| Öyküler - 3June 25 2003 at 3:05 AM | hamstercik (Login hamstercik) from IP address 195.175.134.121 |
| Bilg babamın (anadolu lisesini kazandıktan sonra baba demeye başlamıştım) zürih ve avrupa maceralarını okudum dün söyle bir...
yine sırıta sırıta ekrana bakakaldım...
babacım seyehatnamelerin yok mu artık?
hani herkes tatilde olabilir de ben daha gidemedim...
cep telefonu,bilgisayar,radyolu kasetçalarla bütünleştim...odamdan çıkmıyorum.arada bir annem su falan getiriyo...
şööle güzelinden öyküler bekliyorum forumun üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi geliyor bana...
anca bilmem kimin pozisyonları yok bilmem kimin garip ve bir o kadar da bitmeyen tükenmeyen(maksimum 6-7 oluyo bitiveriyo aslında!!!)fıkraları ile geçinip duruyoruz.bunda benim hiç mi suçum yok.elbet var.
ama geç kalmadığımı düşünüyorum..
tatilde bile olsanız en azından bir şekilde 30 dk girip yazılanlar hakında ufak yorumlar bile yapılsa ortaya eğlenceli şeyler çıkıyor.(ki önceki sayfalarda bunu örnekleri vardır...)daha 6. sınıfa giden ufak bi çocukken geldim bu forumlara(o zaman tnn deydik).aradan 4 sene geçti.ben nete giremez oldum,yazılanları anca sayfa açıp offline olup,word doc. olarak sakladım,boş kalınca okuyabildim.ne yorum yapabildim ne kendi düşüncelerimi yazabilme vaktim oldu...
bir şeyler yapmanın zamanı geldi de geçiyor...
mgk abimle darbe bile yapacaktık ilerde...
bu uyuşuklukla zor yaparız abi...
haydi bismillah... |
| | Author | Reply | bilmemkim (Login azunicorn) 195.87.86.197 | salak | June 25 2003, 12:44 PM |
o maximum 6-7 olanlar burada bitmeyecek tükenmeyecek hevesiyle yazılmış değil... burada 0'da bile kalabilir.... ölü toprağı serpilmiş foruma bayat fıkralar (bitmiyor tükenmiyorlar malesef-insan neslinin mizah konusunda yaratıcılığı çoktan bitmiş tükenmiş)olarak katkıda bulunmak üzere yollanılıyorlar... |
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.134.35 | .... | June 26 2003, 2:54 AM |
siz kimsiniz de bana salak diye direkt olarak hakaret edebiliyorsunuz?daha önce en ufak bir şekilde konuştuğumuzu hatırlamıyorum...insanda biraz saygı olmadıkça işte yakındığım durumlara düşüyor forumumuz...
bilmiyorum, belki benden çok daha önce sanal alemde bir şekilde forumlarda katılımcı olarak bulunuyordunuz...belki de siz de tnn den buraya kaçma gereksinimi duydunuz...
ama şunu biliniz ki yaklaşımınız kabul edilemez derecede yanlıştır...
mizah olsun diye yapılmış olabilir,ben sadece hoşlanmadığımı bir şekilde belirttim bitmez tükenmez başlıkları için...siz en iyisi eski icq dan alıntılara, ne biliyim öykülere, pazartesi sendromlarına, hayvanlar alemine bir bakın...belki oralarda da yazılarınız vardı,bilmiyorum,fakat bildiğim bir şey var ki onlar şu anki yaklaşımların çoğundan daha yaratıcı,daha emek harcanarak yazılmış,daha eğlenceli şeylerdi...
ben burada herkes gibi(sizin gibi) sadece düşüncelerimi belirtiyorum...ve bunu yaparken de asla tanıdığım/tanımadığım kimseye hakaret etmiyorum,edenleri kınıyorum...kim olursa olsun bu...
herşeyden önce burada herkesin bir birey, bir insan olduğunu unutmadan hareket etmelisiniz!
bakın bunları yazarken siz diye hitap ediyorum çünkü sizi tanımıyorum...aynı şekilde sizin de beni tanımadığınızı düşünüyorum...durum buyken bana neye dayanarak(hangi samimiyete?) "salak" diyebiliyorsunuz?
başta da dediğim gibi bu yüzden işte artık forumlarımızdan hoşlanamıyorum... |
| takoz (Login takoz) 213.153.164.224 | len Hamstercik | June 26 2003, 3:14 PM |
Sen anlaşılan azu"delisini daha ignore etmemişsin ,ben ilk mesajda çizdim kendini 
Hani len ! tel.imi aldın takoz abim diye kaydettindi Ankara"da,hayvanat bahçesinde..
İnsan bi arar olm unutmuşuz senin tel ini almayı,kafamızın iyiliğine ver.
Alınma forumlardaki dallamalara,gel sen zaman zaman beraber dürtelim. |
| miata (Login hepsialinmis) 212.98.209.66 | hamstercik | June 26 2003, 6:47 PM |
hala büyümedin mi sen?
biri sana ne derse, aslında kendine der öğrenemedin mi?
şu forumdan alacağın güzel şeyleri aldın, gerisinin koca koca adamların/kadınların masturbasyon alanı olduğunu hala anlamadın mı?
boku çıktı diye aylar önce bıraktım gittim, 2 saat önce girdim sıcağın rehavetinden, neler oluyor bi bakiim diye.. muhabbete katılırım diye.. ama taslar hamamlar hala aynı. taslar iyice paslanmış sadece. millet bıkıp usanmadan, üstelik beceriksizce show peşinde hala.. seyredeğer iyi bişey çıksa canım yanmayacak. hakkını verecem ama baksana terbiyesizin adı bile deli olmuş. ulan delilere ayıp be.
|
|  Bilg (Login paksu) 213.153.153.191 | Aldırma be hamstercik. | June 26 2003, 7:39 PM |
Bak sen istedin diye bikaç öykü bile yazacam. Umarım daha önce yazmamışımdır. İhtiyarlık unutturuyor adama.
Müdür Bey
Babam elimden tutup kapıdan içeri soktu beni. Hafif tedirginliğim vardı elbet ama orası da bir okuldu altı üstü.
Taşınmıştık. Ankara Samanpazarındaki idam meydanı manzaralı evimizi nankörcesine terk edip Bahçelievlere yani şehrin öbür ucuna gitmiştik. Öyle olunca ortaokul bir ve ikinci sınıfları okuduğum güzelim Anafartalar Lisesini de terk etmem gerekmişti.
Bu Anafartalar Lisesi ilginç bir okuldu halbuki. Aynı sıralarda sabahları kız öğrenciler öğleden sonra ise erkek öğrenciler okurdu. Dolayısı ile hiç görmediğimiz kızlardan hiç görmedikleri erkeklere yazılmış mektuplar öğlen eğlencelerimiz olurdu. Sıraların altındaki rafların dibine bir kalem etrafında dürülerek yuvarlatıldıkları belli mektuplar saklanır olmuştu. Nedendir bilmem ama en az on sırada ayrı ayrı bulunan mektuplara gene ayrı ayrı cevap yazmakta benim görevim olmuştu.
Sonunda hafif karışık bir okuldan karma karışık bir başka okula, Cumhuriyet Lisesine, geçiş yapıyordum ve eğer mektup yazacaksam buradaki mektuplar ‘’real on time’’ mantığı ile müşteri bulacaktı çünkü kız – erkek karışıktı yeni okulum.
Ben bunları düşünürken biz kapıdan içeri girip yürümeye başlamıştık bile. Babam önüne çıkan adama kayıt için geldik dedi. Suratı asık bir hademeydi. Küçümser bir bakış atmaya bile tenezzül etmeden konuştu.
- Kayıtlar doldu. Kimseyi almıyoruz.
- Ben bir müdür beyle konuşsam.
- Beyim sabahtan beri belki yirmi kişi geldi konuştu daha bir kişi bile kaydetmedik.
- Olsun ben şansımı deneyeyim yinede. Nerelidir müdür bey?
- Tokatlı.
- Hay Allah. Keşke doğulu olsaymış.
- Nerelisin sen beyim?
- Elazığ.
- Söylesene beyim daha önceden. Hemşehri sayılırız. Ben de Malatyalıyım. Gel seni götüreyim müdür beyin yanına.
- Hay Allah razı olsun.
Ben şaşkın şaşkın ileride çok işime yarayacak bir hemşehri muhabbeti dinlemekteyim. Adam emin bir tavırla önümüze düştü. İkinci kata çıktık ve üzerinde müdür yazan bir kapıyı tıkladık. Ses gelmedi ama tıklamak yeterli bir eylem olmalı ki adamcağız kapıyı açıp bizi içeri soktu. Arkamızdan o da girip herhalde iki laf edecekti ama müdür bey adama fırsat bırakmadı bile;
- Oooo 612 Orhan hangi rüzgar attı seni buraya?
Babamın hafif bir şaşkınlık geçirdiğini hatırlıyorum. Önce 612 sayısının ne anlam ifade ettiğini hatırlamaya çalıştı, sonra karşısındaki tıknaz adamın kim olduğunu çıkartmak için hafızasını zorladı, en sonunda her hatırlamayan adamın yaptığı gibi son derece hatırlamış bir pozda müdür beyin yanına gidip elini sıktı. Allahtan müdür bey masasının önünde oturan adama babamı nerden tanıdığını anlatmaya başlamıştı da bu komedi uzun sürmedi.
- Orhan benim liseden arkadaşım. Daha doğrusu onlar bizden bir sene küçüktü Sivas Lisesinde.
Babamda bir rahatlama sezdim ama genede muhatabının adını bile hatırlayamamak canını sıkıyor olmalıydı ki koltukta oturan adam imdadına yetişti.
- Müdür bey sizin hafızanıza şaşmamak mümkün değil. Orhan bey biz müdür beyle bundan onbeş yıl önce bir toplantıda topu topu bir kere görüşmüştük ama daha kapıdan girerken adımla soyadımla hatırladı beni. Siz liseden sonra görüştünüz değil mi?
- Yok efendim bir daha hiç görüşmedik.
- İnanılmaz bir hafıza vallahi.
İşte o hafıza dört yıl boyunca beni bir gölge gibi takip etti. Her pazartesi bayrak töreni sırasında kürsüden o hafta sonu Kızılayda rastladığı öğrencilerin azarlamasını yaparken arada bir bana döner;
- İkibinaltıyüzotuzyediiiiiiii. Orhanın oğluuuuuuu. Ben konuşurken kıpırdamaaaa. Binerim gelirsem beynineeeeeeeee.
Diye hatırımı sormadan edemezdi.
Sonra başlardı tekrar Kızılayda gördüğü öğrencileri haşlamaya;
- 617 Mefharet hanımın kızıııııı. Ne işin vardı senin Kızılaydaaaaaa? 996 Vecdi beyin oğluuuuuu. Senide gördüüüüüüümmmm. Sigara içiyordunnnnnnnn deyyuuussss. Sende beni görmüş olmalısınkiiiiiii döndüğümde yoktuuuuuuunnnnn. Bi daha görürseeeemmm disiplindesin hergeleeeeeeee.
Vecdi beyin oğlu ile Mefharet hanımın kızının kim olduklarını anlamak için fazla çabaya gerek olmazdı. İki kişi kıpkırmızı olur ve herkes onlara bakardı.
Sevgili müdür bey Hacıbaloğlu ile çok maceram vardır çok.
|
|  Bilg (Login paksu) 213.153.153.191 | Az daha devam | June 26 2003, 7:43 PM |
Cumhuriyet Lisesinin nedense Atatürk Lisesi ile bi alıp veremediği vardı. Boyuna dalaşırdık. Es kaza özellikle futbol takımlarımız eşleşirse kavga çıkmaması imkansızdı. Ben biraz bu spor işlerine hep bulaşık olmuşumdur. Hele içerisinde top bulunan sporlar oldu mu mutlaka bir yerlerini elleşmişimdir. Lisenin de zaman zaman üçüncü kalecisi zaman zaman orta saha oyuncusu olarak işe yarardım. Gene böyle bir maç öncesi müdür beyin odasına takımın izinli sayılacağına dair imzayı attırmak için girdiğimde Sanat Tarihi hocası sevgili Osman Hoca ile ciddi bir tarzda konuştuklarını gördüm. Önce müdür bey beni bir el işareti ile dışarı çıkartıyordu ki Osman Hoca işe karıştı;
- Müdür bey Bilgin sıkı ağızlıdır gelsin. Fikir verir.
- Peki gel bakalım Orhanın piçi gir içeri.
Ben şimdi bunu iltifat mı alsam küfür mü onu düşünürken Osman Hoca bana döndü;
- Oğlum şimdi çarşambaya maç var biliyorsun.
- Vallahi iyi hazırlandık kesin fark atacaz.
- Hadi ordan iki idmanı asıp kızlarla diskoya gitmişsiniz.
Ulan müdür beyin yanında söylenir mi bu be. Alacağın olsun Osman Hoca ben seni Gönül Hanıma fitnelemez miyim. Gönül hanım Osman Hocanın karısı ve resim hocamız. Osman Hoca hem genç hem feci çapkın. Kuyruğu elimde tabii ki.
- Vallahi iyiyiz hocam. Sabri Hoca oynatırsa iki gol var benden.
- Ulan sen kaleci değil miydin?
- Yok hafta içi kaleciler tamdı benden orta saha elemanı olarak yararlandı.
- Ulan yenilirseniz bende etinden sütünden yararlanacam senin. Neyse konu o değil. Biz müdür beyle şeyi konuşuyorduk...
Müdür bey hafif gülerekten izlediği tartışmaya dahil oldu.
- Ulan it sürüsü kadar adamsınız geçen yıl bunlara hem yenildiniz hem bi araba sopa yediniz.
Hiç oraya gelmeseydi keşke. Sözde iyi saklanıp kaçacaktım ama ben de yakalanıp o bi araba sopa yiyenlerden olmuştum. Ne onaylar ne reddeder tanıdık bildik saf Anadolu çocuğu tavrı takındım hemen.
- Neyse bu sefer de aynı sopayı yerseniz gözüme gözükmeyin.
- Yemeyiz müdür bey daha hızlı kaçarız.
- Ne demek ulan o? Ben adımı korkak Cumhuriyetin müdürüne çıkarttırmam. Kaçmak filan yok. Sen gelmeden önce biz Osmanla plan yapıyorduk.
- Biz mi saldıracağız yani?
- Şimdi sen bana doğruyu söyle biz bu adamları yener miyiz yenemez miyiz?
Takımın ilk kalecisi sevgili Ahmet eğer profesyonel olmayı tercih etse birkaç senede milli takımı koruyabilecek kadar iyi. Defansta da Nezih gibi yıllarca profesyonel top oynayacak adamlar var. Bir tek orta sahamız kelek. Orası şimdi TRT cambazı olmuş top cambazı Abidin Aydoğduya emanet. Onun da hafif bir pas cimriliği vardı. Sağ ayağından sol ayağına pas vermezdi. Onu adam etsek garanti kazanırız. Ya destur deyip savurdum;
- Fark bile atarız.
- Doğru mu söylüyor Osman?
- Doğru müdür bey. Abidin adam gibi oynasın fark bile atarız.
- O zaman Abidinin kulağını bükmek senin işin. Önce sahada yeneceğiz sonra saha dışında. Hadi sen git ve maça tüm okulun gelmesini sağla.
Pek de anlamadım bu işin nasıl olacağını çünkü Atatürk Lisesinin tümü erkek öğrencilerden oluşurken bizim nüfusun yarısından fazlası kızdı. Üstelik erkek öğrencilerimizin de oldukça hanım evladı olduklarını hatırlıyorum. Gene de müdür neyse ama Osman Hocanın dediklerinin yapılmaması olmaz. Ben sıkı bir maç örgütlemesine giriştim. Pankartlar hazırlandı, lacivert kırmızı renklerimize uygun bayraklar temin edildi, tribün amigoları saptandı, o zamanlar tek lacivert kırmızı takım Altınordu takımı olduğu ve o da İzmir takımı olduğundan maalesef kağıttan şapka temin edemedik. Atatürk Lisesi bu konuda avantajlıydı onların renkleri sarı-siyah olduğundan PTT şapkaları onlara uyuyordu.
O zamanlar sadece okul kavgaları değil bir de mahalle kavgaları vardı. Bahçelievler’in belalısı ise Anıttepe. Bu iki mahallenin bir baltaya sap olamamış haytaları zaman zaman bir araya gelir ve muhtemelen kız yüzünden zincirlerle sopalarla birbirlerine girerlerlerdi.
Osman Hoca tam bir gizlilik içerisinde bu grupların ikisinin de elebaşıları ile pazarlığa oturup maça davet etmiş. Şeref sözü vermişler birbirleri ile dalaşmayıp Cumhuriyeti destekleyeceklerine ama kavgadan hiç bahsetmemiş. Kavgacıların hepsi hayta olduklarından en okumuşu orta sondan terk. Onların bir hoca tarafından adam yerine konmuş olmaları yeterli sebep ama daha da önemlisi hoca laf arasında okulun tüm kızlarının maça geleceğini söylemiş.
Sonunda maç günü geldi. Ben tabii her zamanki gibi yedek kadrodayım. Hem acayip tembihliyiz hem de o zamanlar tek bilinen yöntem olan vitaminler ile dopingliyiz. Vitaminin doping filan etkisi yok ama maksat beynimiz şartlandırılsın. Çıktık maça aslanlar gibi oynayıp sonunda da 2-0 yendik Atatürk Lisesi zibidilerini. Maç bitti bizim yedek kulübesi ve sahadaki oyuncular sarmaş dolaş sevinirken bir baktım Osman Hoca ufaktan yok oldu.
Aradan beş dakika geçmemişti ki ilk arbede çıktı. 19 Mayıs stadyumunun dış tarafındaki yola bakan toprak sahalarda tahta tribünlerde oturan iki lise seyircileri anında birbirlerine girdi. Biz sahada dışarıdan durumu seyrederken Atatürk Lisesinin takım kaptanı yanımıza yanaştı;
- Gene kapıştı bizimkiler yahu.
- Boş ver be kardeş bırak kapışsınlar deşarj olur çocuklar.
- Biz ne yapacağız kavga etmezsek ayıp olur mu?
- Bırak Allah aşkına zaten yorgunluktan ölecez.
- Bari yedekler kavga etseydi. Ayıp olur arkadaşlara.
Ben söze karıştım hemen.
- Yok abi olmaz. Biz eşofmanlıyız hemen kimliğimizi tespit edip disipline veriyor hocalar. Bırak onlar kavga etsin.
- Sen de haklısın be kardeş. Ne iş be bir ağız tadıyla top oynatmıyorlar adama.
İlker lafa karıştı;
- Ağzınızın tadı mı kaldı 2-0 dan sonra hala.
- Geçen sene de biz üç çekmiştik size.
- Hakem taraf tutmasaydı o zaman da yerdik sizi.
- Ne diyosun sen lan?
- Ne biçim koduk ama...
Hatırladığım son laf buydu. Beş dakika sonra onlar tribünlerde biz saha içerisinde birbirimize girmiştik. Ben her zamanki gibi iki üç yumruk atıp iki üç tane de yedikten sonra ayırıcı pozlarını takındım. Sporcular genelde ayrılmaya teşne insanlardır. Hele maç sonrası yorgunluktan kavga da zevk vermez insana. Biz biraz sonra duş almak üzere sahadan çıkmıştık ki gözüm Osman Hocaya takıldı. İki arabanın arasına saklanmış aradan geçenleri kesiyor eğer okuldan tanıdığı bir tip ise yüz vermiyor tanımadığı ise önce yakasını yakalayıp ‘’hangi okuldansın sen?’’ diye soruyor cevap Cumhuriyet olursa geç deniyor Atatürk ise okkalı iki tane yapıştırıp öyle bırakıyordu.
|
|  Bilg (Login paksu) 213.153.151.225 | Müdür Beye Devam | June 27 2003, 7:46 PM |
Ben genelde ezbere dayanan dersleri pek sevmem ama nedense sosyoloji dersine içim ısınmıştı. Biraz hocasının da rolü olsa gerek. Fatma Hoca dersi sevdirmeyi bilen öğrenci ile barışık bir kadındı. Sene sonuna doğru sıra ikinci sözlülerde bana geldiğinde zaten oldukça iyi bildiğim ders olduğu için gerine gerine kalktım tahtaya.
Daha önceki öğrencilerin tamamının dökülmesinden sonra Fatma Hanıma ilaç gibi gelmiştim. Bildikçe sordu, bildikçe sordu. Sınıfa gösteri yapıyordu sanki. Ne yapıp yapıp bir notumu kırdı ve dokuz verdi sonra da sınıfa not defterini gösterip azıcık şov yaptı Hoca. Eh ben de şişinmeye başladım tabii.
- Otur bakalım aferin iyi çalışmışsın.
- Sağ olun hocam elimden geleni yaptım.
- Hadi hadi şımarma.
Sınıfın alkışları arasında otururken sol çaprazımda oturan kimi zaman tombik kimi zaman da Dragut diye çağırdığımız Turgut’un hafifçe arkaya uzanıp sosyoloji kitabımı aldığını gördüm. Benim, hocanın ve sınıfın şaşkın bakışları arasında Turgut dördüncü kattaki sınıfımızın camını açtı ve
- Hadi bakalım yallah. İhtiyaç kalmadı sana.
Deyip kitabı aşağı attı. Herkes gülmeye başlayınca Fatma Hanım da hafiften gülüverdi tabii. Güldük geçtik ama kazın ayağı öyle değilmiş. Benden sonra tahtaya kalkanları dinlerken bir ara kapı çaldı ve hademe kafasını uzattı.
- Hocanım
- Efendim Mahmut Efendi.
- Müdür bey Bilgin diye bi talebe varmış hemen onu istiyor odasına.
- Peki Mahmut Efendi. Hadi Bilgin git bakalım. İnşallah bir halt etmemişsindir.
- Valla masumum hocam.
Bir yandan da kafamı zorluyorum ben ne halt ettim bu yakınlarda diye. Elbet var bir kaç tane sınırı zorlamış hareketim de hiç biri müdür beylik değil. Sigara da içmem ki onu yakalamış olsun. Hadi hayırlısı diye ikinci kattaki odanın kapısını çalıp içeri girdim. İçeride birkaç tane hoca müdürün başına oksijenli su ve sair ilk yardım malzemesi ile bazı muameleler yapmakla meşguldüler. Bütün hocaların gözünde açıkça ‘’cık cık cık bunu senden beklemezdik Bilgin’’ ifadesi okunuyordu. Gıkımı bile çıkarmadan konuşmalarını bekledim.
- Bu kitap senin mi ulan?
Müdür beyin elinde hafiften yırtılmış benim sosyoloji kitabımı görür görmez başıma gelenleri anladım. Ulan şansa bak be. Kafam hızla çalışmaya başladı. Acaba ‘’aman hocam ben de sosyoloji kitabımı arıyordum çalınmıştı’’ mı desem, ‘’evet müdür bey biraz evvel pencereden düştü yanlışlıkla’’ mı desem, ‘’hoca hanım biraz kızıp kafama fırlattı eğilince pencereden düştü kitap’’ mı desem.
Tek diyemeyeceğim şey doğrusunu anlatmak çünkü bizim zamanımızda bir kez müzevirlik yaptın mı ömrünün sonuna kadar o suçu beraberinde taşırdın.
Sonunda yarı doğru yarı yalan söylemeye karar verdim.
- Evet müdür bey.
- Niye attın ulan kitabı kafama?
- Vallahi atmadım müdür bey. Sözlüye kalkmıştım...
- Eeee
- Çok iyi çalışmıştım...
- Eeee
- İyi not aldım. Çok iyi not aldım.
- Eeee
- Yerime oturunca sevinçten havaya attım yanlışlıkla pencereden düştü tutalım derken.
- Mahmut Efendi git sor bakayım kaç almış bu velet sözlüden.
Ohhh, biraz rahatlamıştım. Kafasında çok büyük hasar olmadığı da bakışlarından belli oluyordu. Biraz sonra Mahmut Efendi girdi içeri;
- Dokuz almış Müdür bey. On hakketmişti ama bir not haşarılık payından kırdım dedi Hocanım.
Odadakiler de rahatlayıp gülmeye başlayınca ben de biraz kaykılmış olmalıydım ki Yakup Bey gürledi;
- Ulan Orhan’ın piçi azıcık da babana çekseydin ya.
|
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.135.71 |
valla sayfa açıldığı anda gördüklerim beni o kadar mutlu etti ki!
sevildiğimi hissettim tekrar.(gerçi bu forumda hiç bi zaman,hiç bi şekilde bu hissi kaybetmek mümkün değil...)
saol takoz abi...arayacam seni yarın.sizin oralara gelemiyorum bu yaz(hoş hayatımda da hiç gitmedim ya!),ama kısmetse çarşambaya marmaristeyim...5 arkadas gitcez iyi malzeme çıkar diye düşünüyorum...
miata ablam sen de sağol.elbet çok şey öğrendim geçen zaman içinde...
ve bilg babam...
yazıyı hikayelerini okumadan yazıyorum ama bak bir iki hikaye yazıyorum sen istedin diye yazdığını gördüğüm anda dünyalar benim oldu işte!
istediğim de bu ya.ece aplam, ekeok abim, mgk abim ne bilim herkes isim isim sıralayamayacam şimdi, yine boy gösterin forumda.
eski şeyleri bile yineleseniz ben razıyım(hiç bi zaman yapmadınız böyle bişi, hep yenilediniz kendinizi yinelemediniz ama ...)...
neyse ben hikayeleri okuyum marmaris dönüşünde artık turist kızlarıyla mı yaşadıklarımı anlatırım(  ),gecenin bi yarısı neler olduğunu mu orasını bilmem ama yazacam kesin...
esen kalın efem... |
| azu (Login azunicorn) 195.87.178.19 | hamster'cik | July 1 2003, 7:31 PM |
sana salak dediğim için hemen özür dilemeye hazırım ama önce sen dilemelisin.. sen nasıl olur da AZU gibi "narcissistic" değerleri çok yüksek -yani kendini oldukça beğenmiş- kendisini dünyanın ve de forumun merkezinde gören, agresyon abidesi bir forum sakininden, nick'ini-sanını yazdığı halde, "bilmem kim" diye sözedersin..????
durup dururken foruma fıkra asmak dışında hiç bir suçu olmayan bana
****************
"yok bilmem kimin garip ve bir o kadar da bitmeyen tükenmeyen(maksimum 6-7 oluyo bitiveriyo aslında!!!)fıkraları ile geçinip duruyoruz.
**************
yazan sen değil misin???
|
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.134.150 | azu.... | July 15 2003, 2:58 AM |
ben aslında bahsedilen başlıkların senin olduğuna bile dikkat etmemiştim başında...
senden öyle bi tepki aldıktan sonra farkettim.
evet, sen de haklısın ...
ben senden bilmem kim dediğim için özür diliyorum...
so tell all the girls all over the world!i am back! |
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.134.150 | ...... | July 15 2003, 3:23 AM |
neyse ben şimdi hafiften öykülere başlıyım...
ama yarın ekleyebilirim sanırım...
çok komik olaylar gelmese de başımıza, birşeyler deneyecez artık...
haydi bismillah... |
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.135.136 | Marmaris | July 16 2003, 12:22 PM |
Otobüsümüz akşam 11’de.Neyse o akşam babamın işyerinde kalması gerekiyormuş,beni aynı semtte oturduğum Kürşat ve ailesi aldılar evden.Onun baba da şehrdışındaymış abisi geldi bi de annesi…Allah, annem için bulunmaz fırsat hemen: “Ben de geliyorum.” dedi.El mahkum.Neyse evde başlayan nasihatlar yol boyunca sürdü.Sonunda AŞTİ’ye vardık.Ankaray’ın içinden geçiyoruz, yürüyen merdivenler felam var ya onlardan gidiyoruz.(AŞTİ’yi bilenler için…)Neyse ben tek çantayla geliyorum ama ne çanta.Eşek ölüsü gibi.Bizim Kürşat’ta da aynından var ya, onunki kuştüyü yastık.Kürşat dediğin 50 kilo, 170cm bişey.Ben minimum 85 kilo(her an değişebilir,ama alt sınır sabit) 193 de boy…Aradaki ağırlık farkını anlamam geç olmadı.Ben XXL giyiyorum herif M…Aynı sayıda eşya alsak bile ben kumaş fazlalığından kaybediyorum…Zaten bana ağabeyimden miras kalan ve 5 senelik basketbol yaşamım boyunca bana eşlik eden emektar slazenger(reklamını yapmasaydım içimde kalırdı valla…)çantamın omuz askısı daha fazla dayanamayıp çat diye kırılıverdi.Hemen bağladım falan ama oldukça da üzüldüm hani…Bizim perona vardık sonunda sağ salim de grubun diğer üyeleri ortada yok.(Ulan iki saattir grup diyoz da bi tanıtmak lazım de mi?Can,Kürşat,ben(sınıftan arkadaşız),Sarp(yan sınıftan),Yiğithan(Can’ın bebeklik arkadaşıymış…(o gün tanışalı 5 gün bile olmamıştı…)))Neyse önce Yiğit geldi(han ıdaha ilk günden atmıştım…),sonra Sarp(ailesiyle-Antalya’ya gidiyolarmış,memlekete)…Can ortalarda yok.telefonunu arıyoruz açmıyo.Baya bi kılandık(bu konularda sabıkalıdır kendileri)da sonra bizi aradı.AŞTİ’de ablasını kaybetmiş onu arıyomuş.Bulmuş herhal,sonunda o da geldi.Neyse annemin nasihatler silsilesi tekrar başladı; "Aman oğlum yemeğine dikkat et, telefonuna parana sahip çık, denizde çok açılma,kıyıya paralel yüz,arkadaşlarınla iyi geçin..."Bilmem kaçıncı kez aynı şeyleri dinledikten otobüse bindik.Ben Sarp'la onların sınıftaki uyumsuzluklar hakkında uzun bi konuşmaya dalmıştım(Sarp sınıfından çok dertli.)ki birden Yiğit ile Can arkaya dönüp bize önlerindeki koltuğun altında bi bacak olduğunu söylediler.Afalladık tabi.bakıyoruz,önde bi çocuk var gayet normal eli kolu sağlam.Can bi ara “Bu protez falan olmasın abi!?” dedi de onun üstüne yani.Yiğit bacağı itiyo,bacak geri geliyo,Yiğit itiyo bacak direniyo...En sonunda dayanamayıp alta baktılar iki büklüm olup.Aşağıda bi çocuk uyuyodu...Biz kahkaha atacaz atamıyoruz çünkü saat 1.30 olmuş,millet uyuyo.kıs kıs gülüyoruz daha rahatsız edici oluyo ki etraftan üff lemeler falan gelmeye başladı.Hafif yüksek sesle “Otobüste kaçak yolcu var muavin aabii!” diye bağırdım bi ara…Biraz sonra sustuk ama için için de gülüyoruz.Sonra öndeki kadını rahatsız ettik ki çocuğunu kaldırdı, ikisini bi koltuğa koydu da konu kapandı çok şükür.
Biraz geçtikten sonra arka koltukların birinden cep telefonu melodisi yükselmeye başladı.Millet hışımla arkasını döndü ben gayet sakin durdum.Niyeyse hiç sallamam bu konuları…
Otobüs 4 gibi mola verdi sonunda ben hızla otobüsten indim.Bizimkilerin şaşkın bakışları arasında tualete doğru koşmaya başladım.Aradan 10 saniye geçtikten sonra tualetten çıkıp markete koştum.Selpak alıp tekrar tualete depar attım...Gerisini yazmıyorum...Çıktığımda kahkaha atan bir 4'lüyle karşılaşmak beni pek de şaşırtmadı...
Molanın bitmesine daha 15 dk. vardı.Biz de az dolaşalım hava alalım dedik.Tam dolaşmaya başladık ben yine hızla koşmaya başladım ama bu sefer tualetin tersi yönüne.Bizimkiler nooluyo yine diye afallak afallak bakarlarken ben zalıngaç zalıngaç diye bağırıyordum.Ama sevincim kısa sürdü.Zalıngaça sığamadım da azcık...Olsun sadece o yoktu ya!Kaydırak gördüm,ama bööle boru şeklinde üstü kapalı.Çok istesemde bizimkiler izin vermedi kaymama,neme lazım sıkışıp kalırsın,sonra al başına belayı diye...Çok diretmedim...Sonunda tahteravallide karar kıldım.Bu sefer de karşıma koycak adam bulamadık.Neyse ki Kürşat Can’la birlikte oturdular karşıma da sorun çözüme kavuşmuş oldu.
Mola bitti yerlerimize oturduk.Yiğit'ten walkmanini çaldım hemen.Bi de içinde Türkçe Rap kasedi vardı ki değmeyin keyfime.Bi ara bıraktım dinlemeyi,arkadan Sarp bi açmış ki walkmanin sesini sanırsınız düğün var.(Güller ve Dudaklar dinliyodu-bazen de Yeni Türkü)Bi işaret çaktım, çıkardı kulaklıkları.Bizim Nefret kasedini verdim.”Hiç dinledin mi?” dedim.”Cık” dedi.Evet demesini beklemiyodum zaten.Hemen verdim kasedi,taktı.Bi süre sonra sarpa baktığımda walkmanin sesini biraz daha açmıştı ve hafiften ellerini kullanarak çeşitli hareketler yapmaya başladı.Benden mutlusu yoktu,sarpa rap dinletmiştim,hatta türkçe dinletmiştim ve beğenmişti...Sarp'ı yavaş yavaş daha iyi anlamaya başlıyordum...Yeniye de açık olabildiğini göstermişti.(Okulda pek de fazla samimi olmadığım birisiydi bu arada)İlk defa uzun uzadıya konuşmamızı otobüste yapmıştık yani...
Sabah oldu,biz Muğla'ya geldik.Hepimizin içi kıpır kıpır,ilk defa ailelerimizden ayrı,yalnız tatile çıkıyorduk.Yarım saat sonra da Marmaris’teydik.Kalacağımız otelin sahibi, Can’ın babasının eski arkadaşı.Can bi telefon açtı,adam bizi arabasıyla aldı otele yerleştirdi.Gösterilen ilgiden gayet hoşnut vardık otele.Kalacağımız apart otel.2 odası var bi de (1 metrekare sanırım) tualet-banyo.Ayrıca biz 5 kişiyiz ama 4 yatak var.Mutfaksız odada 2 yatak yanyana,oraya 3 kişi yatması kararlaştırıldı.Ben diğer odadan bi çekyatı kapmıştım bile.Diğerine de Sarp atlayınca diğerleri de kaderlerine razı oldu.
Neyse 1 saat falan yerleştikten sonra kapı komşumuz olan kızı gördük.5’imizin birden dili dışarıda öyle bakakalmıştık.Kumral yeşil gözlü ve tahminimize göre bizim yaşlarımızda olan(yanılmadığımızı da belirteyim) bu harika kız kapı komşumuzdu.Merhabalaştık sonra içeri girdik.Hepimiz çarpılmıştık galiba.(ama bunun daha hiçbişey olmadığını daha sonra öğrenecektik büyük bir keyifle!!)
Apart otel olduğundan yemekleri kendimiz yapacaz ya,alışveriş yapmamız lazım.Tabi bunun için para da lazım.Hemen çözümü buldum,herkes 20 milyon verecek ve o parayla ortak ihtiyaçlar karşılanacaktı.O para da komidinin çekmecesinde duracaktı.Oybirliğiyle kabul edildi.
Topluca alışverişe gittik.Makarna, ketçap, sünger, domates, bulaşık deterjanı aldık,geldik.Mutfak hafiften uzmanlık alanıma girdiğinden hemen bi baktım şöyle.Ocağımız var, buzdolabımız var bi de paslı musluğumuz.Valla nasıl o hale gelmiş bilmiyorum ama musluğu ilk açtığımda çıkan suyun rengi iğrençti.Lan biz burdan su içemeyiz dediğimiz anda otelde çalışan ve daha sonraları çok kahrımızı çekecek olan İsmet abi bize su getirdi.”Musluktan içilmiyo,biz size su vercez.” dedi.İlk akan suyu gördükten sonra hışımla İlhami Amca’nın(otelin sahibi) yanına gitcektim ya bu haberden sonra az sakinleştim.Suyu 1 saat kadar akıttıktan ve bundan daha iyi olamayacağına karar verdikten sonra tabak çanakları yıkamaya başladım.Tezgahı sildim.Buzdolabını da silecektim ya üşendim sonra yaparım diye.(Üşeniş o üşeniş 10 gün boyunca aynı kaldı,poşetleme teknolojisi sayesinde hiç gereksinim duymadık bi daha silmeye falan....)Sonra makarna yapmaya karar verdik, ilk yemeğimizi yiyecektik.Bu kadar güzel bir makarna yediğimi hatırlamıyorum üstelik hafif hamur olup yapışmasına rağmen…İnsanın kendi yaptığı da ayrı bir güzel oluyo valla…
Yemeği yedik, doyduk da çok şükür.1-2 saat sonra uyanmak üzere uyumaya karar verdik ve ondan sonra da denize gitcez dedik…Vakit geldi biz şort mayoları giydik çıktık yola.Plaja gidiyoruz.Plajda gördüklerimiz karşısında ikinci şoku yaşamıştık.Aynı anda 20 tane kıza birden bakmaya çalıştığım için gözlerimin geçici olarak şaşı kaldığını bile söyleyebilirim.Allahım bu kadar sarışını ilk defa bir arada görüyoduk.Bunun İngiliz’i var, Rus’u, İskoç’u var, İskandinav’ı, Alman’ı, Türk’ü…Var oğlu var…”Oğlum hamster yaşadın be!” dedim içimden…
|
|  Bilg (Login paksu) 213.153.152.84 | Re: Öyküler - 3 | July 16 2003, 4:11 PM |
Doktor kocaman bir tabela yaptırmış muayenahanesinin önüne:
''İYİLEŞTİRİLEMEYEN HASTALIKLARDA TEDAVİ ÜCRETİ İKİ MİSLİ OLARAK GERİ ÖDENİR!''
Temelin aklına hemen bir fikir gelmiş tabii. ''Ula'' demiş kendi kendine, ''ben iyileşemedum gibi yapar para sızdırırım bu uşaktan.''
Çalmış kapıyı, girmiş içeri.
- Doktor uşağum, pen hasta oldim. Hiç koku alamayrum.
- Temel bey lütfen 100 milyon ödeyin hemen tedavi edelim sizi.
Temel parayı keyifle ödemiş. Doktor, Temel ve hemşire muayene odasına girmişler. Doktor hemşireye dönmüş:
- Kızım 4. raftan 8 numaralı kavanozu Temel beye koklatın lütfen.
Hemşire eldivenlerini giymiş, maskesini takmış, özenle raftan kavanozu almış ve Temele koklatmış. Temel koklar koklamaz yüzünü ekşitip doktora söylenmiş.
- Doktor uşağum ama bu bok yahu.
- Gördünüz mü Temel bey bakın koku alma duygunuz yerine geldi ve iyileştiniz işte.
Temel söylene söylene dışarı çıkmış ama 100 milyonun acısı da içine çökmüş. Ertesi günü ne yapıp edip parayı geri almak için tekrar doktora gidip konuşmuş.
- Doktor uşağum, pen gene hasta oldim. Hafızamı kaybettim. Hiçbirşey hatırlamayrum.
- Temel bey lütfen 100 milyon ödeyin hemen tedavi edelim sizi.
Temel parayı keyifle ödemiş. Doktor, Temel ve hemşire muayene odasına girmişler. Doktor hemşireye dönmüş:
- Kızım 4. raftan 8 numaralı kavanozu Temel beye koklatın lütfen.
Temel telaşla itiraz etmiş.
- Ama uşağum o bok.
- Gördünüz mü Temel bey hafızanız yerine geldi ve iyileştiniz işte.
Temel iyice hırslanmış. Ertesi gün ne yapıp edip parasını geri almak için tekrar doktora gitmiş.
- Doktor uşağum, pen gene hasta oldim. Cinsel gücümü kaybettim. Hiçbirşey yapamayrum.
- Temel bey lütfen 100 milyon ödeyin hemen tedavi edelim sizi.
Temel parayı gene keyifle ödemiş. Doktor, Temel ve hemşire muayene odasına girmişler. Doktor hemşireye dönmüş:
- Kızım 4. raftan 8 numaralı kavanozu Temel beye koklatın lütfen.
Temel bu sefer fena sinirlenmiş. Bağıra çağıra kıza mani olup doktora çıkışmış.
- Bağa bak uşağum. Şaaparım şimdi seni de senin 4. raftaki 8 numaralı kavanozunu da.
- Yaz kızım hastanın raporuna. Hastanın cinsel gücü yerine gelmiş olup kavanozlara bile tasallut etmeye başlamıştır.
|
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.135.242 | .... | July 22 2003, 11:54 PM |
bu aralar niyeyse hiç yazasım yok...
ama umarım şu 3-4 gün içinde biraz daha yazabilirim...
not:marmaris'te cep telefonum ve cüzdanım çalındı,tek bağlantım internet artık...telefon numaraları da sim kartta ve cüzdanımdaki kağıtlardaydı...kimsenin numarası kalmadı artık...neyse onun hikayesini de anlatırım artık... |
| hamstercik (Login hamstercik) 195.175.134.201 | Marmaris 2 | August 23 2003, 4:00 AM |
O günün akşamı dışarı çıkmak için erken davrandık.Saat 8.30 gibi dışarı çıktığımızda sokaklar o kadar da dolu değildi…Sonra yürümekten yorulduk(bu arada parayı hemen har vurup harman savurmayalım diye hiç bi yere de giremedik…),eve(otel ev adını aldı bi süre sonra…) geldik.Biz eve girerken kızlar dışarı çıkıyolardı ama yanlarında aileleri vardı.Hani geri dönsek onların yanına da tırsıyoruz adam bişey der mi diye…Neyse o gün öyle geçti…
İkinci gün sabah erken kalktık saat 10 gibi falan…Kahvaltı ettik,biraz okey oynadık sanırım.Öğle yemeğine makarna yaptık…
Saat 4-5 olmuştu,artık deniz zamanıdır diye bi gayret toparlandık,gittik denize..İlk günden pek de farkı yoktu…Yine şaşı şaşı dolaştım ortalıkta…Akşam ben Kürşat,Sarp dolaşmaya çıktık biraz…Geldiğimizde Can Beril ile, Yiğit de Hande ile eş olmuş okey oynuyolardı.Kürşat ile Sarp çekingen kalıp yukarı çıktılar ben de yanlarına gittim…Konuşmaya başladık yanlarına babaları geldi.Nerelisin falan dedi…Ankara dedik…Adam Lüleburgazlı çıktı.Babaeski’de oturuyolarmış şimdi…Allaaah (içimden)dedim,biz de 11 sene Lüleburgaz’da kalmıştık babam baytarlık yaparkene…Hatta doğum yerim Lüleburgaz(dışımdan) dedim…Adamın güvenini kazandım ne de olsa hemşeri sayılırdık.Akşam çıkmak için sözleştik…
Saat 10 gibi biz hazırlanmaya başladık.Herkes saçını taradı,ne giycem muhabbeti bile oldu…Ulen kızlardan arta kalır yanımız yok be dedim…Neyse çıktık dışarı,dolaşıyoruz sahilde falan…Kürşat Hande’yle konuşuyo,Can Beril’le işi zaten pişirmişti mesajlarla falan.Biz üçümüz Gamze’ye bakıyoruz ama o bize bakmıyo…Bizimkiler hadi sen git,en iyi sen halledersin bu işi dediler.Gururum okşanmıştı.Hem işin ucunda bizimkilerin gözündeki karizma da var.Kızın surat bi karış.Gitsem terslenecem diye korkuyom,gitmesem bizimkilere rezil olcam.Rezil olmamak daha iyi diyip gittim kızın yanına.Merhaba diyorum,merhaba diyip cep telefonundan mesaj atıyor.Nasılsın diyorum,iyiyim diye vızıldıyor.Ulen dedim yavaş yavaş yumuşatmak lazım herhal…İlk 1 saat ancak bu kadar konuştum.Sonra nasıl olduysa cep telefonundan mesaj yazmayı bıraktı,benle ilgilenmeye başladı.Ben yanında hafif deve kalıyorum(192ye 171cm)ama ne ben sorun ettim ne o.Klasik okul muhabbetleri falan geçti.Kız Trakya Üniversitesi’nde okuyomuş.Turizm Otelcilik Meslek Lisesi’nden mezun olmuş,ilgili bölümüne gidiyormuş…84 doğumluymuş.Bizimkiler beni ODTÜ Makina’da okuyo diye tanıtmışlar galiba,87’liyim dedim,dalga geçme dedi.Olur dedim.Öyleyse gerçek yaşını söyle dedi.87’liyim dedim…Sustu…
Sonra biz gemi turuna gitmek istediğimiz için bi araştırma yapalım dedik.Limana gittik.Adamlarla konuştuk Herkes aynı şeyi söylüyodu,turlar birbirinin kopyası gibi bişey…Ama bi geminin banyosu varmış,katalogda da fotografı vardı.Bayanlar banyosuna hoş bi kız koymuşlar…Erkekler banyosunda ise kıllı,bıyıklı,tombul bi amcamı koymuşlar.Az dalga geçmedik adamlarla…Zaten kızıp 10 milyon sadece yarın için geçerli dediler.(herkes 15 diyip 10a düşürüyodu…)Biz de yok biz 5 gün sonra gitcez diyip gülüşerek kaçtık ordan…
Prenses diye bi gemiye gittik,Bizi sonradan olma sarışın bi herif karşıladı,yine anlattı bişeyler.Sonra nerden geldiniz dedi.Ankara dedik.Ben Gazi Anadolu mezunuyum,Muğla Üniversitesi’ne gidiyom dedi.Biz de Gazi’de okuyoruz dedik.Vay kardeşlerim diye girdi bu sefer.İlk sorusu Mehmet Öner hâlâ orda mı oldu…Evet dedik.Zaten Ankara’da da başımıza sık gelen bi durumdur bu.Efsanevi müdürümüz,uğruna tezahüratlar yazılan, Ne Terim,ne Oğuz,ne de Luce,Büyük İmparator Müdürümüz 62 yaşında olmasına rağmen hala okulumuzun başındadır.(Yaş haddinden gitti geldi yaptı ama biz onu seviyoruz.Ama artık geri dönüşü yokmuş,yeni müdür geliyomuş,okulun ilk günü karalar bağlayıp gitcez.)ve yolu GAL’ den geçen herkesi onu bir şekilde tanır.Onunla okul muhabbeti de yaptık bi 20 dk. civarı.Sonra nasıl olduysa adam bizi kandırmış,adam başı 4 milyon kaparoyu kapmıştı.Neyse dedik,yine başladık yürümeye…Barlar sokağı diye bi yer varmış burada da,oraya gidelim dediler.El mecbur kızlar istiyo.Gittik gitmesine de ben pek alışık olmadığımdan böyle aşırı gürültülere ölecektim nerdeyse…Dedik madem geldik buraya kadar diskoya girelim.Hande yok dedi benim başım şişti.Kafe gibin bi yer vardı oraya oturduk.Yastıklar var yerde herkes kendi halinde.Ben Gamze’ye sokuldum hemen.Başta karşılık alamasam da sonu iyiydi…Kızları 2.10 gibi bıraktık, biz dolaşmaya devam ettik.Sahilden bi geçiyoruz,etraf çift kaynıyo.Neyse dedik biz de oturduk şezlonglara erkek erkek…Çiftler bizden rahatsız oluyodu,herifler garip garip bize bakıyodu.Ben tırsmıştım bi kez,yürüyün len eve gidiyoruz dedim.Kimse itiraz etmedi…
|
| | Current Topic - Öyküler - 3 |
| |
|
|