İçimdeki yerine sıgamadın yine.İçimdeki yere sana burayıda ekledim.İçimden taştıgın zaman buraya biriktirecegim o sıgmayanları.
Nereden bilebilirdim yoklugunun varlıgını bu denli özletecegini...Bilsem içimin varlıgınla bu derce daralmasına izin verirmiydim.Şu anda gögüsleyemedigimi fazlasıykla yureklemezmiydim...
Bu kalabalıgın tam ortasında sensizligin yalnızlıgını katmer katmer her yana baktıgımda görmekten yorulacagımı bilseydim.Burada senin yoklugunla seni yaşarmıydım?
İçimden sızım sızım sızıyorsun her geçen gün.Bir taraftan seni içimden atmak isterken, benden sızan seni tekrar damla damla biriktiriyorum her anımda. Seni unutmak için yalvarırken, tanrıya huzurunda yalancı oldum seni unutacagımdan korktugumu aklımdan geçirerek.
Yatıp uyumayı unutalı çok oldu.Uykusuzlugun galip gelmesiyle uyumaya başlayı ne kadar oldu onu hiç hatırlamıyorum.
Kendi kendime konuşur oldum son amanlarda...İçimdeki sana seslenerek, seni kendimle konuşturarak yokluguna katlanmayı ögreniyorum.
İçimdeki yerinden çıkıp bana bagırmanı çagırmanı ban kızmanı istiyorum,beni hakaretlere bogarak cezalandırmanı istiyorum.Tıpkı gidişine neden olan benim sana yaptıgım gibi.Tum o hatalarımı seninde yapmanı isiyorum sana kızmak için.Senden nefret etmek için.İstedigim oluyor arada bir.Sana kızıyor senden nefret ediyorum.Senden kurtuluyorum.
Ta ki,
İçimde uykuya dalana kadar.
Uykudayken o yüzünü hatırlıyorum.Bütün nefretimin kızgınlıgımın yerini seni ilk gördügüm andaki içimin engellenemeyen titremesi alıyor.Sana olan aşkın ilk karşı koyulamayan dürtüsü ve uyuşuklugu kaplıyor bedenimi.Ve onunla yenileniyor ve sanki yeniden hayatın müjdesi bahar misali yeşeriyor tazeleniyor ve bereketleniyor o sana olan özlemim ve aşkım.
Sıgmıyorsun içime son zamanlarda.
Burasını sana yaptım.
İçime sıgmadıgın,taştıgın zaman,sızım sızım aktıgın zaman seninle dolacak bu yer,
sesini duydum bu akşam.Çok ürkek geldi bana.
Benim sesim oldugunu bilmene ragmen ürkekti.
Halbuki,
Sen hiç bana ürkek degildin.Ve hiç olmadın.
Aklıma gelmedi degil, hani dedim, belki ben sebep oldum.Bu sendeki ürkekligin sende oluşmasına sebep olanların sende oluşmasına, hayatında ürkmene sebeplerin var olmasına.
Nerden bilebilirdim ki bu sendeki ürkekligi yaratanların oluşlarının meyvesini bu akşam oldugu gibi, bir gün benim toplayacagımı.
Sen böyle ürkek degildin eskiden.
Yanında olmam gerekirmi acaba diye geçti içimden.Hiç olmazsa uyurken seni seyrederdim en azından.
Saklamadımda senden...
Ama çok ürkmütmüşler seni belliydi umulmadık sesinden ve dediklerinden..
O alışık oldugun benim sesimden bile ürkecek kadar.
Korkman ile arzu etmeyişini hala ayırt edebiliyorum sesinden ve deyişlerinden.
Ben sana zamansızca,yalnışlıkla ve de umulmadık bir şekilde gelmedim ki zaten ve hiç bir zaman.
Ama,
Korktugunu anlayacak kadar yakın, arzu etmedigini bilecek kadar uzak olmanın arasında bir yerde sesini duydum bu akşam.
Ürkekti...
Sana ilk defa seni seviyorum dedigim zamanki gözlerindeki merak gibi ürkekti.
Nereden bilirdim seni ürkütenlerin o sesine yansıyan titrmesinin bir gün benim kulaklarımda bir gurur çığlıgı olaracagını.
Tracy Chapman'ın şarkısı bunu anımsatır bana sanki.
Özür dilerim...
Bütün söyleyemedigin tek şey bu.
Yıllar geçti ve hala geçmekte,
O kelimeleri söylemek kolaymıydı
Üzgünüm misali...
Affet beni,
Tek demedigin bu
Ama hala yıllar geçmekte, geçtilerde.
Kolay degildir bunu söylemek
Affet beni misali...
Halbuki bebegim,
Bana bu gece benim kollarımda olmak istedigini
Söyleyebilirdin.
Hem uygundu hem tam zamanıydı.
Uygun sözlerle gelseydin
Benim olurdun.
Ancak,
''Seni seviyorum''
işte söyleyemedigin tek şey bu...
Yıllar hala geçmekte ve geçiyor...
Ve bu sözler kolay degildir...
Seni seviyorum demek misali...
Siz hiç sevdiginiz kişiyi onun haberi olmadan dakikalar boyunca seyreder, izlermisiniz...
Ben izlerdim...
Ona seni seviyorum demedigim zamanlar onu seyrederdim.
Neden sevdigimi yaşayarak, anlayarak, görmek için ...
Bazen o uyurken oturur seyrederdim...Uykunun her insana kazandırdıgı o masum ifade ile yumuşatırdım sabah ona olan kalp kırıklıgımın sertligini...Beklerim bir aptal sivrisinek gelsede kovsam diye, hani işe yarayayım isterdim.
Ya da,
O narin ellerinin tırnaklarına oje sürüşüne, salatalıgı dograyışına, dolaptaki kışlıkları teker teker itainayla katlayışına, seyahatten döndüğüm zaman elimdeki agır çantalara saldırıp onları taşımaya çalışmasına, TV de bir filmi seyrederken yuzundeki ifdeye ve düşündüklerine, birisiyle sohbet ederken içinde bulundugu ruh yapısına,işten geldigi zamankigergin sinirli ruh hali nedenli çattıgı birilerini anlatmasına, bakar onu izlerdim ve hepsini dikkatle seyrederdim.
Bu yaptıklarında kendimi bulmaya çabalardım.
Bulurdumda.
Ona seni seviyorum demenin gereklerini görerek yaşama hissetme adına merakla yaparım bunu...
Ojeyi bana daha bakımlı görünmek için,salatalıgı dogramasının bana daha güzel görünen bir sofra sunmak için,dolabı düzenli bir evimiz olması için,çantaları benim yorgun oldugumu düşündügü için,filme bakıp bizi orda görmeye çalıştıgı yada bizim için yararlı bir şey görmek istedigi için,sohbet edrken bizi daha iyi yansıtmak için yaptıgını,kariyerinde tutunup daha iyi biryerlerde olma çabasını bizlerin adına bir çabası olarak düşünürdüm.
Tüm bunları hayatımın ve vücüdümun ve benligimin diger yarısının yaptıgını görerek onu sevmekle ne iyi ettigimi düşünür, sevindirik olurdum...
Ben ona seni seviyorum kelimelerini, bu iki kelimeyi duysunda mutlu olsun diye, bir görev anlayışıyla ona söyleyemezdim...
O bu sevgiyi zaman içinde, her bir hareketi ve her bir yaptıgıyla yaratmıştı bende.Ve ben her bir yaptıgının içinde kendimi bulabilmişimdir.
Onun benim sırtım dönükken dahi sevecen gözleriyle bana baktıgının sıcaklıgını ensemde hissettigim zaman o iki kelimeyi hissederdim. İçime sıgmaz taşar o hissim ve iki kelimeye dönüşür çıkar...
Ben nereden bilirdim bendeki sen ile senin, birgün başkalaşabilecegini.
Hiç beklememiştim bunun bu kadar ani gelen, umulmadık bir felaket haberi misali, beni uyştururcasına hani ancak zamanla acısını anladıgım, beni yavaş yavaş derinimden kemiren bir çaresizlige neden olacagını.
Ya o sen degildin ya da sen o degilsin.İkiniz megerse ne farklıymışınız.
Arada bir seni düşünüyorum.Çıkamıyorum işin içinden.Meger ne farklıymışınız sendeki ben ile giden sen!
Anlayamıyorum bu bendeki seni kimin yarattıgını.
Sen mi? Yoksa ben mi?
Hayallerim ile bendeki sen bu kadar pürüssüzce beraberliginizi sürdürürken nasıl silip atabilirim seni, anılarıma ve hayallerime inat?
Ondandır çelişkiler ile yaşarım.
Ve ondandır seni özlemlerimde yaşatarak özleyişim ile yüzüne telefonu kapatmamın sebep oldugu o parçalanan içim ile öfkemin, bitmez tükenmez kapışması.
Bazen bize, yani içimdeki sen ile kendime kızıyorum. Bana bir nefes mesafesinde degil ise içimde ne işi var diye kızıyorum kendime.
Senin hala bende ne işin var diyoum sana,o kendi kendime konuştugum zamanlarda.Söküp atmak istiyorum seni, başka kalplerde temeller atıyor, hatta tahtlar kuruyorum,ta ki o kalplerde bile seni aradıgımın farkına varana kadar.Ve,
Günahlarıma günahlar katıyorum.
Kimi kalpler buyur ediyorlar bizi, kimilerinden kovuluyoruz. Kimi kalpler zaman tanıyorlar bana, kimi kalpler umursamıyorlar seni.Ve hepsi acıyarak kendilerine ve bize, aynı şeyi söylüyorlar.
Sen hala ondasın, ve o da sende.
Utanır oldum anlayış dilenmekten yerini doldurma çabalarım sırasında.Gözlerine bakarak konuşamaz oldum onların...Baktıklarında senin görecekler ya da kendilerini göremeyecekler korkusuyla.
Soz zamanlarda hiç çıkmadıgım evime gelmeyi özledim.
Eve gelmeyi unuttum.
Çunku evden çıkmıyorum.
Eve gelmek bir hedeftir,bir istektir,bir çabadır.Ev sıcaktır,özgürlüktür,rahatlıktır.
Eve gelmek için evden çıkmalarımı özledim.
Tek haneli,2 odalı,4 oda bie salonlu,teklex,dublex, triplex,kerpiç,kagir betonarme çelik konstruksuyon...
Hepsi çok farklı binalar olabilir ama hepsi bir EV oldugu zaman farksızdır.
Çalışmayı,çabalamayı,didinmeyi koşuşturmayı özledim. Bir araya getirip hayatımızı daha iyi yapmak, o heyecan ve umut ile dört gözle bekledigimiz sevgimizin hulasası sonucu davet edilmiş tohumun güzel geleceklerde yeşermesi fırsatını sunmanın hedefi misali.
Ev,
hayallerin kuruldugu herşeyin planlandıgı,ugruna herşeyin göze alındıgı ,özlenen, ugrunda savaşılan, korunan, paylaşılan,güzelleştirilen kutsal ve vazgeçilmez yer.
Bir barınagım var artık.
Yuvasından çıkıp 2 böcekçik için saatlerce kanat çırpan kuşlara tezat,evi ev yapan senin yoklugunda... Biz'im yoklugumuzda.
Eve gelişlerimde yok.
Bir barınagım var.
İçinden çıkmak istemedigim.
O eski şımarıklıgımla
Eski umursamazlıgımla arıyorum...
Kendimden kaybetmeye başlayalı
Nasılsa birgun o gunleri tekrar
Yaşayacagım demenin umursamazlıgının
Bir işe yaramadıgını anlamakla
Bende birikenlerin aslında sana ait oldugunu
Oralara buralara bıraktıgım tomurcukların
Hiç bir zaman açmayacagını
Sana ait o benden gidenlerin
Aslında benden gittigini
Anlamakla anladım.
Gidenleri geri getirmenin
Hesabını sormanın
Üzüntüsünü yaşamanın
Lafını dahi etmenin
Geregi yok...
Hala
Şimdiki aklımla
Yalnız senin bendekilerinden
Şimdiye kadar tüm benden gidenleri
Çıkardıgım zaman
Kalanın üzerine
Sende kalmayanı eklesem dahi
Bu ömürün kalanına
Sıgamazdı be güzelim...
Bebegim...
Benim bende olmayan
Diger yarım...
Dayanıyorum...
Seni benden,beni senden koparan,
O yaşananları,
O yaptıklarını,
Hepsini özlememe ragmen,
Dayanıyorum...
Megerse ben seni,
Öyle oldugun gibi sevmişim.
***
Evin bir duvarının boyası çatladı...
Sonra kabuk kabuk oldu...
Sonra da kabardı.
Şimdi dökülüyorlar.
Yaprak gibi...
Hem de baharın ortasında,
Kuşların çaldıgı,
Cenaze marşının eşliginde.
Umrumda degil.
***
Arabanın her tarafından ses geliyor,
İşe gitmedigim gunler gittigimden fazla,
Söylemiştim,
Eve gelmiyorum hiç...
Gitmiyorum ki evden,geleyim,
Umrumda degil.
***
Benle alakalı herşey,
Artık farklı,
Tek farksız olan,
Farklı oldugumu sanan,ben.
Meger hep aynıymışım,
Hiç degişmemişim...
Hala ilk gördüğüm andan beri,
Sana aşığım.
...sanki sadece bana sarılarak uyuyunca nefes alabiliyordu.
Uyku teslimiyettir...
Uyuyan bir insanın bütün suçları bağışlanır...
Uyku masumiyettir...
Teslimiyetimi ve masumiyetimi sanki yalnızca uykumda hissediyor ve bu yüzden bana olan o sonsuz hasretini ancak böylesi anlarda giderebiliyordu.
Yıllardır bana susuz kalmışçasına ve sanki bütün varlığımı içer gibi sarılıyordu bana...Beni bütünüyle hissedebilmek için herkes evden gitsin, gece gelsin ve biz uyuyalım ve sadece o anlarda ortaya çıkan aramızdaki o sonsuz yakınlık kokusunu içine çeksin istiyordu...
Hissettiklerini yaşamasına ve sevgisinin ne denli yakıcı olduğunu anlatmasına hayat izin vermiyordu çünkü...
Aşkını bana sarılıp uyurken yaşıyordu en çok...Bu yüzden başka kadınlarla sevişmemden çok, onlarla birlikte uyumamı hep kıskandı..
Hissediyordum:
Her sarılışında varlığımı içen hasreti içimi kavuruyor, sanki içime kendi kaderini akıtıyordu...Rüyalarımız birbirine karışıyordu...Duyuyordum:Yıllardır yurtsuz kalmış sevgisi, benliğimde benliğine korunaklı ve güven dolu bir yer arıyordu...
Bazen ruhumdaki derin çığlıklarına uyanırdım...Gözlerimi açar açmaz, o da uyanırdı hemen...İçimdeki her harekete sonsuz bir dikkat kesilmişti çünkü ...Sevdanın o koyu gözleriyle ve sanki bir kuyunun dibinden gelen sesiyle, ne oldu, nereye gidiyorsun sevgilim, diye sorardı...Okuldan kaçarken yakalanan bir çocuğun gizli korkusuyla, yok bir şey, sen yat, ben bir sigara içip gelirim, derdim...
Salona geçer, pencerenin kenarındaki koltuğa oturup bir sigara yakar, gecenin o koyu ıssızlığında, neredeyse bir hastalık haline gelen sevgisini düşünürdüm... .
İşte boyleydi son bir yilim.
Son günlerde hep yorgun uyanıyordum.... Sanki kuşatılmış gibi hissediyordum kendimi...Ona bütün ömrümü versem bile sevgisinin altında kalacağımdan korkuyordum...Varlığım onun sonsuz beklentileriyle, korkularıyla ve sevdikçe çoğalan hasretiyle doluydu...Karşılayamıyordum yanımdayken bile büyüyen o derin hasretini...Sanki kimsesiz yaşıyordu içindeki sevgi yarışını...Aslında kendime bile söylemekte zorlandığım asıl korkum, benliğimin onun benliğinde erime ihtimaliydi...Bu bana sonsuz bir tutsaklık ve büyük bir kayboluş gibi geliyordu...Sanki bir daha kimseye aşık olamayacaktım; sanki bir daha kalbim bir başkası için çarpmayacaktı...
İlişkimiz yıllardır inişli çıkışlıydı...O kaçtı ben kovaladım...O kovaladı ben kaçtım...İkimizin de hayatına bir çok insan girdi...Ben onu bir ara tamamen hayatımdan çıkardım...O beni unutabilmek için olmadık insanlarla beraber oldu...Yığınla düş kırıklığı yaşadı...Defalarca birleşip, defalarca ayrıldık...Birbirimizi deliler gibi kıskandık...
Baladıgından sonar uzunca bir sure beraberligimize kimse girmedi ve biz beraber olduk...O dönemde onu yeniden kazanmam için hiçbir şey yapmama gerek yoktu sanki... Ve artık beni sevmesi için varolmam bile yeterliydi onun için... Tedirginlik, korkular, kaybedip kaybedip bulmalar, benim için garip bir dinginliğe ve sükunete bırakmıştı yerini... En çok bu yüzden onunla ilgili öyküm bitmiş gibi geliyordu bana... Sanki yakınlaştıkça uzaklaştığımı hissediyorum ondan... Sevgisine duyduğum özlem, vicdan azabıyla dolu bir minnete dönüşmüştü artık... Oysa benden uzaktayken onu delice özlerdim ve bu özleyiş sevinçli bir acı verirdi bana... Bu acı beni zamandan, zamanın o zehir zıkkım akışından kurtarırdı... Ama ne zamandır varlığı acı vermiyordu bana...Ve ben artık zamanın bedenimi ve ruhumu parçalayan geçişini yeniden hissetmeye başlamıştım...
Onu özlerken gerçeği yaşardım oysa... Bana o çılgın, o deli gözlerle bakan gerçeği... Şimdi onu kanıksamaya başlamış ve bir kez daha bu yalan hayata kovulmuştum... Bir kez daha lanetlenmiş varlığıma , bir kez daha kendime katlanmaya dönmüştüm... Sanki büyü bitmişti benim için... Ve yeniden sözcüklerin ilk anlamlarına dönmüştüm... Ve ben bu dönüşe, bu geri dönüşe karşı koyamıyordum... Sanki içimde bana rağmen, benden ayrı bir düşünce,bir akıl vardı...Benim bilmediğim sınırlar vardı orada... Bu sınırlar kendimden kuşkuya düşürüyordu beni, ama onlara karşı koyamıyordum...
Eskiden kendimi ona deliler gibi ve hiç susmak bilmeden anlatırdım...Oysa giderek suskunlaşmıştım... Giderek kendimi ondan saklamaya başlamış, şiirlerimi, imgelerimi, içimde biriken sevgi sözcüklerini kim olduğunu bilmediğim, henüz tanımadığım bir başka sevgiliye saklar olmuştum....
Her suskunluğum, her içe kapanışım onun için ölümden beter bir tehditti artık... Kimi geceler uyurken, biraz olsun kendimle kalabilmek ve beni sımsıkı saran kollarından bir an olsun kurtulabilmek için yatağın ucuna gitmemi bile ayrılık acısı gibi yaşadığına emindim...
Aramızda en çok kullandığımız kelime ayrılıktı...Ama ne zamandır ayrılık kelimesi bile bizim için anlamını çoktan kaybetmişti...Çünkü sözcüklerin anlamından daha çok sevmiştik birbirimizi, sözcüklerin anlamından daha çok terk etmiştik...
Bazen bana haber vermeden, ayrılık sözü bile etmeden, ansızın çekip gideceğini, bir daha beni asla aramayacağını, ardında hiçbir iz bırakmadan kayboluşa karışacağını söylerdi... Bunlara pek inanmak gelmezdi içimden...
Ben zamanın akışına bırakmıştım her şeyi, o bir zamanlar nefret ettiğim zamanın...Zaman benim için can sıkıntısı, haset ve tükeniş hissidir...İçimdeki yetinmezlik, adını koyamadığım o sonsuz arayış arzusu beni tekrar zamanın kollarına atmıştı işte... Ondan beni yeni bir acıya, yeni bir kanamaya göndermesini beklemeye başlamıştım ne zamandır...
Öykümü, onun öyküsünden koparıp kendime dönüyordum şimdi, o ise gerçeğin ortasında daha kimsesiz ve giderek daha soluksuz kalıyor, soluksuz kaldıkça da bana daha büyük bir acıyla bağlanıyordu...
Bu acı bazen onu kontrolden çıkartıyordu...Telesekreterimdeki mesajları dinliyor,bana mesaj gönderen kadınların mail adreslerini ezberliyor, gelen mektuplarımı ben yokken okuyor,kimlerle ne konuştuğumu merak ediyordu...Kafasında benimle ilgili olmadık aşk senaryoları yaratıyor, yarattığı bu senaryolara anında inanıyor, sanki bir başkası için onu terk etmişim gibi delice korkulara kapılıyordu...
Oysa bir başkası için onu terk edemezdim...Bir başkası değil, karakterim, hastalığım, varlığımdı beni ondan usul usul uzaklaştıran...
Karakterim, sevgimle onun sevgisi arasında sanki imkansız bir uçurum gibi açılıyordu...
Bencil ve doyumsuz biri miyim, diye soruyordum kendime... Yoksa benliğim başkalarına hep kapalı mıydı?.. Öyleyse ne zaman ve neden kilitlenmişti benliğim?.. Kilitliyse anahtarı kimde kalmıştı?.. Yoksa artık sadece yazabilmek için mi giriyordum onca ilişkiye?.. Dışa açılmayan ve hep kendi etrafında dönen çıkışsız bir kurguda mı tüketiyordum yaşadığım her şeyi?..
Bu soruları defalarca soruyordum kendime...Ve çoğu kez kendimden bile sakladığım her yanıtta bir kez daha nefret ediyordum kendimden... Nefret ediyordum, çünkü duygularım konusunda alçakgönüllü olamıyordum bir türlü...Hep uçlarda, hep derinlerde yaşamak istiyor, bunu başardığımı sanıyor, ama sonunda kendi labirentimin içinde ulaştığım bütün o derinlikleri bir bir yitiriyordum...
O ise beni, yani hayatının asıl anlamını yitirmemek için, onu o yapan gururundan vazgeçmişti her şeyden önce.
Benim için özel ve vazgeçilmez olmak istiyor, ama bunu başaramayacağını her hissettiğinde sonsuz bir korkuya kapılıyor, bu korku yüzünden gururunu durmadan ayaklar altına alıyordu...
En büyük korkusu benim gözümde sıradanlaşmaktı... Ve bu korkusu yüzünden durmadan kendinden eksiliyor, beni sonsuza dek kazanabilmek için hayatla ilgili; tutunmak, güçlü olup, varolmak gibi bütün yeteneklerini ve saklı bütün direnişleri usul usul yitiriyordu...
Neredeyse kendimden çok, onun benimle ilgili bu korku ve kaygılarını düşünür olmuştum ne zamandır...
Hayatının merkezine koymuştu beni...İşine benimle biraz daha uzun vakit geçirmek için çoğu kez gitmiyor, benim dışımda kimseyle görüşmek istemiyor, sosyal çevresini orada ben olmadığım için önemsemiyor, bensiz yaşadığı her şeyi yaşanmamış ve boşa geçmiş sayıyordu...
Dünyanın en ağır yüküydü bu benim için... Kendimi ondan her esirgediğimde onu defalarca öldürüyordum aslında... Sana geleyim mi, diye sorduğunda ve ben, bu akşam yalnız kalmak istiyorum, bana gelme, dediğimde, onu kör kuyularda merdivensiz bırakıyordum...
Ben ne zaman kendimle kalmak istesem, o bunu sonsuz bir ayrılık olarak tercüme ediyor, ve bir kez daha yeniliyordu kalbindeki o büyük aşka...
Bensiz yaşadığı her anı, benimle birlikte olacağı bir sonraki ana kavuşmak için, her şeyi ve en çok kendini tüketir gibi yaşıyor ve bu yüzden hayatı durmadan bekleyerek, benimle olacağı o kutsal zamana sonsuz bir hazırlık olarak geçiriyordu...
Gururundan akan o kimsesiz kan sanki hep bir boşluğa yazılıyordu...Durmadan kaybediyor, kaybettikçe beni daha çok seviyor, sevdikçe hayatla olan bağları bir bir kopuyor, hayata yenildikçe sevgisi hiç olmadığı kadar çoğalıyordu...
Bu umutsuzluk bensiz olmayı onun için biraz daha imkansız kılıyordu...Ve bu imkansızlık hissi kendisinden beklemediği hırslara sürüklüyordu onu...
Bu yüzden ilişkimizin son zamanlarında yaşlanmaktan ve benim için çekiciliğini kaybetmekten ölesiye korkmaya başlamıştı...
Öyle ki benimle birlikte ölüme gözünü kırpmadan gidecek olan bu insan, bazı anlarda, bir başına ölmekten herkesin korktuğundan daha çok korkar olmuştu... Bu korku yüreğini soluksuz bıraktığı zamanlar abartılı makyajlar yapar, açık saçık giyinir, beğenilmek ve birilerinin onu arzuladığını hissetmek için sokaklara çıkardı....
Bu korku yüreğini soluksuz bıraktığı zamanlar internete girer, tanımadığı adamlara fotoğrafını gönderir kendisine kur yapanlara cevap verir, sanal ilişkilerde o yenik düşmüş, o kimsesiz ruhunu şımartmaya çalışırdı...
Ama ne yaşarsa yaşasın, her defasında, bu yola çıktığından daha kötü, daha çaresiz bir halde, o kendisinden kurtulmak için çıktığı evine istemeyerek geri dönmek zorunda kalırdı... İstemeyerek, çünkü evi onun sonsuz yenilgisiydi...Çünkü evi baştan aşağı bendim...
Birlikteydik, ama yalnızlıklarımız bize ait olmayan bir boşlukta kendi başına umutsuzca büyüyordu...Onca enerji, onca imge, onca hayal, kendi başına, gözünü kimsesiz bir uçuruma dikmiş, orada öylece büyüyordu...Ben sevgimi ondan ayıran karakterime düşmandım... O beni umutsuzca seven kalbine düşmandı... Sevgisine düşmandı, hayata, bana ve hatta çoğu kez kendisine bile kanıtlayamadığı sevgisine... Bense kilitli sandığım benliğime...
Sanki dilsiz kalmış gibiydik...
Aramızdaki uçurumu kösnül cinsellikler ve sapkınlıklarla doldurmaya çabaladık bir ara...
Beni yitirmemek ve benim için hep özel kalabilmek için bu isteklerime de boyun eğdi...
Sevişirken aramıza başka kadınlar, başka erkekler almaya başladık...
Aramızda giderek büyüyen uçurumlara bizi sevmek isteyen, bizi arzulayan kadınları ve erkekleri katıyor, birbirimizi ne kadar sevdiğimizi sınamak için yüzü olmayan kadınlar ve erkeklerle sevişiyorduk...
O beni kazanabilmek için girdiği bu yolda kendi karanlık yanlarını fark ettikçe , içindeki umutsuz aşkı benden daha umutsuz şeylerle sınamaya başlamıştı...Bense aramızdaki uçurumu doldurabilmek için zorladığımız her kapının bizi biraz daha kendimizden ve birbirimizden uzaklaştırdığını görüyor, ama bir şey yapamıyor, bir kenara çekilmiş sürüklenişimizi seyrediyordum...
Masumiyetimiz hayallerimizin sınavından biraz daha kirlenerek çıkıyordu...
Korkularımız o çok güvendiğimiz erdemlerimizden daha eski çıkıyordu...
Ve bir gün ansızın kayboldu... Telefonları kapalıydı...İşyerini aradım, birkaç gün önce ayrıldığını söylediler... Evine gittim, kapıyı tanımadığım biri açtı... Başka bir kiracı taşınmıştı... Arkadaşlarını tek tek aradım... Hiçbiri onun nereye gittiğini bilmiyordu...
Günlerce beni aramasını bekledim... Aramadı... Beni artık aramayacağına inandığım an derin bir korkuya kapılmıştım... Söylediği gibi ardında hiç iz bırakmadan ve ayrılık sözü etmeden çekip gitmişti...
Dünya sonsuz bir ıssızlıktı artık benim için... Giderken peşinden götürmüştü insanları, umutları,mevsimleri, hayalleri, acıları bile...
Sanki sadece o tanıyordu beni... Kim olduğumu bile alıp gitmişti...
Anladım, yüreğimin en saklı yerlerinde yalnızca onun eli dolaşmıştı...
Gizlediğim, sakladığım ne varsa alıp gitmişti... Artık nereye dokunsam benliğim acıyordu, bu acıyı durdurmak için benliğimin bir başka benlikte erimesini istiyordum...
Ama benliğimi alıp da gitmişti...
Öylesine üşüyordu ki yüreğim,bu üşüme dinsin diye onun beni sevdiği gibi bende birini umutsuzca sevmek istiyordum...
Umutsuzca sevmemi bile alıp gitmişti....
Kimi geceler ansızın uyanıyorum... Gözlerinin o koyu sevdasıyla bakıyor yine... Bana, nereye gidiyorsun sevgilim, demesi için yavaşça kalkıyorum yataktan... Ama o hiçbir şey söylemiyor... Bir boşluğa bakar gibi bakıyor bana...
Bahar ile birlikte içimde tazelenen bir her bir duyguyu burada sana yazmama gerek yok.
Bu baharın adı ilkbahar.Herkesin baharı yani.
Bu bahar yoruldum.
Çoklugun içerisinde yokluguna özlem ile...
Acaba tanrı beni emekliye mi ayırmaya niyetli de, ikramiye mi vermekte???...
Tum baharların bileşkesini yaşar gibiyim.
Bolluk içerisinde, kannatkar olmaya özlem ile...
Bu o hepinizin farkettiği huysuzluguma bir sebepmi acaba..
Tüm baharlardan çok daha huysuzum bu bahar,şımarık ve huysuz.
Yaşanan yenilemelerin, duygu ve ten ile bir nakış gibi işlenmesi sonucunda, anıları çok süslü bir bahar yaşamanın, getirdikleri ile özleminin muhasebesini yapıyorum.
Sevgili 1208
Bizi yazilarinizdan mahrum ediyorsunuz. Mizah belki
daha hosuna gidiyor. Onlarida cok seviyorum ama
bu sayfada ki yazilarinizi bekliyenler de var.
Siz hiç neresine gidip, ne yapacagınızı bilemediginiz kadar buyuk,ucu bucagı belirsiz bir zindan da esir kaldıgınızı hisettiniz mi?
Hele o zindanı her gun kendinizin umursamaz bir itinayla, daha da içinden çıkılmaz hale getirmeyi amaçlayarak büyütmenin ne oldugunu biliyormusunuz.
Seni bulamadıgım her yer yeni bir bir zindan köşesi olarak ekleniyor etrafıma.
Her yer aynı görünmeye başlayalı çok oldu.
İster bir çalgı çalsın,isterse bir orkestra,
İster bir TV karşısı olsun,isterse bir gürültülü mekan,
Meyden şefkat gösterileri çağlasın,senaryolar oynansın
Her yer aynı...
Yüzler aynı
Sesler aynı
Amaçlar aynı
Gülüşler aynı
Sen aynı
Son zamanlarda herkes birbirine sorar oldu...
Nedir sorun diye...
Bana da sorduklarinda "degerler" diyorum.
Son zamanlar dedigime bakmayin,ay cinsinden bir zaman degil...
Degerler diyordum...Degerlerimizi yitiriyoruz.
Gunlerimin bu deger yoksunu gunlerden olmasindan ve degersizce geçmesinden olmali, sarılmışım geçmişteki, içimdeki 3 5 aniya, dayaniyorum.
Bu degersizlik salginindan etkilenmesin diye, koruyorum kendimi,anilarimi.
Kendimi bugune kapatiyor, geçmişe aciyor oradaki degerlerimle yetiniyorum.
Evden çikmiyorum,gormek istemiyorum.
***
Geçenlerde bir evden bir başka eve,çıktım.
Sordum nasilsin diye,
Halilar yeni,tanidiktan.
Duvar yeni,arkadastan.
Dev ekran TV,bildikten.
Kolda cartier saat,kendisi gibi degerli birinden.
Surround sistem,yakin birinden
Ve yunan müziği,komsudan.
Ve masada vazoda kurumus kocaman bir çiçek...
Ne zaman geldigi ve kimden geldigi hatırlanamadi.
Ciceklerin,
Resimlerin,
Bir siirin,
Fotograflarin,
bir degeri ve oneminin kalmamis oldugu bir gece mekani.
Ve ben kendi saglamamı kendim yaptım...
Bugünkü sen.
Geçmisteki sen.
Bendeki sen.
Herkes gibi olmus
Ondan, bundan farksız,
En yakinindan nasibini almis.
Bir gun eve geleceksin
Etrafina bakacaksin
Saatin kac oldugunu merak edeceksin.
Seni rahatsiz edenin
Yalnizligin oldugu zaman
Verdiklerinden geriye kalan
Bir tek sen oldugun zaman
Bu seni rahatsiz eden
Gecmisteki degerlerin degeri oldugu zaman
Teknolojinin kumandasi
Sana o degerleri
Geri getirmeyecek.
Ben o yollardan gectim.
Ben seni unutmak icin
Kendimi teknolojiye gomdum.
Bir elimde kumanda
Bir elimde mouse
Kendime materyalizmin zirhindan bir barinak yaptim
Icıne girdim saklandim.
Guzelliklerin yasanmisligi
Bir kac dakikanin paylasimi
Bir uyku
Bir bakis
Bir gulus
Bir guzel haber
Bir paylasim
Kucuk bir el
Yuzunun altindaki avucum
Hepsi benle girdiler o barinagin icine...
Once beni sonra o kalin zirhi deldiler
Yan yana dizilip
Kücücük anlardan olusan
Up uzun bir bag kurdular.
Ben kactim
Sen kovaladin
Arkami dondum
Onume durdun.
O bag beni sana
O bag seni bana
Baglamisti...
Simdi sira sende...
Oyuncaklarin mutlulugundan
Bir barinak yapmissin
Uzaktan kumandali.
Saklanmissin icine
Mutlulugu yakalamis olmanin
Yanılgı dolu gelecegindeki sevinciyle.
Bir gun eve geldiginde
Yalnizligin icinde
Gecmisteki piril piril degerler ile
Bir bag olupta eger
Bu saklandigin mutluluk zirhini delerek
Degerlere dogru uzanirsa
O zaman anlayacak ve yeniden hatirlayacaksin
O ciceklerin kimden geldigini
Ve neler dedigini.
Gecmisin degerlerini
Sana geri getirecek
Bir kac resim yerine
Teknolojinin resimleri
Sana hiçbirsey vermeyecek.
Deger gülüm deger...
Sana verilen deger
Birkac kumandali oyuncak ise eger
Goz pinarlarında bir damla ile
Bogulup yok oluyorsa eger
Bir damla deger
Bir dünyaya deger...
Her zaman oldugu gibi...
Yine bir çift güzel göze
Biçimli bir vucuda
Kalkık bir buruna
Kiraz gibi dudaklara bıraktım kendimi.
Senin gibi bakmasada
Senin gibi görunmesede
Burnu seninkinden daha güzel olsada
Kirazı sevmesemde...
Kulagımda senin melodin
Yüregimde senin boşlugun
İçimde senden artan kıpırtılarla
Sen yokken
Seni aldattım yine, yaklaşık 3.5 dakika önce.
Varlıgın ile yoklugunun bir oldugu bir zamanda olan gidişlerin bir buruk intikamıydı bu gidişimin bedeli.
Biliyorsun bir zamanlar
seni ne çok seviyordum
Kederinle üzülüyor,
sevincinle gülüyordum
Gözgöze gelmek istemem,
yüzünü görmek istemem
Seninle gülmek istemem,
ellerle aldattım seni
Beraberce gezdiğimiz o yerlerden
kaçıyorum
Kederden uzaklaştım şimdi
sözde neşe saçıyorum
Gözgöze gelmek istemem,
yüzünü görmek istemem
Seninle gülmek istemem,
ellerle aldattım seni
Bitmiyorsun.
Sen neymişsin diyesim gelmiyor.
Gelemiyor.Diyemiyorum...
Meger ben neymişim..
Nasıl doldurmuşum seni bana.
Kopar kopar bitmiyorsun.
Meger nasıl sevmişim seni...
Diğer yarım benim.
BİR GÜN İSTİYORUM
Yarınlardan bir gün getir bana,
İçinde yıl dönümleri olsun aşkımızın.
Yaprak ,yaprak devrik sabahları.
Sabahlarında da uyanışın kollarımda.
Hüzünsüz yıldızlara,
Ürpertisiz bakışlarımız,
Bir yerlere gizlenmiş olsun gözyaşlarımız.
Bana bir gün getir,
Başklarının yarınlarından.
Habersiz ve kimsesiz,
İçinde yalnız ikimiz olan.
Yarınlardan bir gün getir bana,
Mutluluğu çalınmamış,
Sadece baharları olan.
İksirli o aşk ikliminde sevişen,
Emsalsiz bir meyvanın,
Lezzetinde unutulan yemyeşil iki dal saadetinde;
Koparıp getiriver o günü.
Yarınlarımdan bir gün getir bana,
İçinde seninle hayalleri olan.
İçinde,sevdiğimin nefesi,
Ve , ellerim,
Ve , ellerimde ellerin olan.
yalan dönüşür tüm gerçekler yanında,
Güller solmaya yüz tutar,renkler karışır.
Daha bir nazlanır güneş batma anında,
Yıldızlar perçemlerinde son hız yarışır.
Sonsuz karanlıklar çöker sensiz günüme,
Tarifsiz bir hicranla karşı karşıyayım.
Şimdi ufukları katmışım ben önüme,
Bırak yüreğimde yalnız seni taşıyayım.
Beceremedim doğrulmayı dizlerimde,
Ellerim uzanacak ellerini arıyor.
Seni sevdiğimi herkestan gizlerimde.
Kalbim sana söylemem için yalvarıyor.
....
“Fethedilmemiş kaleler arıyorum” dedi adam, kız;üzgündü...
“Gidecek misin?” dedi.
Adam dönüp bakmadı bile, gözü başka ufuklardaydı.
....
Kolay olmamıştı kız için, yeni bir fatihi kabullenmek. Sonuna kadar da direnmişti, sakın kolay teslim oldu sanılmasın. Sonuna kadar, sonuna kadar...
Son burca da bayrağını dikene kadar savaşmıştı adam. Aynı zamana denk gelirdi bu ardını dönmesiyle.
“Bir zafer çığlığından daha uzun olmalıydı zaferin mutluluğu” diye düşündü kız.
“Bu sefer nereye?” diye sordu.
Cevapladı adam, “Bilmem... Zoruna, en zoruna...En benim olmazmış gibi görünenine...”
“Rüzgar nereye atarsa. Gönlüm nereye konarsa... Sonra bir başkasına ve bir başkasına...”
“Ta ki karanlığım bütün gök yüzünü kaplasın. Ta ki gökler çaresizliğime ağlasın; hiçbir yerde duramayışıma, hiçbir zaferi son sanamayışıma...”
Sustu kız, hep sustuğu gibi. Susmak son durağıydı. Susmak en büyük isyanıydı. Sustu ve önünden çekildi adamın. İlk ve sonsuz adımlarını attılar aynı zamanda; biri susmaya, biri de bitmeyen arayışına...
Bazen çiseleyen
Bazen damlayan
Bazen de boşalan yagmurun
Her damlasının içinde sen.
Yere düşürken senin sesin oluyorlar kulagımda.
-Korkuyorum!
Yıldırımın tirek ışıgında irkilip,
Gök gürültüsünde daha da sokulman
Dile gelişiydi.
-Korkuyorum!
Simsiyah gökyüzünün içinden
Yıldırımların gölge yaptıgı
Pırıl pırıl damlaların içinde sen.
Sesin panjurumda bir yagmur tıkırtısı...
Kulagım dışarıda
Sen kulagımda
Gögüsümden uzakta...
Korkmuyorum...
Hiç bir şey korkutamaz beni yokluğun kadar.
Yağmurdan korkmam, şimşekten ve karanlıktan da. Yalnızlıktan bile korkmam, sensiz olmaktan korktuğum kadar. Eğer bir şeye benzetmek gerekirse olmama ihtimalinin verdiği korkuyu, küçücük bir kutuda kapalı ve nefessiz kalmaya benzetebilirim.
Penceremin önünde dışarıyı izliyorum,
Az kaldı günün ışımasına,
Havada geceden kalma bir serinlik var.
Camları pusluyor nefesim.
İsmini yazıyorum cama,
Pusun ardından dolunayı görüyorum.
Puslar ve ismin ay ışığında rengarenk.
Canım sıkılıyor yine,seni özlüyorum.
Bir damla vuruyor camıma.
Sonra bir tane daha ve bir tane daha.
Bir hışırtı kaplıyor sessizliği.
Canım sıkılıyor,yağmur sıkılmıyor.
Canım sıkılıyor,yağmurlar dinmiyor.
Aynı yere binlerce damla düşürüyor yağmur sıkılmadan.
Canım sıkılıyor,seni özlüyorum canım.
thesakal
HANİ ZAMANSIZ YAĞAR YA BİR YAĞMUR,
TANELERİ HANÇERLERDE BAĞRINI BİR GÜLÜN.
GÜL FERYAT ETMEZMİ O ZAMAN TOPRAK;
TOPRAK NERDESİN?
VE YILDIRIM VURUR YA CİĞERİNE KOCA SELVİNİN,
AĞAÇ İNLER,AĞAÇ AĞLAMAZMI?
YAPRAK;YAPRAK NERDESİN?
HANİ BİR MAHKUM VAR YA..
YAŞANMAMIŞ SEVGİ GÜNÜNÜN DÜŞÜNE SIĞINAN.
SEVGİNİN BİRKAÇ SAATİNİ ARAMAZMI?
SEMMM!!! CANIM NERDESİN?
URGAN BOYNUNDA NE ÇARE CAN ÇOKTAN ÇIKMIŞTIR.
CELLAT AĞLAMAZMI SON NEFESE;
YANAŞ NERDESİN?
thesakal
UNUTMA BEN SENİ SEVİYORUM
Seni sevmek ne kadar günahsa,
Kaderimdir seviyorum.
Ve sevapsa çektiğim acılar;
Acılarımı seviyorum.
Yasak duygular hapsedilmiyor,
Kelepçelenmiyor zindanlara.
Zindanlarda mahkumsa sensizlik ;
Sensizliği seviyorum.
Kupkuru bir dal şimdi sarıldığım,
Dokunsan kırılacak belki.
Üzülme kırılsa da düşeceğim;
Bataklığı seviyorum.
Belki rüya sevgim sana, belkide hayal,
Ama bana gerçek.
Yalan da olsa, gülümseyerek;
Ağlamayı seviyorum.
Suç hırçın kalbiminse sadece,
Hiç mi günahı yoktu gözlerinin....?
Aşk ta ihanetse eğer,
İhanetimi seviyorum.
Senden gizlemekti belki doğrusu,
Allahı'ın da bildiğini.
Bağışla sevgim sığmadı yüreğime;
Unutma ben,
seni seviyorum....
thesakal
MÜMKÜN MÜ ?
Bir yanardağa diyorsun ki
Lav saçmadan
Etrafı yakmadan yan.
Bir arslana diyorsun ki
Sessizce kükre,
Bir kasırgaya diyorsun ki;
Yavaş es.
Bir çağlayana diyorsun ki;
Köpürme,
Bir güneşe diyorsun ki ;
Işık saçmadan,
Kimseye sezdirmeden doğ.
Sen bana diyorsun ki;
Öpme,
Sevme beni,
Mümkün mü ?
MÜMKÜN MÜ AŞKIM?...
thesakal
Sevdim mi seni?
Evet sevdim .Delicesine...
Rüyalardan mutluluklar çaldım
Benliğimden bile gizlercesine...
Güzelliğine , büyüne tutuldum
Sonsuzluğu sezercesine...
Aklımda hep sen varsın
Yüreğimde hep sen
Ne kadar sevdiğimi bir bilsen...
Sevdim mi seni?
Evet sevdim .Uçarcasına...
Göçmen bir kuştum
Sıcak diyarlara uçarcasına...
Eşsiz limanına demirledim gönlümü
Çılgın fırtınalardan kaçarcasına...
Gülyüzüne bakakaldım
Güneşe bakarcasına...
Güneşimsin, yüreğimsin, sevdiğim,
Binlerce yıllık özlemimsin
Asırlardır beklediğim...
thesakal
BELKİ
BELKİ SANA SUSAMIŞLIĞIMI ANLADIM,
BİR ÇAĞLAYANIN YANINDA SERİNLERKEN,
UZUN BİR YOLDAN GELDİM YORGUN VE!
İÇEMEM DOYA DOYA,
BİLİYORUM.
YİNE DE DUDAĞIMI UZATTIM;
USULCA,
HANİ OLMAZ YA
BELKİ....
SENİ ÖZLEMİŞLİĞİMİ ANLADIM,
AKSİNİ GÖRÜNCE SU ZERRECİKLERİNDE,
ARADAN ÇOK YILLAR GEÇTİ,
DÖNEMEM GERİYE,
BİLİYORUM.
YİNE DE GÖZLERİMİ HAPSETTİM MAZİYE,
BİR UMUTLA,
HANİ OLMAZ YA,
BELKİ...
SENİ SEVMİŞLİĞİMİ ANLADIM
İKİ ÇİÇEKTEN BİRİNİ SOLMUŞ GÖRÜNCE,
GÜNEŞE,SUYA,ISIYA MUHTAÇ.
HAYAT DALGIN BİR MAVİDE KİLİTLENMİŞ,
BİLİYORUM.
BİR ÇIKAGELSEN DE,
CANSIZA BİR CAN,
YAŞASA....
HANİ OLMAZ YA,
BELKİ....
thesakal
MUTLULUK
Uzanabileceğim gibi,
Tutabileceğim gibi,
Sarılabileceğim...
Bir ışık hüzmesi Dehlizlerde,
Gözlerimde, Koşabileceğim....
Bazende yanıbaşımda,
Hastalığım, Gölgelerim,
Savurabileceğim...
Bir çiçekte saklı, Dikeninde,
Toprağında, Koklayabileceğim...
Ufuklarda kümülenmiş,
Yapayalnız, Bulut,yıldız,
Seyredebileceğim...
Ağaçlarda asılı,
Yasak bir meyvede,
Koparıp, Isırabileceğim...
Sevdiğime kilitlenmiş,
Göğsünde, Dudaklarında,
Öpebileceğim...
Mutluluk uzak değil,
Hep gözlerinde,
Hissediyorum,
Bir adım önde...
thesakal
Kimsesiz kalmışım artık,gölgesiz akşamlarda mehtabı arıyorum;
Ne çare, o mehtap sevdiğimin nurlardan da pak göğsünde saklanıyor
Gecelerde tükenmiş şualar,"kimbilir belki.." diye yalvarıyorum
Ayaklarımda prangalar, ona yürümek günbegün yasaklanıyor.
thesakal
ahada burası da çettürü çüttürü oldu. şehitler ölmez :)))
ne zamandır Allah rahmet eylesın dileği özre girer oldu yav... Allah Allah:)) MERHUMUN RUHUNAAA........
AKŞAM ÇHAT CAMIINDE OKUTULACAK MEVLİDİ ŞERİFE TEŞRIF BUYURMANIZ RECA OLUNUR
MERHUMUN YAKIN DOSTU:)))
hüznü sevmedıgımı bılmenden mıdır nedır bakan gözlerındeKİ gözbebeklerinin büyümesi tomurcukların uykuya yatışındakı can
olma var olma sevdası ise bır taraftan bakan gözlerınde inadına inadına bakamama cesaretınle göz içi guluşlerındeki munis şefkat ve bıraz da keskınlığin en guselıyle kaçtın yüregımın görünmez rengıne... ne dıyem kii gözün gözüme kaçarken yutkunan yüreğimde yüreğin..BAŞKÖŞEDE
Doğruları yalanlarla anlattığım,
Göğüs kafesimin içinde bir yerde,
Bir şiir dünyam var benim.
Dünyadan çıkar orda yaşarım,
Onda ısınır,onda doyarım,
onda tadarım sevgiyi,
Acıları,kederi onda unutur,
Unuturum kendimi,çektiklerimi,
Bir şiir dünyam var benim,
Göğüs kafesimin içinde bir yerde,
Penceresi insanlara açılır doğrudan,
Duvarları toz pembe,
Loş değil ışıkları aydınlık alabildiğine.
Kendimi alıp kaçırdığım,
İçine hapsettiğim gardiyansız bir zindan.
Hiç çıkmasam diye dua ettiğim;
Bir şiir dünyam var benim,
Göğüs kafesimin içinde bir yerde.
thesakal
donan gecelerın ket vurma vaktınde en zorun üşümekten öte 'senı sevıyorum ve senı asla unutmayacağım'demen bu kör sogukta daha da üşütüyor benı. neden...senmısın sebeb benmıyım. ben senın duygu kanatlarına bağlamışken umudumu kör gozune parmagın der gıbı' senı unutmam mumkun deil değişin bu kusursuzlukların bana gore olmadıgını anlatıyor ve bu benı senden sogutuyor.sen olmadık zamanda olmadık bır anda kanatlarıma bır pıtlık vurup umutlarıma gölge duşurme. içinde koklayabıldıgın bır yurek doyasıya alabıldıgın usanmacasına verebıldıgın bır sevgı açılabıldıgın umutları taşıyamadıktan sonra yalan ruhlarda mısafır olmak bendekı ruha garıp gelır.al kusursuzluklar senın olsun.ben kusurlu sevdalı ve hep mahzun çocuk kalayım
Seninle mutlu oldum
Elini tuttum, sarıldım, kokladım, öptüm
Neyi paylaşmadım ki seninle
İlk sevgiyi, aşkı, özlemi, hasreti, kıskançlığı, bencilliği
Seninleyken bile seni özlemeyi öğrendim
Emanetiydin sanki tanrının bana
Vazgeçmedim, sevdim, direndim, savaştım, bekledim...
İçimdeki sana aşıktım sadece sana,
Yalnız ama yalnız sen vardın hayatımda
O kadar güçsüz hissediyorum ki sensiz kendimi
Rahat nefes almıyordu vücudum sensiz
Umudumu hiç kaybetmedim, sanki benimmişsin gibi
Muhtaçtım sana sanki, seni istiyordum
Yaşadığım en güzel günler seninle geçti
Anılarımızla yaşadım, yaşıyorum
Geçmişte yaşadığımız her şeyi, hep çok aradım
Beraber geçirdiğimiz günleri sakladığını hiç unutmadım
Uzun uzun sana geldiğim yollar hep kısa geliyordu bana
Rahatlamıştı artık deli yüreğim
Yaşamayı seviyordum çünkü seni seviyordum
Üzülüyordum, sen yoktun, düşünemiyordum başkasıyla seni
Rakının beni bu kadar efkarlandırdığını ilk defa görmüştüm
Eskisi gibi mutlu, senli, sevinçli olmayı bir çok şeye değişebilirdim
Kaderimizin bu olduğuna hiç inanmamıştım zaten
Leke bırakmıştın kalbimde, temizlemek istemediğim
İlk aşkımdın, unutamadım, son aşkım olmanı istedim
Niye bu kadar kıskandılar ki bizi, sevgimizi, aşkımızı, mutluluğumuzu
İnsanları tanıdıkça seni daha çok sevdim.,
Ben Seni sevdim, seni seviyorum, ve ölene kadar da seni sevmek
istiyorum!
O HEP VARDI
Bir lokma ekmeğin henüz,
Bitmeden daha sancılı feryatları,
Dünü, bugünü anlayamadan,
Ufkuna dizilen,
Umutsuz yarınların kelepçeleri
Beni dizlerime çökerten,
Yüreğimde nöbetleşen sarsıntılar
O an kollarıma kilitlenen,
İşte yine o;
O, hep vardı.
O herşeyim.
Yatağımda yastığım,
Açlığımda tokluğum,
O sevdiğimdi.
Düştüğümde takatim,
Yaşamada amacım,
O benimdi.
Dünyada bedenim,
Ecelde, kabrim,
O, sevdiğim
O, canımmmm
O, semimmmmm
kundak ile kefen arası yaşamımızın kaç tane trenını kaçırdık bugune kadar.kaçımız bunu bılebıldık ve kaçımız trenlerın ardından bakakaldık. yaşanmışlıklarımızın ardından yaşanmamışlıklarımıza hayıflandık. kaçtene ahların eyvahların tane tane anlatıldıgı hep neden'O'yada 'BU'dedıgımız bazen ise'BILMIYORUM'ları cankurtaran yapıp kendımızı aklayıp koklayıp pamuklarla ısıttıgımız duşuncelerımız oldu.kararlarımız belkıde kaçırdıgımız trenlerı gosteremeyecek kadar uzaktan belkıde gostermeyecek kadar keskın ve kapalı ve adresını soramayacak kadar hızlıydı.yaşamak yaşanılarak mı ogrenılırdı yaşadıkçamı?ne farkı vardıki. yaşadıkça ogrenseydık hayatımızda hata şansımızı sıfırlardık.
enınden boyundan onunden arkadından verdıgımız hayatımızın fırelerı olan kaçırmışlıklarımızı hata yapanın bır daha hata yapma şansı olmamalı dıyen keskın dıllıgımızı yanımızda dolandırıken hala hatalarımızı sevmemız zamanın bızden evvel ılerlemısıne sebeb oldu...içimizden gelen seslere sağır dınlıyıcıler seçtık. nasıl duymalarını saglayabılırdık
ki.sagır olduklarını farkettıgımızde kopruler kurmaya çalıştık.bazen elıne gozune bulaştırıp oturuverdık aşagıya bazen gayretımızın altında ezılırverdık gecenın gunduzle el verıp nobetleşmesı gıbı hayatımızın koprulerını geçmek zorunda kaldık el ısteyıp.ne saglam oldu koprulerımız nede genış. ıncecık kararlar uzerınde yurudu hayatımız. koprulerı yıktıgımızda ya pişmanlıkları agırladık yada elımden gelenı yaptım duygusuyla rahatladık. etrafımızda kım olursa olsun ne olursa olsun buyuk hendeklerden geçmelıydık.sozkonusu olan bızım hayatımızdı içimızden gelen sesler sapa yollara soksada bızı kaçırsakta trenlerı darlaştırsakta koprulerı BİZ varsak ve hala nıyetlıysek yolculuga çıkmaya .. bakmalı
İSTASYON YERINDE MI?
Seni görmek var hayallerimde.
Amaçsız yaşanmış bir hayatın
en güzel durağıydı seni tanımak..
özlemlerimsin vede hayallerim..
Sen benimsin bende senin
Unutma !
ya seçeceğin bir yolvardır ya yoktur..
sen benim yolumu seç..
orada hep dostluk,sevgi,mutluluk bulunur..
Buz gibi bir ekranda sıcak bir merhabaydın sen, en gerçekten daha gerçektin. Rotasini, klavyeye dokunan parmaklarımızın çizdiği yolculukta aynı durakta karşılaştık biz . Sıcacık bir merhabaydın sen buz bir ekranda . Yalnızdık, yolu yok yalnızdık, bir sekilde yalnız. Gerçek yaşam içindeki sanallığımızdan kaçıp, sanal yaşamdaki gerçekliğe soyunmamışmıydık cebimizdeki yalnızlık ağırlaşınca. Sonra çıplaklığımıza kelimelerimizi giyinmemişmiydik ! Açıp tüm gizlerimizin önünü, istediğimizce özgür, dilediğimizce deli, yaşayamadığımızca çocuk, inandığımızca kendimiz, nasıl aktık birbirimize zaman içinde, kol bulmuş nehirler gibi. Söylenememiş biriktirdiklerimizi, kırılmış umutlarımızı, bedeli ödenmiş vakitlerimizin bıraktığı fermanı , yitirdiklerimizi sormadık mı, anlatmadık mı birbirimize güvenerek! En gülünmeyecek şeylere bile gülmedik mi çocuklar gibi, Bir masalin içinde kahkahalarla, haytaca, tüm günün ciddiliğini fırlatıp bir kenara! Olabildiğimizce özgür, kırabildiğimizce rahat, umursamazca katı, tüm öfkemizle, yığılan isyanlarımızın hırsını çıkarmadık mı birbirimizden, başka bir hayattan toplayıp getirdiğimiz nefretlerimizle sessiz harflerde avaz avaz bağırmadık mı? Vurgulardaki samimiyete sığınıp , bir dost göğsü hasretiyle kelimelerimize yaslanmadık mı, sarılmadık mı birbirimize soğuk gecelerin siyah yalnızlığında , ağlamadık mı harf harf !... Yağmuru yağdırdık birlikte, güneşi doğdurduk, ayrı mevsimlerde aynı mevsimin soğuğunda üşüdük , sıcağında ısındık , paylaştık biz. Herhangi bir günün yorgun akşamında dudağımıza değmeyen bir fincan cayın tadını bildik,birbirimizin sigarasını yaktık, ayrı koltuklarda yan yana oturduk, paylaştık biz. Dost ziyaretlerine gittik, alışveriş yaptık, saatleri durmuş zamanlarda sokaklarda gezdik, bilmediğimiz yerlerin uykusuz evlerinde uyuduk, uyandık birbirimize rüyalarımızı anlattık, paylaştık biz. En gerçekten daha gerçektik. Kelimeler yetersiz kaldığında ekranı bir kağıt parçası gibi buruşturup bir kenara atmayı, daha yakında olabilmeyi de istedik. işte birtanem bizim beraberliğimizde böyle başlamıştı ve devam edecek olan bu güzel anılarımızı paylaşmayı istedim.SENİ ÇOK SEVİYORUM HERŞEYİMM
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp , geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok yorgun olan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüregin gerçek sahibiydin. Şimdi kış ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Gökyüzüne tutkundum, gökyüzü sensiz, seni de gökyüzsüz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüsün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.Sevdim işte ötesi yok...
Duru bir suya baktığımda
eğer tertemiz yüreğin
yansıyorsa gözlerime,
BEN SENİ SEVİYORUM.
Aramadığın sormadığın
zamanlarda, eğer yüreğimde
inceden bir sızı duyuyorsam
SENİ ÖZLÜYORUM.
Her şarkıda, her şiirde
ve okuduğum kitabın tüm
satırlarında seni yaşıyorsam
SENİ ÖNEMSİYORUM.
Ve uğrunda vazgeçebileceğim
mutluluğumken, düşünmeden
feda edebiliyorsam
SEN BENİM İÇİN ÖZELSİN...
Yetmiyor,
Uzaktan yollanan buseler.
En ateşlisi bakışların
Hayallerin çırpınışı göz göre,göre
Gözüme toprağını sürsünler,
Elime saçından kelepçeler...
Göğsünde mezarımı kazsınlar,
Beni sana mıhlasınlar,
Beni sende öldürsünler.
Bitmiyor,
Sensizliğin kahrolası saatleri.
Yoluna yüzüm sürülsün,
Aşkım kanımla yazılsın yapraklarına;
En güzelini bahar çiçeklerinin ve
Sende al kokla,
Öpüver, oku ağla benim peşimden;
Ve, ve bitsin artık birtanem,
Bu özlem, bu hasret,
YAĞMUR SABAHLARI
Yaramazlık Alşlah vergisi çocukluğumun,
Babamı hatırlıyorum.
Peşim sıra koştuğunu sevgisinin arkasından,
Kulaklarımı çekişi, o kalın parmakları ile...
Yaptığı nasihatlar,
Bir türkünün nakaratı gibiydi.
Her defasında kirli yanaklarımı öpüşü,
Cennet kokulu dudaklarıyla....
Farkedememişim meğer saçlarında,
İklimlerin gezindiğini.
Ama o hep gizlerdi benden,
Kışların soğuklarını,
Gecenin ürkütücü karanlıklarını.
Hatırlıyorum Masmaviydi hırkası annem örmüştü,
Ne kadar uyumuşumdur o mavili göğsünde.
Bir baba nasıl anlatılır mısralarda bilmem ama,
Bir baba nasıl öpülür bilirim.
Nasıl atılır insan boynuna bilirim.
Nasıl seyredilir uzaktan bilirim.
Saçlarımı okşayan elini hatırlıyorum,
O tarifsiz anı hatırlıyorum.
O hasmım da değildi, hısmım da,
Benim değil canım da...
O sadece;
Yağmur sabahlarında,
Dalından kopmuş,
Kimsesiz bir yaprağın Ümitsizce aradığıydı;
O, babamdı...
O, dudaklarımın arasındaki hayattı,nefesti...
O, gözlerimi yağmur sabahlarına hapseden bir kafesti
Yine ağlatmayın beni ne olur,
Biliyorsunuz işte,
O, BABAMDI....
thesakal
Sen canım değilsin..!
Sana canımsın diyemem..!!
Çünkü ben canımı önemsemem...
Tek gerçek var ki..:
Sen ; benim için canımdan da ötesin,
Sen ; tek sevdiğim, tek aşkım, bir tanemsin...
Kısacası sen ;
HERŞEYİMSİN.........
YAŞAMA SEVİNCİ !!
Hayatta bu kadar mutlu olmayı gerektiren şeyler varken
Üzülmek niye, kendimize eziyet çektirmek niye
Bir düşünün sizi mutlu edebilecek ne kadar çok şey var
Bir bebeğin gülüşü, sevdiğiniz insanın sizi sımsıkı sarması
Annenizin şefkatli kucağı
Daha yüzlerce küçük olay sizi mutlu edebiliyor
Hayatı sevin, her dakikanızı, her saniyenizi doya Doya yaşayın
Çünkü hayat ulaşılmak istenen bir yoldur ve
Bu yolun uzunluğu hiç bilinmez , siz bu yolda ilerlersiniz
Karşınıza bir engel çıkar , siz bu engeli aşıp
Yolkunuza devam edersiniz,
Yada, bu engeli aşamazsınız
Ve bu sizin yolunuzun sonu olur yani ÖLÜM
Hayatınızın anlamını, ölümden dönen bir insana sorun
Yada ölmeyi bekleyen
Yaşamdan hiçbir umudu olmayan bir insana sorun
O zaman düşünün !! ,Değer mi üzülmeye
Bu güzelim hayatı doya doya yaşamak varken
Artık üzülmeyi bırakın ve GÜLÜN !!!!
GECELERİN SENDEN SONRASI
Gökyüzünde iki yıldız belirir,
Nikahlanır güneşlerin şehadetiyle.
Güneşler çalınır,
Bulutlar dans eder şimşeklerle,
Beyaz gelinlik giydirilir sabahlara,
Ve hazırlanır gerdeğe,
Bir bilsen neler yaşanır,
Sensiz girdiğim akşamlarda.
Bilsen senli ve sensiz
Ama hep vardı benim için,
Masallar, hayaller ve sen,
Ve benim için,
Gecelerin yalnızca ve yalnızcai
Hep senden sonrası.....
Sensizliğe ağlamak sadece bana düşer sanırdım oysa,
Gecelerime bestelenen hüzün yaşları var gözlerinde.
Ölsem bile şefkatli kollarında o an uyanırdım oysa;
Başucuma dikilen aşkın mezar taşları var gözlerinde.
Tutunacak dal aradaım,doğruldum bu en son mecalimle,
Kalbimde bir çok çiçek ektim sevgine, kendi elimle.
Bana "korkma" diyorsun,nasıl korkmam söyle biçare halimle;
Beni günlerce yakan cehennem ateşleri var sözlerinde.
thesakal
gözlerin bana yabancı dedi.. aldırmadı.rengi gusel bakışı uzun, kaçışı muzur, göz dalışlarında arayan tavrıyla ondan uzak ona bakışı.meraklı yaklaşımlarında ki her geliş onda bır tebessum dağı kurdu.Belkıde tebessum eden yuzuydu onu ısıtan.kendını ondan sakladı.yok ettı dudağını,yok etti dilini.
kelimeler buldu ona baglantı kuran,kurmadığı konuşmadığı her vakıt konuşturmak ısteyışınde ınatla bakışının yumuşayan yuz ıfadesıydi bırden çözulen .. en hoşuna gıden buydu onun .. toplasan elli kelıme etmezdı aylardır konuştukları.. oysa bakışlardakı dili çoktan çzömuşlerdı..ıkısıde bılırken o dılı anlamaya nıyetlı gorunmeyen yıne bakılandı. gozlerı guselın bakışı uzunun kaçışı muzurun bılmek öğrenmek ve konuşmak isteyenın konuşturmak ısteyenın ıstediği içinden geçen bır sesti.. ruhuna bakmak isteyen bakışı uzun olandı.oysa bakılana gore en ıyısı kaybetmeden sahıp olmamaktı.. var olmadan yok saymak en guselıydı. anlatmak ıstediğ bu olsada bakışı uzuna gözleri gusele sevıyordu o vakıtleri..sevdadan saymadan kendını.
Çok şeyler katmalısın hayata kendinden, benim için... ve kendin için tabii...
Artık lâflar yetmiyor değirmenini döndürmeye sevginin.
Önce hüzünleri kurutmalısın sayfalar arasında, kaçıncı sayfada olduklarını asla bilmemeliyiz...
Ve... gülücükler takılmalı hayat okyanusundan bıraktığın ağlara... kucaklar dolusu...
Uzağımdaysan, uzaklıkları yakın etmelisin ayrılığa inat!
Üstüne üstüne yürümelisin zamanın.
Gözlerin gecem olmalı, saçların rüzgar; hesabını yapmamalıyız mesafelerle ayların...
Kilometreler kapı önü olmalı, kış ortasında kapıma getirmelisin gülüşünle baharı...
Aylar saatteki yelkovan, seninle yakalamalıyım uzayan sabahları...
Yakınımdaysan, en yakını aramalısın!
Yüreğimin kuytularında iç savaşlar çıkarmalısın.
Ben bıkmalıyım mutluluklardan.
İnadına tebessüm olmalısın.
Sen düşüncelerimin bordasında vazgeçilmezim olmalısın...
Sen... sevgilimsen eğer yanımda olmalısın benimle olmalısın içimde olmalısın...
Ben seni sende yaşamalıyım sevgili, sevgiliysek eğer...
"Gel" dediğimde gelmelisin kutuplarda da olsan...
"Gel" dediğimde "hayır" demesini bilmelisin küsmeme aldırmadan...
yine de kızamamalıyım sana.
Çok şeyler istiyorsam senden yine de sen bilmelisin sunacaklarını.
Belki bazen bir tebessüm,
Belki ufak bir not,
Belki elinden gelenin en fazlası...
Seni verdiklerinle değil, onlarsız da sevmeliyim..!
Hayat kısa sevgili, hayat sürprizlerle dolu.
Bana gül bahçesi vaad etmemelisin papatyayla yetiniyorsam...
Ve.. yüreğimi yormamalısın dinlenmek istiyorsam...
Ben seni sende yaşamalıyım sevgili...
Bilmeliyim içini, yüreğini...
Ne duyuyorsan, ne yaşıyorsan olduğu gibi...
Sevinçlerini sevincim bilmeliyim.
Hüzünlerine ortak olmalıyım.
Korkularında yanında olmalıyım, korkuları birlikte yenmeliyiz...
Her şeyinle benim olmalısın...
Harikalıklarınla olduğu kadar günahlarınla yanlışlarınla...
Her olumsuzluğa birlikte kanat germeliyiz,
Sen, ben istemeden yanımda olmalısın..!
Mutluluklar türetmeliyiz ufak şeylerden...
Balıkçının oltasındaki balıktan, parktaki çocuğa kâğıt helvanın yaşattığı mutluluktan ya da telefondaki bir "alo"dan...
Ufak şeylerden büyük mutluluklar çıkarmalıyız.
Senin tebessümün beni güldürmeli, benim hüznüm seni üzmeli...
Yürekten olmalısın..!
Aylık yaşamıma girmelisin olur olmadık.
Hatta haftalık, günlük...
Beni yine de sensiz bırakmalısın yanımda olduğun ölçüde.
Özlemeliyim seni tüm yoğunluğunla...
Saatlerin, günlerin hesabını yapmalıyım.
Yokluğun kangren gibi kemirmeli içimi...
Ama...
O ölçüyü sen bilmelisin...
Özlemim tavındayken varlığınla ödüllendirmelisin,
hani derler ya; "kendini özlet ama unutturma",
özlemler sevdayı güçlendirir bilirim...
Ben seni sende yaşamalıyım sevgili...
Günlük hayatında nasılsan öyle olmalısın benimleyken...
Yaptığım yemeği beğenmediysen yemeyebilirsin (bunu bana tüm şirinliğinle söylemelisin ki sana kızamamalıyım).
Ve... sen de bana kızmamalısın seninle futbol maçlarını izlemiyorsam, sevemedim bir türlü...
ama belki bazı önemli maçlarda eşlik edebilirim sana ne dersin, senin için...
Birbirimizi olduğumuz gibi kabullenmeliyiz...
Diş macunu tüpünü ortadan sıkıyorsan ya da ne bileyim...
tüm giysilerini ortalığa dağıtıyorsan bunları da bilmeliyim...
Bir virüs gibi girmelisin içime.
Ne senle olmalıyım ne de sensiz...
Gazetelerde senin burcunu okumalıyım benimkinden önce bir görevmiş gibi...
Sonra yorumlar yapmalıyım falların üzerine...
Bakla fallarında her şeyi sana yormalıyım...
Ve... ben de senin vazgeçilmezin olmalıyım.
Beni olduğum gibi kabul etmelisin.
Ben buyum, böyleyim...
Beni böyle sevmelisin...
Hırçınsam, kıpır kıpırsam (ki yüreğim kıpırtılarla dolu)
bir o kadar da durgunum belki.
Sen beni çözmelisin...
Beynimin labirentinde çıkış yolunu bilmelisin...
Beni her şeyimle bütünlemelisin...
Ben seni sende yaşamalıyım sevgili...
Cesur olmalısın!
Yürekten olmalısın!
Gözlerimdeki toroslara tek nefeste çıkmalısın!
Gözlerimdeki okyanusa düşünmeden dalmalısın!
Sen hayatımda tek yörüngem olmalısın!
Sensiz olmamalı sevgili...!
Hiçbir fedakarlık istemiyorum senden...
Olduğun gibi olmalısın. Nasılsan öyle! Doğal, sıradan...
Farklı olmaya çalışmamalısın...
Ve... bütün bunları kendin olmakla yapmalısın. Sen olmakla...
Nasılsan öyle sevmeliyim seni.
Öyle sevdirmelisin kendini.
Ben seni sende yaşamak istiyorum sevgili...
Sunduklarınla, sunmaya çalıştıklarınla,
olmaya çalıştığın farklılıklarla değil.
Duygularınla doğal,
Yüreğinle doğal,
yaşamınla doğal yanlarınla...
Zaten olduğun gibi kabulümsen, her şey peşi sıra gelir.
Kendin olmakla başarırsın her şeyi...
Ve... senin kabulünsem olduğum gibi,
tüm savaşlara hazırım yaşam boyunca...
SENİ SEVİYORUM....
Seni seviyorum,çünkü,
Her sabah kalktığımda
Yaşamak için tek neden,sen varsın
Fakat seni sevmek için binlerce nedenim var.
Seni seviyorum,çünkü,
Bu siyah beyaz dunyada tek renk sensin,
Bir ressamin fırçasından çıkmış gibi.
Ama alalade bir renk değil,
Gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk.
Seni seviyorum,çünkü,
Bu soğuk günde içimi ısıtan bir esinti gibisin.
Hafiften esiyorsun,iliklerime işleyerek.
Sonra da kaybolup gidiyorsun,
Daha nereden geldiğini anlayamadan.
Seni seviyorum,çünkü,
Seni sevmekten baska bir şey gelmiyor içimden.
O kadar doğalki bu duygu
Ruhumun derinliklerinde,
Sanki doğduğumdan beri var.
Sadece ortaya çıkmak için seni bekliyordu.
Seni seviyorum,çünkü,
Sensiz bir yaşamı artık düşünemiyorum.
Sensiz bu kuru dunyada yaşamaktansa,
Ölümün soğuk nefesini öpmeyi
Bir daha hiç seni görmemektense
Hayata arkami dönmeyi tercih ederim.
Seni seviyorum,çünkü,
Ne zaman bir aşk şiiri duysam,
Misralardan sen akıyorsun.
Ne zaman eski bir şarkı gelse kulağıma,
Gitar telleri arasından süzülen notalar,
Seni getiriyor bana.
Seni seviyorum,çünkü,
Sen hep benimlesin.
Gözümü kapatmam yeterli seni görmem için.
Tatli narin tenini...
Seni seviyorum,çünkü,
Belki de ilk defa bir kadının kokusu beni
çılgına çeviriyor
Seni seviyorum,çünkü,
Gözlerinin içindeki binlerce yıldız,
Gecenin karanlığını delip geçiyor.
Bana bakarken kendimi yıldızlara tepeden
bakıyor gibi hissediyorum.
Seni seviyorum,çünkü,
Benliğim sana ait.
Sen onu buruşturup çöpe de atabilirsin,
Kalbine yakın bir yere de koyabilirsin.
Tanrim!
O kalbine yakın sıcak yerde olmak istiyorum.
Seni seviyorum,çünkü,
Sen sensin. Ama sen beni
Ben olduğum için seviyor musun?
Onu kim bilir.
Seni seviyorum,çünkü,
Seni sevmeyi seviyorum.
Seni koklamayi seviyorum.
Sana dokunmayi seviyorum.
Seni seviyorum,çünkü,
Saçların ellerimin arasından kayıp giderken,
Dünyadaki cenneti bulmuş gibiyim.
Bir an elimde tutuyorum o cenneti.
Bir an sonra belki de
Tamamen ellerimden kayıp gitmiş olacak.
Seni seviyorum,çünkü,
İçimde bir umut var.
Bu şiiri belki başucuna koyarsın.
Kimbilir belki yanına da kırmızı bir gül...
Seni seviyorum,
SENİ İSTİYORUM...ŞİMDİ!
Hiçbir duygumu ertelemedim ben.
Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım.
SONRA DİYE BİR ŞEYİN OLMADIĞINI BİLİYORUM ÇÜNKÜ.
Hep yarına dair hayaller kurmak,
gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil.
Aşk zamana meydan okur ama sen karşı koyamazsın zamana.
Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği.
Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru.
Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar? Cesur olmak gerekmez mi bir
sevdayı yaşamak, bir sevdayı büyütmek için?
Kaç gece yalnız geçti hesaplasana...
Kaç gece bir günü düşünerek geçti.
Neler yapabilirdik, neler yaşayabilirdik düşünsene...
Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle.
SEVİŞMEKTEN YORGUN DÜŞMÜŞ BEDENİNİ ÖPÜCÜKLERLE YENİ GÜNE HAZIRLAYABİLİRDİM. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün.
Bu kentin her yerinde, herkesin içinde el ele dolaşabilirdik.
Girmediğimiz sokak kalmazdı.
Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni.
Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik.
Sonra bir filme gider, bir kitap okur; denize bakar günbatımını
izleyebilirdik.
Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı.
Özlerdik birbirimizi delicesine.
Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık.
Yaşayamadığımız o bir saatin acısını çıkarmak için.
Peki biz ne yaptık? Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece
uzaktan bakmakla yetindik.
HER AN AŞKI YAŞAMAK VARKEN, HER GÜN BİRBİRİMİZİ YENİDEN
KEŞFETMEK VARKEN, BU YOLDA BİRER KAŞİF OLMAK VARKEN SÜRGÜNLERİ
YAŞAMAYA MAHKUM ETTİK BİRBİRİMİZİ.
Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık.
SANA HUZUR VAADETMİYORUM.
Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun en koyu, en deli sözcüsüyüm.
Onlar adına konuşuyorum. Yarını olmayan zamanlarda hiçbirşeyi düşünmeden
erimek adına konuşuyorum.
Gözlerinin içine bakıp 'SENİ SEVİYORUM' demek istiyorum. Aşkın
akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar
gitmek istiyorum.
SENİ İSTİYORUM EY YAR! CAN'ıma bir can daha katmak için, ruhumun
yalnızlığına, yüreğimin acısına son vermek için, daha mavi bir
deniz, daha mavi bir gökyüzü, daha mavi bir sevda için.
SENİ İSTİYORUM, yarın, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yıl
değil....ŞİMDİ!!!!!!.
çocuklugumun hayallerını unuttum.çocuklarıma anlatacak ii insan timsali kötülerin iileri yenemediği iilerin her daim kazandıgı dogrulugun dürüstlüğün ekmek gibi su gıbı şarsız koşulsuz sunulması gerektirdiğini savaşların hep ii tarafın kazandıgı masallar anlatamıyorum.hayal gucumun aklım kadar guçlu oldugundan emın deılım. onlar ermış kerevetıne bız çıkalım muradına deyıp masalın mistık havasını esti ruzgar yagdı yagmur deyıp bozan bır agzım var.çocuklarım bu kadar tarafımdan ii anlatılamayacak masallara layık deil.onların gelecekte torunlarına anlatabıleceklerı bır hamınnelerı yok.. tavan beşiğinde buyumuş bır annelerı olmasına ragmen onların agladıgında kendılıgınden sallanan otokoltukları oldu.böle buyuyen bır çocuga sız gelın güliverın seruvenlerını keloglanın padışahın kızını kaleden nasıl kurtardıgını devın 7 başını nasıl kestıgını anlatın... nafıle.. masalların gökten ınen elmaları vardı eskıden herkes payını alır hayalınde kırmızı yeşil şekerlı şekersız elma ıkramını kabul ederdı.deışen eşya ıle bırlıkte deışen ınsan ıhtıyacı arasında masallarımızın gokten ınen elmaları ezılıp marmelat yapıldı.sahı siz hıç masallardan duşen 3 elma reçelı yedınızmı?.ben yemedım .. belkıde yakında kurutulmuş 3 elma reçeli yıyebılırız.hayal gucumu çalıştırsam olacak.. çalışmalıyım bu işi kıvıracaga benzıyorum ben.
duşunun markete gıdıp efem benım hayalımın kurutulmuş 3 elmasını kerevetın şoklanmış ama pişirilmemış halını muradın ıse dondurulmuş halını alabılımrımıyım dıye soruyorsunuz!sıze hemen servıs yapıyolarmış. fresh usulü hayaller yanında kerevetı muradı ve 3 elması promosyon.buyuk şirketler bunu hayalmı edemıyorlar ne? her urunun hazırı varsa benım hayalımın hazırı nıye olmasınki?
bedevadan fıkır valla.. buyuk şirket sahıplerı bence bunu dıkkate almamlılar.bu edısonun ampulu bulmasından daha parlak bence. soruyolar işinız nedır. HAYAL muhendısıyım..oooooo ne gusel... işiniz? HAYAL fabrıkam var .. ohh ne ala.
benım hayallerımın ne muhendıse ne fabrıkatöre ıhtıyacı olmadıgına emınım .. ama ya çocuklarımın hayallerının olmamasının suçu ne kırmızı başlıklı kısın ne farelı köyun kavalcısının ne keloglanın kel oluşunun nede nasrettın hocanın eşegının suçu.suç kendısını hayallerıyle bırarada tutamayıp hırsının egosunun bencıllıgının ve sadece altbeyın kullanıcılarının suçu. ulaşamayacgım absürt hayallerım olmadıgı için şukretsem mi yoksa kurabıldıgım hayallerımın hududunu ii bılıp hayalaklımın 90 dan yukarısı cezaya maruzdur kuralına uydugumamı şukretsem?
bir dınazorun gelecegı bır yumurtada saklıysa gelecegınız hayallerınızde saklıdırsanırım şu yazıyı yazmanın vakti geldi
HAYALLERE BASMAK YASAKTIR!
bu sayfanın bu kadar arka planda olmasına kalbim elvermedi yaf
birde burdaki şiirleri alıp başka netlerde yayınlıyorlar haberiniz olsun özellikle editöre sesleniyorum
Bence bu konuda gerek editorun gerekse senin fazla yapabilecek bir şeyi yok...
Bu forumun herkesin rahatlıkla girip çıktıgı bir yer oldugunu biliyorsun....
Keske benim yazdıklarımda baska bir yerlerde yayınlansaydı...
Ne guzel işte..
Bu konuda ticari bir kaygın yok ise o zaman üzülmek yerine sevinmeli, kızmak yerine övunmelisin...
Ancak senin adınla degil baskaları şiirlerine sahip çıkarak yazıyor ise o zaman baska netler dedigin yerlerin adresini yaz oraya bir çıkartma düzenleyelim...
bakmaya kalksak o kadar çok şiir sitesi varki hepsine tek tek çok zor ama bir şiirim kalbim.nette yayınlanmış sadece sonu değiştirilmiş ve yazanın adı yok. heee bu arada değiştirmeden yayınlasalar ve altındada benim imzam olsa inan gurur duyardım birde hiç ticari bakımdanda bir endişem yok bu şiirler benim yüreğimden kopup gelen biricik aşkıma sevdiğime canımaaa SEM ime yazdığım şiirlerim:) hiç kimsenin bunları çalmaya hakkı yok dimi ama.
abi birilerinin buraya bişiiler yazabilmesi için ya duygusal mevsımınde olup uygu moleküllerini taşoyamamaktan kaynaklanan bir dolum taşımı yaşaması yada senin aşık olduğun gii aşık olması gerekiyor..
lem senın aşkın eskidi .. hadi yeni aşk yeni iş yenı bir sevda lazım diyerek bir aşk ve ardından dökeceğin kelimelerle dansını yap...
ölecen hala tek aşkla idare ediyon:)))