alternatiFORUM | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | TÜRÜK YURT

alternatiforum MiZAH FORUMU

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

 


  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Bilg Askerde ... :))

September 9 2003 at 2:08 PM
azu  (Login azunicorn)

 


Bilg emireriyken...


komutan emireri Bilg'i çağırmış :
" bana derhal bir lazer yazıcı bul!

emredersin komutanım deyip fırlamış Bilg...

ve üç dakika sonra yaninda baska bir erle beraber komutanın karşısına dikilmiş...
komutanım ! bu hem laz, hem de er... ayrıca okuması yazması da var.
size yazıcılık yapar...
komutan: La havle velakuvvet!!!!Ulan, iyi ki scanner istememişim senden lan!


Kıssadan Hisse:
1. bilg'in yanında İng. Türkçe karışık kullanmayın
2. komutan scanner istese Bilg tutup MGK'yı götürürdü allah bilir )


 
 Respond to this message   
AuthorReply

Bilg
(Login paksu)

Bilg Askerde

September 12 2003, 11:51 AM 



Tüm arkadaşlarım askere gitmişlerdi. Ben biraz daha uzattım ama yalnız kalınca da canım sıkılmaya başladı tabii. Sonunda başlangıcını da Nisan ayına denk getirecek şekilde işleri düzenleyip başvurumu yaptım. Şimdi nasıl bilmiyorum ama o zamanlar mezun olduğum okulun özellikle Elektrik Mühendisliği Otomatik Kontrol bölümünü bitirenlerin hemen hepsini Deniz Kuvvetleri topluyordu. Bana da aynısı oldu. Bitirdik işlemleri ve teslim olduk.

O zamanlar yedeksubay eğitimleri Yassıada da yapılıyor. Ada denince de, gerçi çoğunuz bilirsiniz ya, öyle büyük bir şey filan sanmayın. İkiyüz metre bir tarafa, üçyüz metre de öbür tarafa toplam 5 – 6 bin metrekarelik bir ada Yassıada. İçinde 1960 ihtilalinin hapishaneleri ve birkaç askeri ufak bina ile bir tane de yatakhane var. Önce Heybeliadaya gittik ordan da Atak diye bir su gemisine binip Yassıadaya götürdüler hepimizi. Hepimiz deyince de çok bir şey sanmayın. Toplam eğitim görecek yedeksubay adayı sayısı 186 adet.

İlk iş gelen bütün yedeksubay adaylarının askeri berber elinden geçmesi tabii. Ben uyanıklık edip saçlarımı önceden kestirdim ki askeri berber eline düşüp koyun misali kırpılmayayım. Ne lepiska saçlılar birer birer koyun misali kırpıldılar. Sonunda biraz elimiz yüzümüz açılınca sıraya girin de size melbusat versinler dediler. Tamam dedik işte deniz subayları gibi birer afilli elbisemiz olacak sonunda. Kazın ayağı öyle değilmiş. Eğitim bitene kadar subay sayılmayacağımızdan bize en adisinden birer asker çaputu verdiler. Verdiklerine elbise diyemeyeceğim zira her tarafı keçi kıllı garip bir şey. Nisan ayındayız ve hava hafiften ısınıyor ama bize verilenler kışlık bir şeyler. İçine bir şey giymeyelim hiç olmazsa diye fanilaları filan çıkartıp giyemeye kalktık ve anında fikrimizi değiştirdik. Keçi kılları inanılmayacak derecede kaşındırıyor vücudumuzu. Önce fanila giydik kesmedi sonra birer tane kışlık yün fanila vermişlerdi onu giydik gene kesmedi. En sonunda ben pijamaların hem altını hem üstünü giyerek azıcık kurtardım kendimi. Biraz sonra birkaç tane derisi ayı derisine denk kişi hariç herkes aynısını yapmıştı. Bizim eğitimimiz Temmuz sonuna kadar sürdü ve nerdeyse tüm yazı bu elbiseler ile içine pijama giyilmiş olarak geçirdik.

Ada da hiçbir şey yok tabii ki. Bırakın yiyecekleri, içecekleri kullanım suyu bile dışardan geliyor. O zamanlar da İstanbulun suyu bugünkü gibi gürül gürül akmıyor. Biz İstanbulda yıkanmak için sabahın saat dördünü beklerdik o tarihlerde ki su ip gibi incecik aksın diye. Bu su sıkıntısında bir de haftada üç gün bize Üsküdardan su gemisi ile su geliyor. İşin kötü tarafı bu durum sadece Yassıada için değil tüm İstanbul adaları için geçerli. En ufak bir pompa arızası, gemi arızası vesaire oldu mu ilk iptal edilen yer de tabii ki Yassıada.


Durum böyle olunca önce günlük traş olmamız yasaklandı. Sonra günde bir defadan fazla tuvalete çıkmamız yasaklandı. Çamaşır yıkamak zaten yasakdı. Nisan ayını geçip Mayıs ve sonraki aylara ulaştığımızda su kesintileri inanılmayacak boyutlara ulaştı. İkinci haftada yemin ettikten sonra genelde iki hafta da bir Cumartesi Pazar şehre çıkış izni verilirmiş. Bize önce her hafta verilmeye başlandı sonra bu da kesmedi Pazartesi adaya geliyorduk, Salı günü su bitiyordu ve Çarşamba günü İstanbula gönderiyorlardı evi İstanbulda olanları. Tabi suyun erken bitmesi için özellikle gece nöbeti tutan arkadaşlarımızın çeşmeleri açık bırakmak gibi fedakarlıklarını da unutmamak lazım.

Bir süre bu minval hafif askerlik çabaları içinde geçirdik günlerimizi ama bu denizciler bir alem adamlar. İş olunca çok sıkı çalışıyorlar ama iş hafifleyince de eğlenmeyi iyi biliyorlar. Eh bizim adada da iş hep hafif. Bu yüzden komutan şöyle bir eğlence sektörü yaratmaya karar verdi. Önce içimize birkaç astsubay sokup casusluk yaptırarak ön eleme yaptı sonra ön elemeden geçenleri huzura çağırıp kendi inceledi. Ön eleme eğlence sektörüne katkısı olabilecek insanlar tabii. Biz genelde hep mesleklerine göre seçilmiş yedeksubay adayları olduğumuzdan içimizde pek sanatçı taifesi yok ama büyük bir bölümümüz de büyük şehir çocuklarıyız. Yani eğlence alt yapımız kuvvetli. Sonunda altı yedi kişilik bir grubu seçti ve odasına çağırdı. Birbirimize bakıyoruz genellikle adada sululuk düzeyi yüksek, ufak tefek içki kaçakcılığı yaparak ada gecelerine özellikler katmış ve hepsinden de önemlisi yemek artıklarını dökülme saatinde şartlanmış olarak yemekhane kıyısına gelip kuyruk çırpan 3-4 kiloluk karagöz balıklarını avlayarak şişko satınalmacı yüzbaşının nefretini kazanmış bir grup olduğumuz görüyoruz. Herhalde sıkı bir ceza bekliyor bizi diye babalarımızın asker dostlarını araştırmaya başladık.

Kazın ayağı öyle değilmiş. Komutan ‘’sizin dönemde hiç iş yok’’ diye başladı konuşmasına. Susup dinliyoruz ki daha fazla kızdırmayalım adamı. Başladı önce söylenmeye.

- Çocuklar hayat çalışmaktan ibaret değildir. Asker çalışma aşkını ve şevkini barış zamanında topladığı moralden alır. Bizim sizi eğitmek kadar moralinizi de yüksek tutmak görevimiz var. Öyle değil mi Salih yüzbaşı?
- Evet komutanım.
- Şimdi uzun zamandır sizleri izliyorum. İyi çalışıyorsunuz. Deniz Kuvvetleri sizlerden birer yedeksubay olarak çok yararlanacak ancak dediğim gibi çalıştığınız gibi eğlenmeyi de bilmelisiniz. Öyle değil mi Salih yüzbaşı?
- Evet komutanım.

Ne çalışması be? Azıcık terlesek hemen başımızdaki bitli piyade asteğmenine su yok biz neyle duş alacağız diye itiraz ediyoruz o da hemen oturma molası veriyor. Eğitime çoğumuz elimizde birer roman ile çıkıyoruz. Biz gene de ciddiyetle dinlemeye devam ettik.
- Bakın yüzbaşı da bu gerçeği görmüş. Bana bu durumu düzeltmek için bir çalışma yapıp getirdi. Ben de bu çalışmayı inceleyip gerekli düzeltmeleri yaptıktan sonra uygulamaya koymaya karar verdim. Öyle değil mi Salih yüzbaşı?
- Evet komutanım.
- Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için yedeksubay adayları arkadaşlarımız arasından çalışmanın önemine binaen başarıyı arttırabilecek bir ekip oluşturma kararı aldık. Öyle değil mi Salih yüzbaşı?
- Evet komutanım.

Artık meraklanmaya başlamıştık. Aslında hepimiz ufaktan ufaktan uyanmaya da başlamıştık ama lafa girmek işimize gelmiyordu. Bırakalım komutan kendi yumurtlasın ne söyleyecekse diye beklemedeyiz. Sonunda baklayı çıkarttı ağzından.

- Çocuklar, yedeksubay adaylarının arasında şöyle bir gözlem yaptık. Çocuklarımızın moralini yükseltebilecek organizasyonu yapma kabiliyeti yüksek arkadaşları tahmin ve tespit ettik. Öyle değil mi Salih yüzbaşı?
- Evet komutanım.
- Sizi bu yüzden burada topladık. Şimdi sizlere bir görev emri vereceğiz. 7 gün izinlisiniz. İki hafta sonra burada yapacağımız eğlence için size güzel bir organizasyon ayarlamanızı emrediyorum. Salih yüzbaşı gereken yazıları hazırladı. Göreyim sizi bakayım.

İçimizde en fırlamamız olan talihin bir cilvesi olarak Yassıada da tutuklu kalmış Demokrat parti bakanlarından Polatkan’ın oğlu Mehmet öne fırladı.

- Başüstüne komutanım.

Dışarı çıkana kadar boğazımıza kadar gelmiş kahkahalarımızı tuttuk. Dışarı çıkıp azıcık da uzaklaşınca bağırış çağırışlar başladı tabii. Biraz eğlendikten sonra ben Mehmede sordum.

- Memo, iyi hoş da kimi ayarlayacağız yahu?
- Doğru be. Bir liste yapalım. Çağırmayacağımız arkadaşlara haber vermeyelim de ayıp olmasın.

Ben hepsini kendim gibi bir başına arkadaşları ile eğlenir sanıyorum ama pek de öyle değilmiş. Mehmet bir liste yaptı nerdeyse Türk popunun top 10 listesi. Sonra listedekileri yavuz ile beraber bir bir silmeye başladılar.

- Bu olmaz. Puşt geçen sene sevgilimi elimden almıştı.
- Bu şıllığı çağırırsak komutana bile sarkar. Denizci hastasıdır bu be.
- Bu da naz yapıp canımı sıkar.
- Selçuk olur. Kafa çocuktur eğleniriz.

Selçuk dediği Selçuk Ural. O zamanlar kızların bir numarası.

- Ajda da gelir ama sonra acısını çıkartır hepimizden.
- Ya bırak bunları. Kafamıza göre eğlenecek bir ekip kuralım. Tamam Selçuk gelsin. Berkant da uyar.
- Ama hep erkek olmaz ki. Komutan sanatçı görmek ister yaw.

Tahsin karıştı söze.

- Onu bana bırakın.
- Kimi getirecen?
- Sulukulenin yarısını taşırım buraya.
- Yaşasın be. Tamam işte.
- Ulan getirir sonra da koyunlarına sokarım ben kızları komutanların bizim askerlik biter be.

Devam edecek.....

 
 
azu
(Login azunicorn)

bilg abi

September 12 2003, 5:26 PM 

çok açma arasını, bekliyorum devamını, walla gerçekten...

mizah anlayışın için de seni kutlarım.. ben bu fıkradan sonra iyi bir zılgıt bekliyodum senden )

 
 
rope
(Login rope)

Hangi dönem seninki?

September 12 2003, 6:03 PM 

Beni denizci yapmadı bunlar.
Muhabere.
Gene Ankara yani.

 
 

Bilg
(Login paksu)

Ne bileyim yaw

September 12 2003, 7:28 PM 

51/3 müydü neydi...

 
 

Zork
(Login zorkallen)

Re: Bilg Askerde ... :))

September 13 2003, 4:52 AM 

Sulukule'den gelen giden olmayınca
kabak bilg'in başına patlar:



- Aç, aç, aç....!!!

 
 

Bilg
(Login paksu)

Nerden buldun bu resmimi yaw?

September 13 2003, 2:27 PM 

Makinanın arkasında aç aç aç diye bağıran da Zork....

Meraklı ya...

 
 
azu
(Login azunicorn)

bilg abi

September 16 2003, 6:53 PM 

amma nazlandın ha...

ayda bir felan mı oturuyosun yazmaya???

 
 
rope
(Login rope)

Azu'yu keser mi bilmem..

September 17 2003, 4:20 PM 

Ben anlatayım.
Bilg söylemişti ya,
ODTÜ Elektrik Kontrol mezunlarını Denizci yapıyorlar ya,
Denizciler de Yassıadada eğitim görüyor ya,
Yani Istanbulda,
Biz de hevesliyiz denizci olmaya,
Seçme sınavında canla başla cevapladık soruları.
Bekliyoruz denizci olacağız diye.
Hem muhtemelen Bilg filan da orada olacak,
İyi vakit geçireceğiz.
Gerçi Bilg gibiler olunca dereceye girmek zorlaşıyor.
Çünkü iyi kopya çeker.
Neyse, nasılsa meslek kurası filan gelir diye umuyoruz.
Ama unuttuğumuz özgeçmişimiz çıktı karşımıza tabii.
PTT de çalıştığımızdan,
Muhabereci yaptılar bizi.
Hay Allah.. gene Ankara! demişim.
At suratlı Binbaşı baktı yüzüme
Hadi lenn, dedi.
Millet ne torpiller buluyor Mamak Muhabere için,
De get şurdan!..
Çaresiz aldık belgeyi.
...
Ertesi sabah 05 Mavi treniyle gideceğim Ankaraya.
Hesaba göre öğlen filan Ankarada olacağım.
Akşama doğru da teslim olurum birliğe.
Arkadaşlar veda yemeği hazırlamışlar.
Boğazda eskiden bir Beyaz Saray restoranı vardı.
Hala var mı bilmem.
Geç vakte kadar içtik.
Eve geldiğimde 04 filan vardı.
Dut gibiyim tabii.
Trene zor yetiştim.
Çıktık yola, ama serhoşluğum geçmiyor.
Kahve filan karetmiyor.
Hafiften korku başladı. Ulan birliğe gittiğimde hala şerhoş olursam!...
Neyse..
Akşam üzeri gittim Mamak'a
Baktım bir kuyruk.
Yanyana iki üç masa dizmişler.
İki üç asteğmen, bir de üsteğmen gelenin ismini listeden buluyorlar.Elindeki kağıdı alıp hangi takıma gideceğini söylüyorlar, sonra da dahili elbiseleri ve çamaşır filan veriyorlar.
Üsteğmen yüzüme baktı
-Sen ODTÜ den misin?
-Evet efendim.
-Efendim yok, komutanım!...
-Peki efendim.
-Efendim yok dedik!...
-.....
-Birinci takım.
Elbiseleri filan aldım. Bozuldum biraz tabii. Etraftan sırıtanlar filan oldu.
Elbiseleri veren asteğmen homurdanıyor.
-Amium(bu azu'ca)iyileri hep kendine alıyor diye.
Anladım bizim takım komutanı üsteğmen.
Neyse, sivil iç çamaşırı giymek yasak, slip don filan görmeyelim üzerinizde, dediler.
Giyindik, doğru berbere.
Üç numara traş filan.
Bazı uyanıklar gelmeden traş olmuşlar.
Alabros...
Yemezler... Bir daha traş oldular tabii.
Er berber bir hınçla kesiyor ki saçları
Bu fasıl da bitti..
Eeee!? Ne n'apacaz?
Baktım bir kantin. Çay da var.
Gitim oturdum bir masaya. Saflık işte.. Garson bekliyorum.
Uyandım sonra. Gittim tezgaha bir çay aldım. 25 kuruş. Ucuz ama sidik gibi.
-Şuna biraz daha dem koy dedim ere.
-Çift olur dedi.
Olsun, elli kuruş.
Dışarıda en ucuz ikibuçuk lira zaten.
Oturdum çay içiyorum. Bu arada bakınıyorum, okuldan birileri var mı diye.
Yok anasını satiim.
Hepsi denizci oldu anlaşılan.
Masada boş yer var ya,
Birileri gelip oturmaya başladı.
Tanışmalar filan.
Herkes anlatıyor.
Mesleği, nerede çalıştığı, bekar mı filan.
Birazdan bir grup girdi kantine.
Biri ağlıyor, diğerleri avutmaya çalışıyor.
Herhal dedik, gelir ayak bir yakını öldü.
Biri gitti öğrendi problemi.
Herif Erzurumluymuş.
İlk defa evinden uzaklaşıyormuş.
Yani bütün tahsil hayatı, çalışma hayatı filan Erzurumda geçmiş.
Anasını babasını özlemiş.
Oohaaa!!...
Kazık kadar herif.
30 var yaşı..

 
 

Bilg
(Login paksu)

O kesmezse bu keser

September 17 2003, 5:08 PM 

O akşamüstü komutanın da içine dahil olduğu tekne ile şehre gitmemize karar verildi. Hepimiz tekneye doluştuk, biraz sonra komutan da geldi ama adam bizi görür görmez yüzü ekşidi. Üzerimizde artık giymeye başladığımız beyaz öğrenci elbiselerimiz var ama hepimizde birer karış da sakal var.

- Salih Yüzbaşı!
- Buyrun komutanım.
- Ne bunların halleri böyle?
- Komutanım su yok.
- Gönder hepsini geriye. Böyle çıkartamayız dışarı.
- Başüstüne komutanım.

Bizde tabii acaip hayal kırıklığı. Mehmet süklüm püklüm komutanın yanına gitti.

- Komutanım.
- Dinliyorum.
- Akşama Ajda ile randevu almıştık da arkadaşlar ile.
- Kim Ajda be?
- Ajda Pekkan komutanım.
- Haaa. Ne yapalım yahu Salih Yüzbaşı?
- Gitsin sivillerini giysinler komutanım.
- İyide yasak değil mi? Neyse yahu ben telsizle haber veririm Heybeliadaya hava kararınca arka kapıdan çıkartsınlar bunları.

Rahatladık tabii. Bir gece bir gecedir. Ajda filan hikaye. Hepimiz kız arkadaşımıza gidecez ya da kafa çekecez. Ne güzel günlerdi. O zaman her haftasonu üç kuruş maaşımız ile ya Sezen Aksu ya Nilüfer dinlemeye giderdik hala da paramız kalırdı.

Bir hafta hayta hayta dolaştık. Hele benim bu taraklarda hiç bezim yok. Ne sanatçı tanırım ne Sulukule ekibi. 6. günde bende bir telaş başladı. Sağa sola telefon ediyorum ama kimse en ufak bir hazırlık yapmamış. En sonunda gecenin bir yarısında Memo’yu uykusundan kaldırdım.

- Memo kalksana ulan!
- Hııııı. Huuu. Haaa.
- Oğlum uyansana be. Yarın sabah 7:30 da Heybelide olacaz. İzin bitti.

Hiç ses gelmedi karşıdan. Sonra hafif iniltiler geldi. Bir dakika kadar sonra aymıştı.

- Deme lan. Yarın izin bitti mi şimdi?
- E tabii.
- Hay Allah. İyiydi böyle.
- Ne yaptınız lan. Ayarladınız mı birilerini?
- Ne ayarı be? Kimi ayarlayacaktık?
- Oğlum Memo iyi misin sen? Ulan yakar çıramızı komutan bizim.
- Dur yahu sabah daha çok var. Ben bişeyler yaparım. Hadi iyi uykular.

Bir şey dememe fırsat bırakmadan kapattı telefonu. Ben pimpirikli adamım. Sabahı sabah ettim. Sonunda erkenden Heybeliye geçtim. Allahtan hepsi orada. Herkes birbirine soruyor ne yaptın diye ama hiç kimse kılını bile kıpırdatmamış. En sonunda Memo konuştu.

- Siz konuşmayı bana bırakın. Sadece tasdik edin yeter. Sakın kafanızdan bişeyler uydurup beni yalancı da yapmayın.

İyi bari dedik. Neyse Atak gemisine bayrağa dönüp birer selam çakarak girdik. Su gemisi filan farketmiyor kıçındaki bayrağa selam vermedin mi geminin komutanı fena alınıyor. Hepimiz kıç tarafta toplandık. Tertemiz traşlı ve de yanımıza aldığımız öğrenci elbiselerini de yıkattığımız ve ütülettiğimiz için çakı gibiyiz. Komutan bizi görünce gözlerinin içi güldü.

- Bilgin gel bakayım buraya.
- Başüstüne komutanım.

Aldık mı belayı başımıza. Anlat diyecek ama ben ne anlatacam. Gittim yanına ama gözlerim Memoda.

- Ne yaptınız oğlum? Ayarladınız mı?
- Ayarladık komutanım.
- Eeee? Kimler gelecek.
- Komutanım Mehmet bir bölümünü ayarladı ben diğer bölümünü. İş bölümü yaptık. Ben sahneye son çıkacakları ayarladım. İsterseniz önce Mehmet anlatsın.
- Öbürleri ne yaptı peki?
- Komutanım bu işler öyle sanatçı ile olmuyor sadece. Müzik sistemi var. Çalgıcılar var. Yiyecek organizasyonu var.

Hafif kısık sesle ekledim.

- İçecek organizasyonu var.
- Haaa. Aferin bak ben bunları düşünmemiştim. Çağır Mehmedi de o başlasın o zaman.

Sevinçle koştum Memoya. Anlattım söylediklerimi. Ulan aldık mı başımıza belayı bu kadar adama yiyecek ile içecek mi ayarlayacaz bi de diye söylenmeye başladı. Tuttum kolundan sürükledim komutanın yanına.

- Anlat bakalım Mehmet neler ayarladın.
- Komutanım birinci sınıf eğlence olacak. Çok mühim isimler ile ön görüşmeleri yaptım.
- Kimlermiş bakayım.

Alttan tepiklemesem Julio Iglesias ve Tom Jones bile girecek listeye.

Devam edecek....

 
 
rope
(Login rope)

-Çok da arkadaşı var.

September 18 2003, 3:09 PM 

-Ne kalabalık gelmişler....
-Yok, dedi birisi
-Arkadaş değiller, bakmışlar herif ağlıyor, toplaşmışlar başına. Etraftan ilgi arttıkça herif işi iyice azıtmış.
Yeni gelenlerden biri kalktı,
-Beyler çay?
Olur dedik. Gitti, geri geldi,
-Bardak yokmuş!...Çayını bitirenlerin bardaklarını toplayın diyorlar.
Kimse bardağını vermiyor ki...
Bitiren gidip bir daha alıyor.
Neyse para toplayıp bardak almaya karar verdik.
Bin lira filan toplanmış.
Saat sekiz buçuk filan oldu.
Yataklara dediler.
Yatakhaneler elli kişilik.
Yurtta kaldık daha önce, alışığız ama,
Elli kişi birden soyunup giyiniyor,
Herkes çişini yapıyor,
Dişini filan fırçalayanlar,
Bir curcunadır gidiyor.
Yurtta böyle telaşe olmazdı.
Yattık, ışıklar söndü ama,
Herkesin sinirler ayakta,
uyuyabilene aşkolsun.
Horlayan mı ararsın, sayıklayan mı...
Hele ossuranlar!
Sabah dersler başlayacak diyorlar.
Uyumak lazım.

 
 

MGK
(Login pakopako)

50 mi...

September 21 2003, 2:19 PM 


Biz 138 kisi uyuduk..
Tahayyullere eziyet..

 
 
azu
(Login azunicorn)

ikinize de

September 22 2003, 1:17 PM 

çok teşekkürler Bilg abi ve de Rope abi... ara sıra erkeklerle dalaşmadan bir şeyler okumak pek bi iyi geldi bana... )

geçen gece "O Şimdi Asker" i seyrederken kulaklarınız çınladı mı??? Azu hep sizi andı: "eneee, rope'a da komutanı "efendim yok, komutanım" diye bağırmıştı".. veya "eneee Bilg'den de taburu eğlendirmesi istenmişti" diye

devam pliizzz


 
 
rope
(Login rope)

İçtima

September 22 2003, 4:06 PM 

Sabah kahvaltısı
Çay, beyaz peynir, gül reçeli, margarin, zeytin.
Sonra içtima var dediler.
Toplandık sahada.
Saha dediğin asfaltlanmış bir alan.
Aynı zamanda basketbol, minyatür futbol da oynanan bir yer.
Ne yapacağını bilmiyor kimse.
Takım takım ayrıldık.
Bizimki birinci takım.
Altı takım var.
Bizim takım komutanı Piyade üsteğmen.
Diğerleri Asteğmen.
Takım komutanları mümkün olduğu kadar boy sırasına göre düzenlediler takımları.
Uzunlar önde.
Bölük komutanı konuşacakmış.
Bazıları kepini unutmuş.
Bir koşu gidip aldılar.
Bölük komutanı minyon bir tip.
Yüzbaşı.
Ama acaip havalı.
Üst düzey subaylar gibi selam veriyor.
Yani küçük parmağı hafif diğerlerinden ayrı.
Uzunca konuştu.
Ne yapılacak, ne yapılmayacak
Nerelere gidilecek, nerelerden uzak durulacak vs.
Takım komutanları oryantasyon eğitimi verecekmiş zaten.
Üzerinde en çok durduğu konu,
Evlere yazılan mektuplarda okul hakkında bilgi verilmemesi.
İkincisi torpil...
Askerlikte torpil olmazmış.
Kimse yukarılardan torpil bulmaya kalkışmasınmış.
Torpil yaptıranları teşhir edecekmiş.
Yemin törenine kadar şehir izni yokmuş.
Bir ay içerdeyiz yani.
Kıpırdamadan dinliyoruz.
Arada bir pis bir koku geliyor.
Dayanılır gibi değil.
Ossuruyor itin biri.
Kimin yaptığını tesbit imkansız.
Tabii her koku bombasında bizim takım kıpırdanıyor.
İlk fırçayı yedik Yüzbaşıdan.
Bundan sonra gözü birinci takımın üzerinde olacakmış.
Komutan konuşurken kıpırdamak var mı?
Neyse bitti.
Doğru sınıflara.
Araştırdık pis kokunun kaynağını tabii.
Kesin değil ama bir iki şüpheli var.
Yakalarsak bakacaz icabına.

 
 

Bilg
(Login paksu)

devam

September 22 2003, 7:34 PM 

Komutan epey keyiflendi eğlence başarılı olacak diye. Komutan yardımcısı yarbay da fırlamanın önde gideni. Çekti beni kenara.

- Bana bak Bilgin uydurmuyorsunuz değil mi?
- Yok efendim uydurur muyuz hiç. Çok güzel bir eğlence olacak ama sizden rica etsem de komutana söyleseniz Mehmet ile benim bu hafta da dışarda kalıp herşeyi garantilememiz lazım.
- O kolay. Adaya gidince ben söylerim.
- Efendim bi de Tahsin. Çocuk kendi müzik setini ayarlayacak. Kimse vermiyor pahalı şeyler diye.
- Tamam ama başkası olmasın.
- Tamam efendim.

Öbürleri zaten bi halta yaramamışlar diye gıcığım hafiften. Kıs kıs gülmeye başladım ne biçim kıskanacaklar diye. Adaya iner inmez bizim bitli piyade hemen bizi eğitime sokmaya niyetlendi ama ben karşısına çıkıp yarbay odasına çağırıyor Mehmet, Tahsin ve beni deyince teslim oldu. Biz önce yatakhaneye çıkıp açık muslukları kapadık. Sonra nöbetçinin yanına gidip komutanın bütün hafta teftiş yapacağını geceleri bile su harcanmaması gerektiğini ve kendinden sonraki nöbetçilere de mutlaka söylemesini bildirip millete bi kazık attık. Üstümüzü değiştirip eşofmanlarımızı giydikten sonra doğru spor salonuna kaçtık. Öğlen saatine kadar oraya kimse gelmiyordu. Öğlen saatlerinde spora çok düşkün olan yarbay, Salih yüzbaşı ve birkaç astsubay ile bizlerden de üç beş kişi voleybol oynamaya başlıyorduk ve de oyunumuz genelde mesai saatinin bitimine yarım saat kalaya kadar sürüyordu. Hatta bazen maç heyecanlı olursa komutana yarbay çok işleri olduğunu ve akşam adada kalacağını telefonla söylüyor ve maça devam ediyorduk.

Öyle akşamlarda eğer bizim takım yemekhane artığı dökülürken birkaç karagöz yakalamışsa bir tanesine el koyuyor ve yarbaya götürüyorduk. Balık hem suspayı olarak hizmet ediyor hem de yarbayın Yeni Rakısından hiç olmazsa birkaç duble olarak da bize geri dönüyordu.

Yarbayın Yeni Rakılarının da pazartesi günleri okula gelirken zulada getirilen kaçak rakılardan oluştuğunu bilmem söylemem gerekir mi...

Devam edecek....

 
 
rope
(Login rope)

Bizde rakı çok sonra..

September 23 2003, 3:11 PM 

Sınıf ilginç.
5-6 Elektrik mühendisi var.
ODTÜ den bir ben.
İsviçrede okumuş biri var.
Turgut Bezmen.
Bezmen'lerin en küçüğü.
Almanca, Fransızca, İngilizce biliyor.
Diğerleri Yıldızdan,Erzurumdan filan.
Makina mühendisleri, İnşaat mühendisleri, Hukukçular, İşletmeciler, bir de gazeteci bile var.
Yaşlar ilerlemiş.
Yöneticilik yapanlar bile var.
Biri Kara Yollarında bölge müdürü olmuş.
PTT de Bölge müdürü olmuş biri var.
Kendi şirketi olanlar var.
Erol Kohen (Geçenlerde bir yolsuzluğa adı karıştı)ve bir yakını bizim takımda.
Malum Muhabereci olacağız.
Derslerin çoğu elektrikle ilgili.
Baktım, bunlar çerez gibi gelir.
Diğer takımlar da böyleyse
Rahat dereceye girerim.
4 ay sonra ver elini Istanbul.

Yemeğe gidilecek.
Sıraya dizildik.
Yemekhane uzakça.
Uygun adım gittik.
300 kişi birden yemeğe gidince tabii biraz kargaşa oluyor.
Aldık yemekleri. Kimse yemeğe başlamayacak.
Komutan yerini aldıktan sonra
Sofra duası
Tanrımıza hamdolsun,
Milletimiz varolsun,
Afiyet olsun
Sağol.
Yemekler harika,
Çorba, kuzu kızartma, prinç pilavı, revani.
Ulan bu ne be!
Okul pırıl pırıl,
Subaylar adam gibi davranıyorlar.
Yemekler dersen ODTÜ kafeteryasına beş basar.
Nereye düştük biz!
İçim rahatladı valla...
4 ay kolay geçecek.

 
 

Bilg
(Login paksu)

Sıçtık

October 3 2003, 9:16 PM 

Bir hafta daha sürtük İstanbulda. Ben komutan ve şürekası ile koordinasyonu sağlamaktan ibaret bir görev edinmiştim kendime. Diğer bütün işler Mehmet ile Tahsinin üstünde. Haftasonunda aradılar, buluşalım dediler. Moda da Buluştuk. O zaman çay bahçesi ile dondurmacıdan başka bir halt yoktu orada. Oturduk çay bahçesine. Tahsine döndüm.

- Ne ettiniz yahu?
- Valla benim işim kolay Bilgin. Müzik setini hazırladım. Sulukuleden 5-6 dansöz kız ile bir de darbuka-zurna takımı ayarladım iş bitti.
- Ya sen Memo?
- Sorma?

Kalbime inecekti vallahi.

- Ne demek sorma len? Linç eder komutanla yarbay bizi.
- Yok yok bişey olmaz.
- Anlat be.
- Oğlum ben bulamamaktan değil fazla bulmaktan sıkıntılıyım. Pazar eğlencesi dedim ipini kopartan atladı. Ne çok meraklı varmış be.
- Ne pazarı be? Pazar günü adada mı kalacaz?
- Valla başka çare yok. Pazar gününden başka gün gelmiyorlar. Üstelik bir tek onlar gelse gene iyi. Ajda ağzından kaçırmış vali bende gelirim demiş.
- Uy babooooo. Sıçtık.
- Dur daha liste bitmedi. İçişleri bakanı da İstanbulda olacakmış vali onu da çağırmış.
- Siktir lan. Dalga geçiyorsun.
- Anam avradım olsun be.

Beş dakika gıkım çıkmadığını hatırlıyorum. Yavaşça mırıldanmışım.

- Eeeee?
- Esi sağlık. Bakan politik şov olsun diye gazetecilere haber vermiş. Ayıp olmasın diye Milli Savunma Bakanını aramış.
- Olmuşken cumhurbaşkanını da arasaydınız be.
- Kim dedi aramadık diye.
- Ananın......
- Küfretme len. Ben mi aradım sanki.
- Ben bunları söyleyemem komutana askerliğimi yakar.
- Söyleyecen eşek gibi. Koordinatörüm diye şişinip durmuyor muydun?
- Ulan puştlar sayemde iki hafta kemiksiz tatil yaptınız. Bu bana yapılır mı be!

Baktım Tahsin kıs kıs gülüyor biraz rahatladım.

- Ben bunun intikamını almam mı sizden lan.
- Neyin intikamını?
- Yemeyin beni be. Kalbim duracaktı az daha. Gülme lan kıs kıs puşt.
- Daha hepsini duymadın da ondan gülüyorum alık.
- Ne demek o?
- Cumhurbaşkanı gelemeyecekmiş. İyi ki de gelemiyor ağır adam eğlenceye mani olurdu. (bilmeyenler için not: Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk idi ve de hakikaten ağır devlet adamı idi.)
- Hadi ordan be yemezler artık.
- E yarın görürsün. Haber adaya varınca.
- Yassıadaya mı?
- Ne Yassıadası Heybeliye tabii ki. Deniz Eğitim Komutanlığını arayacaklar. Onların himayesinde düzenlenmiş olacak. Eşleri de geliyor hepsinin. Birinci Ordu Komutanına bile gitti haber. Tüm askeri erkan ve siyasi erkan.
- Ben bu Ajdanın ağzına sıçmam mı?

Devam edecek.....

 
 
azu
(Login azunicorn)

bilg ve rope

October 5 2003, 9:16 PM 

ula pehlivan tefrikaları her gün düzenli yayınlanıyordu en azından... daha sık yazsanıza ula....

 
 
rope
(Login rope)

Pehlivan tefrikası mı bu?!

October 6 2003, 2:43 PM 

Dersler başladı.
Günde 5 saat ders.
Ulan biz üniversitede bile günde 5 saat derse girmiyorduk.
Bu ne be!
Herifler resmen birşeyler öğretmeye çalışıyorlar.
Hayır,
Konular bildik, zor değil ama
Ders, teneffüs, ders, teneffüs..
bir de akşam etüd varmış.
Nezaretçi bir subay
zorla ders çalıştırıyor.
İkinciveya üçüncü gün.
Etüddeyiz.
Bizim takım komutanı başımızda.
Bir ara dışarı çıktı.
Ha bu arada,
Koca koca adamlar,
Nasıl çocuklaşıyorlar böyle ortamlarda
Hayret yani!
Bir gürültü ki,
İlkokul çocukları yapmaz.
Hele o karayolları bölge müdürü olan,
öyle maskaralıklar yapıyor ki
İnanılmaz!
Kapı açıldı,
Bir asteğmen girdi içeri.
Uzun boylu, kızıl saçlı biri.
Nasıl da güler yüzlü.
Herkesin ismini, mesleğini soruyor,
Bunlar da buldular ya yakın davranan birini,
Hemen başladılar sorulara.
Sınavlar zor olur muymuş,
Çavuş çıkardıkları oluyor muymuş,
Yemeklere şap katıldığı doğru muymuş filan...
Kapı tekrar açıldı.
İçeriye hışımla bir yarbay girdi.
Sandım ki,gürültü duyuldu da herif fırçaya geldi.
Herkes de dondu tabii.
Asteğmen de dahil.
Yarbay doğruca Asteğmene yöneldi.
-Ne işin var lan senin burada? Çık dışarı!...
Asteğmen kem küm ediyor.
Yarbay habire iteliyor.
-Çık dışarı hayvan heriiif!
İte kaka çıkardı asteğmeni dışarıya.
Kapıyı da çarptı gitti.
Biraz önceki o gürültülü sınfta çıt yok.
Buz kesti ortalık.
Kafalar karışık.
Ne olduğunu anlamadık.
Ulan herifler nasıl da iyi davranıyordu...
Bize de yaparlarsa benzer muameleyi sıçtık valla..
Birazdan bizim takım komutanı geldi tekrar.
Sınıf suskun.
-N'oldu yav?
Anlattık hep bir ağızdan.
Böyle böyle oldu diye...
Ertesi gün anlattı takım komutanı.
Öğrenmiş.
Herif MHP militanıymış.
Muhabere okulunda örgütleme faaliyetleri yürütüyormuş.
Takibediliyormuş zaten.
Bu arada bizimle beraber başlayan öğrencilerden ikisi de,
Erlere güreş öğretme hikayesiyle
Erler arasında faaliyete başlamışlar bile.
Onlar da yakalanmış.
Acele postaladılar onları da,
Er eğitim okullarına.
Ulan vay canına be,
heriflere bak.
Biz ders çalışıyoruz,
Onlar siyasi faaliyet yapıyorlar.


 
 

Bilg
(Login paksu)

Bakalım bu sene bitirecek miyim?

October 9 2003, 7:13 PM 

Pazartesi sabahı vapurda gene çakı gibiydik. Aslında bize verilen beyaz elbiseler buruş buruş bişey. Yıkatıp ütülettirdikten sonra bir giyiyorsun beş dakikada torbaya dönüyor, o yüzden yedeksubay okulunun afilli takımı hemen gidip özel kumaşlardan subay elbisesi diktirmiş durumdayız. Çakı gibi pantolon, çakı gibi ceket tırım tırım dolaşıyoruz.

Çaktık selamı ve girdik bizim su gemisinden bozma komutanlık gemisine. Daha komutan ve erkan gelmediğinden gittik astsubayların arasına yarenlik yapmaya başladık. Bu astsubay – yedeksubay ilişkisi önemli bir ilişkidir askerlikte. Özellikle denizci astsubaylar asteğmenlere subay gözüyle bakmazlar, asteğmenlerde zaten onlara astları gözüyle bakmazlar. Bu yüzden aralarında oldukça dostane bir ilişki vardır. Hemen çaylar hazırlandı, laklak başladı. Azıcık anlattık bizim eğlence ile ilgili olayları ‘’Yahu siz yırttınız size artık askerlik yaptırmazlar’’ dediler. Hoşumuza gitti tabii. Az sonra komutan da geldi, ona da bir hoş geldin selamı çaktık. Bakışlarından olayın gidişatı ile ilgili pek fazla bilgisi olmadığını anında anladım.



Az sonra çağırdı yanına. Üçümüz beraber gittik. Ne de olsa bu sefer hiçbirimiz olaya tam vakıf değiliz. Hiç olmazsa birimizin bıraktığı yerden öbürü başlayacak.

- Anlatın bakalım çocuklar.
- Komutanım durun ben birer çay yaptırayım.
- Çocuklara da söyle Salih yüzbaşı.

Yahu koskoca yüzbaşı nerdeyse bize çay servisi yapacak. Derhal önüne geçtim.

- Siz durun yüzbaşım Tahsin getirir çayları.

Tahsinin pis bakışlarını gülümseyerek seyrettim tabii.

- İşlem tamam komutanım. Ama...
- Ne aması?
- İşler biraz karıştı.
- Nasıl karıştı?
- Komutanım biz şöyle güzel birşeyler olsun diye işin çapını biraz geniş tutalım dedik.
- İyi etmişsiniz. Daha eğlenceli olur.
- Biz de öyle düşündük ama sanırım çap bizim istediğimizden de geniş oldu.
- Dur şu çayları soğutmayalım.

Tahsin servisi bile kendi yaptı. Bu işleri aslında iyi bilirdi. Ben Tahsinle askere gitmeden önce arkadaştım ve sık sık onun bekar evine giderdik. O zamanlar Türkiyede iki tane hardal fabrikası vardı ve Tahsinin babası bunlardan bir tanesinin sahibi idi. Benim domatese bile hardal sürüp yeme merakım ordan peydahlanmıştır.

Sonunda sadede geldik.

- Komutanım biz daha eğlenceli olsun diye Pazar günü yapalım istedik.
- Niye cumartesi değil?
- Sanatçı takımı cumartesi genelde sahne alıyor. Pazarları boşlar.
- Haaaaaa!!! E madem öyle iyi yapmışsınız.
- İyi de biz Pazar deyince, bir de piknik yapacaz, eğlenecez deyince ne kadar tanıdık sanatçı varsa biz de geliriz dedi. Mecburen birer hafta arayla iki eğlenceye söz verdik.
- Tamam işte aferin. Valla Salih Yüzbaşı ben hep demedim mi sana bunlar akıllı çocuklar diye.
- Dediniz komutanım.



Ulan burasını ben de bilmiyordum. Şöyle bir yüzüne baktım Mehmedin ve uydurduğunu anladım. İki hafta izini daha garantiye almıştı uyanık. Nasıl olsa gelemeye istekli beş – altı tane arkadaşı vardı. Birilerini bir pazara öbürlerini de iki hafta sonraki pazara ayarlardık. Sulukule ekibi de üç otuz paraya geliyordu zaten. Tahsinle beraber derhal destekleme pozisyonu aldık.

- Komutanım ben de çalgıcı ekibi ile ses düzenini ayarladım. Tüm sistemi gelecek hafta kuracağım.

Ulan göz göre göre tesir saham daralıyordu. Tüm işler Mehmet ile Tahsin tarafından yapılmış gibi olmuştu bu durumda. Derhal bir manevra düzenledim.

- Evet komutanım. Sağolsunlar Mehmet ile Tahsin çok yardımcı oldular bana.

Bu ufak manevra üstte kalmamı sağlamıştı. Bıraktım devam etsinler.

- Komutanım nasıl söyleyecem bilmiyorum ama ufak bir değişiklik yapmanız gerekecek.
- Hayrola Mehmet?
- Ben ilkönce Ajda’ya söylemiştim nasıl olsa işi vardır gelemez ama hiç olmazsa çağırmamazlık etmemiş olayım diye.
- Gelemiyor mu?
- Geliyor gelmesine de yalnız gelmiyor.
- Kimi getiriyor? Sevgilisini mi?
- Daha beterini komutanım.

Bir denizci için güzel bir kadının sevgilisinden başka kimle gelmesi sorun olabilirdi ki? (Not: o zamanlar Ajda henüz gergin değildi ve güzeldi)

- Kim yahu?
- Vali bey ile komutanım.
- Neeeee? Ajda vali ile çaktırmadan işi mi pişirmiş be?
- Yok valla öyle değil komutanım. Akşam sahnede Pazar günü denizciler ile birlikte olacağım kendimi çok şanslı hissediyorum filan demiş. Vali bey de oradaymış. Hayrola diye sormuş. O da söylemiş. Denizci arkadaşlarım çağırdı gelecek Pazar Yassıadada kuzu çevirip eğleneceğiz demiş. Vali bey de ben de geliyorum demiş.
- Hay aksi. Protokol olacak şimdi.
- Biz de öyle düşündük komutanım. Onun için nasıl olsa bir tanesine protokol olacak öbürleri de farketmez dedik.
- Ne demek öbürleri?

Bu nokta oldukça ince bir noktaydı ve Mehmet ile Tahsin derhal benim koordinasyon görevimi hatırlayıp kolumdan ileri sürdüler.

Devam edecek.....

 
 
 
< Previous Page 1 2 Next >
  Respond to this message   
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  
Find more forums on ComedyCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

TÜRÜK YURT | kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2012

rss