınırsız Allah için durum böyle değildir. O, değil sadece üç işi, ama milyarlarca işi aynı anda yapabilir. Belki "üçlüğün" açıklanışında yahut da anlaşılmasında bu derin gerçek üzerine gerektiği kadar eğilinmemiştir. Belki konuya insansal veya maddesel açıdan bakılmıştır. Bu yüzden de belki bazı açıklayıcılar ile bazı anlayanlar üçlüğe üç ayrı taht üzerinde oturan üçlü bir "Allahlar heyeti" olarak bakmışlardır.

BABA, OĞUL, KUTSAL RUH İÇ İÇE GİRERLER

Kutsal Kitapta bazen Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, bazı işler yaparlarken birbirlerinden tamamen farklı şahsiyette görünürler. Örneğin: İsa Mesih Ürdün ırmağında su vaftizi olurken İsa Mesih "Oğul" olarak suda. Kutsal Ruh güvercin gibi üzerine inmekte, "Baba" Allah ise sesiyle gökten seslenmektedir.

Oysa bazı işler yaparlarken de iç içe girmekte, birbirleriyle kaynaşmaktadırlar. Bu durumu kanıtlayan ayetleri sunmadan önce şöyle örnek yerelim:

Diyelim ki bir anne üçüz doğurmuştur. Üçü de erkektir. Üçü de tıpa tıp birbirine benzemektedir. Üçü de aynı giysileri giymişlerdir. Üçünün de saç şekli, ses tonu, huyu, alışkanlıkları, arzu ve istekleri tıpa tıp aynı. Bunlara nüfus cüzdanı çıkarılacağı zaman anne üçünü de sıraya dizmiştir. Birine Sevgi, diğerine Can, öbürüne de Kadir adını koymuştur. Çocuklar sokakta oynarlarken her biri bir köşede bulunuyor. Anneleri pencereye çıkıp Sevgiyi eve çağırmak istiyor. Şimdi acaba hangi köşedeki çocuğa doğru bakıp da ona seslenecek? Bu durumda annesi bile eğer giysisine özel bir işaret koymazsa daima şaşıracaktır.

1) Baba'nın Ruhu ile Kutsal Ruh birdir.

2) Baba ve Oğul'un Ruhu da birdir.

3) Oğul'un Ruhuyla Kutsal Ruh yine birdir.

İSA MESİH'İN BEDENİNİ DİRİLTEN:

Önce diyelim ki, eğer yerden bir kilo ağırlığında bir yük kaldırılacaksa, bu ağırlığın kaldırılması için üç tane güçlü elin uzanmasına gerek yoktur. Bir tane sağlam bir el bunu rahatlıkla yapabilir. Bu anlayış ve kural altında:

İsa Mesih'in cansız, ölü bedenini dirilten Baba Allahtır: Romalılar 6:4; I Korintoslular 6:14; II Ko-rintoslular 4:14; Efesoslular 2:5; Resullerin îşleri 2:24, 32.

Kutsal Ruh'tur: Romalılar 8:11; I Petrus 3:18.

İsa Mesih'in bizzat Kendi Ruhudur: Yuhanna 2:19-22. Buradaki beden diriltme olayında üçü de iç içe girmişlerdir.

PEYGAMBERLERE ESİN VEREN, KONUŞAN:

Baba Allahtır: II Petrus 1:21. Kutsal Ruhtur: II Samuel 23:2. Beden almadan önceki durumuyla Mesih'tir: I Petrus l;10,11. Yine burada da üçü bir olmaktadır.

İNANLILARIN İÇİNDE YAŞAYAN:

İsa Mesih Ruh olarak imanlıların içine giriyor: Vahiy 3:20. imanlıların kalbinde taht kurup oturan İsa Mesih'tir: Efesoslulara 3:16. imanlıları yöneten İsa'nın Ruhudur: Resullerin îşleri 16:6,7.

İmanlıların içinde yaşayana şimdi de Kutsal Ruh deniliyor; Yuhanna 14:17-19; Resullerin işleri 2: 4;

Efesoslular 5:18; Romalılar 5:5; 8:11. Kutsal Ruh öğretiyor (Yuhanna 15:26) ve yönetiyor (Yuhanna 16;

8, 13, 14).

imanlıların kalbinde İsa'nın Ruhu ile Kutsal Ruh bir olduğu gibi, şimdi de Babanın Ruhu ile bir oluyor: I Korintoslular 3:17. imanlıların kalbi, Allah'ın orada oturduğu tapınaktır.

KURTARICI OLAN

Baba Allah'tan başka kurtarıcı yoktur: îşaya 45:14, 15, 18-22. Tek Kurtarıcı O'dur: îşaya 44:6. O'ndan başkasını kurtarıcı olarak kabul etmemeliyiz; İşaya 43:3, 10-22.

Şimdi de İsa Mesih'in Ruhu, bu "tek Kurtarıcı Baba" ile bir oluyor, kaynaşıyor, İsa Mesih Kurtarıcıdır:

Luka 2:11; II Timoteos 1:10; I Timoteos 1:15.

Kutsal Ruh da bir oluyor. Allah, Kutsal Ruhu ile kurtarıyor: Titus 3:4-6.

YARATICI OLAN

Tek başına her şeyi yaratan "Baba" Allah'tır: İşaya 44:24; Eyüp 9:8; İşaya 45:18.

Şimdi de tek yaratıcı olan Baba Allah ile İsa Mesih' in Ruhu bir oluyor. Kelamsız (Mesih'siz) hiçbir şey yaratılmamıştır: Yuhanna 1:3.

Kutsal Ruh yaratma işindedir: Eyüp 33: 4; 26: 13;

Tekvin 1:2.

Bunun gibi daha birçok örnekler verebiliriz. Ama yerimiz müsait değildir. Kutsallıkta, tapınılmakta, her şeye kadir olmakta, ezelilik ve sonsuzlukta ve saire, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh" hep birbirinin içine girmekte, birbiriyle kaynaşıp bir olmaktadır.

"Teşbihte hata olmaz" diye bir söz vardır. Bunun gibi de bu yazıda verdiğimiz örneklerin gerçekten çok uzak olduğunu itiraf edelim. Çünkü verdiğimiz benzetmeleri bu dünyada bulunan ve madde olan şeylerden almaya mecbur kalıyoruz. Bu dünyada bedende yaşayan insanlardan kimse ruhî gereken berraklıkla göremediği gibi, ne anlatmak için yeterli sözleri vardır, ne de anlayabilmek için insanın beyin durumu buna elverişli değildir. Bununla beraber bu yazımız ve verdiğimiz aciz örnekler "üçlük" inancı yönünden fikri-mizdeki çelişkileri veya anlaşmazlıkları biraz olsun yatıştırabilmek bakımından bir yardım sağlamış olursa, kendimizi mutlu sayarız.
-------------------------------------------------------
Kaldı ki dörtten fazla incil olduğunu kabul eden hristiyanlarda tanıyorum.
Bir de bunun dışında baktığım bazı hristiyan siteleri bu 4 İncil'in birbiriyle çelişkili olduğunu dahi kabul ediyorlar.Ama diyorlar bu çelişkiler azdır ve uyum daha fazladır.Yani düşünebiliyor musun bu kitapların bazı bölümleri kendi kendilerini çürütüyor ama uyumlu yanları daha çok diyorlar.Yani hristiyanlık propogandası yapan bazı siteler bile bunu kendileri söylüyorsa diyecek başka bir şey yok
------------------------------------------------------V. BÖLÜM
63 SORUYA
63 CEVAP
(Deedat'la Yüksel'in Kitabının 4. Bölümüne Cevap - Lütfi Ekinci)




--------------------------------------------------------------------------------
1.Bölüm 2.Bölüm 3.Bölüm 4.Bölüm 5. Giriş 6.Bölüm 7.Bölüm 8.Bölüm
Önsöz İlk 20
İçindekiler 20-40 Sonsöz
Ana Sayfa 40-63


--------------------------------------------------------------------------------

Sayın Edip Yüksel, Deedat'ın kitabına ilave ettiği, "Papazlara ve Hristiyanlara Kitab-ı Mukaddes'ten Sorular" başlığı altındaki bölüme (sayfa 108) şu sözlerle başlamaktadır: "Bu bölümde bir çok sorunun cevabını bulacaksınız. Bu soruları, karşılaştığınız Hristiyanlara nazik bir dille sorunuz. Aldığınız cevapları değerlendiriniz." Açıkçası Kitab-ı Mukaddes'i (Kutsal Kitap'ı) içtenlikle araştıran kişinin, Sayın Yüksel'in kitabında doğru dürüst bir cevap bulacağını sanmıyoruz. Nedenini sorarsanız, ilk önce Sayın Deedat ile Yüksel'in, sorularını derlemek için başvurdukları batılı kaynaklar, Kutsal Kitap'ın, Allah'ın vahyi olduğuna inanmayan kişiler tarafından yazılmıştır. Bu kişiler Tevrat, Zebur ve İncil'in asıl nushalarını bile, Tanrı'nın sözü olarak kabul etmeyip, eski zamanlarda insanlarca yazılmış efsanelerden oluştuğunu söyleyip duran insanlardır. Tabii ki, dağa çamur atarak kimse onu yerinden oynatamaz; aynı şekilde Kutsal Kitap tarih boyunca binbir saldırıya uğramış ve yine uğrayacak, ama hiç bir zaman sarsılmadığı gibi, yine sarsılmayacaktır. "Ot kurur, çiçeği düşer, ama Rab'bin Sözü sonsuza dek kalıcıdır!" (Yeşaya 40:8)

Sayın Yüksel'in, çalışmasında yararlandığı bu "bilginler", yorumlarında, mucizeleri veya ön bildirileri kaydeden bölümleri hedef alarak temelsiz kuramlarına göre, Allah'ın Sözü'nü parçalayıp onu çelişkili göstermeye çabalamaktadırlar. Bu parçalama yönteminin güzel bir örneği olarak "Tevrat kaynakları" başlığı altındaki paragrafa bakabilirsiniz (Deedat ile Yüksel, Kitabı Mukaddes Allah Sözü müdür?, s. 114). Fakat bu kişilerle ilgili Allah'ın uyarısı şöyledir: "Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi de çukura düşer!" (Matta 15:14).

Aslında Kuran'da kaynakça olarak sürekli başvurulan Tevrat ve İncil'in, bazı Müslüman çevreler tarafından sonradan hükümsüz hale geldiği ve değiştirildiği iddiası, "bindiği dalı kesen Nasrettin Hoca" fıkrasına benziyor. Sayın Yüksel ile emektaşları, bir yandan savlarını desteklemek için Kutsal Kitap'a başvurup, diğer yandan da O'nun geçerliliğini çürütmeye çabalıyorlar. Bunu yine başka bir örnekle açıklayacak olursak, birinin mahkemede kendisini savunması için seçtiği tanığı, sahtekâr diye suçlamasına benziyor!

Her neyse, daha sonra Sayın Yüksel Kuran'dan şu sözleri Mesih İnanlılarına yöneltiyor: "Eğer doğru sözlüler iseniz delilinizi getiriniz!" (sayfa 107). İşte bizler de bu bölümde bizden istenen delili getireceğiz.

Ayrıca kitabındaki sorulara nezaket açısından bakılırsa, Sayın Yüksel'in kullandığı dilin ve konuya yaklaşımının pek nazik ve samimi olduğu söylenemez. Tersine o, alaycı ve kötüleyici bir şekilde yazıyor. Soruları böylece sormakla da, Kutsal Kitap gerçeğini aramayıp, amacının ancak onu kötülemek olduğunu açıkça gösteriyor.

Kitaptaki soruların çoğu oldukça saçmadır. Kendini bir Kutsal Kitap araştırmacısı olarak göstermeye çalışsa da, pek başarılı olduğu söylenemez. Yine de, konuya yabancı olan okuyucu için, Sayın Yüksel'in, kitabında aktardığı sorularda birçok önemli konu arasında gerçekten çelişkili görünen ayetler vardır. Bu yüzden gerçeği içten arayan kişilere, bu soruların cevabını mümkün olduğu kadar iyi, ciddi ve tatmin edici bir şekilde vermeye çalışacağız.

Sayfa 110'daki soru listesinde 62 soru varken, onu izleyen sayfalarda, 63 soruya rastlıyoruz (s.139'daki "Şehadeti Doğru Muydu?" sorusu listede yer almıyor). Acaba burada bir çelişki var mı? Her neyse, bu 63 soruyu teker teker ele alıp derinlemesine inceleyeceğiz.

Sayın Yüksel, sorularına başlamadan önce Kutsal Kitap'ın "Yeni Ahit" olarak bilinen bölümünü tanımlamaya kalkışıyor. Özellikle Matta, Markos, Luka ve Yuhanna "İncilleri"ni, birkaç uyduruk iddiayla çürütmeye çalışmaktadır (Deedat ile Yüksel, Kitab-ı Mukaddes Allah Sözü müdür?, s.114-117). Bu uydurmalar tamamen temelsizdir. Bunlar Türkiye'de çok yaygın olduğu için, "Dört İncil", yani tek Mesih'e dörtlü tanık konusunu aydınlatmaya, kitabımızın V. bölümünü, tamamen ayıracağız (Bkz: "İncil mi İncil'ler mi?" s. 237-255).

Şimdi değerli okuyucularımız, bu soruların bir kısmına neden olan bazı yanlış düşünceleri ele alalım:

SORULAR ÜZERİNDE GENEL YORUM

Yanıtlayacağımız soruların çoğu, Mesih'in günümüz izleyicileri için bir sorun oluşturmamaktadır. Sayın Yüksel'in doğru olarak anlayıp saygı duymuş olsaydı, Kutsal Yazıları hakkında sormuş olduğu soruların çoğunu sormayacak ve yapmış olduğu eleştirilerin çoğunu yapmayacak olduğu özellikle iki konu vardır. Bu iki konu, Kutsal Kitap'ın ilahi esini ve metninin günümüze gelişi konularıdır. Bu konuları daha iyi anlamamızı sağlamak için her birine özellikle eğileceğiz.

İlahi Esin

Hristiyanların Kutsal Kitap'ın İlahi Esinini anlayışları Müslümanların Kuran'ın İlahi Esinini anlayışlarından önemli bir biçimde farklıdır. Müslümanların Kutsal Kitap'ı yanlış anlaması ve reddetmesinin nedeni çoğunlukla budur.

Müslümanlar, Kuran'ın her ayetinin peygamber Muhammed'e başmelek Cebrail tarafından dikte ettirilen gerçek Tanrı sözü olduğuna inanırlar. Muhammed, Tanrı'nın Sözünün kendisi aracılığıyla geldiği bir kanaldan daha öte bir şey değildi. Ancak Kutsal Kitap daha farklı bir esin fikri sunmaktadır. Tanrı'nın, yazmak için insanları ve onların doğal zekalarıyla karakterlerini kullandığını görüyoruz. "İnsanlar Kutsal Ruh'ça yönetilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler" (II. Petrus 1:21). "Yönetilme" mecazı denizcilikle ilgili bir sözcüktür. Yelkenlerini açıp rüzgar tarafından yönetilen bir tekne için kullanılabilir. Böylece, Tanrı'nın hizmetkârlarının itaatkâr ve kabul eder bir tutumla "yelkenlerini açtıklarını" ve Kutsal Ruh'un onları doldurup O'nun istediği yöne yönelttiğini söyleyebiliriz. Esin, sadece pasif bir alış değil, Tanrı'yla aktif bir işbirliği yapmaktı.

Bu nedenle, Kutsal Kitap'taki kutsal yazılarının diğer antik kitaplarda paralellerinin olması önemlidir. Tanrı, belirli tarihsel yer, zaman ve ortamlarda insanlar aracılığıyla konuşmuştur. "Kutsal Kitap ayetlerinin ikili doğasını kabul etmeliyiz: Bir yandan Tanrı tarafından esinlendirilmiş bir kitaptır, ama diğer yandan içinde insansal öğe vardır. Tanrı, ölü aletler değil yaşayan insanlar kullandı. İnsan kişiliğini bir kenara atmadı, bunun yerine Kendi esinini kaleme alan insan yazarların kişiliğini kendisini kullandı."1

Kitaplarında bulunan çok değişik stiller ve içeriklerden ötürü bu gerçek özellikle Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur) etüdünde önemlidir. İçinde politik önderler ve askeri generaller, çobanlar, krallar, esirler ve sakiler tarafından yazılmış olan tarih, soyağaçları, kanunlar, şiirler, ilahiler ve peygamberlikler (kehanetler) buluruz. İman kahramanlarının hem büyük kahramanlıklarını hem de günahlarını kaydeder. Ama Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar uygun kılan buradaki insanlık ve çeşitliliktir. Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar uygun kılar. "Bu Kutsal Kitap'ın anlatılmaz değeridir: mükemmel bir biçimde ve bütünüyle ilahidir... buna karşın insan tarafından yazılmış olduğu için insana mükemmel bir biçimde ve bütünüyle uygundur."2

Böylece Müslümanların uslamlamalarının aksi olarak, Kutsal Kitap'ın ilahinin yanı sıra insansal izler ve özellikler taşıması bir dezavantaj değil kesin bir avantajdır. Esas Ayetleri, Tanrı'nın insanların yazmasına neden olmasıyla yazılmıştı. Bizler, Tanrı'nın yazma işlevinde kullarının kafalarını ve ellerini kullandığına inanıyoruz. Bu kullar kendi günlerinin stilinde yazdılar. Tanrı'nın esininin kendisini, insanlığın anlayabileceği bir biçimde kayda geçirdiler.

Ancak, Tanrı sadece kullarının yazmasına neden olmadı, aynı zamanda onların yazdıklarının yüzyıllardır dikkatle korunup günümüze gelmesini sağladı. Başkaları ne iddia ederlerse etsinler, Tanrı'nın Kendi ayetlerinin herkesin okuması ve gerçeğin bilincine erişmesi için korunmasının icabına baktığından emin olabiliriz. Bundan başka herhangi bir şey önermek, Tanrı'nın Kendisinin dürüstlüğüne saldırıda bulunmaktır.

Eğer Müslümanlar Kutsal Kitap'ı eleştirmek istiyorlarsa bunu Kutsal Kitap'ın kendisinin olduğunu iddia ettiği şeye dayanarak yapmalıdırlar. Kutsal Kitap'ı Kuran'ın nasıl esinlendirildiği hakkındaki kendi görüşlerine dayanarak eleştiren Müslümanlar, burada verilen yanıtların bazılarıyla tatmin olmayacaklardır. İki top oyununu birbiriyle karşılaştıran insanlar gibi olacaklardır. Türkiye'de futbol ve voleybol oynarız. Her oyun bir topla oynanır. Ancak voleybol oyuncusu, futbol oyuncusunun topa her zaman tekme attığından şikayet ederse, eleştirisi geçersizdir. Sadece futbol kuralları konusunda cahil olduğunu göstermiş olur. Müslüman, Kutsal Kitap'ı, Kuran'ın kendisine geldiğine inandığı yola dayanarak eleştirirse onun eleştirileri de aynı şekilde geçersizdir. Sadece Kutsal Kitap'sal esin görüşünü anlamadığını göstermektedir.

Tanrı'nın Kutsal Kitap'ın esini ve bugünümüze gelmesi sürecinde insanları araç olarak kullanması Mesih İnanlılarını rahatsız edip endişelendirmez. Tanrı Tanrı'dır ve istediği kişiyi ya da şeyi kullanır.

Metnin Günümüze Gelişi

Sayın Yüksel'in bize sunduğu soruların birçoğu Kutsal Kitap metninin günümüze gelişiyle ilgilidir. Müslümanların metni bilginlerin incelemesine maruz bırakmaktaki isteksizliğinden ötürü Kuran'ın değişik metinleri yoktur (sayfa 78-83'de açıklandığı gibi). Müslümanlar Kuran'ın sadece bir tek elyazmasında var olduğunu da ve bu yüzden hiçbir değişik metni olmadığında ısrar ederlerse, tarihsel gerçeklerle yüz yüze gelmemekte devam etmektedirler.

Ancak Mesih İnanlılarının saklayacak sırları yoktur. Bulunan her elyazması ve her elyazması kısmı bile dikkatle korunmuştur. Bu, iki şeyi göstermiştir: a) yüzyıllar boyunca çok az sayıda metinsel yanlışlar yapılmıştır, ve b) bu elyazmalarının hayretler verici doğruluk ve çok titiz dikkatle kopya edildiklerini bugün herkes açıkça görebilir. Tabii ki Müslümanların bugüne kadar böyle bir geliş kayıtları yoktur, çünkü Kuran'ın (Osman'ınkinden başka) bütün elyazmaları yok edilmiştir (bkz. sayfa 77-78).

Sayın Deedat ve Sayın Yüksel gibi adamların, Kutsal Yazıları eleştirmek için birçok elyazmasındaki değişiklikleri göstermelerine karşın, Mesih İnanlılarının bu konuda farklı bir tavrı vardır. Bunları saklamaya çalışmak yerine, değişiklikler incelenmiş ve Kutsal Kitap'ın birçok çağdaş çevirisinde herkesin görmesi için dipnotlar olarak konulmuşlardır. Belki Sayın Deedat ve Sayın Yüksel bunun farkına varmamışlardır ama bunlar Kutsal Kitap'ın bize nasıl geldiğini görmek için onu kendi kendilerine etüt etmelerine yol açarak Mesih İnanlılarına büyük bir hizmette bulunmuşlardır. Bu antik elyazmalarının güvenilirliği ve hiçbirinde birbirinden büyük bir fark olmaması kendilerinden Kutsal Kitap'ı tercüme ettiğimiz bugün elimizde olan metinlerin ne kadar güvenilir olduğunu gösterir. Bu yüzden, bugünümüze gelirken içine yanlışlar eklendiğini ve Kutsal Kitap'ın tutarsız olduğunu söyleyerek onu eleştirenler gerek kutsal olsun gerek laik olsun antik belgelerin doğası hakkında ciddi bir anlayış eksiklikleri olduğunu göstermektedirler. Elyazmalarında aşağıda ele alacağımız biçimdeki geçirme hatalarının var olması onların güvenilirliğini ve doğruluğunu kanıtlar.

Eski Antlaşma'nın (Tevrat ve Zebur'un) kendilerini destekleyen birçok antik elyazmaları vardır. Bunların en eskileri 1947'de keşfedilen Qumran kitaplığındandır. Bunların tarihleri M.Ö. 3'cü yüzyıla kadar dayanır, ki bu da çok eski bir tarihtir (Muhammed'ten dokuz yüzyıl öncedir). Bu elyazmaları, daha önce Kutsal Kitap'ı tercüme etmekte kullanılan elyazmalarından yaklaşık 1000 yıl daha eskidirler. Lut Gölü cıvarında bulunan bu elyazmaları, o zamana kadar kullanılan elyazmaları kendilerinden neredeyse 1000 yıl kadar yeni oldukları halde hiçbir önemli metinsel değişiklik taşımadıklarını gösterirler. Bu, Eski Antlaşma'nın elyazmalarına büyük bir dikkat ve saygıyla davranıldığını gösteren hayret verici bir tanıklıktır. Elimizdeki Yeni Antlaşma (İncil) elyazmaları ve onların günümüze nasıl geldiklerinin özeti için 47'nci soruya bakınız (s.185-188).

Tabii ki bütün antik belgeler, eğer gerçekseler, yazıcılar ve onları kopya edenler ne denli dikkatli olursa olsun insanlar tarafından geçirilmelerinin işaretlerini taşımaktadırlar. Bu notta, (onları kasti olarak yanlış anlamak isteyen o insanlar hariç) Kutsal Kitap'ın okunma ve anlaşılmasını etkilemediklerini göstermek için Kutsal Kitap ayetlerinin geçirilmesinde ortaya çıkan türdeki hataları sunmak istiyoruz.

Antik metinleri etüt edenler, geçirme hatalarının genellikle iki ana alanda olduklarını öğrenmişlerdir:

1) Sayıların kaydedilmesinde. Antik dil sistemlerinin bugün bizim yaptığımızdan çok daha değişik bir biçimde sayı kaydetme yolları vardı. Örneğin Soru 13'ün yanıtında gösterdiğimiz gibi yazıları yanlış okumak çok kolaydır. Soru 8, 12 ve 15'de aynı türde sorulardır.' Soru 8'de Yehoakin'in yaşının 8 mi yoksa 18 mi olduğu sorulmuştur. Bir metin uzmanı, hatta böyle şeyleri öğrenmek için zamanını vermiş biri bile bir elyazmasında sayının silinmiş, lekelenmiş ve bu yüzden yanlış okunmuş olduğundan ötürü metni kopya eden kişinin yanlış yazdığını hemen anlayabilir. Aynı şekilde Soru 12'de Ahazya'nın kral olduğunda 22 mi yoksa 42 yaşında mı olduğu sorulmuştur. Bunlar bu tür antik belgelerde çok görülen ve bilinen kopya eden kişinin hatalarıdır.

Bazen büyük sayıların paralel metinlerde değişik oldukları görülür. Örneğin Soru 4, Davut'un 700 mü yoksa 7000 mi savaş arabası sürücüsü olduğunu ve Soru 7 Süleyman'ın süvarileri için 4000 mi yoksa 40.000 mi ahırı olduğunu sormaktadır. Bu büyük sayıların çoğu binlerle dile getirilir. Sayıları yazmada sık sık alfabetik harfler kullanılırdı. Binler harfin üzerine konulan noktalarla belirtilirdi. Böylece üzerinde iki nokta olan İbrani alfabesinin ilk harfi olan, "alef" bin anlamına geliyordu. Elyazması eskidikçe harflerin üzerinde noktalar olup olmadığını anlamak gitgide zorlaşırdı. Böylece 700'ü 7000 olarak okumak işten bile değildi.

2) İsimlerin Kaydedilmesi. Özellikle yabancı ve çok bilinmeyen isimlerin doğru bir şekilde kopya edilmesi çoğunlukla zor olmaktaydı. Soru 17'de II. Samuel 8:17 ve I. Tarihler 18:16'daki değişiklikler buna iyi birer örnektirler. Samuel'deki bölümün dediği gibi Seraya ya da Tarihler'de geçtiği gibi Şavşa büyük bir olasılıkla bir yabancıydı. Bu yüzden ismi değişik biçimlerde geçmektedir.

Soru 9'da Alâmet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin babasının kim olduğu bize sorulmuştur. İki paralel bölümde, Yehoadda ve Yara olarak iki değişik isim geçtiği kaynak gösterilmiştir. İngilizce'de bile, anlatımlardan birinin ismin kısa halini kullandığını, bunun büyük bir olasılıkla aynı kişi olduğunu görebiliriz. Bu da çok görülen bir şeydir, ve bir çelişki olmaktan uzaktır, gerçek bir antik eser olmanın özelliklerini taşımaktadır.

Son olarak, Kutsal Kitap'ta çelişkiler gibi görünen sorulara yanıt bulmak için kabul edilmiş bir Hristiyan bilgine danışmak gibi ciddi bir çaba gösterilmişe benzememektedir. Eğer bu sorulara yanıt bulma arzusu gerçekten var olsaydı, sorular çok az bir araştırmayla çabucak yanıtlanabilirdi.



saygılar

sen-antuan


pax et bonum


 
 Respond to this message   
emre
(no login)
62.248.32.226

SEVGİLİ ANTUAN

August 25 2001, 4:25 PM 

Öncelikle kutsal kitapların korunması meselesine değinmek istiyorum.incil ve Tevrat değiştirilmiştir deyince hemen savunmanız,Allah'ın kendi sözlerini korumaya gücü yok mu?şeklinde oluyor.Tabii ki var ama mesele burda bu değil.Kuran'da daha evvel ayetlerin insanlar tarafından değiştirildiği ama son kitap Kuran'ın korunacağı,bu yüzden de yeni bir kitap ve peygamberin gelmiyeceği belirtiliyor.Yani sevgili dostum Kuran'dan önceki kitaplara bu ilahi korunma uygulanmamıştır.Hem sizin bu mantığınıza göre hiç bir peygamberin inkarcılar tarafından öldürülememesi lazım.Allah kendi peygamberlerini korumaktan acizmidir sevgili Antuan?Ama bazı peygamberler öldürülmüştür öyle değil mi?Kutsal kitaplar içinde aynı şey söz konusudur.Bir tek son kitap olan ve kıyamete kadar korunacak olan Kuran bunların dışındadır.
4 İncil meselesine gelince daha önceden de demiştim bunların arasındaki bazı çelişkileri bazı hristiyan siteler bile kabul ediyorlar.Ama diyorlar Hz. İsa'nın hayatının 4 ayrı gözlemci tarafından yorumlanmasıdır ve aslında çelişkilerine karşı hepsi tek kitaptır diyiyorlar.Burda tavrınız 3=1 Tanrı inancınızla aynı.yani aslında 4 kitabın tek kitap olduğunu savunuyorsunuz ama bu gerçekçi olmadığı gibi dediğim gibi dörtten fazla İncil'in olduğunu kabul eden hristiyanlar bile var.
Son olarak üçleme meselesine değinelim.3 Tanrı gibi gözükse de aslında özünde tek Tanrı'ya inanıyoruz diyiyorsunuz.O gözle bakacak olursak çok tanrılı dinlerin hepsi aynı şeyi söyler.Bak Budizm'e sayısız tanrısı vardır,ama özde onlarda tek Tanrı'ya inanmakta ve diğer tanrıları ana Tanrı'nın birer yansıması olarak görürler.Kısaca sevgili Antuan budistler diyiyor ki 333=1 Tanrı ,siz diyiyorsunuz 3=1 tanrı değişen bir şey yok(333 rakamını attım budistlerin tanrı sayısını bilmiyorum)Selam ve sevgiler..

 
 Respond to this message   
Current Topic - Book of Enoch... Incillerden Incil begenin
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss