Üzeyir Garih'in vasiyeti...
Musevi işadamı Üzeyir Garih'in menfur bir cinayet sonucu aramızdan ayrılması; onun değişik yönlerini ortaya çıkarırken, derin bir krizden geçen ülkemizde uzlaşma ihtiyacını bir daha hatırlattı.Gazetemizin başarılı bir habercilik örneği vererek, merhum Garih'in Nakşibendi şeyhi Küçük Hüseyin Efendi ile irtibatını ortaya çıkaran haberi, dün hemen büyük gazetelere manşet oldu. Böylece “bir Musevî işadamının Müslüman mezarlığında ne aradığı” sorusu da ibretli bir cevaba kavuştu.
Evet dost insan Garih, Türkiye'de uzlaşma kültürü adına başlıbaşına önder bir şahsiyetti. Mütevelli Heyet Başkanı bulunduğum Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın istişare toplantılarına zaman zaman katılan, diyalog ve hoşgörü çabalarına gönülden destek veren bir insandı. Ancak bu desteğin, bir Nakşibendi şeyhinin dualarına,rahmetlinin babasıyla olan dostluklara kadar indiğini Zaman'ın haberinden öğrendik.
Meğer, çok değil bundan 70–80 yıl öncesine kadar farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşamalarından doğan ne güzellikler varmış. Çocuğu olmayan bir Musevi diş doktoru, bir Nakşibendi şeyhinden dua isteyebiliyor, doğan erkek çocuğuna
onun arzusu üzerine Üzeyir adını koyabiliyormuş.
Ertuğrul Özkök dünkü yazısında derinlerden gelen toplumsal uzlaşma ve hoşgörü mayalanmasını çok güzel ifade etmiş: “Biz görmesek de, bazılarımız kabul
etmese de artık bir şeyler oluşmaya başlıyor. Kaynaşmış bir toplumun temelleri atılıyor.
Siyasi planda bölünmüşlük, bazıları için hâlâ 'iyi bir rant' malzemesi olarak görülse de Türkiye'nin derin katmanlarında başka bir şeyler gelişiyor.” diyor.
Üzeyir Garih'e yönelik hunharca saldırı, benzeri cinayetler gibi belki de hiç aydınlatılamayacak. Rahmetli Özal'a ANAP kongresinde suikast düzenleyen kişi yakalandığı halde, kimlerin azmettirdiği konusu aydınlatılabildi mi? Rahmetlinin vefatı bile hâlâ bir suikast şüphesinden kurtulamadı. Keza Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, AhmetTaner Kışlalı, Gaffar Okkan cinayetleri de binlerce faili meçhul dosyasının arasında bulunuyor.
28 Şubat'ın önemli bir yanlışı da, 1995'lerde başlayan ve epey mesafe alan diyalog ve barış ortamını hançerlemesiydi. “Bölücülük ve irtica ile mücadele” adı altında,bilerek ya da bilmeyerek, atılan toplumsal barış adımları çelmelendi. Kutuplaşma ve gerilim, diyalog ve hoşgörünün önünü kesti. Ne gariptir ki, aynı dönemde, banka hortumlamalarının, soygunların, ahlakî kirlenmenin ve üst katmanlardaki çürümenin her
nedense farkına varılmadı...Belki de, cinayeti planlayanların hiç arzu etmediği bir şekilde, Müslüman mezarlığında can veren Üzeyir Garih, bu gidişiyle bir toplumsal uzlaşma, diyalog ve hoşgörü vasiyetinde bulunuyor.
Türkiye'yi içinden geçtiği krizlerden de kurtaracak, demokratikleşmenin önünü de açacak, dünya ile entegre olmamızı da sağlayacak kıymetli bir vasiyettir bu.
Ülkemizin hoşgörü ve uzlaşma iklimine olan ihtiyacını, sahabenin adını taşıyan bir mezarlıkta, kendisine adını koyan bir İslâm aliminin mezarı başında hunharca bıçaklanan ve cebinden Müslüman dindarların taşıdığı cevşen çıkan bir Musevi bilge kişinin ahiret âlemine gidişinden daha güzel anlatabilecek bir olay olabilir miydi?
Biz toplum olarak da, medya olarak da ülkemizin güzel insanlarının kıymetini neden onları kaybettiğimizde anlıyoruz? Neden onlar hayatta iken onlara hak ettikleri değeri veremiyor, layık oldukları ilgiyi gösteremiyoruz? Sayın İshak Alaton'un, 50 yıllık arkadaşının ismini, eğitime verdiği önemi hatırlatacak bir vakıfla yaşatacağına inanıyoruz.
Üzeyir Garih, insanların dine yabancılaştığı bir fetret döneminde, mü'min olmanın önemini hatırlattı. Bulunduğu dünyevi konuma rağmen, bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatına, hak ettiğinden daha fazla kıymet biçmemek gerektiğini hatırlattı.
Az bir görev değil bu...(Bir gazete haberi!)
Ders alacak kimseler icin HIKMET'ler yokmu?....
IMAN edenlere Salm Sevgi ve Dua Ile... |