'..intihar yoktur, ruhyetmezliğinden ölüm vardır.'
'yasin doğan yasin doğan yasin doğan yasin doğan
kesin ulan bıktım ikide bir çağırılmaktan!'
'..loş bir odadaydık. rutubetli bir bodrum katı. kibarof elbette siyahlar içinde. yüzü uzun zamandır traş görmemiş, saçları kıvırcık, bu yüzden dağınık görünmüyor. şu ileri geri sallanan stres koltuklarından birinde oturuyor, gözleri sabit bir noktaya bakıyor devamlı. noktanın nerde olduğu belli değil, odadaki boşlukta mı, duvarda mı yoksa duvarın da mı ötesinde.. bakış öyle bir bakış ki bakılanın yerini asla ifşa etmiyor. bir mum biteviye yanıyor, roman yarım bırakıldığı tarihten itibaren hiç erimediği belli oluyor..
dostoyevskiyi bekliyorum diyor kibarof. dostoyevski öleli yüzonküsur sene olduğundan habersiz. burda, bu bitevi anlamsızlıkta, bu bunalım halinde, bu boşlukta, bu ne yapacağını bilememezlikte kalmaktan bıktım diyor.. dostoyeski gelsin ve bir hal çaresi bulsun diyor, söyle ona gelsin ve kurtarsın beni. hikayeni anlat bana diyorum, ne yapacağımızı sonra düşünürüz.
..
kibarof dostoyevskinin roman kahramanlarından biridir. zaman dostoyevskinin çokça kumar oynadığı ve çokça kaybettiği, borçlandığı zamandır. başlangıçta roman iyi gitmektedir, kibarof kendi adını taşıyan romanla birlikte nesiller boyunca anılacaktır. fakat dostoyevski romanda öyle bir yere gelir ki kibarof bir türlü içinden çıkamadığı bir duruma düşer.. işte romanın kaldığı bu yer yukarıda kibarof'u anlattığım yerdir. yukarıda bahsettiğim oda romanın yarım kaldığı yerdir. kibarof öylece kalaklamıştır o odada.. içinde bulunduğu çıkmazın verdiği bunalımlı ruh haliyle, koltuğunda ileri geri sallanır vaziyette.. dostoyevski romanın geldiği bu yerden hiç de memnun değildir.. romanın devamını bir türlü getirememektedir.. kibarofu öldürse öldüremiyor, oldursa olduramıyor.. hiçbir şekilde onu düştüğü durumdan kurtaramayacağını hissediyor.. geriye dönse, romanın geride kalan bölümlerinde değişiklik yapsa? o da olmuyor, o zaman kibarof'u kibarof yapan tılsımın bozulacağından adı gibi emin.. dostoyevsi kısır, ilhamsız ve dostoyevski yazmak zorunda.. yazmak zorunda çünkü kumar oynuyor ve kaybediyor, alacaklıları sıkıştırıyor bir yandan.. borçlarını ödeyebilmek için yine oynuyor ve yine kaybediyor, yayınevi sahipleriyle henüz yazılmamış romanlarının basımı için anlaşıyor ve daha bırakın basılmayı yazılmış bile olmayan kitapları için yayınevi sahiplerinden avanslar alıyor.. böyle bir durumda, böyle bir yazmak zorunluluğu karşısında kibarofla yeterince ilgilenebilmek gibi bir lüksü olamıyor hazretin tabiatıyla.. bir yandan başka romanlar kaleme alıyor.. ama bu süre zarfında kibarofu unutmuyor yine de aklının bir köşesi hep kibarofta oluyor, ama bir türlü bir hal çaresi bulamıyor.. en sonunda kızıyor, bu can sıkıntısına bir son vermek istiyor ve kibarofu unutmaya karar veriyor.. bütün müsveddeleriyle birlikte bir sandığa kilitliyor onu ve çatı katının ücra bir köşesine kaldırıyor sandığı.. ve hakkaten bir süre sonra unutmayı başarıyor kibarofu.. karamazoflar, raskolnikoflar unutturuyor bizim zavallı kibarofumuzu..
işte kibarof budur..
bazen kendini kibarof gibi hissediyor insan.. bir konferansı yarıyerinde bırakıp salondan dışarı çıkmış bir dinleyici gibi.. öyle ki konuşmacı insanlığın en büyük probleminden bahsetmektedir.. konferans salonuna tesadüfen girmiş olan dinleyicimizin o zamana kadar böyle bir problemin varlığından haberi bile olmamıştır.. fakat konuşmacıyı dinledikçe dehşete kapılmış ve insanlığın bu en büyük problemi zihnindeki bütün diğer düşünceleri yok etmiştir.. konuşmacı problemi öyle sağlam bir şekilde tarif etmektedir, onun bütün dehşet vericiliğini sözcüklere öyle yerinde yansıtmaktadır ki bizimkisi çıldıracak raddelere gelmiştir.. zihnine problemle birlikte problemin çözülemeyeceği düşüncesi de girmiştir bu arada.. bu umutsuzluk ona öyle büyük bir acı vermeye başlar ki çare olmayacağını bile bile bu salondan çıkıp gitmesi gerektiğini düşünmeye başlar ve hemen atar kendini dışarı.. fakat düşündüğü gibi olur hakkaten ve bu umutsuzluk, bu sürekli problem eksenli düşünme, problemden başka birşeyi düşünememe ve onu çözemeyecek olmanın verdiği bu umutsuzluk ömrünün geri kalanında onu hiç yalnız bırakmaz ve dış etkilere kapatır. halbuki konferansın kalan kısmında konuşmacı problemin çözümünü de tarif etmiştir..