İlkokul 5.sınıfta resim dersinde öğretmen "Çocuklar konu hayvan resimleri. İstediğiniz gibi çizin bakayım" dedi. 10 dakika sonra küçük Ahmet el
kaldırdı. Öğretmen yanına geldi. Resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu. Çocuğun bu sinekten korktuğunu zanneden öğretmen eliyle sineği kovaladı ama sinek hiç hareket etmedi. Biraz daha dikkatli bakınca da sineğin gerçek olmadığını farketti. Bu bir sinek resmiydi. Ögretmen şaşkınlıkla sordu:
- Sen mi yaptın oğlum bu resmi?
- Evet ögretmenim.
- Peki bir de at resmi yap bakayım.
Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizdi ki, at sanki kağıttan fırlayıp çıkacak. O kadar canlı. Şaşıran ögretmen heyecanla konuştu;
- Yavrum beni hemen babana götür. Sen müthiş bir yeteneksin. Burada harcanmaman gerekir.Derhal güzel sanatlara transfer olman lazım. Babanla konuşmalıyım.
Son dersten sonra Ahmetle beraber yola koyuldular. Dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler. İçerde yatakta, dizlerini karnına çekmiş, uzerinde yorganı bir adam yatıyordu. Ögretmen konuşmaya başladı:
- Geçmiş olsun efendim.
- Teşekkürler.
- Ben oğlunuzun...
- Allah kahretsin oğlumu.
- Aman böyle söylemeyin, yaptığı resimler...
- Yerin dibine batsın resimleri.
- Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun...
- Yeteneğine başlatmayın şimdi.
- Peki ne oldu? Niçin böyle kızgınsınız oğlunuza?
- Ne olacak. Dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. Bu eşşoğlu sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş.
- Komiser beni hemen tutuklayın.
- Neden?
- Karıma beş el ateş ettim.
- Öldü mü?
- Hayır, ıskaladım.
- Peki o zaman niye tutuklayayım?
- Peşimden geliyor.
- Doktor bey seks sorunlarım var benim.
- Anlatın lütfen.
- Bakın her sabah saat 5:00 gibi karım hafifçe öperek uyandırır. Saat 7:00 ye kadar çılgınlar gibi sevişiriz.
- Hımmmmm. Anlıyorum.
- Hayır anlamıyorsunuz. Sonra banliyöde oturduğumuz için trene biner şehre giderim. Trende bir kız arkadaşım var. Özel kompartman tuttum şehre gidene kadar onunla sevişiriz.
- Hımmmmm. Anlıyorum.
- Hayır anlamıyorsunuz. İşe vardığımda daha mesai başlamamış olur ama sekreterim beni hazır bekler. Odamda herkes gelene kadar sevişiriz.
- Hımmmmm. Anlıyorum.
- Hayır anlamıyorsunuz. Öğlen saatlerinde metresimin evine giderim en az iki saat sevişiriz.
- Hımmmmm. Anlıyorum.
- Hayır anlamıyorsunuz. Akşamüstleri çok çekici bir bayan olan patronum çağırır ve mesai sonuna kadar onla sevişiriz.
- Hımmmmm. Anlıyorum.
- Hayır gene anlamadınız. Sonra eve dönerim. Karım mutlaka yemekten önce sevişmek ister.
- Peki sorununuz ne be kardeşim?
- Mastürbasyon yapınca acıyor doktor bey.
Gunun birinde Istanbul'da sarisinin biri hayattan o kadar bezmiski
kendini bogazin soguk sularina birakarak hayatina son vermeye
kararvermis.Bogazici koprusunden gecerken arabasini durdurmus,bariyerlere
cikmis ve titreyerek az sonra kendisini bu cekilmez hayattan kurtaracak
olan sulara baka baka aglarken yanina genc ve yakisikli bir genc gelmis.
Genc ona acimis ve sarisinin ellerini tutup "Bak, yasaman icin cok
neden var.Yarin sabah gemim Amerika'ya gitmek uzere demir alacak.Eger
istersen, seni de caktirmadan gemiye alip saklayabilirim. Sana hem yemek
getiririm hem de sana cok iyi bakarim." demis.
Sarisin bakmis kaybedecek bir sey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni bir
baslangic yaparim umuduyla denizcinin teklifini kabul etmis.O aksam
denizci genc onu gemiye almis ve filikalardan birine saklamis.Her gece
sarisina uc sandvic ve bir meyve getiriyormus, sonra da sabaha kadar
sevisiyorlarmis.
Bir kac gun sonra, kaptan rutin kontrolleri sirasinda sarisina rastlamis.
Orada ne aradigini sormus.
Sarisin da "Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlastim. O bana hergun
yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sagliyor.Ben de onun benimle
sevismesine izin veriyorum."demis.
Kaptan, "Senilesevistigi kesin kucuk hanim" demis,
"Ama bu Kadikoy-Besiktas vapuru".
:))))
Adamın teki havaya leblebi fırlatıp ağzı ile tutuyormuş. Tam o sırada karısı çarpınca leblebi kulağına kaçmış. Ne yaptılarsa çıkartamamışlar. Tam doktora gitmek için kapıdan çıkarlarken kapı çalmış kızları ile kızlarının erkek arkadaşı gelmişler. Durumu görünce ne oldu diye sormuşlar. Kızın annesi olayı anlatınca kızın erkek arkadaşı ben çıkartırım demiş. Çıkart demişler. Çocuk iki parmağını adamın burnuna sokup şimdi hızla nefes vermeye çalışın demiş
adam hınklayınca basınç yapan kulak leblebiyi dışarı fırlatmış.
Tabii ki sevinmişler. Oğlan gidince kız babasına dönüp ''ne zeki çocuk değil mi? Ne olmak istiyor biliyor musun?'' demiş.
Adam sinirli sinirli ''parmağının kokusuna bakılırsa damadımız olmak istiyor herhalde'' demiş.
Üç mühendislik öğrenci konuşuyorlarmış. Yaradanın mühendis olması konusunda hem fikir olmalarına karşın, uzmanlık dalı konusunda anlaşamıyorlarmış.
- Mutlaka makina mühendisi olmalı. demiş birincisi.Şu eklemlerimize baksanıza!!
İkincisi;
-kesinlikle elektronikçi, sinir sistemimizdeki şu elektriksel bağlantılara bakın.
Üçüncüsü;
- Saçmalamayın. diye girmiş lafa. Zevk merkezinin tam ortasından pis su atık tesisatını geçirebilmeyi bir inşaat mühendisi haricinde kimse akıl edemez.
Çivi çakarken, çekicin vurma sesinden rahatsız oldukları için, elini çivinin üstüne koyan elektrik ve elektronik mühendisleri, yukarıdaki tanımlamalarda, kapsam dışı tutulmuştur...
ISTANBUL DA 8 SIDDETINDE DEPREM BEKLENIYOR, MARMARA ANA FAY HATTI TEK PARÇA KIRILACAK...
Ciddi bir gazetede çikan bu baslikli yazi üzerine biraz da meslegim ile olan ilgisinden dolayi sizlere bazi açiklamalar yapma geregini duydum.
Herseyden önce su tesbitle baslamak gerekiyor ki bir depremin kesin olarak ne zaman olacagi konusunda bu güne kadar elde edilmis hiç bir bulgu ve yöntem mevcut degildir. Hatta bu konu bilim adamlarini öylesine umutsuzluga düsürmüstür ki Japonya da bilim adamlari artik bu konu üzerine calismanin gereksizligine bile karar verip deprem ile ilgili çalismalarini diger alanlara yönlendirmislerdir. Nedeni ise depremin ne zaman olacagi konusunda degerlendirilmesi gereken gözlem ve bulgularin akil almaz derecede çoklugu ve bunlarin birbirileri ile olan ilgilerinin insan DNA sindan daha karmasik bir yapi sergilemesi. Depremin tahminen ne kadar bir zaman dilimi içinde olacagi konusu ise son yillarda hiç yoktan iyidir mantigi çercevesinde degerlendirilmekte olan bir arastirma sekli olup tarihsel depremlerin tekrarlanma periyotlarindan faydalanilarak yapilmaktadir. Bu da yanal atimli faylar üzerinde biraz daha tutarli sonuç vermesi beklenen GPS (Global positioning systems) kullanilarak tektonik plakalarin yillik yer degistirmeleri ölçülmekte ve bu plakalarin kirik tabakalari üzerinde yarattigi stres ve dolayisi ile biriken muhtemel atim mesafesi bulunarak kirik tabakalarin kayma boyu hesaplanmakta ve olabilecek depremin siddeti konusunda öngörüde bulunulmaktadir. Bu ölçümlere göre Kuzey Anadolu Fay hatti her yil 2 cm bir birine ters yöne kaymaktadir. Unutmayalim ki bu da
yüzlerce tahmin metodu içinde kullanabilecegimiz medotlardan sadece birisidir. Ancak en geçerli yani ise tarihsel depremler ile olan iliskisi hesaplanarak yapilan tahminlerin biraz daha istatistiki sonuçlara
dayandirilmasidir. Ancak yine de tek basina geçerli bir yöntem degildir.
Öte yandan 17 Agustos 1999 depremi ile ilgili bazi gerçekler basinda ve bilim çevrelerinde yeterince tartisilmamistir. Bunlarin basinda ise Avcilarda meydana gelen hasar ve yikimlardir. Bu konu Avcilarin çürük oldugu iddia edilen zeminine baglanmis ve konu tamamen Istanbul da hangi bölge daha iyi hangi bölge daha kötü zemine sahip tartismasina dönüsmüs ve inanilmaz bir spekülasyona neden olmustur. Simdi sizlerden ricam önünüze bir Marmara haritasi ile bir pergel alip pergelin bir ucunu Gölcük üzerine koyup diger ucunuda Avcilar üzerinden geçirerek genis bir daire çizmeniz ve bu muazzam alani gözlemlemenizdir. Göreceksiniz ki depremin merkezine çok yakin olan Gebze, Çayirova, Pendik hatta Kartal gibi dolgu zemin üzerinde bulunan bölgelerde hemen hemen hiçbir sey olmazken Gölcüge çok uzak bir mesafede olan Avcilar da 880 kisiyi öldüren yikimlar hatta Yesilköy, Sefaköy,
Büyükçekmece, Selimpasa, Çorlu, gibi bölgelerde önemli bina hasarlari meydana gelmistir. Bunu sadece Avcilarin zeminin bozuklugu ile izah edebilmek imkansizdir. Pergelinizin çizdigi alan içerisinde kalan binlerce kilometrekarelik alan içerisinde sadece Avcilarin bozuk zemine sahip olmasindan dolayi yikima ugradigini iddia etmek mantikli bir düsünce sekli de degildir. Tüm Istanbul sahilleri boyunca Bakirköy-Yesilköy dahil hiçbir bina yikilmaz iken nasil oluyorda sadece Avcilarda binalar yikilmistir. Hatta Yesilköy de tamamen dere yatagi üzerine kurulu olan Gazeteci Sait Kestel sokakta zemin sivilasmasi dedigimiz olaydan dolayi binalar agir hasar görmüs ancak yine de hiç bir bina yikilmamistir.
Yine 12 kasim 1999 Düzce depreminde Avcilar da(Yesilköy Gazeteci Sait Kestel Sokak dahil) yüzlerce agir ve orta hasarli bina mevcut iken neden bu çok bozuk zeminler bu ikinci depremden hemen hemen hiç etkilenmemis ve üflesen yikilacak türden dedigimiz hiçbir agir hasarli bina yikilmamistir. Bu bulgulari üst üste koydugunuzda 17 Agustos 1999 günü Adapazari -Gölcük(Adalar güneyi hariç) Adalar-Avcilar Büyükçekmece eksenli çok büyük depremin oldugu asikardir. Ben 30 Ekim 1983 de Yedek Subay olarak görev
yaptigim 6.9 luk Horasan depreminin merkez üstünde bulunan biriydim ve Bahçesehirde hissettigim depremin siddeti Horasan da hissettigimden çok daha fazla idi.
Bu konuda Horasan tecrübemden de faydalanarak depremin 5-6 kilometrelik bir alan içerisinde oldugunu tahmin ettim ve tahminim Avcilari gördükten sonra da dogru çikti. Adalar güneyi hariç diyorum çünkü bu bölge en son 1894 depremi ile kaymistir. Tüm bunlara 1912 Ganos Sarköy-Tekirdag depremini de eklersek Marmara denizinde eksik kalan tüm noktalar en azindan yeniden 250-300 yillik bir süreçte tekrarlanacak sekilde (belki Büyükçekmece-Tekirdag hariç)yerine oturumustur. Burada üzerinde durulmasi gereken önemli nokta 17 Agustos 1999 depremi ile 1912 Sarköy depreminin bibirilerine göre hangi noktalarda sonlandigidir. Surasi çok açiktir ki Marmara denizinde beklenen bir deprem bir ihtimal Büyükçekmece ile Tekirdag Çukuru arasinda olacaktir. Bunun da siddetini bilmemiz mümkün degildir çünkü 1999 depremi ile 1912 depreminin sonlandigi noktalar su altindadir. Su altindaki bu kiriklarin ne kadar kaydigi, nereye kadar kaydigi çok önemlidir. Bu bölge 15-20 milyon yildan beri kaymakta dolayisi ile deniz yüzeyinden sadece sismolojik
çalismalar ile bu bilgilerin saglikli bir biçimde elde edilmesi mümkün degildir.
Bunun en geçerli yöntemi ise o kirik boyunca es zamanli olusmus fosil ve toprak tabakalarinin gözlemlenerek kayma miktarlarinin hesaplanmasidir zaten
baska da bir yöntem mevcut degildir.
Buradan su konuya dikkatinizi çekmek istiyorum, Le Suroit gemisinin yaptigi sadece Marmara denizi içerisindeki fayin gerçekten var oldugu ve teorik olarak 8 siddetinde depremler üretebilecegidir. Ancak sunuda gözlemleyebilirizki 8 siddetinde depremlere maruz kalan bir yerlesim alaninda hiçbir tarihi yapi kalmaz. Ayasofya kilisesi, Sultanahmet cami, Süleymaniye cami, Su Kemerleri, Yerebatan sarnici, Kariye Müzesi, Galata Kulesi, Topkapi sarayi,Dolmabahçe
sarayi ve daha yüzlerce tarihi ve görkemli yapi Istanbul da 1500 yil ve sonrasinda dimdik ayakta durmaktadir. Burada yapilmak istenen malesef kendi
okulum olan ITÜ camiasi da dahil bundan inanilmaz bir rant elde etmek ve panik yaratip insanlarin korkulari ile dalga geçmektir. Bunlarin bilim adamligi yabanci
makale ve kitaplari çeviriden öteye gitmez. Hepsinin derdi yurt disindaki konferanslara avantadan katilmak ve televizyonlarda boy göstererek ahkam kesip meshur olmaktir. Ne kadar bilimsel panik yaratirsan o kadar
avanta isler kaparsin. Elbette sagliksiz yapilasmanin önlenmesi, etkili devlet kontrolu ve olasi depreme hazirlanma son derece önemli konulardir ama yapilmak istenen bu olmayip bir takim hocalar kendi yan sirketlerine danismanlik ve arastirma görevi maskesi altinda rant saglamayi hedeflemislerdir. Bir düsünün 1923 te deprem+yanginlar sebebi ile 100.000 kisinin öldügü Tokyo da insanlar bizim gibi panik içerisinde degiller, öyle hepimizin zanettigi gibi çok saglam yapilari da yok. Olsaydi Kobe de bu hasar olmazdi. Fay hatti üzerinde bulunan ve 1906 depremini yasayan San Fransisko ve yine Üsküp, Erivan, Atina ve daha yüzlerce depreme maruz kalmis sehir. Hiçbiri Istanbul kadar panik içerisinde degil. 1999 depreminde fay hattinin içerisinden geçtigi Gölcük de asgari sartlara uyularak yapilan yüzlerce 10-15 katli binalar dimdik ayakta. Yikilanlar ise çok kötü olanlar.
Yine depremin merkez üssü olan Adapazari'nda önemli hasarin nerede ise tamami sadece Çark caddesi üzerinde, nedeni ise isminden malum, bu bölgenin bir dere yatagi üzerinde bulunmasi.
Sonuç olarak sizlere tavsiyem bu bilimsel maske altinda sunulan ve tamamen teorik verilere dayandirilan raporlara fazlaca itimat etmemeniz.
Ben de size Dünya'ya Meteor düsebilir ve önemli hasara hatta hayatin bitmesine sebeb olabilir desem çok mu panige kapilacaksiniz. Le Suroit gemisi ile elde edilen bulgular da sadece bunlardan ibaret. Burada ortaya konulan bilimsel bulgular (teoriler) pratikte hiç bir geçerliligi olmayan palavralardir.Tüm bunlara en iyi kanit 7.4 lük bir depremde hangi tür binalarin ve nerelerin yikildigini gözlemlemeniz. Dolayisi ile Istanbul'un 15-20 km uzagindan geçen bir fay hatti üzerinde bir ihtimal 250 yillik bir periyot içerisinde
olabilecek bir deprem de meydana gelecek hasar Avcilarda gördügünüzden çok ta farkli olmayacak, hatta daha da az olmasini bekleyebilirisiniz. Hepinize korkusuz ancak her zaman önlemlerin elden birakilmadigi iyi günler dilerim.
Bir kadinin uc tane kiz cocugu vardir.Tesadufen ucune de ayni zamanda talip cikar.Tek bir dugunle ucu de evlenir ve yuvadan ucuuup giderler.(Pirrrr diyerekten) Kizlarin hepsi de farkli sehirlere gitmislerdir.
Anneleri, el bebek gul bebek buyuttugu kizlarinin evlilik yasamlarini;ancak ozellikle ask hayatlarini merak etmektedir. Ancak kizlari yatak olaylarini acik acik anlatmaktan cekindikleri icin bir yontem gelistirirler.
Kizlar annelerine, o gunku Hurriyet gazetesinde cikan gazete ilanlarina atifta bulunarak, ask hayatlari hakkinda, e-mail yoluyla bilgi vereceklerdir.
Evliligin birinci haftasinda buyuk kizdan mesaj gelir.Mesajda "RUFFLES" yazmaktadir.Kadin merakla Hurriyet gazetesini alir ve ilana bakar:
"RUFFLES. HEM EGLENCELI, HEM DE DOYURUCU" Kadin cok mutlu olur ve yeniden mesaj beklemeye baslar.
Bir sure sonra ortanca kizindan bir e-mail mesaji gelir.Mesajda "MAXWELL COFFEE" yazmaktadir. Hemen gazeteyi eline alir ve ilani bulur:
"MAXWELL... HER DAMLADA BUYUK ZEVK" Kadin yine cok mutlu olur ve bu kez kucuk kizindan mesaj beklemeye baslar.
Uzun sure mesaj gelmez.kadin tedirgin olur, ama beklemeye devam eder. En sonunda kucuk kizindan da bekledigi mesaj gelir:"BRITISH AIRWAYS" Kadin merak ve heyecanla Hurriyet gazetesini eline alir ve ilani okuduktan sonra dusup bayilir:
"BRITISH AIRWAYS.HAFTADA 7 GUN,GUNDE 3 SEFER... USTELIK HER
TARAFA"
Temel uzun bir sefere çıkmak üzere evden ayrılır. Bunu
fırsat bilen İdris hemen Fadime'nin yanına damlar ve işe koyulurlar. Tam iş üstündeyken seferi iptal edilen Temel eve geri döner. Fadime İdris'i çabucak dolaba
saklar ama Temel üstündeki kıyafetleri çıkartıp asmak için dolabın kapısını açtığında orada çırılçıplak vaziyette İdrisi görür.
''Bu da kimdur Fadime?''
''Temelum bu Japon icadi bir robot . Ev işlerinde bana yardımcı oluyor.''
''Deme yahu iyi benzetmişler insana.''
''Öyledur Temelum çok işe yarayi.''
Fadime mutfağa gidince Temel başlar İdrisin orasını burasını karıştırmaya. Arkada bir delik bulunca da tahrik olup Japon icadını becermeye çalışır ama İdris doğal olarak kendini kasar. Temel zorlar, İdris kasar...
İşi böyle beceremeyeceğini anlayan Temel gider içerden matkabı alır. Tam deliği genişletmek için matkabı çalıştırınca İdris mekanik bir ses ile konuşmaya başlar:
''TIKKAT TIKKAT, ARUZA GİDERİLMİŞTUR, LÜTFEN TEKRAR DENEYUNUZ...ARUZA GİDERİLMİŞTUR, LÜTFEN TEKRAR DENEYUNUZ...''
Bu bir kadının haklı olduğunu bildiğini ancak canı daha fazla tartışmak istemediğini gösteren bir sözcüktür. İyi sözcüğünü bir kadının nasıl göründüğünü anlatmak için asla kullanmayın aksi takdirde yeni bir tartışmayı başlatırsınız.
2. "Beş dakika"
Bu kadınına göre değişmekle beraber en azından yarım saat demektir. Sadece sizin maç izlemenizi engelleyerek kapı önünde hazır beklemeniz amacı ile süre kısa gösterilir.
3. "Hiçbirşey"
Hiçbirşey mutlaka birşeyler bozuk demektir. Neyin var sorusuna hiçbirşey diyen kadın en kısa sürede sizin içinizi dışınıza çıkaracak bir çatışmayı başlatmak üzeredir. "Hiçbirşey" genellikle "Beş dakika" sürecek ve sonunda "iyi" sözcüğü ile bitecek bir tartışmanın ilk sözcüğüdür.
4. "Devam et" (tek kaş yukarı kalkık)
Bu bir izin değil bir meydan okumadır.Yanlışlıkla izin olarak algılarsanız karşınızdaki kadın bozulacak ve "Hiçbirşey" ile başlayıp "Beş dakika" sürecek ve sonunda "iyi" sözcüğü ile bitecek bir münakaşa başlatacaktır.
5. "Devam et" (normal kaş)
Bu da bir izin değildir. "ben vazgeçiyorum" ya da "canın ne istiyorsa yap umurumuda bile değil" anlamına gelir. gerçek bir beş dakika içerisinde kaş kalkık durumda bir "Devam et" sözcüğünü birkaç dakika içerisinde "Hiçbirşey" sözcüğü takip edecek ve "iyi" sözcüğü ile bittiğini sandığınız "Beş dakikalık" bir konuşma ile münakaşayı bitirecektir.
6. "Yüksek sesli üffff"
Bu aslında bir sözcük değil bir cümledir. Genelde erkekler tarafından yanlış anlaşılır. "Yüksek sesli üffff" sen tam bir aptalsın ve niye seninle vakit kaybediyorum ki ben demektir.
7. "Yumuşak üffff"
Bu da bir sözcük değil bir cümledir. "Yumuşak üffff" genelde erkeklerin anladığı bir şeydir. Karşınızdaki kadın o an için durumdan memnun demektir ve en iyi hareketiniz susarak bu anın mümkün olduğunca uzun sürmesini ummaktan ibarettir.
8. "Oh"
Herhangi bir cümle ile birleşen bir "Oh" bela demektir. Böyle bir cümle ile karşılarsanız yürümeyin koşun ve en yakın çıkışa kaçın. Pencereden eşyalarınızı fırlatırken arkanızdan "iyi" diye bağıracaktır. En az iki gün süre ile yanına yaklamayı denemeyin.
9. "Tamam"
Bu bir kadının sarfedebileceği en tehlikeli sözcüktür. Hiçbirşeyin tamam olmadığını anlatır. Yaptığınız şey için size vereceği cezayı düşünme ve karar verme süresi kullanacağını gösterir.
"Tamam" genelde "iyi" sözcüğü ile birlikte ve yukarı kalkık kaş pozisyonunda "devam et" lafı ile kullanılır. Başınız berbat bir belada demektir.
10. "Lütfen yap"
Bu bir cümle değil emirdir. Karşınızdaki kadın yaptığınız şeyin özrünü kapatacak bahaneyi bulmanızı emretmektedir. Yani diğer bir deyişle başınız daha büyük bir belaya sokma fırsatını tanımaktadır size. Bu durumu doğru bir şekilde çözümlerseniz sonu "Tamam" olmayan bir karşılık almanız gerekir.
11. "Teşekkürler"
Karşınızdaki kadın size teşekkür etmektedir. Altında başka bir anlam aramayınç. Sadece "birşey değil" diye cevap verin.
12. "Çok teşekkürler"
"Teşekkürler" sözcüğünden müthiş farklı bir anlamı vardır. Bir kadın sadece sizi azarlamak için "Çok teşekkürler" der. Genellikle bu sözcüğü "Yüksek sesli üffff" takip eder. Bu onu üzdünüz demektir. Bundan sonra ne oldu diye sorarak durumun devamını sağlamayın sonunda size sadece "Hiçbirşey" diyecektir.
Hayganuş ve Agop 75 ve 80 yaşlarında Feriköy de oturuan bir karı - koca. Bir gün Haygonuş tombul vucudunu koltuktan ayırarak muzip bir eda ile Agop'a dönmüş;
- Zo Agop efendi lakin hatirloorsun evde yalniz kalinca eskiden birşeyler yaparidik. Lakin ben yatak odasina gidoorum.
- Heeee ka yavrus.
Az sonra Hayganus yatak odasından seslenmiş;
- Agop efeeendiiiiiii!! Lakin gelooorsun yoksam şehvetim kaçooor.
- Hiiiiiiii
Biraz daha sonra yine Hayganuş gene seslenmiş;
-Agop efeeendiiiiiiii!! Lakin geldin ,geldin yoksam şehvetim gidoooooooor.
Agop hemen cevabı yapıştırmış;
- E be Hayganuş, sen orada mezar açmiş bekleeeorsun ben burada ölü diriltoooorum.
Amerikada zencinin biri pasaportunu kaybetmiş. Aksilik ya, o gün de Türkiye'ye uçacak. Kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı. Hemen almış yerden, bi bakmış ki Leanardo di Caprio'nun pasaportu. "Ne olursa olsun" demiş ve şansını denemeye karar vermiş, çıkarmış Leonardo'nun fotografını, kendi fotografını yapıştırmış ve uçmuş Türkiye'ye.
Atatürk Hava Limanında geçmiş pasaport polisi Temelin tam karşısına beklemeye başlamış. Temel almış pasaportu, adamın ismine bakmış "Leonardo di Caprio", fotografa bakmış, bir zenci, adama bakmış aynı zenci...
Bir kaç şaşkın bakıştan sonra yandaki masaya seslenmiş,
"Ula İdris, bu Titanik batmiş miydi, yanmiş miydi????"
Rizesporla Orduspor maç yapıyorlarmış.
50. dakikaya kadar hiç gol olmamış.
50. dakikada saha dışından gelen düdük sesini
Maçın bitiş düdüğü sanan Orduspor sahayı terketmiş.
Geri kalan sürede Rizespor da gol atamayınca,
Maç 0-0 bitmiş.
amerikada zencinin biri turkiyeye gelicekmis aksilik bu ya zenci pasaportunu kaybetmis.Kara kara dusunurken yolda bi pasaport bulmus.Pasaportta bizim titanikte oynuyan leonarda caprininmis(ismi tam dogru olmuyabilebilir).Zenci alms pasaportu kendi fotografini yapistirmis.Atlamis ucaga ver elini turkiye.Sinirda yanlislikla bizim temeli sinir sorumlusu yapmislar.Zenci pasaportunu gostermis.Bizim temel biraz pasaporta dikkatli bakip dursuna sormus:'Ula dursun su titanik batmismiydu yanmismiydu?"
İstanbullu entel hatun yeni evlendiği Temele kendi hakkında bilgiler veriyormuş.
- "Bak kocacığım, eğer bir gun işten geldigimde saçlarım soldan ayrılmışsa seninle o gün sevişebilirim, eğer saçımı sağdan ayırmışsam cok
istekliyim demektir iki kere bile olabilir, ama ortadan ayırırsam günüm kötü geçmişdir o gün bana hiç
bir şekilde yaklaşma"
Temel durmuş düşünmüş sonra konuşmuş:
- "Peki karicuğum benim de bazi huylarim var ben de sana onlari söyleyum, bir gün işten celdigimde oturip bir kadeh içersem seninle olmak isteyrum demektur, eğer bir ufak içersem seninle olmayi çok isteyrum demektir, eğer bir buyuk içersem saçina başina bakmam sikerum"
Mikonos Adasının Papaz efendisi pazar vaazında cehenneme gitmemek için işlenmemesi gereken günahları anlatıyormuş....
''Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, zina etmeyeceksin ama en büyük günah oğlancılıktır. Zinhar yapmayacaksınız.''
Yunanlının zaten bu konuda adı çıkmış. Bir nefes alıp devam etmiş papaz efendi;
''Bu günahı zinhar işlemeyin. Eger işlerseniz bilin ki bu günahin kefaretini ödemek için öbür dünyada Sırat Köprüsü var ya, Sırat Köprüsü, işte bu köprüyü geçerken, becerdiğiniz bütün erkekleri sırtınızda karşı tarafa taşıyacaksınız. Ona göre.''
Vaazı dinleyen Todori arkadaşı Yorgonun kulağına egilmiş;
''Yandık ki ne yandık.....Bugüne dek en az yüz erkek becerdim ben, köprüden geçerken sırtımda yüz adamı nasıl taşırım?
Yorgo hemen cevaplar;
''Düşündüğün şeye bak. Ölmeye yakın verirsin birine, binersiniz hep beraber onun sırtına...''
Adamın birinin torunu olmuş.
İlk torun.
Arkadaşları kutlamışlar.
İçlerinden biri sormuş;
- Torunu olmak insanda nasıl bir duygu uyandırıyor?
Adam şöyle bir düşünmüş,
- Valla, demiş.
İki türlü.
İnsan mutlu oluyor, anlatması zor.
Ama, diğer yandan,
Babaanneyle yatma fikri hiç hoş değil....
Temel evlenmiş.
Birkaç ay sonra kasık ağrısından şikayetle bir doktora başvurmuş.
Doktor, muayeneden sonra,
-Düzenli seks önemli demiş. Düzensiz seks bu tür şikayetlere sebep olabiliyor. Seks hayatın nasıl?
Temel,
- Hergün iki üç oluyor. Bazen bir gün ara veriyoruz demiş.
-Hımm, fena değil, ne az ne çok. Pekii, seksten sonra kamışın yanıyor mu? diye sormuş doktor.
Temel biraz duraklamış,
- Bilmem!... demiş, Yakmayı denemedim....
Adam uçakta tesadüfen bir "Afet"in yanına düşmüş.
Bir bakmış kadın "Seks İstatistikleri" isminde bir kitap okuyor.
Fırsatı kaçırır mı?
-Nasıl hamfendi, ilginç bir kitap mı? diye laf atmış.
Kadın kitaptan gözünü ayırıp adama bakmış.
-Evet...Çok ilginç...
Örneğin dünyanın en uzun penisleri Araplarda bulunurmuş.
Polonyalılar ise en kalın penisleriyle ünlüymüş....
-Öyle miii!? demiş adam,
Çok ilginç.....
Bu arada kendimi tanıtmama izin verin.
Benim adım Muhammed Kawalski.....
Temel ile Dursun ayı avına çıkmışlar.
Dursun kulübede beklerken Temel bir ayı aramaya gitmiş.
İri bir ayı bulmuş.
Ateş etmiş fakat öldürememiş.
Yaralı ayı Temel'e hücum etmiş.
Temel silahı filan atıp başlamış kaçmaya.
Ama ayı da hızlı.
Gittikçe yaklaşıyor.
Temel kulübeye ulaşmış, tam açık kapıdan girecek,
ayağı takılmış be boylu boyunca uzanmış.
Ayı hızını alamamış, Temel'i çiğneyerek kulübeye dalmış.
Temel fırladığı gibi kulübenin kapısını kapatmış ve içeriye seslenmiş.
-Dursuuun...Sen bunun derisini yüzedur... Ben başka bir ayı avlamaya gidiyorum.....
Adamın biri ögle yemegini yediği fast food restoranından çıkıyor.
Bir de bakıyor, bir cenaze korteji geçiyor caddeden.
Önde art arda iki cenaze arabası,
Hemen arkasında Pitbul köpeğiyle bir adam,
Onun da arkasında ardarda tek sıra halinde 15-20 kişi
ağır ağır ilerliyorlar.
Manzara tuhafına gidiyor adamın.
Köpeğiyle yürüyen adama yaklaşıyor ve alçak sesle
-Affedersiniz, bu üzüntülü gününüzde sizi rahatsız etmek istemem ama,
merak ettim, cenazeler kim?
Adam kederli bir sesle yanıtlıyor.
-Öndeki sevgili eşim...Köpeğim saldırdı, parçaladı....
Onun arkasındaki sevgili kaynanam,
Köpeğim eşimi parçalarken önlemek istemiş.
Köpeğim onu da parçalamış......
Adam, muzır bir tavırla,
-Öyle mii?.. çok üzüldüm!.. diyor.
Ama, bir iki günlüğüne köpeğini ödünç verebilir misin?
Cenaze sahibi omuzunun üstünden geriye tek sıra yürüyen cemmate bakıyor ve umursamaz bir tavırla mırıldanıyor.
-Geç sıraya.......
Temel yaz tatilinde köye gitmiş.
Amcası Temel sıkılmasın, eğlensin diye
Hergün bir değişik faaliyet düzenliyormuş.
Birgün çay toplamaya gitmişler,
Başka birgün alabalık tutmaya.
Birgün piknik yapmışlar,
birgün denize gitmişler vs....
Günler geçmiş,
Amcada numaralar bitmiş.
Temel de sıkılmaya başlamış.
Amcanın aklına bir fikir gelmiş.
-Temel'ciğim, biliyorum sıkılmaya başladın.
Bak ne diyeceğim....
Kap ordan bir tüfek,
köpekleri de al,
ava git.Biraz atış yaparsın.
Temel'in aklına yamış fikir.
Ertesi sabah köpeklerle birlikte dalmış ormana.
Amca da sürekli Temel'i eğlendirmekten sıkılmış
biraz kafasını dinlemiş o gün.
Temel dönmüş akşam.
Amca sormuş,
-Nasıl, eğlendin mi?
Birşeyler vurdun mu? Yine gider misin?
Temel keyifli cevaplamış.
-Harikaydı,
başka köpek var mı?
Üç baba oturmuş dertleşiyorlar.
Hüseyin bey dertli,
-Sorma birader, çok şaşırdım.
Kızımın çantasını kontrol ediyordum.
Ne görsem beğenirsiniz,
Bir paket sigara!.....
Sigara içtiğini bilmiyordum....
Selami bey daha da dertli,
-Ooo, o da birşey mi?
Benim kızın odasında zulada bir şişe votka bulmuş annesi.
Çok şaşırdım....İçki içtiğini bilmiyordum....
Temel bey atılıyor.
-Yav, sizin şaşkınlığınız
benimkinin yanında birşey mi!...
Geçen gün bizim kızın mantosunun cebinde bir kutu prezervatif buldum.
Çok şaşırdım,
Çükü olduğunu bilmiyordum!......
Adamın biri restauranta girmiş.
Arkasında bir devekuşu.
Geçip bir masaya oturmuşlar.
Garson hemen gelmiş.
-Buyrun efendim, ne alırsınız?
Adam menüye bile bakmadan,
-Kuru fasulye, pilav, salata, bir de ayran..demiş.
Garson devekuşuna dönmüş.
-Siz?...
-Ben de aynı... demiş.
Yemekten sonra garson adisyonu getirmiş.
-Onbeşmilyon altıyüzyimibeşbin üçyüzTL efendim.
Adam elini cebine sokmuş, çıkardığı paraya bakmadan masaya bırakmış
Ve devekuşuyla birlikte çıkmışlar.
Bu birkaçgün böyle devam etmiş.
Birgün yine,
önde adam, arkada devekuşu girmişler restauranta.
-Yine aynı menü mü efendim? diye sormuş garson.
-Yok, demiş adam,
Bugün cumartesi, bir değişiklik yapalım.
Önce bir zeytinyağlı enginar, T bone stake, salad de saison, ve bir kadeh şarap. Sonra da bir kahve içeceğim.
-Garson devekuşuna dönmüş,
-Ya siz?
-Ben de aynısını istiyorum.
Yemekten sonra garson gelmiş.
-Seksendörtmilyon dokuzyüzyirmiyedibin onbeş lira efendim.
Adam yine elini cebine sokmuş, çıakrdığı parayı masaya bırakmış, tam çıkacaken garson atılmış.
-Efendim merak ettim,
Nasıl,bakmadan, cebinizden bu kadar küsüratlı bir parayı çıkarıyorsunuz?
Fiyatları önceden biliyor musunuz?
-Hayır...demiş adam
Hikaye biraz uzun.....
Birgün yolda bir lamba buldum
Temizlemek için ovunca
içinden bir cin çıktı.
İki isteğimi yerine getireceğini söyledi.
Birinci isteğim
Herzaman cebimde tam ihtiyacım kadar param olmasıydı......
-Ahh...çok akıllıca...Ne alırsan al parası hazır. İster bir parça ekmek,ister otomobil ister uçak.....Harika demiş garson,
eeee? ya ikinci isteğiniz?
-İkinci isteğim,
hep yanımda olacak ve hep benim dediğimi yapacak
uzun boyunlu, uzun bacaklı bir piliçdi!!.......
Temel polis olmak için başvurmuş.
Mülakatta komiser sormuş;
-2 kere 2?
-Eee....4!..
-100 ün kare kökü?..
-Eeeooo.....10!..
-Aferin...Pekii..Abdi İpekçi cinayetini kim işledi?
-Iıımmhh....bilmiyorum!..
-Olmadıı...Bunu araştırmanı istiyorum.Öğren ve yarın gel...
Akşam Dursun aramış Temel'i;
-Aloo, Temel meraba...Naaptın? Merak ettim...Kabul edildin mi polisliğe?
-Tabii, üstelik ilk görevimi de verdiler.
Bir cinayet araştırması!....
Adamın biri hapishaneden firar etmiş.
Yiyecek giyecek bulma ümidiyle
Şehirden uzak bir çiftlik evine girmiş.
Bir de bakmış,
Yatakta sevişen bir çift!...
Çekmiş bıçağı,
Kadını yatağa bağlamış.
Erkeği de kalorifer borusuna.
Erkeğin gözü önünde kadının ensesini öpmeye başlamış.
Sonra birden kalkıp banyoya gitmiş.
Erkek heyecenla,
-Sevgilim, demiş,
Bu adam hapishane kaçkını,
Elbisesinden belli..
Muhtemelen katil filandır.
Uzun zamandır da kadın görmemiştir.
Enseni nasıl öptüğünü gördüm.
Aman adama direnme, ne isterse yap.
Kızdırmaya gelmez, ikimizi de öldürür!...
Güçlü ol, seni seviyorum!.....
Kadın gülümseyerek cevap vermiş;
-Beni öpmüyordu ki...
Kulağıma seni çok seksi bulduğunu söylüyordu.
Banyoya vazelin almaya gitti.
Güçlü ol sevgilim,
Ben de seni seviyorum!.....
Temel Basbakanla birlikte Endonezya'ya gider.
Felaket bölgesini gezerken bir gazeteci ona yaklasarak....
- Temel, sizin Karadenizde de böyle tusunami olur mu?
diye sorar.
Temel,
-Valla, der
Tusunami olur mu bilmem ama, bizim Karadeniz'de
"RusunAmi" var,
milleti per perisan ediy...
İki kafadar yolda giderlerken
yerde yatan birini görüyorlar.
Vah yazık! diyorlar, adam çok serhoş,
kendinden geçmiş, yerden kalkamıyor.
İnsaniyet namına evine götürelim bari.
Zorla yerden kaldırıyorlar,
bir taksi çevirip biniyorlar zor bela.
Adamın evinin kapısında indiriyorlar adamı.
Adam ayakta duramıyor.
Koltuğuna giriyorlar adamın iki yandan,
adamın ayakları yerlerde sürünerek,
evin kapısını çalıyorlar.
İçeriden kadın sesleniyor
-Kim o?....
-Biz, diyorlar,insanlık adına eşinizi eve getirdik.
Kadın kapıyı açıyor ve basıyor çığlığı;
-Eee....tekerlekli sandalyesi nerede?!!......
Bir Amerikalı
Bir Fransız ve
Bizim Temel
Oturmuş sohbet ediyorlar.
Amerikalı bir ara diyor ki
-Bizim Empire State Building' in yüksekliği 321 metre....
Diğerleri hemen itiraz ediyorlar. Rakam çok abartılı
o kadar yükesk değil filan.
Epeyce tartıştıktan sonra Amerikalı kabul ediyor.
-Tamam diyor 320 metre olsun.
Bu kez Fransız atlıyor,
-Bizim Eifel kulesinin yüksekliği 98 metre....
Hemen tabii diğerleri itiraz ediyor.
Epeyce tartıştıktan sonra Fransız yelkenleri indiriyor
-Peki 97 metre olsun.....
Bu kez temel konuşuyor..
-Bizde kadınlar ağzından doğurur....
Hoppalaa diyor diğerleri, sen de amma abarttın yani....
Bir süre tartışıyorlar ve sonunda temel kabul ediyor
-Peki, madem bu kadar ısrar ediyorsunuz,
bir metre aşağısı olsun........
İşini yeni kurmuş.
Bir büro kiralamış.
İçini de lüks mobilyalarla döşemiş.
İlk gün ofiste otururken bakmış bir adam kapıdan giriyor.
Hemen telefona uzanmış almış kulağına
Başlamış büyük projelerden, milyon dolarlık ihalelerden
toplantılardan, iş yoğunluğundan
bir sürü palavra sıralamış.
Maksat gelen müşteride iyi imaj bırakmak.
Neden sonra konuşmasını bitirip ahizeyi yerine koymuş
Adama dönmüş,
-Evet efendim hoş geldiniz.
Kusura bakmayın beklettim sizi
malum işler yoğun, telefon susmuyor.
Size nasıl yardımcı olabilirim?....
Adam mahçup gülümsemiş.
-Telefonlarınızı bağlamaya gelmiştimde........